Blog

  • BAKAN BÖHMER’İN ELEŞTİRİLERİNE CEVAP

    BAKAN BÖHMER’İN ELEŞTİRİLERİNE CEVAP

    BERLİN-BRANDENBURG TÜRKİYE TOPLUMU’NDAN BAKAN BÖHMER’İN ELEŞTİRİLERİNE CEVAP: “BÖHMER’İN UYUMDAN SORUMLU BAKANLIK GÖREVİNE UYGUN OLMADIĞI KONUSUNDA BİR KANIT EKSİKSE BUNU ŞİMDİ KENDİSİ VERMİŞTİR”

    BERLİN (A.A) – 18.06.2008 – Berlin-Brandenburg Türkiye Toplumu (TBB), Alman hükümetinin göç ve uyumdan sorumlu devlet bakanlığı görevine uygun olmamakla eleştirdiği Bakan Maria Böhmer’in TBB’ye yönelik eleştirilerine cevap verdi.

    TBB sözcüsü Safter Çınar, bu konuda yaptığı yazılı açıklamada, Böhmer’i, göç yasasının yeniden düzenlenmesi ve vatandaşlık sınavıyla ilgili görüşlerinden ve Alman toplumuyla göçmen toplumları arasında bir arabulucu gibi davranmak yerine, bir “hükümet sözcüsü” gibi davrandığı gerekçesiyle sıkça eleştirdiklerini hatırlatarak, “Böhmer’in uyumdan sorumlu bakanlık görevine uygun olmadığı konusunda bir kanıt eksikse bunu şimdi kendisi vermiştir” ifadesi kullanıldı.

    Böhmer’in kendilerine yönelik eleştirilerinde TBB’nin demokratik tartışma ortamından uzaklaştığını öne sürdüğünü hatırlatan Çınar, bu durumda kendi demokrasi anlayışının nerede kaldığının sorulması gerektiğini, ülkede yaşayan göçmenlerin, demokratik bir hak olarak Alman hükümetini de gerektiği takdirde eleştirme hakkını büyük ölçüde takdir ettiklerini belirtti.

    Uyum zirvelerine davet edilmelerinden dolayı da büyük mutluluk duyduklarını, ancak bunun, hükümetin hiçbir kararını eleştirmeyecekleri anlamına gelemeyeceğini ifade eden Çınar, uyum zirveleri sırasında Alman hükümetinin bazı kararlarının çok sayıda katılımcı tarafından da eleştirildiğine dikkat çekti.

    Bakan Böhmer, bugün yaptığı yazılı açıklamada, TBB’nin kendisine yönelik eleştirilerinden dolayı, Almanya Türk Toplumu’nun (TGD) yapacağı olağan genel kurul toplantısına katılmayacağını bildirmişti.

    (EA-HA-SRP)

  • CIA ajanı Amerikalı kadın aranıyor

    CIA ajanı Amerikalı kadın aranıyor

          Özgür CEBE/DİYARBAKIR, (DHA)
         
          Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Güneydoğu illerinde faaliyet gösteren Barbara Anna Lakeberg isimli CIA ajanı hakkında yakalama emri çıkardı. Lakeberg’in DTP mitinginde elindeki Kuran’la terörist Öcalan propagandası yapan “PKK’lı İmam”la bağlantısı da tespit edildi.

          Batman’da DTP bünyesinde oluşturulan inanç komisyonu üyesi ve Saidi Nursi düşüncesindeki bir dini cemaat lideri olduğu iddiasıyla tutuklanan Hüseyin Bulut’un da aralarında bulunduğu 14 sanıklı davada adı geçen ve Amerikan gizli servisi CIA elemanı olduğu ileri sürülen Barbara Anna Lakeberg adlı kadın hakkında, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı yakalama emri çıkardı. Polisin her herde aradığı Amerikalı kadın ile ilgili Adalet Bakanlığı da Başsavcılıktan bilgi istedi.

          Batman’da nevruz kutlamaları sırasında teröristbaşı Abdullah Öcalan ve Saidi Nursi posterlerini açıp yasadışı slogan attıkları için tutuklanan 14 sanıkla ilgili davada adı geçen ABD’li kadın ile ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçti. ‘PKK’ya yardım etmek, Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki kanuna muhalefet, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek ve askerlikten soğutmak, PKK örgütü adına suç işlemek ve örgüt propagandası yapmak’ suçlarından 5 yıldan 20 yıla kadar hapis istemiyle haklarında dava açılan sanıklardan cemaat lideri 53 yaşındaki Hüseyin Bulut ve yardımcısı Aydın Tunçyüzlü’nün, CIA elemanı olduğu iddia edilen Amerikalı Barbara Anna Lakeberg adlı kadın ile olan bağlantıları belirlenince, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı kadın hakkında yakalama kararı çıkardı.

          Budist olan ve iyi derecede Kürtçe konuşabilen Lakeberg’in Kuzey Irak’ta insan hak ve özgürlükleriyle ilgili bir dernek kurduğu, bu derneğin bir şubesini ise Diyarbakır’da açmak istediği, bu konuda da sanıklar Hüseyin Bulut ile Aydın Tunçyüzlü’den yardım istediği telefon görüşmeleri ve sanıkların ev ve işyerlerinde ele geçen dokümanlardan belirlendi.

          Barbara Anna Lakeberg’in Güneydoğu’da yaşayan bölge insanını CIA ajanı olarak gördükleri şeklinde telefonla her iki sanığa bilgi verdiği belirlenince, kadın hakkında yurt çapında yakalama kararı çıkarıldı. Lakeberg’in halen Türkiye’de olabileceği, yasal yollardan yurtdışına çıkış yapmadığı tespit edildi. Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü de, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir yazı gönderip adı geçen ABD’li kadın hakkında herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığı yönünde bilgi istedi. Banka hesap hareketlerinde yüklü miktarda para tespit edilen sanıklardan Aydın Tunçyüzlü’nün evinde ise Barbara Anne Lakeberg’in kaleme aldığı mektup da kadın ile ilgili dosyaya delil olarak konuldu. Lakeberg kendi el yazısıyla yazdığı mektupta, “Sizin için önemli olan bir ülke ya da toprak parçası var. Afrika ile aynı şekle sahip sizin için çok önemli olan bir yer var bu toprakların ortasında. Kendiniz için önemli olan bir iş var bu topraklarda” dediği yer alıyor.

          ABD’li kadın ile ilişkisi olduğu tespit edilen cemaat lideri Hüseyin Bulut’un ise, ele geçen CD’lerde cemaat üyeleri yönelik konuşmasında, “Türk milleti denen millet kendine istediğini bu millete istiyor mu? Adaletsizlik, zulüm var. Ne zaman harf inkılabı olursa demek ki Deccal (Atatürk’ü kastediyor) ne olmuş çıkmış, kim harf inkılabı yaptı, Deccal olayı bitmiştir. Harf inkılabı yapana destek veren de Deccal’dir. Bugün Sevr anlaşmasından bu yana Kürdistan 8 parça olmuş. Suriye, İran, Irak, Türkiye, Nahçivan, Azerbeycan ve Sovyetler’dedir bu parçalar. İmamlar melündür Arap ırkçılığı yapıyor. Yani Kürdistan’ı kurtaracak Kürtlerdir. Risale-i Nur Kürt’lerin imdadına gönderilmiş. Bizim de devletimiz olsun, dinsiz bir devlet olsun. Şerefime namusuna dinsiz bir devlet bizim Kürtlerin bu halinden hoştur.

          Keşke Rusya’nın, İsrail’in işgalinde olsak, İsrail ne kadar vicdanlı, merhametli şevkatli. Yani Türkiye’ye göre ha. Milletimin kurtuluşu için bin tane oğlum olsa demokratik Cumhuriyet için feda edeceğim. Devlet olsun da bizim olsun, dinsiz olsun. Çünkü Türkler meşrutiyette bize zulmetti” dediği tespit edilmişti.

          Bulut’un telefon dinleme kayıtlarında da din dersi adı altında yanına aldığı kız çocuklarına haraket, fiili livata ve anal ilişki teklifinde bulunduğu belirlenmişti.

    From OYA BAIN [[email protected]]

  • Obama ile ilk temas

    Obama ile ilk temas

    Hürriyet – 19 Haziran 2008

    Türk Dışişleri ile Obama’nın kurmayları ABD’de bir araya geldi. Obama, Ermeni tezleri ve İran ile ilgili hangi önemli açıklamalarda bulundu?

    Metehan DEMİR YAZIYOR

          ABD’de rakibi Hillary Clinton’u devre dışı bırakarak Demokrat Parti’den adaylığını kesinleştiren ve böylece Amerikanın yeni Başkanı olma yolunda büyük bir engeli daha aşan Barack Obama Türkiye’ye önemli mesajlar gönderdi.

          Washington’daki güvenilir kaynaklardan alınan bilgiye göre, içinde Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın da bulunduğu iddia edilen bir heyet ABD’de bulunduğu sırada, Barack Obama’nın yönetiminde yer alacak kritik başdanışmanları ve kurmayları ile bir araya geldi.

          George Bush sonrası süreçte Barack Obama’nın ABD Başkanı seçilmesi halinde, Türk-Amerikan ilişkilerinin nasıl gelişeceği endişesi ile yapılan görüşmede oldukça kritik konular gündeme geldi. 

          Öncelikle, Babacan ve ekibi, Obama’nın kurmaylarına, kendisinin, sözde Ermeni soykırımını tanıyacağı yönünde Ankara’da ciddi rahatsızlığa yol açan açıklamalarını sordu. 

          Aldıkları yanıt ise şöyle oldu: “ABD’de seçim kampanyalarında yapılan açıklamaları lütfen çok fazla dikkate almayın. ABD’de bu işler bu süreçte genelde böyle olur. Ancak, şunu söyleyebiliriz, Türkiye kendisi için çok önemli. Amerikan dış politikasında da, Türkiye’nin ne kadar belirleyici olduğunu biliyor. Barack Obama başkan seçildiğinde buna uygun hareket edecektir. Yanınızda yer alacak ve Ankara’yı kaybetmemek için elinden geleni yapacaktır.”

          Görüşmede, bir başka ilginç başlık daha gündeme geldi. O da, Obama’nın Başkan olduğunda tüm dünyanın nefesini tutarak beklediği İran ile ABD’nin ilişkileri.

          İRAN VE SURİYE İLE DİYALOG

          Son dönemde, Bush’un giderayak İran’ı vuracağı iddialarına karşın, toplantıda ekibi, Barack Obama’nın İran ve Suriye ile bir diyalog başlatma arzusunda olduğunu açıkladı. Ayrıca, Türkiye’nin bölgede etkinliği ve gücü ile bu süreçte kendilerine destek olmalarını bekledikleri ifade edildi. 

          Türk Dışişleri’nin ABD’deki temaslarında Cumhuriyetçilerin Obama’ya karşı yarışacak adayı John Mc Cain’in ekibi ile de görüşüldü. Cain, başkan seçildiği takdirde, Türkiye’nin tamamen yanında olarak stratejik müttefikliğin gerekleri doğrultusunda hareket edeceği sözünü verdi ve Ermeni tezlerini tanımayacağını söyledi. 

          Alınan bilgiye göre, seçim yarışını kaybetmeden önce, bir görüşme de Hillary Clinton ile yapıldı.

          ABD’DE HEP BÖYLE OLDU

          ABD’nin favori başkan adayı, Illinois Senatörü Barack Obama Amerikan siyasetinin parlayan yıldızı. Ancak, Obama seçim kampanyalarına başladığı tarihten bu yana, Ermenilerin asılsız soykırım tezlerine destek vermesi ile dikkat çekiyor. Son olarak, Obama, Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA) yöneticisi Ken Hachikian’a gönderdiği mektupta, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni görüşünü paylaştığını bildirdi. Barack Obama, “Bu trajik gerçeği tanımalıyız. Bush yönetiminin bunu tanımamasının özrü yok ve yönetimin tutumunu değiştirmesi için çaba göstermeye devam edeceğim” dedi.

          Ocak ayında da, Obama, başkan seçilirse, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını tanıyacağı ve Kongre’de bu yöndeki tasarıları destekleyeceği sözünü vermişti.

          Amerika’daki Ermeni lobileri, başkan adaylarından aldığı işaretler paralelinde, Ermeni asıllı Amerikalı seçmenleri yönlendiriyor. Bu nedenle, Hillary Clinton da yarıştan elenmeden önce Ermenilere destek veren açıklamalar yapmıştı.

          Ancak, genel anlamda, Amerika’da kampanyalarda siyasetçiler, Ermenilerin oylarını alabilme adına tasarıya destek vereceklerini açıklıyor. Sonra da bu tavırlarını değiştiriyor. Örneğin, Başkan Bush da, 2000 yılında, Teksas Valisi iken,1915 olaylarını “soykırım” olarak nitelemişti. Fakat sonra, başkan seçildikten sonra bu tutumunu tamamen değiştirmişti.

  • Yunan Felsefesi Mısır Felsefesinden Çalıntıdır

    Yunan Felsefesi Mısır Felsefesinden Çalıntıdır

    Turhan Feyizoğlu

    Dünya tarihini değiştirecek araştırma – Yunan Felsefesi Mısır Felsefesinden Çalıntıdır
    Yunan felsefesinin Mısır felsefesinden çalıntı olduğunu yazan Amerikalı ünlü tarihçi George G. M. James, Aristo’nun Büyük İskender’in gaspettiği kitapları aldığını kaydetti.

    Haber Merkezi / TİMETURK

    Amerikalı ünlü tarihçi George G. M. James’tan Yunan ve Roma felsefesini bitirecek araştırma. Ünlü tarihçi, Yunan felsefesinin Mısır felsefesinden çalıntı olduğunu belirtti. Amerikalı tarihçi “Stolen Legacy: Greek Philosophy is Stolen Egyptian Philosophy” (Çalıntı Miras: Yunan Felsefesi Mısır Felsefesinden Çalıntıdır) adlı kitabında, kadim Yunan felsefesinin asıl sahiplerinin Mısırlı rahipler, mukaddes kitap yorumlayıcıları ve eğitim ve yazıda kullanılan gizli işaret olduğunu yazdı.

