Savcı beni muhbir yapmak istedi |
|
|
‘9 esrarengiz telefonu’ kitabında yazarak TSK içindeki telekulak skandalını ortaya çıkaran emekli albay Sarızeybek, soruşturmayı yürüten Savcı Zekeriya Öz’ü suçladı: TSK’yı yıpratmak için beni muhbirliğe çağırdı HABER MERKEZİ – Vatan Gazetesi – 4 Temmuz 2008 Ya Gazi Paşa Duyarsa kitabında Ergenekon kapsamında aranan Jandarma İstihbarat Daire Başkanı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün görev yaptığı dönemde kendisinden 9 telefon numarasına ait döküm istediğini anlatan emekli albay Erdal Sarızeybek, dün Savcı Zekeriya Öz’ü suçladı. Şanlıurfa’da Alay komutanlığı görevinde bulunurken, Tuğgeneral Levent Ersöz’ün kendisinden 3 kozmik nitelikteki 9 telefon numarasının konuşma dökümünü istediğini 2 Nisan 2007 tarihli Aksiyon dergisine verdiği röportajda da anlatan Sarızeybek, Savcı Zekeriya Öz’ün soruşturmadan el çektirilmesini istedi. Röportajında Ersöz’ün istediği dökümlerin daha sonra İstanbul Telekom’dan bir uzman çavuş tarafından elden alındığını anlatan Sarızeybek, bu açıklamadan üç hafta sonra Ergenekon Operasyonu’nu yürüten Savcı Zekeriya Öz tarafından 25 Nisan’da telefonla arandı. İlk soru: Veli Küçük’ü tanıyor musunuz? Öz’ün kendisini İstanbul’a davet etmesi üzerine 31 Nisan’da Levent’teki Adliye binasının üst katında Savcı Öz’e bilgi veren Sarızeybek, dün TV’de emekli paşalar Şener Eruygur ve Levent Ersöz hakkında verdiği olumlu ifadelerin soruşturma kapsamında kayda alınmadığını söyledi. Zekeriya Öz’le buluşan Sarızeybek, savcının kendisine ilk olarak “Veli Küçük’ü tanıyor musunuz?” diye sorduğunu, bu soruya “30 yıl birlikte çalıştık iyi bir generaldir” diye yanıt verdiğini söyledi. Savcı Öz’ün ardından odaya giren badem bıyıklı bir savcının ise kendisine “Sizi general yapmamışlar, harcadılar” dediğine dikkat çeken Sarızeybek kendisine “Sizi general yapmamışlar” cümlesiyle “Eğer biliyorsanız Şener Eruygur, Levent Ersöz hakkında bir şey biz gerekeni yapalım” diye mesaj verildiğini dile getirdi. “Orada anlattıklarımı kayda bile sokmadı” Savcı Öz’e “Sen bana savcı olarak soruyorsan Şener Eruygur iyi midir Levent Ersöz nasıldır, ben her ikisi de iyidir diyorum” dediğini vurgulayan Sarızeybek, Öz’ün yaptığının zabıta dilinde muhbirlik anlamına geldiğini söyledi. Cumhuriyet Savcıları’nın böylesine önemli bir soruşturmada çağırdığı tanığın bilgisini kayda alması gerektiğini söyleyen Sarızeybek “Katip yok, geç oldu denildi ve tutanak tutulmadı. Bu savcılar Ergenekon soruşturmasını yapamaz çünkü soruşturmaya fesat karıştırılmıştır, gölge düşürülmüştür. Beni ihbarcı durumuna düşüreceklerdi. Zekeriya Öz tarafsızlığını yitirmiştir. Hedef olarak kendisine TSK’yı seçmiştir. Bu soruşturma üçüncü çuval olayıdır. İkincisi Dağlıca’dır. İki orgeneral polisler arasında götürülmüş ve böylece Türk ordusuna duyulan güven ayaklar altına alınmıştır” dedi. |
Blog
-

E. Albay Erdal Sarızeybek: “Savcı beni muhbir yapmak istedi / Ergenekon çuval geçirmedir”
-

Enterprise Enstitusu uzmanlarindan Rubin, Ergenekon sorusturmasini ‘komplo’ olarak tanimladi
‘Erdogan’in hayal urunu’
© Michael Rubin, Erdogan’in Ergenekon sorusturmasini kendisini elestiren, yolsuzluklarini ve iktidari kotuye kullanmasini sorgulayan kisilerden intikam almak uzere bir ‘bahane’ olarak kullandigini soyledi.
ELCIN POYRAZLAR
WASHINGTON – Washington’daki dusunce kurulusu American Enterprise Enstitusu (AEI) uzmanlarindan Michael Rubin, “Ergenekon” sorusturmasini bir “komplo” olarak tanimlayarak bunun Basbakan Tayyip Erdogan’a ait bir “hayal urunu” oldugunu soyledi. Erdogan’in bu sorusturmayi kendisini elestiren, yolsuzluklarini ve iktidari kotuye kullanmasini sorgulayan kisilerden intikam almak uzere bir “bahane” olarak kullandigini soyleyen Rubin, Erdogan’in Rusya BasbakaniVladimir Putin’edonustugunu ifade etti.
Rubin, 1 Temmuz’da Ergenekon sorusturmasi cercevesinde gerceklestirilen gozaltilara yonelik Cumhuriyet’e aciklamada bulundu. Gazetecilerin ve siyasi muhaliflerin gozaltina alinmasinin Turk demokrasisine zarar verdigini soyleyen Rubin, bu durumun Rusya’da Putin’in demokrasiyi ortadan kaldirmasina benzedigini soyledi.
Rubin, “Ergenekon komplosu kendisini elestiren, yolsuzlugunu ve iktidari kotuye kullanmasini sorgulayan kisilerden intikam almak icin Erdogan’in bahane olarak kullandigi kendi hayal urunu olarak ortaya cikiyor” seklinde konustu.
‘Gozaltilar ironik’
Rubin sorusturmanin Vakit, Yeni Safak, Zaman gazetelerinin yani sira Turkish Daily News gazetesindeki bazi kose yazarlari tarafindan Erdogan’in hukukun ustunlugu ve yargiyi kucumsemesini ortmek ve bahaneler bulmak amaciyla kullanildigini da vurguladi. Rubin, AKP’nin hukukun ustunlugunu kucuk gormesine karsin devletin kurumlarini kotuye kullanma egilimi icinde oldugunu ifade ederek son gozaltilarin bu acidan “ironik” oldugunu ifade etti.
Pek cok Batili diplomatin ve Turk yetkilinin AKP’nin kapatma davasi konusunda bir “uzlasi”saglanmasini umdugunu ve Turk uzmanlarin Erdogan’in pisman oldugunu dusundugunu ifade eden Michael Rubin, “1 Temmuz baskini uzlasinin mumkun olmadigini gosterdi” dedi. Rubin, “Ya AKP kapanacak ya da Kemalizm ve hukukun ustunlugunun yerine dinin siyasi amaclar icin firsatci bir bicimde kullanildigi ve ozgur medya ve ozgur sivil toplumun hor goruldugu Putin tarzi bir yaklasim gelecek”seklinde konustu.
1 Temmuz’daki gozaltilarin Erdogan’in AB uyelik surecine yonelik samimiyetsizligini de ortaya koydugunu belirten Rubin, “Erdogan Turkiye’ye somurge valisi gibi emreden AB yetkililerini kucakladi. Ancak barisil siyasi muhalefeti ezmenin Turkiye’nin refahi ve demokrasisinden daha onemli oldugunu gosterdi” dedi.
Rubin, “Bagimsiz medyanin, Turk isadamlarinin, Turkiye’nin cok uzun suredir ihmal edilmis ciftcilerinin, aydinlarinin ve hukukun ustunlugunu destekleyen herkesin Erdogan’in Putin’in yolunu izledigi bir donemde demokrasiyi savunma gorevi bulundugunu” ifade etti. Rubin, “Batili diplomatlarin da Turk yargisinin ardinda durarak hicbir siyasetcinin hukuktan ustun olmadigi kavramini desteklemesi gerektigini” dile getirdi.__._,_.___
-