    Yazılı olmayan Mısır felsefesinin kadim Yunancaya tercüme edildiğini ifade eden George James, Miladdan önce 332 yılında Mısır’ı ele geçiren Büyük İskender’in İskenderiye Kütüphanesini gasp ettiğini bildirdi. James, Milattan önce 322–384 tarihleri arasında yaşayan ünlü filozof Aristo’nun çalıntı kütüphaneden kendine bir kitaplık oluşturduğunu vurguladı.

    Avrupalı ünlü tarihçiler James’ın 200 sahifelik kitabının dünyanın tarihini değiştireceğini ifade ediyorlar. Amerikalı ünlü tarihçi bu araştırmasının yayımlanmasından kısa bir süre sonra trajik bir şekilde öldü. Avrupalı birçok uzman, James’ın bu gerçeği ortaya çıkarmasından dolayı öldürüldüğünü kaydediyor. 1954 yılında basılan kitap, önceki gün Reuters haber ajansının yeniden gündeme alması ile büyük yankı uyandırdı. Reuters’a açıklamada bulunan Mısırlı tarihçi Şevki Celal, “bu kitap gösteriyor ki, dünya tarihi yeniden kaleme alınmalıdır” dedi.

    Kitaptan bölümler

    Tarihe göre, Mısır’daki eğitiminin ardından Pitogaras, doğduğu ada Samos’a dönerek kendi okulunu kurdu. Daha sonra Güney İtalya’daki Croton’a (İÖ 540) göç eden Pitogoras’ın okulu, ülkeden sürüldüğü tarihe kadar inanılmaz büyüdü. Bize anlatılana göre Mısır’da eğitim gören Thales (İÖ 640) ve arkadaşları Anaximander ve Anaximenes, Mısır Gizem Okulları’nın kalesi Küçük Asya’daki Ionya’nın yerlilerindendi. Benzer şekilde Xenophanes (İÖ 576), Paramenides, Zeno ve Melissus Ionya’dandı ve daha sonra İtalya’daki Elea’ya göç ederek, Gizem öğretilerini yaydı.

    Aynı şekilde bize Heraclitus (İÖ 530), Empedocles, Anaxogoras ve Democritus’da Ionya’dandı ve Fizik’le ilgileniyorlardı. Yunan felsefesi olarak adlandırılan izleri takip edersek, Mısır rahiplerinden eğitimlerini tamamlayan Ionyalı öğrenciler ülkelerine dönmüş, bazıları İtalya’ya giderken diğerleri de bölgelerinde kalarak yerleşmişlerdir.

    Sonuç olarak, tarih bize AÇIK olarak göstermektedir ki, Mısır’ın komşuları Mısırlıların öğretilerinden Sokrates’i ölüme mahkûm eden ve Plato ve Aristo’nun Felsefe’nin yabancı ve bilinmez karşılandığı şehirden kaçmasına neden olan Atinalılardan yüzyıllar önce haberdar olmuşlardır. Aynı nedenle, Ionyalıların ve İtalyanların da felsefeye benzer bakış açısını taşımasını bekleriz. Çünkü felsefe Atinalılardan çok daha önce onlar felsefeye tanışmışlardır. Kaldı ki, İskender’in Mısır’ı fethedip Aristotle’ın özgürce İskenderiye Kütüphanesi’ne girişini sağlayana dek en büyük düşmanlarıydı.

    İyonyalılar ve İtalyanlar felsefenin sahipliği konusunda hiçbir zaman iddiaları olmamıştır zira onlara felsefenin ilk sahiplerinin Mısırlılar olduğunu biliyorlardı. Öte yandan, Aristotle’ın ölümünün ardından, Atinalı öğrencileri, devletin izni olmadan, o zamanlar Mısırlıların Sophia’sı ya da Bilgeliği olarak bilinen felsefe tarihini toplamaya giriştiler. Kadim dünyada geleneksel olan bu toplama, Yunanlıların her zaman en büyük düşman olmasına ve felsefeyi sürekli yasaklamalarına rağmen, daha sonraları Yunan felsefesi olarak adlandırılacaktı zira Aristotle’ın öğrencileri tarafından yapılmıştı. Bu yüzdendir ki, Yunan Felsefesi olarak biline şey, önce Ionya’ya ardından İtalya’ya ardından Atinay’a gelen çalıntı Mısır felsefesidir. Unutulmamalıdır ki Yunan tarihinin bu uzak dönemde, yani Thales’ten Aristotle’a kadar olan dönem, Ionyalılar Yunan vatandaşı değillerdi. Aksine önce Mısır’a daha sonra İran’a tebasıydılar.

    Kadim Mısır İmparatorluğu’nun eskizi açıkça gösterecektir ki, Küçük Asya ya da Ionya, Hititlerin kadim ülkesiydi ve o dönemlerde başka adla bilinmiyordu.

    Arabistan’dan Nysa’da bulunan iki sütunda yer alan Diordurus ve Manetho’ya göre, Tanrıça Isis ve Tanrı Osiris, Tanrı’nın bu ikincisine Hindistan’a, Danube’nin kaynaklarına bir ordu göndermesini emreder. Bunun anlamı ise en erken dönem Mısır İmparatorluğu’nun sadece Ege ve Ionya adalarıyla sınırlı olmadığını, Asya’nın uzak köşelerine kadar erişmesi.

    Not: Bakış Yayınları tarafından tercüme edilen kitabın çok yakında piyasaya sürüleceği belirtildi.

  • Prof. Dr. Mustafa AKAYDIN’ ın Konuşması

    Prof. Dr. Mustafa AKAYDIN’ ın Konuşması

    AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ
    2008 Yılı  Diploma Töreni
    Rektörümüz Prof. Dr. Mustafa AKAYDIN’ ın Konuşması

    Sayın Veliler,
    Saygıdeğer Öğretim Üyeleri,
    Sevgili öğrenciler,
    Değerli Basın Mensupları,
    Hanımefendiler, Beyefendiler,

    Akdeniz Üniversitesi’nin 2008 Yılı Diploma törenine hoş geldiniz. 

    Akdeniz Üniversitesi’nin mezuniyet törenleri bu üniversitede öğretim üyesi, Rektör Yardımcısı ve Rektör olarak geçirdiğim toplam 26 yıl boyunca bana hep büyük bir heyecan, mutluluk ve gurur vermiştir. Bugün yine bu duygularla doluyum. Üniversitemiz bugün 30 birimi, 1889 akademik personeli ile 1.037 mezunumuzu yeni yaşamlarına uğurluyor.   

    Sevgili 2008 mezunlarımız,

    Sizlere sadece rektörünüz olarak hitabetmiyorum bugün.  Birikimini öğrencilerine aktarmaya çalışmış ve bugün onlarla övünen bir öğretim üyesi olarak,  öğretirken, öğrenmeye de devam eden bir yaşam serüveni öğrencisi olarak,   mutluluklarını gözlerinden okuduğum velilerinizin duygularını bir baba gibi paylaşarak,   büyük Atatürk’ün sizlere emanet ettiği Türkiye Cumhuriyetini dünyada bugün olduğundan çok daha saygın ve güçlü bir konuma getireceğinize yürekten inanan bir Türk vatandaşı olarak  hitabediyorum. 

    Üniversite, geçmişin birikimlerinin geleceğimizin mimarlarına aktarıldığı yerdir. Bilimin, eleştirel aklın, özgür düşüncenin, yaratıcılığın, kendine, ötekilere, doğaya ve hayata saygının baş tacı edildiği yerdir.  

    Dogmalara boyun eğilmeyen, inanç sömürüsüne geçit verilmeyen, beyinlerin,  ruhların ve yarınların bilimin ışığı ile aydınlandığı yerdir.

    Bilimsel düşüncenin olmadığı yerde, önce beyinler ve ruhlar, ardından insanların yaşam alanları daralır.  Yaşam alanlarımıza sahip çıkmak hepimizin en önemli görevi ve sorumluluğudur. “YAŞAM ALANI” kavramı o kadar GENİŞ KAPSAMLIDIR ki hangi birini anlatayım? 

    Doğal yaşam alanı dediğimizde tüm insanlığı kuşatan ve sonuçta kuraklık, iklim değişikliği ve benzeri boyutlarıyla bu gezegende yaşayan herkesi ilgilendiren bir alandan söz ediyoruz. Kalitesini sadece yerel değil, uluslararası uygulamalar da belirliyor. 

    Geleceğe baktığımızda kişi başına doğal yaşam alanının hem dünyada hem de  ülkemizde daralmakta olduğunu görüyoruz. Bu daralmaya karşı koymak sorumluluğunu taşıyoruz.

    Bizi yaşadığımız çevre de ilgilendirmeli. Kırsal ve kentsel peyzajın nasıl değiştiği, yerleşme dokusu, mahalle ve yapı ölçeğinde olup bitenlerin bizi ve toplumu nasıl etkilediği, plansızlık, arazi yağması ve rant hırsıyla kıyılarımızın nasıl betonlaştığı, yeşil alanlarımızın neden tükendiği konusuna kafa yormak, yaşadığımız mekanlara da sahip çıkmak zorundayız.

    Uluslararası ilişkiler söz konusu olduğunda diğer ülkelerin kendi yaşam alanlarını genişletme çabalarının Türkiye’yi nasıl etkileyeceğini düşünmek, Büyük Ortadoğu Projesinin ne anlama geldiği üzerine kafa yormak ve dış tehditlere karşı sınırlarımızı korumak zorundayız.  

    Demokratik, laik ve üniter  hukuk devletinin yaşam alanına sahip çıkmak zorundayız. 

    Küreselleşmenin,  refahın paylaşımı savaşlarının ve küresel güç odaklarının, gelişmekte olan ülkelerin refah düzeyini nasıl etkileyeceğini düşünmek ve Türkiye’nin ekonomik yaşam alanına sahip çıkmak sorumluluğumuz var.

    Günümüzde insan kimliğinin itişme – kakışma – yarışma – kapışma süreci içerisinde parçalandığına tanık oluyoruz.  Tüketime odaklanan, markalı giyimle övünen, düşünsel yetileri körelen, akşamlarını televizyon dizileriyle geçiren,  sürünün içinde ama toplumsal yaşam zenginliğinin dışında yalnız ve iletişimsiz varlıklar olmaya başladı insanlarımız. Bu anlamda, sosyal yaşam alanımıza da sahip çıkmak ve yoksullaşmasına izin vermemek gerekiyor.

    Kültürel yaşamımıza gelince: Post-modern kültürel bunalımı aşmak, akılcılığa, bilime, bunlara dayalı değerlere, entellektüel gelişimi,  yaratıcılığı ve insani değerleri yücelten sanata sahip çıkmalıyız.

    Düşüncemize malzeme taşıyan, bizi yaşamla ilgili bilgilendirmesi gereken medyanın tarafsızlığına ve özgürlüğüne sahip çıkmalıyız.

    Ülkemizde acıklı bir değer erozyonu yaşanıyor.  Saygı, sevgi, onur, dürüstlük, terbiye, toplumsal sorumluluk, paylaşımcılık, vatanseverlik gibi önemli değerlerimizin hızla yıprandığına, bunların yarattığı boşluğu “KAPKAÇ KÜLTÜRÜNÜN,  BOŞVERMİŞLİĞİN VE İNANÇ SÖMÜRÜSÜNÜN” aldığına tanık oluyoruz. 

    Tanınmış felsefe profesörlerimizden Ahmet İNAM diyor ki : “Eğer sahip olduğumuz değerleri ve onlarla birlikte yaşadığımız manayı yenileme ve tazeleme gücümüz yoksa, hayatımız kokuşur”. Sevgili gençler, hayatlarımızın kokuşmasına ve onu kokuşturanlara izin vermemek çok önemlidir. Gerçek ahlak, budur. Gerçek ahlak ahlaksızlıkların kapatılması için kullanılan bir kavram olamaz.

    Psikolojik yaşam alanımıza da sahip çıkmak zorundayız.    Karşımızdaki sorunlar ne olursa olsun,   umutsuzluğa,  karamsarlığa ve yılgınlığa asla kapılmamalıyız.  Daha güzel günler göreceğimize inanmak, o günleri yaratabileceğimize dair özgüvenimizi çoğaltmak, toplumsal yaşamda etkin olmak arayışımızı sürdürmek, iyimserliği ve yaşama sevincimizi korumak zorundayız.

    Bu saydığım yaşam alanlarımızın tümünün kalitesi dün ve bugün olduğu gibi gelecekte de insani gelişmişlik düzeyimizle yakından ilgili olmaya devam edecektir.

    İnsani gelişmişlik, sadece kişi başına gelirin ve yaşam standardının yükselmesini değil, insanların bilgi düzeyinin yükselmesini ve toplumsal yaşama aktif katılmalarını da içeren bir kavramdır. Gerçek anlamda AYDIN olmakla ilgili bir kavramdır.

    Türkiye halen,  Birleşmiş Milletlerin insani gelişmişlik sıralamasında 177 ülke arasında 84. dür. Aynı denizin sahillerini paylaştığımız komşu Yunanistan 24. sıradadır.

     “İNSANİ GELİŞMİŞLİK SIRALAMASINDA 177 ÜLKE ARASINDA EN AZINDAN İLK 10’a GİRMİŞ BİR TÜRKİYE”  hepimizin hayali olmalıdır.

    Bu hayalimizin geçekleşmesi siz değerli üniversite mezunlarımızın,  yönetime ve üretime en etkin biçimde katılmanızı sağlamakla, kamu kurum ve kuruluşlarında sadakati ve torpil mekanizmalarını değil, liyakat sistemini işletmekle, çok çalışmakla ve nitelikli insanlarımızı çoğaltmakla mümkün olabilir. 

    Bilgi toplumunun gereklerinin yerine getirilmesiyle, teknik devletin yaratılmasıyla ve okul öncesinden başlayarak standartları bugünkünden çok daha yüksek bir eğitim sistemiyle mümkün olabilir.

    Aklın ve bilimin yol göstericiliğini özümsemekle, son yüz yılın en büyük devlet adamı seçilmiş olan Atatürk’ün başlattığı aydınlanma devrimini hedeflerine ulaştırmakla mümkün olabilir.

    Aydınlanma devrimi aydın ve yürekli insanların eseridir. Onu korumak da aydın insanların en birinci vazifesidir.

    Aydın olmak gafletten, bilgisizlikten, edilgenlikten ayılmak demektir. Aydın olmak sorumluluk almak demektir. Yaşamın güzelleşmesi, derinleşmesi, çeşitlenmesi, özgürleşmesi, özerkleşmesi için sorumluluk almak demektir.

    Aydın olmak bir bakış açısı, bir duruş belirlemeyi gerektirir. Duruş sadece bilimsel bilgiye dayalı olarak belirlenemez. Aynı zamanda sanattır duruşu belirlemek. Duygular, yaşanmışlıklar, insan ilişkileri de dahildir bu duruşa. İşte bu nedenle aydın insan yaşamdaki duruşunu bir sanatçının yaratıcılığı ile belirlemek zorundadır.

    Aydın insan bulunduğu yerden tarihe ve insanlara söyleyecek sözü olandır.

    Aydın insan olgun ve ölçülü olmalıdır. Her şeye itiraz etmenin aydın olmanın gereği olduğunu sananlar çoktur. Oysa egosu şişmiş, her şeye çomak sokan, her şeyi eleştiren bir şımarık çocuk olmamalıdır aydın insan!

    Tarihe ve insanlara söyleyecek sözü olmak donanım da gerektirir. Donanım sadece bilgi sahibi olmaktan ibaret değildir. Onu nasıl kullandığımız, hayata nasıl döktüğümüzle de ilgilidir. Verilen sesin rengi ve üslubu da önemlidir. Söylenecek olanın nasıl söylendiği önemlidir. Sert mi, yumuşak mı, kırıcı mı kavgacı mı yoksa tebessümle mi? TEBESSÜMLE SÖYLEMEK ÖNEMLİDİR. Dönen dolapları, ifşa etmek kendi doğrularını ötekilere kabul ettirmek tutkusu kırıp dökücülük şeklini almamalı, üslup içeriğe ve insana yakışmalıdır.

    Uygun üslup kullanmak bugün aydın geçinen pek çok insanın sahip olmadığı bir özelliktir. Örneğin 68 kuşağı olarak savaşmanın tek yol olduğunu sanıyorduk. Oysa türkü söyleyerek, dans ederek, yazarak, bilim ve sanat yaparak da savaşmak mümkündür. Tebessümle savaşmak en zor savaştır. Savaşırken hayata karşı saygı en yüce ahlaki değer olarak her şeyin üzerinde tutulmalıdır.

    Akdeniz Üniversitesi’nin sevgili mezunları, Sevgili öğrenciler,

    Hepinizin gerçek aydınlardan olduğunuza, bu yolda yaşamınız boyunca kendinizi geliştirmeye devam edeceğinize, Türkiye’nin bundan 85 yıl önce çok zor koşullar altında yaratmayı başardığı aydınlanma devrimine, sizlere emanet edilmiş olan laik, demokratik, üniter ve hukuka saygılı Türkiye Cumhuriyeti mucizesine sonuna kadar sahip çıkacağınıza yürekten inanıyorum.

    Sizler birinci vazifenin ne olduğunu iyi bilenlerdensiniz.  Fazla söze gerek yok. Gaflet, dalalet ve hıyanet içinde olanları tarife gerek yok. Sizlere bakarken ben parlak gözlerinizde ülkemiz ve dünyamızın geleceğini görüyorum. İşte bu nedenle, ortaçağ karanlığına yelken açmak isteyenlerden korkmama gerek yok.

    Sözlerime son verirken: Sizlere,  hem aydınlığa sahip çıkmak serüveninde,  hem de mesleklerinizde yol alırken ihtiyaç duyacağınız bilgi donanımını, yüksek duyarlılığı, toplumsal sorumluluğu, sağlam değerleri ve insan sevgisini kazandırdıkları için önce ailelerinizi, sonra Akdeniz Üniversitesi öğretim üyelerini kutluyor,  teşekkürlerimle, sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.

    Değerli mezunlarımız, 

    Sizleri “yolunuz hep açık olsun” diyerek, her birinizle ayrı ayrı büyük gurur duyarak,  sevgiyle, saygıyla,  şefkatle kucaklıyor, başarılar diliyorum. 

                                                                          Prof. Dr. Mustafa AKAYDIN
                                                                          Akdeniz Üniversitesi Rektörü

  • Obama, McCain’in 6 puan önünde

    Obama, McCain’in 6 puan önünde

          ABD medyasi yine basladi hayali anketlere.

          Eger bu medya Obama lehine anketleri duyurmaya basladi ise, sevsek de sevmesek de McCain’i desteklemek zorunda oldugumuz gercegini kabullenmeliyiz.

          New York Times terimi ile Magara adamlari (Turkler) for McCain.

          Kureselci tarikatcilar for Obama…

          Gusan Yedic
          #######################

          Baskanlik seçimi anketinde Obama, McCain’in 6 puan önünde

          (A.A)

          ABD’de 4 Kasim baskanlik seçimi öncesinde Washington Post gazetesiyle ABC televizyonunun düzenledigi ortak ankette, Demokrat aday Barack Obama’nin, Cumhuriyetçi aday John McCain’in 6 puan önünde gittigi görüldü.

          Washington Post-ABC ikilisinin, Demokrat Parti’nin baskan adayligini Obama’nin elde etmesinin ardindan yaptigi bu ilk ankette, tüm Amerikali yetiskinler arasinda Obama’nin yüzde 48, McCain’in yüzde 42 oraninda destek aldigi ortaya çikti.

          Buna karsilik McCain’in, bagimsiz seçmenler arasinda giderek artan oranda destek aldigi ve bunun Cumhuriyetçi adayin sansini artirabilecegi kaydedildi.

          McCain’in terörle mücadelede daha etkili olacagini dile getirenlerin de 14 puanlik üstünlük sagladigi belirtildi.

          Deneyimlilik ve dis politika alanlarinda da McCain önde giderken, ekonomik konularda Obama’nin açik farkli üstünlük sagladigi görüldü.

          Bundan dört yil önce 2004’te tam bu dönemde yapilan Washington Post-ABC anketinde de Demokrat John Kerry, Cumhuriyetçi George W. Bush’un 6 puan önünde gidiyordu, ancak sonunda seçimi Bush kazanmisti.

          OBAMA, SEÇIMLERDEN ÖNCE IRAK VE AFGANISTAN’A GIDIYOR

          ABD’de Kasim ayinda yapilacak baskanlik seçimlerinde Demokrat Parti’nin adayi olan Barack Obama, seçimlerden önce Irak ve Afganistan’i ziyaret edecegini söyledi ve Amerikan askerlerinin Irak’tan çekilmesini destekledigini yineledi.

          Obama, gazetecilere açiklamasinda, telefon görüsmesi yaptigi Irak Disisleri Bakani Hosyar Zebari ile bu ülkedeki durum hakkinda konustuklarini ve kendisiyle Bagdat’ta görüsmeyi ümit ettigini söyledigini bildirdi.

          Irak ve Afganistan’i ziyaret etmeyi düsündügünü daha önce de söyleyen Obama, ilk kez kesin olarak bu ülkelere gidecegini açikladi ve ziyaretiyle ilgili ayrintilarin kisa sürede duyurulacagini kaydetti.

          John McCain, geçtigimiz günlerde Ortadogu turu kapsaminda Irak’a da gitmisti.

          Obama, Zebari’ye Irak’ta siddetin azalmasindan duydugu memnuniyeti dile getirdigini ve baskan seçilmesi durumunda ABD’nin muharebe faaliyetlerinin sona erdirilmesi konusunda dikkatli hareket edecegini söyledigini anlatti.

          Zebari’ye, Irak’ta siddetin azalmasindan nasil cesaretlendigini aktardigini ancak, ayrica Amerikan askerlerinin çekilmesi sürecinin baslamasinin da kendileri için önemli oldugunda israr ettigini belirten Obama, böylece Irak’ta kalici üsler kurulmasinda bir çikarlari olmadigina açiklik getirdigini söyledi.

          Hosyar Zebari, dün de Obama’nin seçimlerdeki rakibi Cumhuriyetçi Partinin adayi John McCain ile Washington’da görüsmüstü.

          Seçim kampanyasini dis politika ve ulusal güvenlik konulari üzerine yogunlastiran McCain, Irak’ta Amerikan askeri yiginaginin artirilmasini destekliyor. Obama ise göreve gelmesinden sonra Amerikan askerlerini Irak’ta çekmeye baslayacagini söylüyor.

  • Obama  Hakkında Türklerin  Konuşmaları Ve Görüşleri

    Obama Hakkında Türklerin Konuşmaları Ve Görüşleri

    Baskan Adayi Obama  Hakkinda Amerikada Yerlesmis Turklerin  Konusmalari Ve Gorusleri

    TURK AMERIKAN DERNEKLERI BU DEVRE BASKANI SAYIN KAYA BOZTEPEDEN SAMIMI VE YERINDE BIR UYARI

    From: K Boztepe [mailto:[email protected]]

    Lutfen uyanalim

    Yani hayret ediyorum bazi arkadaslara.

                Obama bagira, bagira Turk’lerin canina okuyacagim diyerek Rum ve Ermeni lobilerinin kucagina oturmus, bizim telefonlarimiza, mesajlarimiza bile cevap vermek zahmetinde bulunmuyor, yalan, yanlis bilgilerle hic bir baskan adayinin bu kadar keskin bir sekilde dile getirmemesi gerekirken uzerine basa, basa soyluyor ve bizim toplumumuzda insanlar hala, dur bakalim n’olacak, ben demokratlari severim, cumhuriyetciler ise yaramaz filan diye konusuyor. Arkadaslar, demokratlari cok seviyorsaniz tursusunu kurun, bolgenizde demokrat kongre ve senato uyelerine oy verin ama bu adam Allah korusun baskan olursa Turk’lerin uzerine kabus gibi cokecek!

                McCain’e daha bu gune kadar Turk’ler aleyhinde veya Ermeni ve Rum lobileri lehinde tek kelime soyletemediler. Adam bize randevu da verdi, iltufat da etti, Turkiye’nin bolgede’ki oneminden bahsediyor, biz hala demokratik bir kis uykusu sendromu yasiyoruz. Bizim o parti mi, bu parti mi diyecek luksumuz yok ey vatandas ve soydaslar. Biz, bize en yakin adayi desteklemek zorundayiz, gerisi laf’i guzaf, gerisi detay.

                Yapmayin, etmeyin, sonra basimizi cok taslara vururuz ama is isten gecmis olur.

                Kaya Boztepe…

              From: nuri Sabuncu 

                bu obamanin ermeni rum lobisie uymasi belki bizim icin iyidir bizde biraz hurlesir ve amerika mandasi olmaktan kurtuluruz bakalim hacivat karagoz gibi ozaman ipleri kim cekecek her seyde bir hayir vardir
              From: [email protected]
                Date: Wednesday, June 18, 2008, 11:14 AM

                Amerika’daki Turkler’i “politik konularda egitmek” amaci ile kuruldugunu ifade eden, her firsatta Kongre Uyeleri ile gorusmelerde bulunucaklari egiteceklerini soyleyen ATAA esrafi, bu konuda hala neden Amerika’daki Turkler’i “egitmiyorlar” diye merak ediyorum sahsen…

                Umarim Allison veya diger bir, ATAA mensubu politik analist siyasi otorite bu konuda bir aciklamada bulunur ve biz yapidaki Amerika’daki apolitik gurbetci uttering Turkler de “egitilirek” kim icin oy kullanacaklarini ogrenmis olurlar…

                Benim bildigim kadari ile, secimlerden once boyle konularda egitim seminerleri verilir. Secim sonrasinda degil… Yoksa egitim yanlizca elit ve elitiye Turkler icin mi gecerli..?

                Egitilmeye susamis bir Turk

                Gusan Yedic

     

                Ermenilere görülmemi$ mesaj
                A.A.

                Onu Türkiye’de de tercih edenler çok… Amerikan siyasetinin yeni yIldIzI, Demokrat ba$kan adayI Obama, Ermeni iddialarIna $imdiye kadar görülmemi$ biçimde destek ilan etti. ©$te o müthi$ mesaj.

                Obama’nIn kampanyasI

                ABD’de 4 KasIm’da yapIlacak ba$kanlIk seçiminde Demokrat Parti’yi temsil etmesi kesinle$en senatör Barack Obama, 1915 olaylarIna ili$kin Ermeni iddialarIna verdi»i deste»i yineledi.

                Obama, Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA) adlI kurulu$un yöneticisi Ken Hachikian’a gönderdi»i mektupta, 1915 olaylarIna ili$kin Ermeni görü$ünü payla$tI»InI bildirdi.

                Barack Obama, “Bu trajik gerçegi tanImalIyIz. Bush yönetiminin bunu tanImamasInIn özrü yok ve yönetimin tutumunu degi$tirmesi için çaba göstermeye devam edecegim” dedi.

                Bu açIklamasIyla Obama, Demokrat Parti’nin ba$kan adaylI»InI elde etmesinin ardIndan da Ermeni çevrelerinin soykIrIm iddialarIna verdi»i deste»i teyit etmi$ oldu.

                Obama, 2008 ba$Inda bu konuda yayImladI»I açIklamada, ba$kan seçildi»i takdirde, 1915 olaylarIna ili$kin Ermeni iddialarInI tanIyaca»I ve Kongre’de bu yöndeki tasarIlarI destekleyece» i sözünü vermi$ti.