Uzlaşmanın şartları … Rauf Denktaş
En basit bir ihtilafta bile uzlaşma kavgalı tarafların uzlaşmayı ciddi şekilde istemesine ve buna muhtaç olmasına yani uzlaşmanın kendisine yarar sağlayacağına inanmasına bağlıdır. Bu da tarafların birbirlerine saygılı olmalarını, birbirlerine güvenmelerini ve birbirlerinin eşitliğini kabul etmelerini gerektirir.
Kıbrısta Rum tarafının uzlaşmaya ihtiyacı yoktur. Akritas planı ile öngördüğü hedef 1960 Andlaşmalarının işine gelmeyen taraflarını etkisiz hale getirmek ve Kıbrıs’a sahip çıkmaktı. Enosis bunun doğal bir sonucu olarak kendiliğinden gerçekleşebilecekti. Makarios’un vasiyetini unutmayalım. “Yaptıklarımla Kıbrıs’ı Enosis’e en yakın noktaya getirdim; bundan ancak Enosis için gerileyebilirsiniz” demişti. Yaptıklarını da Klerides şu sözlerle özetlemişti: “İçimizde bir Türk Cumhurbaşkan muavini ve üç Türk Bakan yok, buna rağmen dünya bizi meşru hükümet olarak tanımış; Türklere niye taviz verecekmişiz? Ya istediklerimize razı olacaklar ya da adadan çekip gidecekler”!
Genel Sekreterin raporları iki tarafın birbirine güvendiğini vurgulamaktadır. Biz Rum’a bizi azınlık yapmak, Kıbrıs’a hakim olmak siyaseti nedeniyle güvenmiyoruz. Rum da kendisine boyun eğmediğimiz, eşitlikten ve Türkiye’nin Garantörlüğünden vazgeçmediğimiz için güvenmiyor.
Biz Garantileri içeren iki ayrı coğrafyaya dayalı, iki halkın oluşturduğu kalıcı bir ortaklık diyoruz; Rum tarafı ise üniter bir devleti (1963 darbesi ile) yaratmış olduğu inancında, bizden bunu kabul etmemizi bekliyor.
Biz iki eşit halk vardır diyerek self determinasyon hakkımıza sarılıyoruz , onlar tek bir halk vardır ve bu halk %82 Rum’dan %18 de Türkten oluşmaktadır diyerek eşit ortaklık temelini ortadan kaldırmaktadırlar.
Biz eşit egemenlik diyoruz; onlar egemenlik tektir diyerek üniter bir Rum devletinde bize azınlık statüsü öngörmektedirler.
Biz Garanti Anlaşması devam edecektir, müdahale hakkı baki kalmalıdır diyoruz; onlar bunu temelden reddediyorlar.
Biz 1963-74 olaylarında başımıza gelenlerin tazminatı diyoruz; onlar 1974’e kadar Kıbrıs’ta hayat normaldi , 1974’de Türkiye gelmeseydi hayat normal olmaya devam edecekti, geldi ve Kıbrıs’ı ikiye böldü diyerek mazlum rolünde dünyayı kandırmakla meşguller. Papadopullos 1974’e kadar tek bir Türk öldürülmedi diyecek kadar ileri gidebiliyor.
Kısacası Rum Kıbrıs’ı istiyor. Sahte bir ünvan arkasına saklanmış 42 yıllık yalanını sürdürüyor. Büyük devletler de buna destek veriyor. Yasa dışı Rum idaresini meşru Kıbrıs hükümeti olarak bağrına basıyor; yirmi yıl devletinden dışlanmış, her türlü saldırıya uğramış, soykırımından ancak Türkiyenin müdahalesi ile zor kurtulmuş, devletsiz kalmamak için devletini kurmuş olan Kıbrıs Türklerine “siz yasal değilsiniz” diyebiliyorlar.
Uzlaşma için taraflar arasında eşitlik gerekir, eşitler arasındaki dengenin korunması gerekir. Kıbrıs’ta Uluslararası Anlaşmaların oluşturduğu dengeleri hiçe sayan ABD, Garantör İngiltere, Sovyetler (şimdiki Rusya) ve diğerleri Rum-Yunan ikilisinin Kıbrıs’ı alıp kaçmaları için her desteği vermişlerdir. Rum’un becerisi ise 1960 Anlaşmalarının kurmuş olduğu tüm dengeleri ayaklar altına almak oldu. Anlaşmaların yasağına rağmen Türkiye henüz AB üyesi olmadan Rumların “Kıbrıs” sahte adı altında AB üyeliğine alınması en büyük yüz karası; uzlaşmayı önleyen en büyük engel olmuştur, fakat aldıran yok !
O kadar aldıran yok ki, BM Barış Gücünün Kıbrıs’ta konumu ve faaliyetlerini sürdürmesi “Kıbrıs Hükümetinin iznine, evet’ine” bağlı. Toplu mezar yapımcıları Kıbıs’ta barış olsun diye BM askerlerinin maaşlarına katkıda bulunmakta. Türklere yapılan zulmün , saldırının çoğu da BM Barış Gücünün gözleri önünde ceryan etti.
Biz halâ bu dengesizlik devam ederken kendini “meşru hükümet, AB üyesi Kıbrıs” olarak gören ve bizi azınlık olarak takdim eden bu insanlarla “dengeli, eşitliğe dayalı, iki kesimli, iki halkın oluşturacağı kalıcı bir ortaklık kurabileceğimizi varsayarak çıkmaz yola devam ediyoruz. Ve bunu yapmakla da dünyaya yanlış mesaj veriyoruz, bu dengesizliğe rağmen uzlaşma olabilir imajını yaratıyoruz. Rum tarafı da bizim bu iyi niyetli davranışımızdan yararlanarak görüşmelere –geçmişte- taktik olarak katılıp, bizi uzlaşmaz göstermek oyununu oynadı. Çift referandumlardan sonra Rum-Yunan ikilisine ayni oyunu oynamak fırsatı verilmemeliydi.
O halde “uzlaşmazlığın” bizden kaynaklandığını, Rum uzlaşma isterken bizim bozgunluk yaptığımızı yıllarca savunarak Rum’un propağandasına destek olanlar ve hala “şu veya bu yapılsaydı mesele halledilecekti” diyenler öngördükleri uzlaşmanın parametrelerini de halka duyurmak zorundadırlar. Rum tarafı Akritas Planı’nın öngördüğü hedeften ayrılmış değildir. ABD ile diğerlerinin sayesinde “meşru hükümet” sahte ünvanı altında AB üyeliğine kadar gelmiş ve böylelikle Akritas Planında öngörülen “1960 Andlaşmalarının bertaraf edilerek “tam bağımsızlık” adı altında hedefe varmayı planlamaktadır. AB “Kıbrıs’ı” 1960 Andlaşmalarından arınmış tam bağımsız bir ülke olarak algılamamış olsaydı tarihin en komik ve en trajik sayfalarına yazılacak olan hatayı yapmaz; eli kanlı, soykırımı heveslilerini, toplu mezarlar yapımcılarını “meşru Kıbrıs” olarak “en iyi aday” addedip üye yapmazdı.
Pekala! AB bu hatayı yaptı, ABD kendi çıkarı için 42 yıldır bir ortaklık devletini kan akıtarak yıkan Rum idaresini benimsedi, Garantör İngiltere kendi çıkarı için attığı Garantörlük imzasını unuttu diye biz, yıllarca hak ve hürriyetini korumak için her zahmete katlanmış, her fedakarlığı yapmış olan Kıbrıs Türkleri olarak buna boyun mu eğeceğiz ? Bu dünyada “hak ve adalet” diyen insan mı kalmadı? Bize güvenerek, güvendiğimiz Anavatanımızın fedakarlıkları da boşuna mıydı? Ortada milli bir dava yok muydu? Kıbrıs’a sahip çıkarak bizi kulu kölesi yapmak peşinde koşmakta olan Rum idaresinin koşullarını kabul edebilir miyiz ? İşte “uzlaşma, derhal barış” diyenlerin yanıtlamaları gereken sorular bunlardır.
O halde ne yapmalıyız sorusunu sormak herkesin hakkıdır. Bunun da cevabı gayet basittir: Devlet kurmuş olan şerefli insanların devletleri tehdit edildiğinde yaptıklarını yapmak zorundayız. Bunun adına da bilinçli şekilde direnişe devam derler; boyun eğmemek, yılmamak, davasının haklılığına inanarak direnmek ve yine direnmek derler! Tarih bunu böyle yazmıştır, böyle yazmaya devam edecektir.
Bugün KKTC’ni ortadan kaldıracak bir kuvvet mevcut değildir meğer ki Anavatanımız Türkiye pes desin ve bizi terkederek “denizlere açık bir ülke” olmaktan vazgeçsin; Ege’de Yunan’a boyun eğsin; Ermeni katliamı yalanını kabullensin ve AB’ne girecek ümidi ile başkalarının emrindeymiş gibi davranmayı benimsesin, Atatürk’ün Türkiyesi olmaktan çıksın, başkalarının idare edebileceği bir Türkiye durumuna gelsin. Anavatan bunu yapmaz. O halde sağlam duralım ki Rum’a hak verenler Türk’e ve insanlığa yaptıkları hatayı görüp anlasınlar.
Rum-Yunan ikilisinin bugünkü çizgisinde “uzlaşmayı hayal edenler” hayal aleminde yaşamağa mahkumdurlar.
-

ARAYIŞ…- Sorularınız 8 Temmuz Salı 22.05’te TRT INT’te…
ARAYIŞ…
Yurt dışında yaşayan Türkler niçin farklı cemaatler altında toplanıyor ve bölünmüş bir görüntü çiziyorlar?
Avrupa’da, Aleviliğin İslam’dan ayrı bir inanç şekli olarak kabul edilmesi girişimleri ne anlama geliyor?
Yurt dışındaki Türk çocukarının Türkçe ve İslam din bilgisi eğitimi alanında karşılaştıkları sorunlar nasıl çözülebilir?
Avrupa ülkeleri, ABD, Kanada, Avustralya ve benzeri ülklerde daha güçlü bir Türk varlığı nasıl oluşabilir?
Sedat AĞAOĞLU soruyor; Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU yanıtlıyor. Arayış, 8 Temmuz Salı 22.05’te TRT INT’te…
İzleyicilerimiz, soru ve görüşlerini [email protected] <mailto:[email protected]> adresine gönderebilirler
Yapım-Yönetim : Vahap CANDAN [mailto:[email protected]]
Yapım-Yönetim Yardımcıları: Ferhat Yaşarsavcı, Aysun AKKOYUN -

EROL MUTERCIMLERIN MAKALESI – Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı.
Erol Mütercimler gözaltında
YENİ ŞAFAK İNTERNET
Strateji uzmanı Erol Mütercimler, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı.Erol Mütercimler Özgeçmiş
1954 yılında Kars’ta doğdu, tüm öğrenim yaşamı İstanbul’da geçti. İ.Ü. Fen Fakültesi Fizik Bölümü’nden mezun oldu.
Deniz Kuvvetleri’nde bir süre Fizik öğretim üyeliği, Beşiktaş Deniz Müzesi Müdürlüğü yaptı ve bunun ardından Avustralya’ya gitti. SBS devlet radyosunda programcılık yaptı, “Çok kültürlülük” konusundaki doktora alan çalışmasını İ. Ü. Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladı.
Deniz tarihi çalışmalarıyla tanınan Mütercimler, Türkiye’ye dönüşünde çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yaptı. TRT Radyosu ve çeşitli TV kanallarında programcı ve yönetici olarak çalıştı. Belgeseller hazırladı. Halen üç ayrı üniversitede Yeditepe Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Doğuş Üniversitesi Strateji ve Devrim Tarihi dersleri vermektedir.
Şu anda Habertürk kanalında Aynanın Arkası adlı haber programı yapmaktadır.
Bugüne kadar kısa radyo oyunları, çeşitli dergilerde yazıları ve belgesel senaryoları yanı sıra on dört kitaba imza atmıştır.iste onu gozaltina aldiran yazisi:
Dengir Mir Mehmet Fırat’ı üç gündür izliyor ve dinliyoruz.
‘Atatürk devrimleri toplumda travma yarattı’ sözlerine gelen tepkilere karşılık vermeyi sürdürdü. Fırat, gazetecilerin soruları üzerine şöyle dedi:
‘ Devrimler kötü demedim, ama bir gecede tekke ve zaviyeler kapanmadı mı? Şeyhülislamlık sona ermedi mi? Dünyanın her yerinde devrimler böyle yapılıyor. Türkiye’de de bir travmaydı. Bu konuda konuşanlar eğer bunların tamamını okuduysa ben Meclis’in ortasında eşek gibi anıracağım… Okumadan konuşuyoruz’ (Taraf, 25.06.08,s.10)Özellikle, AKP’ye taraf Kemalist cumhuriyete muhalif olanların kendisine taraf seçtiği Taraf gazetesinden alıntı yaptım.
Haklısınız Dengir Bey, okumadan konuşuyorsunuz. Bilgi olmadan fikir üretenlerle ne yazık ki aynı safta yer aldınız.
Eğer Türk devrim tarihini okumuş olsaydınız, şimdi ‘eşek gibi anırırım’ demek zorunda kalmayacaktınız.
Müsaadenizle yanlışlarınızı ben düzelteyim.
Ben kim miyim?
Laik Kemalist cumhuriyetin 30 yıllık öğretmeniyim ve 10 yıldan fazladır da üniversitelerde ‘ Türk Devrim Tarihi’ dersi de okutmaktayım! Yani söz söyleme hakkım var!
İçinize sindiremediğiniz Kemalist devrimler bir gecede olmadı. Hepsinin planı projesi vardı ve uzun yıllara dayanan düşüncenin ürünüydü.
Bu nedenle sizin sandığınız gibi, halkın üzerinde travma yaratmadı.
Ancak, doğrusu bazılarında yarattı.
Kimlerde mi?
Halife padişahta ve onun çevresindeki İngiliz işbirlikçisi hainlerde.
Başka kimlerde?
Dini kazanç kapısı yapanlarda.
Başka kimlerde?
Laikliği içine sindiremeyenlerde.
Daha Erzurum Kongresi günlerinde (Temmuz 1919). Mazhar Müfit Kansu’ya ‘yaz çocuk’ der. Ve not defterine savaştan sonra, cumhuriyeti kuracağız diye başlar, sırasıyla tüm devrimleri alt alta dizer.
Mazhar Müfit de ona inanmaz! Ama yıllar sonra ‘ kaçıncı maddedeyiz çocuk!’ dendiğinde ayıkır. Mahcubiyetten kıpkırmızı olur.
Çünkü onda utanma duygusu vardır.
-

PKKNIN SON KOZU : DIN GOREVLILERI
Sinir otesi harekatla buyuk darbe yiyen PKK, simdi de Diyarbakirdaki cocuk katliaminin ardindan yukselen tepkiyi kirmak icin emrindeki “emekli imamlari” devreye sokuyor. Son secimlerde “himayesindeki” DTP Dogu ve Guneydogu Anadoluda “ikinci parti” durumuna dusen ve TSKnin operasyonlariyla buyuk darbe yiyen PKKnin, bolgede etkin bir guc olabilmek icin imamlari devreye soktugu belirlendi.
DTPnin Diyarbakir gosterisinde ortaya cikan emekli muezzin Muhittin Eryilmazin da, bir grup imamla bu faaliyette bulundugu kaydedildi. PKKnin yandasi imamlarin etkinligini artirabilmek icin Diyanet İsleri Baskanliginin atadigi imamlari olum tehdidiyle baski altina almaya calistigi ogrenildi.
Diyanet İsleri Baskanliginin atama yapmadigi mescitlerde devreye soktugu “yandas imamlar” araciligiyla, hutbelerde orgut propangandasi yapan PKK, Kurdistan İmamlar Birligi, Kurdistan İslam Partisi, Kurdistan Yurtsever Din Alimleri Birligi gibi olusumlara onculuk etmisti.
6’si cocuk 9 kisinin oldugu Diyarbakir saldirisinin (3 Ocak 2008) ardindan bolge halkinin tepkisini ceken PKKnin, “kan kaybini” onlemeye calistigi ogrenildi. Oldurulen PKKlilarin taziyelerine giden imamlarin “Bunlar sehittir” sozleri, yore halkinin hem dikkatini hem de tepkisini cekiyor.
Oysa, APO tarafindan 1992 yilinda yazilan bir kitapta, İslama ve Hz. Muhammede hakaretler yagdiriliyor. APOnun PKK kamplarinda verdigi egitimden derlenerek hazirlanan kitapta, “Muhammed size sanal cenneti vaat ediyor. Oysa ben size Ortadogu cennetini vaat ediyorum” diyor. PKKnin Zerdustlugu yaymaya calistigi da bilinen gercekler arasinda. Hatirlanacagi uzere PKK, Guneydogu Anadolu Bolgesinde 1990 yilindan gunumuze kadar kendileriyle isbirligi yapmayan 32 imami katletmisti.
Son olarak operasyonlar neticesinde, yakalanan terorist ifadeleri dogrultusunda Agrinin Dogubayazit İlcesinde eski imam Bahattin Yalpa hakkinda, Erzurum 2. Agir Ceza Mahkemesi tarafindan tutuklama karari cikarildi. Daha sonra yapilan operasyonel calismalar neticesinde, İstanbulda yakalanarak Erzuruma getirilen Bahattin Yalpa, tutuklanarak Erzurum Kapali Cezaevine gonderildi. PKK uyesi oldugu iddiasiyla savcilik tarafindan acilan sorusturma nedeniyle Dogubayazit İlce Kaymakamliginin, Bahattin Yalpa hakkinda idari sorusturma baslattigi ve Diyanet İsleri Baskanliginin da yaklasik 1,5 ay once Yalpayi gorevinden aldigi ogrenildi.
Oktay Yurtbay
[email protected] -