                Cumhuriyetçi Parti’nin ba$kan adayI senatör John McCain ise Ermeni tezlerini desteklemiyor.

                Demokrat(!) Obama’yi, en fazla destekleyenler arasinda bir baska kurukafa ve kemikler orgutu mensubu Al Gore’un olmasi da ne kadar ilginc degil mi..?

                Askeri gecmisi ile disipliner anlayisa sahip McCain su durumda ABD icin yegane alternatif olarak gorulmekte. Gizli orgut tarikatcilari ise Obama’yi destekleme ozgurlugunu kullanabilir. Islam tarikatciligina karsi cikarken, dinler ustu tarikatlara destekte bulunmanin aciklamasi bayagi ilginc olsa gerek…
                Gusan Yedic

                _________ _________ __
                From: [email protected]

                Obama: Rum Patrikhanesi’ ne din özgürlügü taninsin

                Tamamen katiliyorum, benim basima da geldi bu. Obama nuh diyor, peygamber
                demiyor, halbuki baskan kafasi dikine giden biri degil, birlestirici, sakin
                dusunceli ve dinleyici olmali.

                Benim burada zenciler bile ona oy vermiyor. California’da hic de star
                degil.

                Ilkcan

              From: Ece Akaydin [[email protected]]
                Re: Obama, Ermeni iddialarina destegini yineledi

                He is miserable in California. This is what it’s all about.

             “Fethiye Temiz” <GentleDoe_4@…wrote:

                Obama basindan beri bana hic guven vermedi.. Bush’u ve partisini
                sevmememe ragmen benim oyum McCain’e gidecek..

                Sevgiyle,
                Fethiye
              Gusan7C@ wrote:

                Demokrat(!) Obama’yi, en fazla destekleyenler arasinda bir baska
                kurukafa ve  kemikler orgutu mensubu Al Gore’un olmasi da ne kadar ilginc
                degil mi..?

                Askeri gecmisi ile disipliner anlayisa sahip McCain su durumda
                ABD  icin  yegane alternatif olarak gorulmekte. Gizli orgut tarikatcilari
                ise  Obama’yi
                destekleme ozgurlugunu kullanabilir. Islam tarikatciligina karsi
                cikarken, dinler  ustu tarikatlara destekte bulunmanin aciklamasi bayagi ilginc
                olsa  gerek…

                 Eger Obama muslumanlara yakinsa, ben de Israil’in Hahambasiyim…

                Turkiye basini ile de ABD basini arasinda hicbir fark yoktur. Her ikisinin sahipleri aynidir ve kureselci zihniyete hizmet eder. Arti olarak da Turk karsitidir. New York Times ve IHTnin milli mac sonrasindaki yorumlarini hepiniz okudunuz sanirim. Volkan ve Turkler icin magara adami tabiri kullanabilecek kadar irkci bir yaklasim sergileyen NYT de, ilginc bir sekilde Obama’yi destekliyor…

                Bizim politik analist, siyasi otorite ATAA kurmaylarimiz ise IHT’nin yorumu karsisinda bir kinama mektubu bile yazma tenezzulunde bulunmuyorsa, bunlarin yetistirecegi politikacilarin kimlerin yaninda olacagi konusu kabak gibi ortada demektir.

                Bu denlemin adi da, cok bilinenli denklem oluyor boylece…

                Hesap makinesi lazim degil. Parmak hesabi yapanlar sonucu vakiftir…
                Gusan Yedic

                 Subj: Lutfen uyanalim
                Date: 6/18/2008 12:17:03 PM Eastern Daylight Time
             From: [email protected]

                Gusan bey,
                Acikcasi secme sansim olsa ne Obama’ya nede McCain’e oy veririm ama su anda bizler icin McCain’e oy vermekten baska care yok,
                hepimiz hatirlayalim gecen ki Res 106 nin kongreye gelmesiyle herkes alarma gecti yer yerinden oynadi, halbuki baskan Bush bu tasariya destek vermiyordu buna ragmen tasarinin reddi icin Turkler zorlandi. Simdi baskan Obama olunca vede kongrede cogunluk demokratlarda olunca ben tasarinin onumuzdeki Nisan da kongreye gelmesini ve kabul edilmesini yuzde yuz goruyorum. Bunu anlayamayan varmi hala.

                Ikincisi konu bence Turk basininin gorevi Turkiye’deki Turklere anlatma iki baskan adayi arasindaki farki.

                Gecen hafta Turkiye’de birisi ile telefon gorusmesi yapiyorum bana baskanlik secimlerini ve kime oy verecegimi sordu, bende McCain’e ve nedenini anlattim, bu sahis bana neden Obama’ya vermiyorsunuz babasi musluman dedi, gerisini sizlere birakiyorum.

                saduman

                —–Original Message—–
             From: [email protected]

                Sevgili Kaya,

                Sen Washingtonlular’in maskesiz yuzlerini gormedigin icin dogal olarak hayretler icinde kaliyorsun. Bana ise gayet olagan geliyor onlarin yaptirimlari…

                Obama yanlizca Ermeni ve Rum konusunda Wall Street’in dama tasi olmakla kalmayip, ayni zamanda da Kuzey Irak’da kurulmasi planlanan KK (Kukla Kurdistan) icin de olumlu calismalarda bulunacagini acikliyor. Bu haberin videosunu, sen gruba katilmadan once burada yayinlamistim. Hala grup arsivinde durmaktadir.

                Washington’un Turkiye’ye Ermeni konusunu kabul ettirecegi yil olarak 2012 yi sectiklerini de daha once bu gruptaki arkadaslarimiz ile paylasmistim. 2012 nin onumuzdeki baskan secimlerinden sonra gelecek donem oldugunu sanirim ifade etmeme gerek yok artik. Planlama dort yil sonrasi icin gecerli. Eger Obama secilirse, bu plan erkene alinip, 2010 da Ermeni tasarisi kabul edilebilir.

                Prof. Veysel Batmaz’in Kibris’i verip Musul’u almak kitabini okumus olan arkadaslar, Kibris ve Ermeni konusu uzerinden Musul eyaleti Petol haklarindan, Turkiye’nin agzina calinacak bir parmak bal karsiliginda alacaklari bununla da bitmedigini de idrak ediyorlardir. Kuzey Irak’daki KK’yi eyalete donusturup, Neo Osmanlicilik anlayisini oturtarak, orta gelecekte Guney Dogu Anadolu’da da ikinci bir baska KK olusturmak plani da bunlarin acendasinda. Bir koyup uc planlari da diyebilirsin sen istersen.

                Washingtonlu Turkiyeliler ise KK icin zaten yesil isik yakmis durumda. Dolayisi ile yesil isikta gecis komisyonunun gecikmemesi icin Obama’nin secilmesi bunlarin kuresel menfaatleri ile dogru oranti teskil etmis oluyor. Gecen sene ASAM tarafindan bulunulan Obama’nin desteklenmesi yonundeki aciklamanin da durup dururken yapilmamis oldugu sanirim simdi artik daha da iyi anlasilabilmekte…

                Turkiye Turklerindir diyenler, sifreli konusmaktadirlar. Bu sifreyi kirdigin zaman ortaya cikan gercek, Turkiye, kureselci Kripto Turklerindir gercegidir.

                Iste bu yuzden milli degerlere sahip cikan Turkler’i harcamak icin her turlu illegaliteye bas vurmaktan kacinmiyor bunlar. Komisyon cok buyuk Kaya…

                Sevgiler,
                Gusan Yedic

          __._,_.___

         From: nuri sabuncu

          Mehmetcigim : Turkiye bir devlettir millettir kocaman bir yarimadadir simdiye jkadar neler geldi neler gecti astilar kestiler ama Turkiye hala burda demek istedigim obama mccain bir amerika cumhurbaskani bizim  istikbalimizi butunlugumuzu birbirimize bagliligimizi bozacak kuvvette degildir. Hepimizin icinde bir korku var gibi geliyor bana o secilirse bu secilirse ne olur diye.zaten  39 devlet sozde ermeni hadisesini tanimis durumda  hakliyiz ama  hakkimizi korumadik.simdiye kadar her devlete hakikatleri anlatamadik veya ehemmiyet vermedik anlatmaya Benim anladigima gore bundan evelki her cumhur baskani adayi ermeni rum lobisine soz verdi. Sonradan secildikten sonra amerika  state department ve defense department bunlara amerikanin cizilmis politikasini gosterdi ve bu adaylar  pozisyonlarini degistirdi bushda oyleydi basta. Ikinci muhim birseyde bu adamlar aptal degil Turkiye bugun dunyanin kilidi gibi en stratejik yerde oturuyor irana girmek icin israili korumak icin petrolu long term korumalari icin turkiyeye hepsinin ihtiyaci var rusun da amerikaninda avrupaninda. Kendimizi oyle zayif gormiyelim. Turkiyenin ici turkle dolu askerimiz herzamanki gibi essizdir ekononimiz  cirpiniyor ama heryer dunyada cirpiniyor. calismiyalim demiyorum ama calismalarimizda ermeni rumdan fazla nekadar onemli oldugumuzu bilmiyenlere anlatalim huseyin obama beye ve mccain beye. Birazda diyelimki biz Turkuz dunyanin en muhim yerinde oturuyoruz. Biz iyi asil insanlariz biz size senelerce korede somaliada kosovada afganistanda ve daha baska bir suru yerlerde yardim ettik hala da irakta yardim ediyoruz  lutfen tavrinizi degistirin biz bundan sonra [insallah] kendi kararlarimizi kendimiz verecegiz. bizi dinleyin bizle calismaniz butun ortadogunun ve dunyanin menfaatinedir

         From: Mehmet Toy

          Lutfen uyanalim

          Obama benim mektubuma ve goinderdigim kitap ve dokumanlarla dolu paketime de  cevap vermedi.

          Daha onceleri de belirttigim gibi ben ilk defa demokratlara oy vermeyecegim.

          Mehmet Toy 

  • ATATURK’E VIZE VEREN YUZBASI

    ATATURK’E VIZE VEREN YUZBASI

    ATATURK’E NASIL VIZE VERDIM….

    “Ataturk’e Nasil Vize Verdim”, gazeteci yazar Nezih Uzel’in 1972 yilinda, Istanbul’un isgalinde kilit rol oynayan isimlerden biri, isgalin Istihbarat yuzbasisi John Godolphin Bennett’le yaptigi uzunca soylesisine dayanan yeni kitabi. Uzel, Turkiye’de Bennett’le bu soylesiyi yapan ve ilk ve tek Turk gazeteci olma unvanina sahip. Dahasi isgal yillarindan gunumuze ozellikle “isgalci” taraftan taniklik ve itiraflarin fazla olmayisi kitabin onemini hayli arttiriyor.