Tam bir cadı kazanı kaynatılıyor ülkemizde
Yüz metre koşucularını dahi kıskandıracak süratte değişen bir ülke gündemimiz var. Gündem oluşturma konusunda adeta bir müshil kullanıyormuşuz gibi bir izlenim var. Bekler olduk. Gündemi bir anda değiştirecek nasıl bir bomba patlayacak diye. “Gerilimin tarafı olmayacağız” diye bağıranların ağızlarından çıkan her söz başlı başına gündem kaynağı oluyor.
Yer demir, gök bakır derler ya işte öyle bir durum sözkonusu… Hava kurşun gibi ağır… Konu deseniz binlerce… Haber deseniz ohoooooooo… Komplolar, planlar, korkular, acılar iç içe… Umut mu dediniz? Gerçi bu milletin umudu hiçbir zaman tükenmez. Ama onun da tükenmesine az kaldı… Ve bu konuda yazılacak çok ama çook şey var “ama…” Bir ülkede “Biz asılız. Bu ülkede ‘bizim’ istemediğimiz hiçbir şey olmaz.” zihniyetine sahip bir kesim varsa ve bu kesim, sayı bakımından azınlık teşkil etmesine rağmen, devlet içindeki etkinliği bakımından belirleyici bir rol oynamaya başlıyorsa işte o zaman iş ‘ama’lara kalıyor ne yazık ki. Birileri çıkıp istediği kadar samimi çözümler üretiyor olsun. Kendi çıkarlarını hiçe sayıp vatanı milleti için çalışsın. Alacakları tepki çok açık: “Kimsiniz ki kalkıp koskoca hükümete çözüm önerisi getiriyorsunuz? Bir de utanmadan fedakarlıktan bahsediyorsunuz?” denir önce. Sonra da ilgili yargı organlarında kesilir cezanız. Bir de yalaka basın size yerinizi gösterir tarzda bir kaç makale, yorum yazısı yazıp sizi bir de toplum önünde yerin dibine sokar.
Bilinmeyen, nedense açıklanmayan gerekçelerle bir sürü insan gözaltına alınıyor, cezaevlerine atılıyor.
Ortada bir iddianame bile yok. Bu gözaltıların, “Ergenekon” adı verilen ve bir yıldan daha fazla süredir yürütülen, sürekli genişletilen ama bir türlü sonucuna varılamayan bir soruşturma kapsamında olduğu biliniyor. Ancak savcının gözaltına alınmasını istediği isimlerin hepsinin AKP karşıtları olması, ortada bir başka iş olduğunun ipuçlarını veriyor bizlere.Yazıktır ki yaklaşık bir yıldır yaşadığımız gelişmeler Amerika Birleşik Devletleri’nde 1950’de Senatör McCarty’nin başlattığı insan avına dönüşmüş durumda. O dönemde hukuk arka plana itilmiş, McCarty önüne geleni sorgulamaya almış, ABD toplumuna büyük bir korku salmıştı. O dönemde arkadaşlarını ihbar etmeyenler işlerinden güçlerinden edilmiş, aileler dağılmış, insanlar perişan olmuştu. 1954 yılında iş o kadar çığırından çıkmıştı ki siyasetçiler, askerler, bürokratlar, gazeteciler ve sanatçılar McCarty’nin hedefi oldu.Sonunda çizmeyi aşan McCarty suçlu bulunarak görevden alındı ve kapkara utanç dönemi sona erdi.İşte yazıktır ki bu olaylar şimdi de ülkemizde yaşanıyor.Sanki gözaltına alınanlar bu ülkede yaşamıyor yada kaçma ihtimalleri yüksek insanlarmış gibi, sürekli gündemde olan insanlar sabahın köründe gözaltına alınıyorlar. Bu durumda soruşturmayı yürüten savcının McCarty dönemini bile geride bırakmaya başlamış olduğu da gözlerden kaçmayan bir gerçektir. Gözaltına alınanların evleri didik didik aranıyor önce. Sonra işyerlerinde başlıyor aramalar. 20 den fazla insan gözaltına alınıyor. Tabii daha öncesinde gözaltına alınanlar hariç. Daha önce gözaltına alınanlarla birlikte yüz kişiden fazla insan kaynatılmaya çalışılan cadı kazanının içerisine atılmış durumda. Hiçbiri tam anlamıyla neden suçlandığını bilmiyor. Bir hukuk devletinde olmaması gereken bir durumla karşı karşıyayız. Zira bir hukuk devletinde devletin savcısı ucu açık bir soruşturma yapma yetkisine asla sahip değildir, sahip de olamaz.Aralarında çok önemli kişilerin de olduğu bir sürü insanı gözaltına almaya cesaret edemez. Bir savcı kendisine verilen yetkiyi bu şekilde kullanma hakkına sahip değildir. Zira bir hukuk devletinde insanlar suçlarını dahi bilmeden aylarca cezaevlerine kapatılamazlar. Durum ciddi anlamda çığırından çıkmıştır.
Şimdi herkes aynı soruyu soruyor.Nereye gidiyoruz?Bundan sonra neler yaşanacak ?Kimselerin doğru dürüst bir tahmini yok.Ancak, tutuklamalar arasında bulunan emekli Orgenerallerin sayılarının artışı, acaba bir şeylerin işareti mi sayılmalı? Acaba “Bu iş “TSK’ya kadar uzanacaktır” demek mi isteniyor?Sanki “Siz AKP’yi kapatın, bizim de ne yapacağımızı görün” deniyormuş gibi bir hava estiriliyor.Açıkçası tüm Türk ulusu korku içinde.
Zira gelişmeler tırmanıyor ve kontrolden çıkmış gibi bir görüntü veriyor. Ancak böyle filmleri biz eskiden de gördük. İktidar kendince başlatır birşeyleri. Ama olaylar öyle bir gelişmeye başlar ki olayın kontrolünü kaçırıverir elinden İş içinden çıkılmaz noktalara gelir…Aynı şekilde, muhalefet ayaklanır ve öylesine bir fırtına estirir ki, olayın kontrolü kaçıverir. Nerde duracağı belli olmayan bir ortam oluşur…Yazıktır ki bugünlerde işte böyle bir ortamdayız. birileri çıkıp da oyunu tatil etmeye kalkarsa kimse şaşırmasın. işte o zaman nasıl ayıklayacaklar acaba pirincin taşını? Çok ince bir ipin üzerinde yürüyoruz şimdilik. Kimseler yerinden kıpırdamıyor. Herkes sessiz. Her birimiz, film seyreder gibi olayların seyrine dalmışız. Ancak Şu da bilinmelidir ki, bir süre sonra duvara çarptığımız zaman, iş işten geçmiş olacak…
Demokrat(!) AKP iktidarının son altı yılda ülkeyi getirdiği nokta bu … Ancak şu da bir gerçektir ki yapılan hiçbir şey karşılıksız kalmaz… -