    Mart 2008’de okuyucuyla bulusan “Ataturk’e Nasil Vize Verdim” kitabi, gazetecilik tarihimizde bir ilk. Uzun yillar Uzel tarafindan kayit altinda tutulmus bu soylesi, gazetecinin Bennett’le tarihi sirdasliga varan munasebetinin milli hafizaya deger bicilmez bir kaynak olarak geri donusu. Bu anlamda, kisisel internet sitesinden gazetecilige devam eden, meslegi tutku haline getirmis Nezih Uzel’den ne kadar ovguyle bahsedilse yeridir. Toplumun tarihi bellegine, savas tarihine, toplum kimligine, Istiklal Harbi yillarinin ruh haline, isgalci ve yerli halktan insan manzaralarina Uzel’in naklettiklerinden daha yakin bir bakis olamazdi herhalde. Cunku daha once bircok roportaj teklifini reddeden ve kimseyle konusmayan Bennett, olumunden 2 yil once hafizasini Uzel’e acti. Bu, son padisah Vahdettin’in saraydan Orta Asya’ya kacmasini engellemek icin sarayin cevresine teller gerdirten ordusuna sadik ve parlak bir yuzbasi portresi degildi sadece. Padisah Vahdettin’in kisiligini ortaya koyabilecek bir yuzbasi portresiydi de. Padisahi taniyor ve sahsiyetini takdir ediyordu. Onun Ingiliz bayragini selamlayarak saraydan ayrilsini hatirliyor karsisindakine net bir sekilde aktariyordu. Hafizasi Turkiye’yi ziyaretlerinden birinde sarayi denizden seyrederken canlanmisti… O anlatiyor Uzel dinliyordu. Turkcesi hayret edilecek derecede duzgun ve donemin hakli olarak Osmanlica’ya yakin Turkcesi’ne hakimdi. Bazi zaman olmus, Bennett gozunde bir damla yas, sesi aglamakli, “Siz cok iyisiniz… Siz cok iyisiniz… Biz neden sizinle harp ettik?” diye soran kisi olmustu. Uzel o vakitler onu teselli etti. “Siz degil, basbakaniniz bunu istedi” dedi. Bazi zaman da isgal edilen binalari gezerken ve iskence yerlerini birlikte ziyaret ederken vicdaninin sesini bastiran kisilik olmustu Bennett. Insan seslerini yillar oncesinden duyuyor fakat duymamazliga geliyordu. Uzel, onun bu ic seslerini duyabilen yegane kisi konumundaydi. Bennett, bir yenilginin agirligi, bir isgalin sucluluk duygusu gibi nedenlerle belki de daha once kimseyle konusmak istemememisti. O yillarda cok sevdigi Istanbul’a ailesiyle birlikte ara sira geliyor ve birkac dostuyla bulustuktan sonra sessizce ayriliyordu. Bu sessizligi bozan ve onunla birlikte tarihi belgelemek anlaminda ilk yolculuga cikan Uzel oldu.
    Kitabi okurken sanki Bennett’le konusuyormus gibi hissetmeniz ve yasadiklarini nefes nefese takip edecek olmaniz hic tesadufi degil. Uzel ve Bennett iliskisi, aslinda Uzel’in Mevlevi olusu, tasavvufi cevrelerden insanlari yakinen tanimasi ve Bennett’in de tasavvufa ilgi duymaya baslamasi ile daha da derinlesti ki Bennett’le yapilan bu soylesi onun Turk vatanperverlerini vakti zamaniyle kovaladigi Ozbekler Tekkesi’nde gerceklesmisti. Takdir-i ilahi Bennett, Turk diline ve tarihine yakinligi disinda, tasavvufun atasi sayilan Orta Asya Hacegan yolunu benimseyecek kadar bile derinlesmisti. Zaten hayati boyunca manevi ve varolussal ilimlere, insan bilgisini arastirmaya kendini vermisti Bennett. Onun bu hali, Uzel’in bu tarihi portreye daha da yakinlasmasina, isgalin yillar sonra Bennett’e yukledigi acilara dokunabilmesine neden oldu. Isgalci kimliginden siyrilan Bennett, bu kanalla kendini daha rahat ifade edebilme imkani bulmustu. Mevlevi meclislerine girip cikiyor, insanlarla konusuyor baska bir insan olarak yasamaya calisiyordu yillar oncesinin isgal Istanbul’unda.
    Aslinda Bennett dile kolay, 500 yil isgalci ayagi basmamis Osmanli baskentini isgal eden bir Ingiliz askeri degildi sadece. Ozel kisiligi itibariyla bundan cok daha fazlasiydi. Zaten yazar da Bennett’i sadece tarihi bir kisilik olarak degil Istanbul’un 5 yillik isgali sirasinda Dogu ve Bati medeniyetlerinin karsilasmasi olarak ele aldi. Bu karsilasma, Turkce’yi konusabilen, aldigi egitim ve babasinin meslegi nedeniyle Tukleri taniyan bu bilgisini ileride tasavvufi seviyeye cikaracak olan karmasik bir bunyede gerceklesmisti. Bennett’in bedeni bizzat isgalin, Dogu ve Bati’nin carpisma alaniydi. Her iki toplumun isgal yillarindaki yasantisindan bugune cok net goruntuler, hissedisler aktariyordu konusmalarinda. Bati’nin kibri, Istanbul’u Avrupa’nin elinden alip goturen Turkler’den geri alma hayali isgalin karakterini ve bilincaltini yansitiyordu. Gerek “Canakkale imha savasi” gerekse Mondoros’tan itibaren isgal yillari buna ornek sayilabilecek yasantilarla doluydu.
    Ve belki de ilk basta soylenmesi gereken fakat sona kalan kitabin isim kaynaginin ne oldugu. Bu ad, Bennett’in Ataturk’un kalabalik bir Turk heyetiyle Samsun’a gecisini tuhaf bulmasiyle ilgili. Suphesini engelleyemeyip bir ust Ingiliz makamina cikan Bennett oradan da onay alinca kendisine de Ingiliz dostu gibi gorunen Ataturk’e gonul rahatligiyla gezis vizesi verir. Ve o vize milli kurtulusumuzun habercisi Samsun’a ayak basisin miladidir. “Ben onu cok buyuk adam gordum ve anladim ki kuvvetli bir adamdir” diye ifade ediyor Ataurk’le ilk karsilasmasindaki izlenimlerini Bennett. Bu tarihi tanikligi bizzat “Kurtulus belgesini” imzalayan Bennett’in agzindan dinlemek isteyenler icin sozun ilerisine gerek yok: Nezih Uzel, “Ataturk’e Nasil Vize Verdim” Istanbul kitapcilarinda…

  • ASAM Ermeni Araştırmaları Bülteni

    ASAM Ermeni Araştırmaları Bülteni

    ASAMERMENİ ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ
    INSTITUTE FOR ARMENIAN RESEARCH

     


    GÜNLÜK BÜLTEN – DAILY BULLETIN

    Brought To You By Institute For Armenian Research With Cooperation Of  Turkish Forum

    Ermeni Arastirmalari Enstitusu Arastirmalari Ve Turkish Forum Isbirligi Ile Size Sunulmusdur


    20 Haziran 2008 – Sayı : 933 / 20 June 2008 – Issue : 933

    SEE BELOW FOR ENGLISH NEWS


     

    Yorum: Ömer Engin LÜTEM / ERMENİ SORUNU VE ABD’İN TUTUMU

    ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried,  18 Haziran’da Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi’nde Kafkasya ile ilgili görüşmeler sırasında uzun bir konuşma yaparak Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’a değindi.  Adı geçenin Amerikan Dışişlerindeki yüksek konumu nedeniyle sözlerinin ABD’nin resmi tutumunu yansıttığında şüphe yoktur.

    Devamı için tıklayınız…


    OBAMA’NIN DANIŞMANLARINDAN TÜRKİYE’YE MESAJ

    ABD’de Demokrat Parti’nin başkan adayı Barack Obama, Ermeni iddialarına ilişkin görüşleriyle gündemde. Ancak ekibi, Obama’nın Türkiye’nin hassasiyetinin farkında olduğu mesajı veriyor.

    Devamı için tıklayınız…


    OBAMA’NIN DANIŞMANI AKP’Lİ VEKİLLE GÖRÜŞTÜ

    AKP, ABD Başkanı seçilmesi halinde sözde Ermeni soykırımını tanıyacağını açıklayan Barack Obama’nın kurmaylarıyla temasa geçti. AKP Dışilişkiler Başkan Yardımcısı Çankırı milletvekili Suat Kınıklıoğlu, danışmanları Phil Gordon, Henry Barkey ve Ivo Daalder ile geçtiğimiz mayıs ayı sonunda Washington’da buluştu.

    Devamı için tıklayınız…


    ABD 3 YIL ARADAN SONRA ERİVAN’A ELÇİ ATIYOR

    ABD 3 yıllık aradan sonra Ermenistan’a büyükelçi atamaya hazırlanıyor. Büyükelçilik için ismi geçen Marie Yovanovitch, Senato Dış İlişkiler Komitesi’ndeydi. Gündemdeki konu ise Ermeni soykırımı iddialarıydı.

    Devamı için tıklayınız…


    SÖZDE SOYKIRIM DEMEKLE; NE DEĞİŞİR, NE DEĞİŞMEZ!.. (LEVON PANOS DABAGYAN)

    Evet, “Sözde Soykırım” demekle; ne değişir, ne değişmez?..  Kısaca arz edelim efendim: (soykırıma uğrayan şayet “Museviler” ise, (Sözde) sözcüğü derakap kalkar. Yok şayet (Ermeni) ise, o zaman (Sözde) sözcüğü derakap devreye sokulur. Çünkü, “Soykırımı” sözcüğü sadece “Museviler için” geçerlidir

    Devamı için tıklayınız…


    ENGLISH SECTION OF THE DAILY BULLETIN


     

    TURKISH DIPLOMAT: “WE HAVE THREE MAIN DEMANDS FROM ARMENIA”

    “One of the problems with Armenia is that Armenia doesn’t recognize territorial integrity of our country. Armenia claimed the territory of Turkey in its declaration of independence in 1991.

    Continue…


    US URGES ARMENIA TO RECOGNIZE TURKISH BORDER

    The United States for the first time publicly called on Armenia to formally recognize its border with Turkey as part of proposed measures for reconciliation between the two conflicting neighbors.

    Continue…


    US OFFICIAL URGES TURKEY TO FACE PAST REGARDING ARMENIANS

    A top US diplomat has urged Turkey to come to terms with its painful history regarding the suffering of Anatolian Armenians during World War I, also calling on Armenia to relinquish its territorial claims on Turkey. 

    Continue…


    IT HAS BEEN PRESIDENT BUSH’S POLICY NOT TO USE TERM ‘GENOCIDE’

    I am honored by the confidence that President Bush and Secretary Rice have shown in me by nominating me for the post of U.S. Ambassador to Armenia, Ambassador-Designate to Armenia, Ms. Marie L. Yovanovitch said in her testimony before the Senate Foreign Relations Committee on June 19, 2008.

    Continue…


    ARAZ AZIMOV: “ARMENIA SHOULD BE FORCED BY CONCRETE MEASURES TO GIVE UP ITS POSITION NOT TO RECOGNIZE AZERBAIJAN’S TERRITORIAL INTEGRITY AND CONTINUATION OF THE OCCUPATION” – EXCLUSIVE

    “Co-chairs do not visit the region for a long time. For the next time they will discuss with the officials the development of process on the results of St-Petersburg meeting of Azerbaijani and Armenian presidents”, Araz Azimov, Deputy Foreign Minister of Azerbaijan told APA exclusively.

    Continue…


    COMMISSION TO INVESTIGATE 1 MARCH EVENTS

    On June 19 Member of Parliament Samvel Nikoyan conducted the meeting of the interim commission formed to investigate the events of March 1 and their consequences.

    Continue…


    AZERBAIJAN’S “TERRITORIAL INTEGRITY” WILL BE SECURED, ALIYEV CLAIMS

    Azerbaijan’s only problem is non-settlement of the Nagorno Karabakh conflict, according to the Azeri President. ”We hold peace talks, but no results have been achieved yet”, Ilham Aliyev said Thursday in his address to the special meeting of Milli Majlis on dedicated to 90th anniversary of Azerbaijani Parliament.

    Continue…


    COURSE OF ARMENIA-EUROPEAN UNION ACTION PLAN’S REALIZATION POSITIVELY ESTIMATED IN BRUSSELS

    The situation in the South Caucasus was discussed in the course of the RA FM Edvard Nalbandian’s meeting with Benita Ferrero-Waldner, Commissar of the European Commission for External Relations and European Neighborhood Policy, held in Brussels on June 18.

    Continue…


    U.S. CONGRESSMEN CALL ON WHITE HOUSE TO STOP AZERI WAR MACHINE

    During the House “The Caucasus: Frozen Conflicts and Closed Borders” hearing, in addition to Chairman Berman who correctly pointed out that progress on Turkey’s lifting of the blockade should not be linked to the Nagorno Karabakh peace process, Congressman Adam Schiff (D-CA) stated that the blockade “violates U.S. policy,” the Armenian Assembly of America reported.

    Continue…


    “AZERBAIJAN, ARMENIA’S EXPANSION OF MILITARY EXPENDITURES MAY LEAD TO INEVITABLE RESUMPTION OF MILITARY OPERATIONS”

    Azerbaijani experts think resumption of military operations between Azerbaijan and Armenia will be inevitable in case of both countries continue expansion of military expenditures for Army.

    Continue…


    ARMENIA PRESIDENT SERZH SARKISYAN TO PAY OFFICIAL VISIT TO RF ON JUNE 23-25

    Armenian President Serzh Sarkisyan will pay an official visit to Russia on June 23-25 at the invitation of Russian President Dmitry Medvedev, the Kremlin press service reported on Friday.

    Continue…


    www.eraren.org

     

     

    Enstitü Başkanı / Chairman of the Institute

    :

    Ömer Engin LÜTEM (E. Büyükelçi / Ret. Ambassador)

     

     

     

    Hazırlayan / Prepared by

    :

    Oya EREN – [email protected]

     

     

     

    Adres / Address

    :

    Konrad Adenauer Cad. No:61 06550 Yıldız, Çankaya ANKARA
    Tel: +90 312 491 60 70 – Faks: +90 312 491 70 13

     

     

     

     



    Bülteni göremiyorsanız sayfamız üzerinden günlük bültene erişmek için tıklayınız.
    If you are unable to view the Daily Bulletin, please click here to read it on our web site.



     

  • NE BİÇİM ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK?

    NE BİÇİM ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK?

    Ahmet KÜLAHÇI
    02.06.2008

    ŞU “Bizim Almanları” anlamak kolay değil.

    Hatta zor…

    Zaman zaman ise imkansız…

    Federal Hükümetin Göç ve Uyumdan Sorumu Devlet Bakanı Maria Böhmer’in öncülüğünde hazırlanan “Ulusal Uyum Planı” çerçevesinde Alman Birinci Televizyonu (ARD) ile Alman İkinci Televizyonu (ZDF) gönüllü olarak bazı sorumluluklar üstlendiler.

    Ulusal Uyum Planı’nın 161’inci sayfasında aynen şöyle denilmektedir: ARD bünyesindeki kurumlar programlarının hepsinde göç toplumu gerçeği ışığında uyumu ve kültürel çeşitliliği yansıtmayı bir görev bilmektedir. ARD, bu toplumun bir parçası olan göçmen ailelerin yaşamını kültürel çeşitliliğin bir şans olduğunun, sorunları ve riskleri gizlemeden inandırıcı bir şekilde yansıtmayı hedef almıştır.

    ZDF’le ilgili bölümde de göç ve uyumla ilgili olarak aynı hedef yer almaktadır.

    Böyle olduğu halde, ARD bünyesindeki Berlin-Brandenburg Radyosu’nun, Türkçe de dahil, 18 dilde yayın yapılan “Radyo Multikulti” programlarını tasarruf gerekçesiyle devre dışı bırakmayı planladığı ortaya çıktı.

    Bir yandan çokkültürlülüğün korunması için gönüllü olarak sorumluluk üstleneceksin, diğer yandan da tasarruf gerekçesiyle göçmen kökenlilerin “sesini keseceksin”.

    İşte bu tutumu anlamak mümkün değildir.

    Almanya’da ilk “Misafir İşçi” yayınları 1961 yılında ARD bünyesinde o dönemde en büyük yabancı grubu oluşturan İtalyanlar için başlamıştır.

    Saarland Radyosu’nun 21 Ekim 1961’de “Mezz’ora İtaliana” (Yarım Saat İtalyanca) adı altında cumartesi günleri başlattığı bu programa 4 Kasım 1961’de Bavyera Radyosu “Buon giorno, Collega” (Günaydın arkadaş) ve 1 Aralık 1961 itibariyle de Batı Almanya Radyosu (WDR) “Almanya’daki İtalyanlar için Yayın”la katılmıştır.

    Almanya’da yaşayan birinci nesil Türkler tarafından “Köln radyosu” olarak bilinen WDR Türkçe yayınlarını 1 Haziran 1964 tarihinde başlatmıştır.

    Şu anda adı RBB olan dönemin Hür Berlin Radyosu (SFB) da 6 Mayıs 1974’den beri Türkçe yayın yapmaktadır.

    Berlin’de bir dönem iktidar ortağı olan Yeşiller’in ısrarlı tutumu üzerine 18 Eylül 1994 tarihinde çokkültürlü bir metropol konumundaki Berlin’e uygun bir biçimde çok dilli “Radyo Multikulti” programları başlamıştır.

    İşte tasarruf nedeniyle RBB “çok sesliliği” devre dışı bırakmayı planlamaktadır.

    Almanya genelinde yalnız Türkler ve Türk kökenliler yılda 120 milyon Euro’ya yakın televizyon ve radyo aidatı ödemektedir.

    Yalnız Berlinli Türklerin ödediği aidat ise 8,1 milyon Euro’yu bulmaktadır.

    RBB’nin tüm “Radyo Multikulti” için ayırdığı yıllık bütçe ise 2.5 milyon Euro civarındadır.

    Almanya’da kamu televizyon ve radyo kanalları için yılda 7.2 milyar Euro civarında aidat alınmaktadır.

    Bu rakam ışığında 2.5 milyon çok komik kalmaktadır.

    Bu bir yana, “çok sesliliği” susturmak Berlin gibi çok kültürlü bir metropole hiç yakışmamaktadır.

    Bu ne biçim çokkültürlülük anlayışıdır?

    Nasıl daha önceki dönemlerde ZDF’in “Nachbarn in Europa” (Avrupa’daki Komşularımız” ve WDR’deki “Ihre Heimat-Unsere Heimat” (Sizin Vatanınız-Bizim Vatanımız” yayınlarının kaldırılması Almanya’nın bir ayıbı idiyse, bundan sonra da bu yönde atılacak her adım bu ülkenin ayıbı olacaktır.

    Göçmen kökenlilerin de kendilerinin vatanı hissettiği ve hissetmek istediği bir Almanya, böyle bir ayıbı gerçekten hak etmemektedir.

  • YEŞİL KARTLARDA SORUN

    YEŞİL KARTLARDA SORUN

    Otomobillerin yurtdışı sigorta belgesi olan Yeşil Kartın el yazısıyla hazırlanmış olanları, Sıla Yolunda sorun çıkmasına neden olabiliyor. Bu nedenle yurttaşlarımızın yola çıkmadan önce Yeşil Kartlarının bilgisayarla hazırlanmış olmasına dikkat etmeleri önem taşıyor.

    Frankfurt Havalimanında çalışan ve eşi ve iki çocuğuyla Türkiye’den dönen Cihan Salbaş (30), Bulgaristan’dan Sırbistan’a girişte, Yeşil Kartın el yazısıyla doldurdurulduğu ve orijinal olmadığı gerekçesiyle sorun yaşadığını söyledi. Yarım saati aşkın bir süre Sırp polisler tarafından bekletildiklerini anlatan Cihan Salbaş, kendisinden 120 Euro’ya sigorta yapılmasının istendiğini bilirdi.

    Bunu kabul etmediğini ve Yeşil Kartın orijinal olduğunda ısrar ettiğini bildiren yurttaşımız, sonunda başka bir polis memurunun araya girmesiyle yollarına devam edebildiklerini anlattı. Gidişte herhangi bir sorun yaşamadığını bildiren Cihan Salbaş, ‘Polis memuru, Yeşil Kart bilgisayarla doldurulmuş olacak diye ısrar etti.

    Yeşil Kartı yola çıkmadan önce almıştım. Dönüşte sorun çıkarmalarına bir anlam veremedim. Yalnız olduğumuz için çekindim, fazla bir şey de söyleyemedim. Bizi bırakmazlar kaygısıyla korktuk. Sonunda başka bir polis memuru insafa gelip bizi bıraktı. İzinciler Yeşil Kartlarını bilgisayarla hazırlatılatırlarsa bizim yaşadığımız sıkıntıyı yaşamazlar’ dedi.

  • GÖÇMENLER OY KULLANMASIN

    GÖÇMENLER OY KULLANMASIN

    PARIS (A.A) | 19.06.2008

    Fransa senatosu göçmenlerin yerel seçimlerde oy kullanmasını öngören değişiklik önergesini reddetti.

    FRANSA Senatosu genel kurulu, oturma izni olan göçmenlerin yerel seçimlerde oy kullanmasına olanak sağlayacak
    değişiklik önergesini reddetti.

    Senato, Mecliste kabul edilen kurumların reformuyla ilgili anayasa değişikliği paketini oylamaya başladı.

    Senatodaki Sosyalist, Komünist ve Yeşiller, ülkede uzun süre yaşayan, oturma ve çalışma iznine sahip göçmenlerin yerel seçimlerde oy kullanabilmelerini öngören bir değişiklik önergesi sundu. Önerge, iktidardaki Halk Hareketi Birliği’ne (UMP) üye senatörlerin oylarıyla reddedildi.

    Genel kuruldaki oylamada, hükümet adına önergenin reddedilmesini isteyen Adalet Bakanı Rachida Dati, ‘verdiği sözü yerine getirmediği’ gerekçesiyle, sol kanattaki senatörlerin sert tepkisiyle karşılaştı.

    Fransa’da sadece AB üyesi ülkelerden gelen ve 6 aydan fazla ikamet eden yabancılar yerel seçimlerde oy kullanabiliyor.

  • Aile birleşimine kısıtlama ayrımcılık

    Aile birleşimine kısıtlama ayrımcılık

    TBMM İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU HEYETİ, HOLLANDA’DA VATANDAŞLARIN SORUNLARINI DİNLEDİ

    KOMİSYON BAŞKANI ÜSKÜL: “AİLE BİRLEŞİMİNE GETİRİLEN KISITLAMA AÇIK BİR AYRIMCILIK”

    ROTTERDAM (A.A) – 19.06.2008 – TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyelerinden oluşan heyet, temas ve incelemelerde bulunmak üzere geldiği Hollanda’nın Rotterdam kentinde vatandaşlarla bir araya geldi.

    Komisyon Başkanı AK Parti Mersin Milletvekili Prof. Dr. Zafer Üskül, Hollanda’nın aile birleşimine getirdiği düzenlemenin, açık bir şekilde Türk vatandaşlarına yapılmış ayırımcılık olduğunu söyledi.

    Rotterdam Başkonsolosluk binasında yapılan ve karşılıklı bilgi alışverişinde bulunulan görüşmeye daha çok Türk sivil toplum kuruluş temsilcileri katıldı ve temsilciler heyet üyelerine, Türk toplumunun karşılaştığı temel sorunları ve sıkıntıları dile getirdiler. Bu bağlamda ana dili eğitimi, aile birleşimine getirilen kısıtlamalar, iş piyasası ve eğitim sisteminde karşılaşılan ayırımcı uygulamalar, çifte vatandaşlık, askerlik gibi sorunlar temsilciler tarafından öne çıkarıldı.

    Soruları yanıtlayan Üskül, Hollanda’daki Türk vatandaşlarının başta uyum ve insan hakları temelinde yaşadığı sorunları yerinde görmek ve çözüm önerileri konusundaki görüşlerini Hollandalı yetkililerle paylaşmak amacıyla bu ülkede bulunduklarını anımsatarak, vatandaşların yaşadıkları sıkıntıları Türkiye’de hükümet yetkililerine ileteceklerini söyledi.

    -AİLE BİRLEŞİMİ YASASI AYIRIMCI BİR DÜZENLEME-

    Almanya’nın geçen sonbaharda uygulamaya koyduğu Göç Yasası’nın ayırımcılık içerdiğini ve benzer uygulamaların yasayla Hollanda’da da yürürlükte olduğunu belirten Zafer Üskül, “aile birleşimini kısıtlayan uygulama bizim için çok açık ve net bir şekilde ayrımcılıktır” dedi. Bunu Hollandalı yetkililere ilettiklerini, ancak bugünden yarına çözüm beklemediklerini, bu sorunların daha sıklıkla ve örgütlü olarak iletilmesinin, gündemde tutulmasının sorunun çözümünü kolaylaştıracağını anlattı. Üskül, gerek hükümet gerekse komisyon olarak aile birleşimindeki bu ayırımcı uygulamanın takipçisi olmayı sürdüreceklerini vurguladı.

    Ana dili öğretimi konusunda velilerin istekli olması gerektiğini belirten Üskül, Hollandalı yetkililerin velilerin örgütlenerek talepte bulunması halinde olumlu yanıt vermeye hazır oldukları izlenimini edindiğini söyledi.

    “40 yıldır bu ülkede yaşayan kişinin artık bu ülkenin dilini hala konuşamıyor olması kabul edilebilir bir durum değil” diyen Üskül, iş yaşamında ayrımcılıkla karşılaşan kişilerin yakınmak yerine yetkili mercilere başvuruda bulunmaları resmi şikayetlerini yapmaları gerektiğini anlattı.

    -BİRLİK BERABERLİK ÖNEMLİ-

    Görüşmede söz alan diğer milletvekilleri de vatandaşların sorunlarının çözümü için kendilerinin örgütlü olarak takipçisi olmalarını istediler ve üstesinden gelinemeyecek sorun olamayacağını belirttiler.

    Milletvekilleri, Türk toplumunun birlik ve beraberlik içinde hareket etmesinin sorunların çözümünü kolaylaştıracağını söylediler.

    Rotterdam Başkonsolosluğunda yapılan ve Büyükelçi Selahattin Alpar’ın da katıldığı görüşmede, Zafer Üskül başkanlığındaki heyette yer alan AK Parti Çorum Milletvekili Murat Yıldırım, AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Ataş, CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir ile MHP İzmir Milletvekili Şenol Bal bulundu.

    TBMM heyeti, temas ve incelemelerine yarın da devam edecek. Heyet, Zutphen kentinde bir cezaevini ziyaret edecek ve Deventer Başkonsolosluğunda da vatandaşlarla bir araya gelecek.

    (YB-SRP)

  • Oturum Harcı

    Oturum Harcı

    HOLLANDA’DA YAŞAYAN TÜRK VATANDAŞLARININ
    ÖDEDİKLERİ OTURUM HARCI
    VATANDAŞLARIN YÜKSEK MİKTARDA ÖDEDİKLERİ OTURUM HARCININ DÜŞÜRÜLMESİ
    İHTİMALİNE KARŞI, HARÇ MAKBUZLARINI SAKLAMALARI İSTENDİ

    ANKARA (A.A) – 19.06.2008 – Hollanda’da yaşayan Türk vatandaşlarının oturum izinlerini yenilerken, AB üyesi ülke vatandaşlarından çok yüksek miktarda ödedikleri harcın miktarının düşürülmesi ihtimaline karşı, harç makbuzlarını saklamaları istendi.

    Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu’nun makamından yapılan yazılı açıklamada, Hollanda’da yaşayan Türk vatandaşların oturma izinleri için 1 Ocak 2002 tarihinden beri yüksek miktarda harç istendiği belirtildi.

    Türkler İçin Danışma Kurulu ile 24 Türk derneği tarafından bu miktarın AB-Türkiye Ortaklık Hükümleri’ne aykırı olduğu gerekçesiyle, Lahey İdare Mahkemesinde, Hollanda Adalet Bakanlığı aleyhine dava açıldığı kaydedilen açıklamada, mahkemenin, ”Türk vatandaşlarının ikamet harçlarının dengesiz arttırıldığı, harcın AB üyesi ülke vatandaşlarına uygulanan 30 avro tutarındaki miktarla aynı olması gerektiğine” karar verdiği ifade edildi.

    Hollanda Adalet Bakanlığının kararı temyiz etmesinin ardından Lahey Temyiz Mahkemesinin 22 Mayıs 2008’de Adalet Bakanlığının itirazını reddettiği bildirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

    ”Hollanda Adalet Bakanlığı, kararı uygulamaya karar verdiği takdirde vatandaşlarımızın süresine göre 290-830 avro arasında değişen oturma harcı ödemesi uygulamasına son verileceği, 2002 yılından sonra tahsil edilen bedellerin, AB vatandaşları için geçerli olan 30 avroluk kısmı kesilerek bakiyenin iade edilmesinin gündeme gelebileceği, bu nedenle vatandaşlarımızın oturum izinlerini yenilerken ödedikleri harç bedeli karşılığı aldıkları makbuzları saklamaları önem taşımaktadır.”

    (EAY-ARD)

  • Katliamların resimleri – Pictures from Massacre

    Katliamların resimleri – Pictures from Massacre

    Balta ile Katliam: İzmit’in Kollar köyünden Ermeniler tarafından balta ile katledilen müslümanlardan bir kısmının olaydan sonra çekilen fotoğrafı;
    KILLINGS WITH AXES: The picture of muslim’s of Kollar village of Izmit, killed with AXES by Armenians; picture taken right after the even has occurred.
    1-Boşnak Malik 2- Abdulmecid oğlu Ali 3- Ali oğlu Seyid (14 yaşında) 4- Ömer oğlu Abdulgani 5- Abdulgani oğlu Mecid 6- Abdullah oğlu Hüseyin 7- Bekir  oğlu Yusuf 8- Osman oğlu ısmail
    Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve ihtilal Hareketleri

    Erzincan’da Ermeniler tarafından ırzına geçilerek öldürülen Pakize adlı bir Türk kadını.  Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During  World War l
    RAPED & KILLED: Turkish Muslim woman named Pakize from Erzincan; she was killed as she was being raped by Armenians

    25 Nisan 1918’de, Subatan’da (KARS) Ermeniler tarafından öldürülen Türk çocuklar,  kadınlar ve karınları deşilerek bebekleri çıkarılan anneler.
    KILLED CHILDREN, CARVED TOOKOUT BABIES FROM PREGNANT WOMAN: Turkish Muslim children killed and women killed by carving out their bellies and their babies ripped out by Armenians, in Subatan of Kars in April 25, 1918.
    Kaynak:Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I

    Erzincan’ın Odabaşı bölgesinde, Ermeniler tarafından oyularak katledilen Türk Muslumanlar.
    KILLING BY CARVING OUT FACE AND BODY PARTS: In the Odabasi region of Erzincan, Turk Muslim man killed by carving out their body parts by Armenians.
    Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I

    Sivas’ta Ermeni çeteleri tarafından yapılan katliamda boğazı kesilerek  öldürülen jandarma Mustafa.Kaynak Ermeni Ayaklanmaları ve ıhtilal Hareketleri.
    CUTTING THROATS: Gendarme Mustafa Kaynak killed by cutting his throat by the Armenian gangs during their massacres in Sivas

    Ordudan hava değişikliği için terhis edilen ve 23 Temmuz 1915 de Diyarbakır’ın Lice kazasına bağlı Kum ve Çom köyleri  civarında elleri ayakları bağlanarak Ermeni komitecileri tarafından şehid edilen askerler.
    TYING UP AND KILLING SOLDIERS: The Turkish soldiers killed after tying up their hands and legs by Armenian gangs around Lice District of Diyarbakir; they were returning from the front for rehabilitation.
    Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve ihtilal Hareketleri.