Hazreti Fethullah mı?
TOREHAN METE
Turkish Forum Advisory Board Uyesi1963-1965 yılları arasında Vatikan’da 2. Konsil toplantısı yapıldı. 910 yıldan sonra ilk defa Katolik ve Ortodokslar bir amaç için bir araya gelmiş, aralarında bir sulh imzalamışlardır. bu toplantıya katılanlar arasında Protestanlar, özellikle Evanjelistler de bulunuyorlardı. düşünebiliyormusunuz; 910 yıl sonra bütün Hıristiyan mezhepleri bir araya geliyor, aralarında bir ittifak sağlanıyor.
Aralarında varılan anlaşmaya göre; 2000 yılında Hıristiyanlığın dünyanın her yerine yayılması, İslam ülkelerinin Hıristiyanlaştırılması kararlaştırılıyor. Nitekim Papa II. Jan poul; “Bütün hedefimiz ve gayemiz, milenyum yılında Vatikan’dan Hindistan’a uzanan koridurunb Hıristiyan dünyasına bağlanması ve Hıristiyanlaştırılmasıdır” demiştir. bu iş içinde öncelikle Merkezi ABD’de bulunan Protestan misyonerlerinin kullanılmasına karar verilmiştir.
ülkemizde bu tarihten sonra Hıristiyanlık faaliyeti hızla artmış, başta İstanbul olmak üzere bütin şehirlerde ev kiliselerinin ve genel kiliselerin açılmasına başlanılmıştır. İstanbul’da birçok apartmanda kilise evleri açılmıştır. Türkiyenin her ilinde bedava İncil dağıtılmasına başlanılmıştır.
Hıristiyanlığın yayılması için ülkemizde bilinen ve sözü geçen kişiler seçildi. bu kişiler aracılığıyla Hıristiyanlığın yayılması daha kolay olacaktı. Seçilen bu kişilerden biriside Fetullah Gülen’dir. özellikle Papa II. Jan Poul’un Fetullah Hocayı Vatikanda kabul etmesi ve bütün dünya medyası önünde fotoğraf çektirmesinden sonra Fetullah Hoca bir anda Hıristiyan dünyasının gündemine gelmiş, dünya Hıristiyan liderleri tarafından övücü yazılarla büyütülmüştür.
1963-1965 2. Konsil toplantısında alınan karar göre Hıristiyanlığın İslam ülkelerinde, özellikle Türkiye’de yayılması için DİNLER ARASI DİYALOG VE HOŞGÖRÜ” sloganıyla ortaya çıkacak, böylece Hıristiyanlığın yayılması için zemin hazırlanmış olacaktır. son on yıldan beri ülkemizde sözde dinler arası hoşgörü ve diyalog toplantıları Fetullah Gülen cemaati tarafından Abant’ta, Antalya’da, Hatay’da, Adıyaman’da, Urfa’da toplantılar yapılmakta, sözüm ona dinlerin hoşgörüsü sergilenmektedir. Oysa yapılan hoşgörü değil, Hıristiyanlığın alenen propogandasıdır. bu cemaat aracılığıyla Hıristiyanlık, kendi elimizle ülkemizde yayılmakta, yayılmasına zemin hazırlanmaktadır. Halkımız uyanık olsun. Saygılarımla

> _____
>
> From: malcolm X
> Subject: Hazreti Fethullah mı?> Basında Fethullah Gülen hoca efendi hazretleri ile ilgili haberlerden geçilmiyor.
> 1. İngiliz Prospect ve Amerikan Foreign Policy dergilerinin düzenledikleri internet araştırmasında hazret çağımızın 100 düşünürü arasında 1. oldu. Helal olsun hazrete…
> 2. Yargıtay Ceza Genel Kurulu alt mahkemenin “aklama” kararını onadı. Gözü aydın olsun hazretin…
> 3. 1999’dan beri ABD’de yan gelip yatan hazretin “özel akademik ve bilimsel başarı sahiplerine verilen süresiz oturma ve çalışma izni” istemini FBI ve İçişleri Bakanlığı reddetti. Hazretin bir ay içinde ABD’yi terk etmesi olasılığı belirdi.
> Fotoğrafçı arkadaşların deyimiyle bu üç olaya “zoom” yapıp içeriklerine göz atalım.
> 1. Prospect’in Yazıişleri Müdürü David Goohart bakın Guardian gazetesine ne
> diyor: “Adını sanını duymadığımız bir insanı 1 numaralı düşünür yaparken, ne
> kadar gülünç duruma düştüğümüzü anladık. Meğerse Gülen’in gazetesi Zaman,
> yandaşlarına oylamayı tıklatıp bu sonucu yaratmış!” Orhan Pamuk, hazretin
> destekçilerince 4. yapılmasına üzülmüştür. 2. olması gerekmez miydi?> 2. Yargıtay Ceza Genel Kurulu hocayı “laikliğe aykırılık” suçlamasından
> dolayı değil, “terör bağlantılı suçlu oluşuna ilişkin kanıt bulunamadığı
> için” akladı. Dolayısıyla laikliğe aykırı davranışları her an yargıda
> gündeme gelebilir.> 3. CIA’nın Türkiye’deki olayları parmaklayan adamı olarak bilinen Graham
> Fuller’in, Yunan kökenli CIA’dan George (Yorgo) Fidas’ın, Ortodoks rahip
> Aleksander Karluços’un, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton
> Abrahamovich’in FBI ve İçişleri Bakanlığı’na “hamili kart sahibi
> adamımızdır” dedikleri hazretin başvurusu reddedildi. Gerekçede, hazretin
> akademisyen olmayıp parayla satın aldığı bazı akademisyenlere “hakkında ve
> hareketi ile ilgili” yazılar yazdırdığı, dinsel kişiliğinin “laiklik ve
> dinsel hoşgörüyü harmanladığı savının inandırıcı olmadığı” vurgulandı.
> Hazretin “takıyyeciliği” ABD’de de tescil edildi. Avukatları yeni bir
> başvuru yaptılar. Hazretin ABD’de, ağzından ABD’nin Müslüman Afganistan ve
> Irak işgali hakkında tek bir kınamasını duydunuz mu? Bu nasıl bir
> Müslümanlık dayanışması?> ABD’de kalmak için başvuran hazret, “gösterişsiz biçimde Türkiye’ye dönme
> hazırlığı” yapıyormuş. Kendisi “Humeyni gibi değil kendim gibi dönerim”
> diyormuş. Anayasa Mahkemesi’nin AKP ve ABD federal mahkemesinin de hakkında
> vereceği kararlara göre Türkiye’ye “Fethullah Gülen hoca efendi hazretleri”
> olarak değil de bir peygamber gibi “Hazreti Fethullah” olarak dönecek
> demektir. Hepimizin gözü aydın… -

Binbasi Hurriyet Momanoglu ..
BU MAİL TÜM KADINLARIMIZ İÇİN BİR GURUR PINARI OLMALI,
ALMANLAR BİLE NE KADAR KIYMETLİ OLDUĞUNUZU ANLAMISLAR,Binbasi Hurriyet Momanoglu (jet pilotu ve egitmen.)
Alman devlet televizyonu ZDF’in hazirladigi bu haberi (yakl. 5.5 dakika) izlemenizi tavsiye ederim. Haber bu genc binbasimiz hakkinda gurur verici sozlerle ve ovgulerle hazirlanmis.
…”Kadinlarin gitgide daha buyuk zorluklarla karsilastigi Turkiye’de bir kadin pilot, ustelik de savas pilotu ve egitmen” diyor sunucu…
-

Rum liderden küstah çıkış
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la beraber ‘işgale’ ve anavatana bağımlılığa karşı mücadele verdiklerini ileri sürdü. KIBRIS Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, doğrudan müzakereler konusunda 2008 sonunun kendisi için “bir takvim teşkil etmediğini” de belirtti. Rum basınına göre, Hristofyas, Avusturya’da yayımlanan “Kurier” gazetesine yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin sürece değindi. Hristofyas, “Kıbrıs tarihinde yeni bir aşamanın düzene girmesinin başarısının iki tarafın iyi niyetine ve Türkiye’deki gelişmelere bağlı olduğunu” ileri sürdü. “Kendisi için 2008 yılının sonu diye bir takvimin olmadığını ve müzakerelerin sonucu konusunda kötümser olmak istemediğini” ifade eden Hristofyas, “Talat ile Türk ‘işgaline’ ve ana vatana bağımlılığa karşı mücadele ettiklerini, iki toplumun ve kültürlerinin güvenliğini arzuladıklarını” iddia etti.
“50 bini kalabilir”
Hristofyas, Türkiye’den gelerek KKTC’ye yerleşen nüfusun sayısı konusunda bir “tavizde bulunabileceğini”, sayılarının 200 bin olduğunu iddia ettiği bu kişilerden “50 bininin Ada’da kalmasını kabul edebileceğini” söyledi.
“AB Türkiye karşısında sabırlı”
Türkiye’nin “AB üyesi olan ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımaması” konusunun sorulması üzerine ise Hristofyas, “AB’nin bu konuda tarafsız olmadığını” belirterek, bunun, yükümlülüğü olduğunu Türkiye’ye bizzat AB’nin söylemesi gerektiğini savundu ve AB’nin Türkiye karşısında “aşırı sabırlı olduğunu” öne sürdü.
İki taraf uzlaşamadı
Bu arada, Rum gazeteleri, KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın BM ve AB ile İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum yönetimi liderliği Komiseri Yorgos Yakovu’nun dün yaptığı görüşmede, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun’un bir “uzlaşı formülü” sunduğu, ancak Kıbrıs Türk tarafının bunu kabul etmediği iddia edildi. Haberde, Zerihoun’un, Nami-Yakovu görüşmesinde, bugün yapılacak Talat-Hristofyas görüşmesinden sonra açıklanacak ve “Kıbrıs sorununun çözüm zeminini oluşturan tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek uluslararası kimlik” unsurları temelinde doğrundan müzakerelerin başlayacağını duyuracak ortak bir açıklama yapılmasını önerdiği ileri sürüldü. Haberde, Kıbrıs Türk tarafının “tek egemenlik” unsurunu kabul etmediği ve bu yüzden de uzlaşıya varılamadığı savunuldu.
Yunanistan Güney’e su veriyor
KIbrIs Rum Kesimi’nde yayımlanan Haravgi ve diğer gazeteler, Güney Kıbrıs’ın susuzluk sorununun çözülmesi amacıyla Yunanistan’dan getirilmesi planlanan ilk parti suyun dün gece geç saatlerde Güney Kıbrıs’a vardığını yazdılar. Haravgi gazetesi, Yunanistan’dan tanker gemilerle taşınacak suyun ilk 50 bin tonluk kısmının dün gece saat 22.00 sularında Güney Kıbrıs’a vardığını ve su sistemine perşembe gününden itibaren verilmesinin öngörüldüğünü yazdı.
Tercüman
-

Yeni Uyandılar
AKPM’nin Gökçeada ve Bozcaada ile ilgili aldığı karardan 72 saat sonra Dışişleri Bakanlığı “Lozan Antlaşması’nın ihlal edildiğini açıkladı. AVRUPA Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin (AKPM), Bozcaada ve Gökçeada ile ilgili iftiralarla dolu, yanlı raporu kabul etmesi tepkileri de beraberinde getirdi.
72 saattir neredesiniz?
ANCAK, bu gelişmeleri anı anına takip ederek gerekli çalışmaları yapması gereken Dışişleri’nden kararla ilgili ilk değerlendirme ancak 72 saat sonra gelebildi.
Lozan Antlaşması’na atıf
DIŞİŞLERİ’NİN dört cümlelik açıklamasında, Lozan Barış Antlaşması’ndaki mütekabiliyet ilkesine işaret edilerek, bu ilkenin görmezden gelindiği belirtildi.
Tercüman
-

Yabancıya mülk sınırına Erdoğan karşı çıktı
Yabancıya mülk sınırına Erdoğan karşı çıktı Tarih: 02-07-2008 02:06 Yabancı şirketlerin Türkiye’den mülk edinmesiyle ilgili sınırlama talepleri Başbakan Tayyip Erdoğan’dan döndü. TBMM Genel Kurulu’nda bugün görüşülmesi beklenen Tapu Yasası değişikliği dün AKP grubunda tartışmaya açıldı. Bazı milletvekilleri, yabancı şirketlerin alabilecekleri tarım arazilerinin sınırlanmasını istedi. Tasarıya göre yabancı yatırımcıların Türkiye’de kurdukları veya katıldıkları tüzel kişiliğe sahip şirketler, “ana sözleşmelerinde belirtilen faaliyet konularını yürütmek üzere” taşınmaz edinebilecek ve kullanabilecek. Yabancı şirketlerin alabileceği arazi konusunda özel bir sınırlama bulunmuyor.
Yatırımcı çekemeyiz
Tasarıda, yabancılara satılacak toplam alanla ilgili olark “her ilde imarlı alanın yüzde 10’u” şeklinde genel sınırlama yer alıyor. Özel sınırlama taleplerine karşı çıkan Erdoğan, “Bir sınırlama getirirsek küresel yatırımcıyı çekemeyiz. Güneydoğu’da mayınlı arazileri temizleteceğiz. Yabancı şirket tarım amacıyla 100 dönüm isterse vermek durumundayız. İhtiyacını karşılayacak arazi bulamazsa küresel sermaye niçin bizi tercih etsin?” diye konuştu.
Devlet Bakanı Mehmet Şimşek de tasarıdaki ana sözleşme sınırlamasıyla Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen, “iktisap amacı ve kullanım şekline ilişkin eksikliğin” giderildiğini söyledi. Şimşek, “Dünyada herkes yabancı yatırımları çekmek için teşviklerde yarışıyor. Bazı ülkeler araziyi bedava veriyorlar” dedi.
Hürriyet
-

AMERİKA’DAN ATATÜRK’E SOYKIRIM SUÇLAMASI
02 Temmuz 2008, Kaynak : Hyetert
Belgeselin ilk bölümünde yer alan iddialar soykırım yalanlarına destek veriyor. Ordu mensubundan oluşan Genç Türklerin Osmanlı’nın modernize edilmesini istedikleri, kabul edilen taktiklerden birinin de etnik azınlıklara baskı uygulamak olduğu öne sürüldü. Bu sırada ekrana Atatürk ve silah arkadaşları getirildi. Kanalda yayınlanan bir belgeselde Genç Türkler tarafından, kadın, erkek ve çocuk 1.5 milyon
Ermeni’nin zorla göç ettirildiği sırada öldüğü bunun tarihteki ilk soykırım olduğu iddia edilirken ekrana Atatürk’ün resmi getirildi. Amerikan kamu televizyonu PBS Türkiye’ye kızdıracak bir belgeseli ekrana getirdi.Ermeni soykırımı iddialarını da içeren tarihçi Niall Ferguson’ın The War of The World adlı belgeseli dün ABD kamu televizyonu PBS’te yayınlandı. 20. yüzyılın tarihin en kanlı yüzyılı olduğu temasının işlendiği ve bunun sebebinin sorgulandığı belgeselde, Genc Türkler rejimi tarafından Ermeniler’in katledildiği, bunun bir soykırım olduğu iddia edildi.
Belgeselin ilk bölümünde yer alan iddialar soykırım yalanlarına destek veriyor. Ordu mensubundan oluşan Genç Türklerin Osmanlı’nın modernize edilmesini istedikleri, kabul edilen taktiklerden birinin de etnik azınlıklara baskı uygulamak olduğu öne sürüldü. Bu sırada ekrana Atatürk ve silah arkadaşları getirildi.
“İlk sırada, Osmanlı ekonomisinde önemli rol oynayan Ortodoks Hıristiyan olan Ermeniler vardı. 1915-1918 yılları arasında 1.5 milyona kadar erkek, kadın, çocuk Ermeni, Anadolu ve Ermenistan’dan zorla Suriye’ye sürülürken çölde açlıktan ve susuzluktan öldü. Türkiye dışında bu durum, ilk kabul edilmiş soykırım olarak kabul ediliyor” denilen belgeselde, bunun şiddet dalgasının başlangıcı olduğu, Osmanlı’nın etnik toplulukları parçaladığı ve yeniden ulus devleti kurduğu öne sürüldü.
Belgeselde ayrıca Anadolu’da 3 bin yıl önce 2 milyondan fazla Yunanlının yaşadığı belirtilerek, ekrana getirilen antik bir tiyatronun onlardan kaldığı vurgulandı. Bu sırada tarihçi Niall Ferguson, antik tiyatroya gönderme yaparak, “Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra tüm bunları arkalarında bırakmak zorunda kald diyerek Yunanlılar ve Türkler arasında geçen savaşları anlattı.
İlki dün yayınlanan belgeselin diğer iki bölümü de bugün ve yarın ekrana gelecek.
Temmuz ayında da tekrarlanacak olan belgesel, yazarın aynı adlı kitabından uyarlandı.
-