    Diyarbakır’ın şark nahiyesine bağlı  Hızır ılyas köyü Mersani deresi (23  Temmuz 1915). Hono ismindeki ermeninin başında bulunduğu çete tarafından hançer ve kurşunla şehit edilen erkek, kadın ve çocuklar.
    WOMEN, MAN, CHILDREN PILED AND KILLED WITH GUNS AND SWORDS: Men, women, and children killed with guns and swords by a gang headed by an Armenia named Hono, near Mersani stream of Hizir Ilyas Village of Park District of Diyarbakir (July 23, 1915).
    Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve ihtilal Hareketleri.

    29 Ağustos 1914 tarihinde Ermeni çeteleri tarafından Siverek-Urfa  Yüksekyol ve Karacadağ civarında türbe ziyareti sırasında esir edilip  canlı hedef yapılarak şehit edilen müslüman  Türkler.
    KILLING PRAYING TURKS AT TOMBS OF MUSLIM SAINTS: Muslim Turks who were lined up and shot while they were visiting a Saints Tomb by Armenian gangs around Yuksekyol and Karacadag of Siverek district of Urfa.
    Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve ihtilal Hareketleri.

    Silvan civarında, Beşnik ermeni köyüne Van ve Tolorya’dan gelip, Doryan  Dano ve kardeşlerinin başında bulunduğu Ermeni çeteleri tarafından 11 Haziran 1915 tarihinde şeytankaya mevkiinde şehit edilen milis subayı Hamid Efendi komutasında bulunan erzak kafilesi, jandarması ve subayları.
    KILLING WORKERS, GENDARMES AND LIEUTENANTS BRINGING FOOD SUPPLIES TO ARMENIAN VILLAGES: the Lieutenants, supply workers and gendarmes under the leadership of Hamid effendi killed by the Armenian gangs lead by Doryan and Dano brothers, as the supply troop was coming from Van And Tolorya  to reach the Armenian village Besni around Silvan
    Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve ihtilal Hareketleri.

    Erzincan Odabaşı bölgesinde, birbirlerine bağlanmış halde öldürülmüş kadın ve çocukların cansız bedenleri.
    TYING MOTHERS TOGETHER WITH CHILDREN AND KILLING: Dead bodies of women and children killed after women were tied together with children, in the Odabasi region of Erzincan.
    Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I

    16 şubat 1918’de, Erzincan’ın Vagarir köyünde, Ermeniler tarafından şehit edilen ve bir evin arkasında bulunan şehit edilmiş Musluman Türkler.
    KILLED AND HIDDEN: Muslim Turks killed by Armenians on February 4, 1918, found hidden behind a house in Vagari village of Erzincan.
    Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I

    Hasankale’de, Ermeniler tarafından şehit edilen kadın ve çocuklar.
    WOMEN AND CHILDREN KILLED BY ARMENIANS IN HASANKALE.
    Kaynak: Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I

  • Dört Çarpı Dört Arazi Laikliği ve I Lowe You Google

    Dört Çarpı Dört Arazi Laikliği ve I Lowe You Google

    “… Dindar bir insan laik olur. Kişi, laik devleti koruma anlamında eğer laikse, o anlamda ben laikim. Ben bir Müslüman olarak, bir dindar olarak laikliği savunurum. Şu anda da laik devletin Başbakanıyım. Dört dörtlük bir laikim…”(1).

    Bu sözler kime ait biliyor musunuz?

    Sayın Başbakan’a.

    Sakın ola “Duyda inanma” demeyin, vallahi billahi Sayın Başbakan’a ait sözler olarak yer aldı medyada(2).

    Kime söylemiş bu sözleri?

    Hülya Avşar’a!

    Nerede söylemiş?

    DIGITURK’ten yayın yapan Türkmax isimli kanalda yayınlanan “Hülya Avşar Stüdyosu” isimli programda!

    Ne zaman söylemiş?

    5 Haziran 2008 günü!

    Yani Anayasa Mahkemesi’nin, laiklik ilkesine aykırı bulduğu gerekçesiyle türbanı kesinkes yasakladığı gün!

    Medyaya yansıdığı kadarıyla; bu görüşmeyi ayarlayan kişi ise aynı zamanda AKP Milletvekili de olan ünlü yapımcı Osman Yağmurdereli imiş ve Sayın Başbakan Anayasa Mahkemesi’nin türban kararını program çekiminden hemen sonra öğrenmiş!(3).

    ***

    Türkçemizde “arazi olmak” şeklinde bir deyim vardır.

    Kaybolmak, ortalıktan yok olmak, saklanmak, gizlenmek veya geri çekilmek gibi anlamlara gelir bu deyim.

    Burada yapılan eylem, bilinçsiz yapılan bir eylem olmayıp, maksada uygun olarak yapılan bilinçli ve planlı bir eylem olduğu için, tüymek ve kaytarmak deyimleri çok daha uygun düşer arazi olmak deyimini açıklamak için.

    Ayrıca arazi olmak deyimi, araziye uymak şeklinde de söylenmektedir ki; burada yine bir gizlenme ve kamufle olma durumu vardır.

    Yırtmak deyimi de bazen aynı anlamda kullanılabilmektedir.

    Bu eylem daha çok, sorumluluktan kaçmak, vazife almaktan imtina etmek, görevini yerine getirmekten ya da külfetten kurtulmak için yapılan bir eylemdir.

    Örneğin nöbet tutmak istemeyen askerler, imtihan olmak istemeyen öğrenciler, çalışmak istemeyen işçi veya memurlar, bir bahane bularak aniden ortalıktan yok olurlar.

    Sayın Başbakan’ın büyük sanatçı! Büyük programcı! Ve Big Show Girl Hülya Avşar’a söylediği “Dindar bir insan laik olur… Ben dört dörtlük bir laikim… “  şeklindeki sözleri duyunca nedense dört çekerli arazi araçları ve arazi olmak deyimi birlikte aklıma geldi ve Sayın Başbakan’ın tavrını, partisi hakkında açılan kapatılma davasının ve türban davalarının Anayasa Mahkemesi’nce karara bağlanması arifesinde çok güçlü bir şekilde arazi olma veya araziye uyma girişimi olarak yorumladık!

    Zira Laiklik denilince Milli Görüş’ün yaptığı tek eylem, arazi olmaktır.

    Bu bakımdan Sayın Başbakan’ın “Dindar bir insan laik olur… Ben dört dörtlük bir laikim… “  şeklindeki sözlerini gerçekçi ve inandırıcı bulmuyoruz.

    Hele hele bu sözlerin söylendiği ortamı ve zamanlamasını düşününce inanmakta son derece zorlanıyoruz.

    Zira bu söylem, Sayın Başbakan’ın sık sık yaptığı gibi futbolcu ağzıyla söyleyecek olursak, topu taca atmak deyimiyle de örtüşmektedir.

    Çünkü Sayın Başbakan’ın geçmişte dile getirdiği bazı söylemlerini hatırladığımızda, Hülya Avşar’ın programında dile getirdiği laiklik açıklamalarını tam da dört çarpı dört arazi laikliği, ya da dört başı mamur şekilde araziye uymak olarak yorumluyoruz…

    ***

    Her ne kadar AKP, 17.06.2008 günü Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu savunmasında, AKP hakkında kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’yı “Başsavcı delilleri arama motoru google’dan toplamıştır. Bu bir google davasıdır” (4) diye suçlasa da iyi ki şu google denilen olay var.

    Aksi halde biz kişilerin söylemlerini ve eylemlerini nasıl hafızamızda tutup yeri geldiğinde hatırlayacaktık.

    Üstelik de balık hafızalı bir millet olduğumuz tescillenmişken!

    AKP’nin ithamlarını görmezden gelerek “google” arama motoruna grip “Recep Tayip Erdoğan” ve “Laiklik” anahtar kelimelerini birlikte yazınca bakın karşımıza neler geldi:

    • Ben meclis’in dua ile açılmasından yanayım. (08.01.1996 – Milliyet)
    • Elhamdülillah Müslüman’ım diyenlerin, şeriatçıyım demesi de gerekir. (21.11.1994/23.08.1995-Milliyet)
    • Ben İstanbul’un imamıyım.( 08.01.1995 – Hürriyet)
    • İmamlar da nikâh kıysın.( 09.05.1995 – Milliyet )
    • Cumhurbaşkanının imam hatipli olacağı günler yakındır.( 05.02.1996 – Akit )
    • Laik değilim, laikliği korumakla yükümlüyüm.( 2005 )
    • Mahkemenin türbanla ilgili söz söyleme hakkı yoktur. Söz söyleme hakkı din ulemasınındır.( 2005 )
    • ‘Katili affetmek maktulün vârislerine aittir'(8.3.2008- http://aleviyol.com)
    • Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor diye. Yahu millet istedikten sonra laiklik tabii elden gidecek !(Recep Tayyip Erdoğan’ın ART Televizyonunda yayımlanan konuşması”)
    • “Bize göre demokrasi amaç değil, ancak bir araçtır. Hangi sisteme gitmek istiyorsanız, bu düzenlerin seçiminde bir araçtır. Türkiye, kendisine din olarak Kemalizmi almış, başka hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak kitlelere zorla dikte ettirmiştir. Oysa en üst belirleyici İslam’ın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir.”(İkinci Cumhuriyet Tartışmaları” kitabındaki söyleşisinden. )
    • Hem laik, hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın, ya laik. İkisi bir arada olunca ters mıknatıslanma yapar. Mümkün değil, ikisi bir arada olamaz(Recep Tayyip Erdoğan’ın ART Televizyonunda yayımlanan konuşması)(5)

    ***

    Bütün bunlardan sonra şimdi bize düşün görev “İYİKİ VARSIN GOOOLE” ya da stadyum ağzıyla söyleyelim;”I LOWE YOU GOOGLE!” demektir.

    Yoksa insanların gerçek kişiliklerini ve karakterlerini nereden ve nasıl bilip öğrenecektik?

    Üstelik milletçe sahip olduğumuz hafıza, balıklarınki ile kıyaslanırken!

    Sayın Başbakan’a diyeceğimiz odur ki; yukarıda yer alan google kaynaklı bir sürü gereksiz lafı edip ülkeyi ve sistemi gereceğinize, Avşar kızına söylediğiniz lafları umuma söyleyip de millete umut verseydiniz olmaz mıydı?

    19.06.2008
    Ömer Sağlam

    __________

    1- isimli internet sitesinde bulunan 11.06.2008 tarihli ve “Dört dörtlük laikim” başlıklı haber.

    2- Sayın Başbakan’ın konu hakkında söyledikleri, internet adresinde bulunan 11.06.2008 tarihli ve “Gelinim başını açsa karışmam” başlıklı haberde şöyle verilmiştir: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti nedir? O değiştirilemez maddelerde sayıyor ya. Demokratiktir diyor, laiktir diyor, sosyaldir diyor, hukuk devletidir diyor. Şimdi dört tane niteliği var devletimizin. Anlatabiliyor muyum? İnsanın dini vardır. Müslümandır veya başka bir dindendir. Anlatabiliyor muyum? Ama ben bir Müslüman olarak, bir dindar olarak laikliği ne yaparım? Laikliği savunurum. Laik devleti savunurum. Şu anda da laik devletin Başbakanıyım ve bunu da savunuyorum. Bununla ne yapıyorum? Bütün inanç gruplarına, hangi inançtan olursa olsun, laik devletin bir yöneticisi olarak eşit mesafedeyim. Ve bu anlamda dört dörtlük bir laikim”

    3- isimli internet sitesinde bulunan “Başbakan Hülya Avşar’a Konuk oldu” başlıklı haber.

    4- internet sitesinde bulunan 17.06.2008 tarihli ve “Bu ’google’ davasıdır” başlıklı Turan Yılmaz-Bülent Sarıoğlu imzalı haber.

    5- Ayrıntılı bilgi için bkz. .

  • Türk’ün Dünyadaki Nüfusu ve Nüfuzu

    Türk’ün Dünyadaki Nüfusu ve Nüfuzu

    Turhan FEYİZOĞLU
    Ekim-Kasım-Aralık 2006, sayı: 31

    Bu Vatan Kimin?

    Bu vatan toprağın kara bağrında
    Sıradağlar gibi duranlarındır.

    Bir tarih boyunca onun uğrunda
    Kendini tarihe verenlerindir.

    Tutuşup kül olan ocaklarından,
    Şahlanıp köpüren ırmaklarından,

    Hudutta gaza bayraklarından
    Alnına ışıklar vuranlarındır.

    Ardına bakmadan yollara düşen
    Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan

    Huduttan hududa yol bulup koşan,
    Cepheden cepheyi soranlarındır.

    İleri atılıp sellercesine
    Göğsünden vurulup tam ercesine,

    Bir gül bahçesine girercesine,
    Şu kara toprağa girenlerindir.