Ermeni Iddialarina Karsi Turk Tezi Kabul Gordu
Avrupa Guvenlik ve Isbirligi Teskilati Parlamenter Asamblesi (Agitpa) Turk Grubu Baskani AK Parti Istanbul Milletvekili Alaattin Buyukkaya, Agit Genel Kurulunda, 1915 Olaylariyla Ilgili Ermeni Iddialarina Karsi Turkiye’nin Tezinin Ilk Defa Kabul Gordugunu Bildirdi.
Avrupa Guvenlik ve Isbirligi Teskilati Parlamenter Asamblesi (AGITPA) Turk Grubu Baskani AK Parti Istanbul Milletvekili Alaattin Buyukkaya, AGIT Genel Kurulunda, 1915 olaylariyla ilgili Ermeni iddialarina karsi Turkiye’nin tezinin ilk defa kabul gordugunu bildirdi.
Buyukkaya, yaptigi yazili aciklamada, AGIT’in 17. Genel Kurulunun, Kazakistan’da yapildigini belirtti. Genel Kurul toplantisinda, ”Demokrasi, Insan Haklari Komisyonunun AGIT’te Saydamlik” konulu raporunun gorusulmesi sirasinda, Turk heyeti tarafindan verilen bir onergenin kabul edildigini ifade eden Buyukkaya, ”Onergede soykirim gibi gecmiste yasandigi iddia edilen olaylarin (Turk tezine uygun olarak) oncelikle tarihciler tarafindan her turlu arsivler uzerinde arastirma yapilarak kabul edilmesi gerektiginin” vurgulandigini ifade etti.
AGIT’in BM’den sonra dunyanin en buyuk uluslararasi teskilati olduguna dikkati ceken Buyukkaya, aciklamasinda, ”Turk tezinin burada kabul edilmis olmasi, Ermeni iddialarina karsi Turkiye’nin onemli bir kazanimidir. Ayrica bu konudaki Turk tezi ilk defa uluslararasi bir platformda kabul gormustur. AGIT’e uye 56 ulke bulunuyor. Bu karara sadece Ermenistan ret oyu kullandi. Diger ulkelerin buyuk cogunlugu kabul oyu verdi” ifadesine yer verdi.
Haber Yayin Tarihi: 02 Temmuz 2008 Carsamba Saat 16:48
-

KIBRIS: “Tek egemenlik tek vatandaşlık”
Lefkoşa ara bölgede 4.5 saat görüşen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Dimitiris Hritofyas’ın, “tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunda prensipte anlaştığı” açıklandı.
Talat ile Hristofyas’ın, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun’un Lefkoşa ara bölgede görüştü.
Zerihoun, 4,5 saat süren görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, görüşmenin “pozitif ve işbirliği havasında geçtiğini” belirterek, liderlerin, “tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunda prensipte anlaştığını” bildirdi. Temsilci, liderlerin, bu konuları uygulama detaylarını, kapsamlı müzakerelerde ele alma konusunda da uzlaştığını açıkladı.
Liderlerin 25 Temmuz’da yeniden bir araya geleceğini kaydeden BM yetkilisi, bugünkü görüşmede ilk kez teknik komite ve çalışma gruplarının faaliyetlerinin gözden geçirildiğini, 25 Temmuz’daki görüşmede ise bu konuda son kez değerlendirme yapılacağını belirtti.
Gazetecilerin sorularını yanıtlamayan Talat ve Hristofyas el sıkışarak basına görüntü verdi. Zerihoun’un ikametgahından önce Talat, sonra da Hristofyas ayrıldı.
Tanitma Dairesi [[email protected]]
TALAT-CHRISTOFIAS MEETING
President Mehmet Ali Talat and Greek Cypriot leader Demetris Christofias who came together for the third time yesterday (1 July) since the presidential elections in South Cyprus with the aim of starting full-fledged negotiations discussed the issues of single sovereignty and citizenship which they agreed in principle.
The meeting, which was held within the framework of 21st of March agreement, lasted for four and a half hours.
Senior aides of the two leaders, Ozdil Nami and George Iacovou were also present in the meeting which took place at the residence of the UN Special Representative for Cyprus Taye Brook Zerihoun in the bufferzone.
A statement read out by Zerihoun at the end the meeting said that the two leaders met in a positive and cooperative atmosphere and undertook the first review of the work of the working groups and technical committees established to prepare the ground for full-fledged negotiations.
Continuing, Zerihoun stated that the two leaders have discussed the issues of single sovereignty and citizenship which they agreed in principle and decided to take these issues during full-fledged negotiations.
He noted that the leaders also agreed to meet again on the 25th of July when they will undertake the final review of the working groups and technical committees.
——————-Degerli arkadaslar,
Kibris elimzden cikmasini kamafule etmek icin;Turkieyenin gundemi asilsiz iddilara esliginde tutuklemlarla sarsiltiliyor.KKTC (Kuzey Kibris Turk Cunhuriyeti) ortadan kalkti (Haber ekte). Kibris Turkiyeinin eliden alindi. Bugun bu olusuma karsi cikacak kisiler tutuklandi. Tutuklamlarin asil nedeni bu (zamanlamaya dikkat).
Hurmetler,
Karahan Mete– -

Kanada’dan Bakis
Oncelikle bu sitenin hazirlanmasinda emegi gecen herkese tesekkur etmek isterim: Cunku simdiye kadar dusunulmus, yapilmasi arzu edilmis, planlanmis ama bir turlu bu capta bir harekete ilk ivme verilememisti. Dunya gun gectikce globellesip kuculup koy haline gelirken biz hala ayni dili konustugumuz, ayni kokene sahip oldugumuz, ayni kulturu paylastigimiz dunya Turkleri ile tam olarak kucaklasip tanisip kaynasabilmis degiliz. Bu tabiki Turkiye’nin uluslarasi bir cok meselede dezavantaj olarak karsisina cikmaktadir. Birlikte hareket etme kabiliyetinden yoksun binlerce dernek, cemiyet veya kurulus, gerek Turkiye’de gerekse Dunyada ciliz bir ses olmaktan oteye gidememistir. Her ne kadar bu dernek ve cemiyetler bulunduklari bolgelerde kismen faydali olsalarda ortak bir payda altinda uluslararasi alanda ortak hic bir faaliyetleri yoktur. Iste benim gibi her Turk ferdinin emeli odur ki biz ne zaman birlikte hareket edip tek yumruk olmayi ve paylasmayi ogrenecegiz. Umuyorum bu Turkish Forum araciligi ile ilerleyen gunlerde bu kolllektif calismayi gormus olacagiz. “surrealizm derki herkes kendi kapisinin onunu supururse sokaklar tertemiz olur” ancak herkesin kapisinin onunu supurup supurmediginden emin olmak icin kollektif bir calisma olmasina ihtiyac vardir.
Ben Kanada’da yasiyorum, burada ve Turkiye’de sosyal amacli degisik dernek ve cemiyet faaliyetlerinde bulundum. Bu yazimi bir tanisma ve selamlama yazisi olarak yazip ilerleyen yazilarda , biz Turklerin ozellikle yurtdisinda yasayanlarin muzdarip oldugu konular, ihtiyaclari, sikayetleri, mutluluklari ve tasalari nelerdir anlatmaya gayret edecegim.
Turkiye’den gazetecilik ve muhabirlik deneyimim olmasina ragmen yurtdisindaki deneyimlerim diyebilirm ki bildiklerime cok sey katti. Bircok konuda az bildigimizi, eksik bildigimizi, yanlis dusundugumuzu anladim. Ama su bir gercekki biz kendi kulturumuzle yasadigimiz yere oryantasyon saglarsak daha bir guzel. Yani ozumuzu kaybetmeden yasadigimiz yere ayak uydurmak ta diyebiliriz buna. Bunu yapabilen cok fazla insan yok, en azindan benim yasadigim Kanada’da. insanlarin ya geldigi gibi kaldigini yada ozunu kaybettigini gordum. Her ikiside dogru olan degil ancak bu gibi konularda kendilerine bir yon verecek dernek vaya benzeri kuruluslarin olmadigini, ortak dusunce noktalarimizi bulamadigimizi anladim ki bu da birey olarak hem herkesin sucu hemde hickimsenin sucu degildir . Iste bu gibi konularda tasin altina elini koyacak birileri aranir ki Turkish Forum bu eli tasin altina koyma gibi zor ama beklenen anlamli bir gorevi ustlenmis. Madem boyle birileri var bizimde onlari yanliz birakmak yerine en azindan onlara yardimci olmaya calismamiz lazim.
Derdini iyi anlatamayan derman bulamazmis, onun icin derdimizi iyi anlatmaliyiz, dogru kitlelere, dogru zamanda ve dogru mesaji vererek ulastiginizda gorulecektir ki butun Turkler tek yurek, tek yumruktur, paylasimcidir, kaynasimcidir, problem cikaran degil, problemi cozendir, dogru soruyu dogru yerde sorarsaniz dogru cevap alirsiniz. Bundan yaklasik dort yil once Kanada’nin baskenti Ottawa’da duzenlenen bir konuda Turk dis yetkilileri Buyukelcilik araciligi ile Ermeni konusunu anlatmak , insanlari bilgilendirmek amaciyla bir toplanti duzenlemislerdi, ama gelin gorun ki toplanan insan s ayisi 25, ve hepsi Turk, yanlis hesap her zaman yazlis sonuclar dogurmaya mahkumdur. Yani anlayacaginiz Ermeni konusunu bizim insanlarimiza anlatiyordu Disisleri yetkilileri. Oysa kanada’da yetmisiki bucuk millet var yabancilara anlatmaliydik, onlara sunmaliydik belgelerimizi. Nitekim ondan sonralari bill 189 denen tasarilar Kanada senatosundan gecip Turkler ermenilere soykirim yapmistir diye tanindi. Oysa bizim elimizde Albay ltikat gibi cok saglam ve teror suiskastinda sehit dusmus bir askeri atesemiz duruken biz maglup duruma dustuk. Kaldiki Ermeni teroristlerin sehid ettigi Askeri Atesemiz Albay Atilla Altikat Kanada tarihindeki ilk terorist saldiriydi.
Neyse dostlar, konuyu derinlestirmeden demem o ki, siz derdinizi anlatamazsiniz, kimse size bir derdinmi var diye sormaz. Kaldiki bu is dunyada boyle yapiliyor, lobicilikle, dernekcilikle yani. ancak bolgesel degil uluslarasi ve kollektif bir bicimde. Ounun icin ben diyorum ki Turkish Forum bu birlikteligi saglamak adina cok onemli ve zor bir harekete ilk ivmeyi vermis zaten. O zaman bize seyretmek yerine o ivmeye hiz kazandirmak duser.
Ayhan KILIC
[email protected]
Kanada -