    Tarihin dilinden düşmez bu destan,
    Nehirler gazidir, dağlar kahraman,

    Her taşı yakut olan bu vatan
    Can verme sırrına erenlerindir.

    Gökyay’ım ne yazsan ziyade değil
    Bu sevgi bir kuru ifade değil,

    Sencileyin hasmı rüyada değil
    Topun namlusundan görenlerindir.

    Orhan Şaik Gökyay

    Nüfus: Bir ülkede, bir bölgede, bir evde belirli bir anda yaşayanların oluşturduğu toplam sayı.

    Nüfuz: Söz geçirme, etkili olma. Bir şeyin içine işlemek, geçmek. İnceliğine varmak anlamak.

    Politikayı niçin yaparız? Ya da niçin politika yapılır?

    Politika bireylerin ve toplumların gelişimi için yapılır.

    Türkler, insanlık tarihinin en köklü milletlerinin başında gelir.

    Dünya tarihini etkilemiş, yön vermiş, eski çağları kapatmış yeni çağlar açmış bir millettir.

    21. yüzyılda da insanlık, tarihi bir dönemecin içinde bulunmaktadır.

    Türkler, bu politikaya yön verebilir.

    Bunun soruları tarihte yatmaktadır.

    Eğer geçmişimiz iyi bilinirse geleceğimizi oluşturmak kolaylaşır ve politika yapmak, strateji oluşturmak geleceği kurmak kolaylaşır.

    Yok eğer başkaları tarafından yönlendirilirsek iyi bir sonucun ortaya çıkacağını söylemek çok zor.

    Bunun örneğini son üç yüz yıldır yaşamakta ve olumsuzluklarını her an görmekteyiz.

    Yeni bir çıkış noktası bulunmalı.

    İlk başta ve en önemlisi tüm Türkleri bir çatı altında toplayacak örgütlenmeyi yapabilmektedir.

    Bu örgütlenme hiyerarşik bir yapı içerisinde olmalı ve başkanlık sistemiyle yönetilmelidir.

    Başkanlık sisteminde toplumun genel yapısını oluşturacak olan (ekonomi, eğitim, adalet, askeri, sağlık, din, istihbarat gibi) her kurum bu başkanlık sisteminde temsil edilmeli, bir bütünlük içinde yönetilmelidir.

    Burada ekonomik anlamda bir vatandaş olarak kişisel bir düşüncemi belirtmek istiyorum.

    Yıllardan beri Avrupa Birliği (AB) için tartışılıyor.

    Bu işbirliği Türkiye’ye yarardan çok zarar getirdi.

    2006 yılının Ekim ayında yapılan bir maç karşılaşması için bir Macaristan TV kanalında yapılan değerlendirmede şunlar söyleniyordu:

    “Osmanlı-Türk İmparatorluğu’nu nasıl yendiysek sizi de öyle yeneceğiz.”

    Bu zihniyet AB’nin ortak değerlendirmesidir.

    AB’nin Türkiye’ye bakışı aşağıdaki fıkra gibidir:

    “Yıl 2050. AB Komisyonu Başkanı odasında otururken yardımcısı içeriye heyecanla girer:

    —Efendim, Türkiye tüm isteklerimizi yerine getirdi. Onları AB’ye alacak mıyız?

    AB Başkanı:

    —Yok canım, henüz olmaz. Git, duyur, Tüm Türkiye İngilizce konuşacak, Türkçe’yi yasaklıyorum.

    —Efendim onu 5 sene önce yaptılar. Hatırlamıyor musunuz?

    —O zaman söyle Kıbrıs’ı versinler.

    —Efendim onu da 40 sene önce verdiler zaten…

    —O zaman söyle Güneydoğu’ya özerklik versinler.

    —Aman efendim, Türkiye’de Güneydoğu mu kaldı, 2020’de bağımsız devlet oldu ya orası zaten.

    —O zaman söyle ermenilerin saçmalamalarını tanısın, kabul etsinler.

    —Efendim, sadece ermeni değil, Pontus, Yunan, Bulgar, Rus, Ukrayna, Moldova saçmalamalarını bile tanıdılar, kabul ettiler. Hatta Çanakkale Savaşı’ndan dolayı İngiliz, Avustralya, Yeni Zelanda saçmalamalarını bile tanıdılar, kabul ettiler ya… Nasıl unuttunuz.

    —Hmm. O zaman söyle, kokoreç yasaklansın.

    —Aman efendim, onu yemeyi 2007’de bıraktılar.

    —İsa aşkına, ya ne bileyim? Kınayı yasaklayın, yakamasınlar.

    —Ooooo! Beyefendi, onu da çoktan bıraktılar.

    AB Başkanı düşünüp taşınır ve;

    —Eeee… Dağıtın o zaman Avrupa Birliği’ni…”

    Bence ekonomik olarak Japonya ile daha çok işbirliğine gidilmeli. Japonya ile daha çok işbirliği, ekonomik anlamda bizi daha çok geliştirir diye düşünüyorum.

    Devlet Başkanlığı sisteminin günlük politikası olmalı ama orada kalmamalı ve yüzyılları kapsayan programlar içinde hareket edilmelidir. Başarılı olmak, böyle yüzyılları kapsayan programlar ve stratejiler içerisinde hareket etmektir.

    Evrensel tarih içinde düşünüldüğünde, hükümetlerin politikası gibi 5 yıllık, 10 yıllık 100 yıllık, 1000 yıllık ve sonsuz politikalar üretmeli ona göre strateji belirlemeli, çalışmalıdır.

    Bunun için Türklerin tarihsel, kültürel, siyasi, askeri politik birikimleri-deneyimleri vardır.

    Türk milletinin bu birikimine hiçbir topluluk-millet sahip değildir.

    Peki bu birimim neden kullanılmıyor, harekete geçirilmiyor?

    Bunu şimdilik bilmiyoruz.

    Peki bu önemli birikim nasıl harekete geçirilebilir?

    İlk başta: Geçmişten geleceğe tarih bilinci içinde uzanan bir zaman dilimi içinde bu milleti oluşturan her bireyin vatandaşlık bilinciyle hareket etmesi sağlanmalı.

    Bunun için her birey örgütlenmeli. Her bireyi politikaya aktif olarak katmak için çaba gösterilmeli.

    Üçüncüsü: Zamanı geldiğinde ortak hareket etmesi sağlanmalı.

    Türk milletinin gücü önemlidir.

    Yeter ki bunu harekete geçirelim.

    Nüfus ve nüfuz.

    Dünyanın her yerinde bir Türk bulunmaktadır.

    Birey olarak sadece Türk yok.

    Türklerin çalıştığı işyerleri, çalıştırdığı işyerleri var.

    Kimisi öğretim üyesi, kimisi yönetici, kimisi işadamı, kimisi sanayici, kimisi sanatçı, kimisi yazar, kimisi emekçi, kimisi politikacı.

    Türkler ayrıca değişik dergilerde, gazetelerde, web sitelerinde, televizyonlarda; kısaca bütün kitle iletişim araçlarında çalışıyor.

    Hatta bazı kitle iletişim araçlarının sahipleri, yöneticisidirler.

    Diplomaside Türkler her zaman ön plandadır.

    Hepsi değişik kurumlarda örgütlü olan ve bu kadar çalışkan olan Türkler, nüfuzlarını güçleri oranında kullanıyorlar mı?

    Türklerin birey olarak, topluluk olarak bulundukları ortamda, bölgelerde, ülkelerde bu nüfuzun her zaman var olduğu görülüyor.

    Peki Türk’ün bu büyük gücü, bu büyük nüfuzu, Türk’ün ve Türkiye’nin ortak çıkarları için kullanılabiliyor mu?

    Hayır.

    Bu güç ortak anlamda politik olarak dünya politikasında hissedilmiyor, görülmüyor, kullanılmıyor.

    Bu gücü kullanabilecek bir politika da şimdilik görünmüyor.

    Türkler, bulunduğu her yere uyum sağlamış ve kişilikleriyle, çalışmalarıyla o topluma katkıda sağlayan bireyler olmuşlardır.

    Türk’ün ve Türkiye’nin geleceği için bu gücün harekete geçirilmesi gerekli.

    Türkün bu gücünü, bu nüfuzunu harekete geçirdiğimizde dünyaya geçmişte olduğu gibi şimdi de yön veren bir ülke haline geliriz.

  • Mayınlar Hangi Ülkenin Malı

    Mayınlar Hangi Ülkenin Malı

    Türk vatandaşının ölümüne yol açan mayınlar hangi ülkenin malı, C-4 plastik tahrip maddesi hangi ülkede üretiliyor?

    Turhan FEYİZOĞLU
    04.07.2005/    Sayı:85

    Uzun süren bir aradan sonra 1 Mart Tezkeresi’nin reddedilmesinden sonra son bir senedir Türk devletinin ve Türk vatandaşlarının güvenliğini koruyan güvenlik güçlerinin karşılaştığı iki ciddi sorun yaşanmaktadır.

    Birincisi: Mayınlar.

    İkincisi: C-4 plastik tahrip maddesi.

    Değil en basit bir ürün, özellikle savaş sanayiinde üretilen herhangi bir ürünün kimlere satıldığı kesinlikle bilinir. Bu ürünler gizli veya açık kime verilirse verilsin en son kullanılana kadar üreticiler tarafından takip edilir ve bilinir.

    Bir vatandaş olarak soruyorum.

    “C-4 plastik tahrip maddesi” olan patlayıcıyı hangi ülke üretiyor?

    Bu patlayıcıyı ne için üretiyor, kimlere açık veya gizli olarak veriyor?

    Gazeteci-yazar Uğur Mumcu, C-4 plastik tahrip maddesinin kullanılması sonucu öldürülmüştü.

    Bu plastik tahrip maddesi “terörist” bir örgütün militanlarının eline nasıl geçiyor?

    Türk vatandaşları emperyalist ülkelerin kullandığı maşalar nedeniyle şehit oluyor.

    Bu emperyalist ülkeler, Türk Milleti’nin ve Türk devletinin zararına işler yapmakta, bazı maşaları kendi çıkarları için kollamakta, desteklemekte ve yardımcı olmaktadır.

    Bu iddialar kanıtlanmıştır.

    Emperyalistlerin maşalığını yapan ve emperyalistler tarafından yönetilen PKK denilen terörist örgüt, Türkiye’de 1984-2004 yılları arasında 52 bin 315 terör eylemi gerçekleştirdi.

    Nasıl maşalık yaptıklarını ve kullanıldıklarına bir örnek vermek istiyorum.

    Bundan tam on sene önce yayınlanmış bir habere bakalım.

    19 Haziran 1995 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “PKK’de ABD Füzeleri” başlığıyla yayınlanan haber özetle şöyledir:

    “PKK’nin elinde, karadan havaya atılan, uçaklara karşı kullanılan ısıya duyarlı Stinger füzeleri olduğunu belirleyen istihbarat yetkilileri, örgütün bu silahı Afganistan’dan edindiğini ortaya çıkardılar.”

    Biliyorsunuz ABD, Afganistan’ı işgal etmişti. İşte sonuç.

    Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 12 Mayıs 2005 günü yaptığı konuşmada, “PKK’nın Kuzey Irak’tan Türkiye’ye çok miktarda C-4 patlayıcı madde soktuğunu”, açıkladı.

    ABD, daha önce Afganistan’da yaptığı şeyi şimdi Irak’ı işgal ederek yapıyor ve bazı örgütleri maşa olarak kullanmaya devam ediyor.

    Sonuç yine aynı.

    Peki mayınlar hangi ülkeden geliyor?

    Ortadoğu gazetesinin 9 Ocak 1999 tarihli nüshasında yayınlanan haber özetle şöyledir:

    “İtalya’nın PKK’ye sattığı mayınlar nedeniyle 368 kişi hayatını kaybetti, 1560 kişi de kol ve bacaklarını kaybetti.”

    Hatta, bu mayınlar nedeniyle Akit gazetesi 8 Temmuz 2000 tarihinde şöyle bir açıklama yapmıştı:

    “Bir çok Mehmetçiğin, polisin ve sivil insanların yaralanmasına veya ölmesine neden olan mayınların Fiat kuruluşu tarafından PKK’ye verildiği ortaya çıktığından ve aylar geçmesine rağmen ilgili firmalarca hiç bir açıklama yapılmadığından İtalyan Fiat-Koç ortaklığındaki TOFAŞ mamüllerinin fiyat listesini yayınlamıyoruz.”

    Emperyalistlere ve onların kullandıkları maşalara, bir gazetede “Her Şey Vatan İçin” başlığıyla 28 Haziran 2005 günü yayınlanan bir gazete haberi ile yanıt veriyorum. Bu Türk toplumunun ortak yanıtıdır:

    “Kütahya’nın Tavşanlı İlçesi’ne bağlı Derbent Köyü’nün düşman işgalinden kurtuluşunun 83. yıldönümü törenlerine yaşlı köylü kadınlar da katıldı. Nineler törende, önlerine Türk bayrakları asıp, ellerinde kılıç ve kalkanlarla yürüdü. Bastonla yürüyebilen bazı nineler, ‘Her şey vatan için’ diye slogan atıp, ‘Gerekirse vatan için ölürüz’ diye konuştular.”

    ABD’nin yenilgisini Vietnam’da gördük. Vietnam’da ABD darmadağın oldu yıkıldı, defolup gitti.

    Güney Amerika’da, 2004-2005 yıllarında, hem de yapılan seçimlerde Brezilya’da, Venezüela’da, Arjantin’de ve Uruguay’da sol partiler iktidara geldi.

    Merkezi Washington’da bulunan ve ABD-Latin Amerika ilişkilerini takip eden “Yarım Küre İlişkileri Konseyi’nin yöneticisi Larry Birns, yaptığı yorumda şunları söylemişti:

    “Bush yönetiminin hedefi, bölgede Küba’yı tecrit etmekti. Ama sonunda kendisi tecrit oldu.”