BEN KAHRAMAN DEĞİLİM!
MEHMETCIK BU ISTE… BEN KAHRAMAN DEĞİLİM!
6 Kasım 1951’de Amerika’nın Sesi Radyosu Haber Ekibi’nin Kore Türk Tugayı’na geleceği öğrenilir. Radyonun amacı Türk Tugayı’nın en kahramanları ile birer röportaj yaparak bu kahramanlar mangasını dünyaya tanıtmak, böylelikle değişik bir habercilik örneği vermektedir.
Radyonun isteği üzerine bölüklere duyurulur. Kısa bir süre içinde her bölüğün, en kahraman askerini seçip bildirmesi gerekmektedir. Organizasyon görevi Yzb. N. Dündar Sayılan’a verilmiştir. Ne var ki Sayılan Yüzbaşı zor durumdadır. Her bölükten aynı cevabı almaktadır:
– Hangi birini gönderelim?
Bir bölük komutanının telefonda söyledikleri ise şunlardır:
– Şu tepeyi al de alalım! İstersen saat tut. Fakat ne olursun bunu isteme.
Yüzbaşı Sayılan’ın ” Geç kalıyoruz. Hala kahramanını gönderemedin ” dediği diğer
bir bölük komutanı da şu cevabı verir:
– Tamam… Cepheyi bırakıp bütün bölüğümle geliyorum!
Bölük komutanlarının sitem ateşi altında kahramanların tespiti uzamakta, Tugay
Karargahı’ndan gelen ” Ne oldu?” telefonları karşısında Yüzbaşı Sayılan buram buram terlemektedir. Bölük komutanlarının hiçbiri bir askerini diğerine tercih edememektedir.
Son telefon bizzat Tahsin Yazıcı Paşa’dan gelir:
– Evlatlarım hazır mı Yüzbaşım?
Yazıcı Paşa’nın üzülmesini hiç kimse istememektedir. Yüzbaşı Sayılan “ Endişe buyurmayınız komutanım ” der.
– Bütün gücümle hazırlamaya çalışıyorum.
Sonunda binbir güçlükle seçilen bir çavuş, iki onbaşı ve yedi er Yüzbaşı Sayılan’ın karşısına dikilirler. Traş olmuşlar, yıkanmışlar, yeni elbise giymişlerdir. Yüzbaşı onlara takılır:
– Siz bu kadar yakışıklı mıydınız?
Yüzbaşı Sayılan hepsine görevlerini anlatır. Hiçbirisi aynı kelimeleri tekrar etmeyecektir. Herkes ayrı bir şey söyleyecek sonunda ortaya tam bir metin tek bir anlam çıkacaktır. Birkaç defa da deneme yapılır.
Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra Tugay Karargahı’na hareket edilir. Araç yolda arıza yaptığından biraz geç kalırlar. Tahsin Yazıcı Paşa çimenlerin üzerine oturmuş, kahramanlar mangasını beklemektedir. Radyo muhabirleri de karşısında sıralanmışlardır.
Yüzbaşı Sayılan, ilk konuşma görevini çavuşa vermiştir. O çavuş ki, Bölük Komutanı “Ancak bir kahraman gidecek seçimi size bırakıyorum” dediğinde bütün parmaklar anında O’nu göstermiştir. Amerika’nın Sesi Radyosu’nda ilk olarak işte böyle bir çavuş konuşacaktır.
Ses alma mandalı açılmıştır. Herkes merak ve dikkatle çavuşun konuşmasını beklemektedir. Fakat kahraman çavuşun ağzından bir kelime çıkmamaktadır. Yazıcı Paşa, Yüzbaşı Sayılan’a bakar bir ara. Yüzbaşı’nın yüzü kıpkırmızı olur. Çavuşa sokulup:
– Konuş aslanım … der.
Çavuş sapsarı kesilmiştir. Dudakları titremektedir. Parmakları avucunda kenetlenmiş ve konuşamamıştır.
Sıra diğerlerine verilir. En sonunda mikrofon Yazıcı Paşa’ya uzanır. Yazıcı Paşa’nın konuşması bir cümleden ibarettir: – Mehmetçiğin konuştuğu yerde komutanlar susar.
Konuşmalar bitmiştir. Radyo Ekibi cihazlarını toplarken Yüzbaşı Sayılan Sıhhiye çadırına gider. Doktor ” Endişe etmeyin ” der:
– Çavuş kendine geldi.
Başı öne düşmüştür çavuşun. Komutanının yüzüne bakamamaktadır. Çocuk görünüşlü, manalı, tertemiz bir yüzü vardır. Sayılan Yüzbaşı yanına yaklaşır: – Geçmiş olsun çavuşum… Senin hiçbir şeyden korkmadığını bütün Tugay biliyor. Fakat neden mikrofonun karşısında yıldın?
Hala ürkek bakışlarla komutanına bakar çavuş. O’nun yüzünde uzaklara dalmış gibidir. Yutkunur. ” Komutanım ” der:
– Ben kahraman değilim…
Başını yere yıkar. İçini çekerek devam eder:
– İlk mangam ilk hücumlarda yarı yarıya eridi. İkinci mangamla yaptığım hücumlarda dört şehit üç yaralı verdik. Ben yine sağ kalmıştım. Manganın komutanı olduğum için en önde hücuma kalkarım. Bana kurşun değmedi. Kahramanlar şehit oldular komutanım! Onlar beni korudular hep. Asıl kahraman onlarken ben mikrofon karşısında “kahramanım” diye konuşamadım… Konuşamazdım kumandanım. Şimdi üçüncü olarak yenilenen mangaya komuta ediyorum. Gözlerim hepsinin üzerinde. Hepsini canımdan çok seviyorum. Onlara bir şey olacak diye korkuyorum. Sizi yabancılara mahcup ettim. Beni affedin kumandanım. Asıl kahramanlar öldü. Asıl kahramanlar şehit oldu. Onlar oradayken ben nasıl kahramanım diye konuşabilirim kumandanım? Bu bana ağır gelir.
Kahramanlar mangasının komutanı ağlamaktadır. Sayılan Yüzbaşı eğilir, alnından, ıslak yanaklarından öper Mehmetçiğin.
Mehmetçik komutanına ” Emredersiniz Komutanım! ” dediği anda kahramanlığın tarifi değişir. Bu iki kelime ” ölmek var dönmek yok ” manasına gelir.
Kahramanlık, tadını, rengini şeklini Mehmetçikten almıştır. Kahramanlık demek Mehmetçik demektir.
Sayılan Yüzbaşı, o günün kahramanlar mangasını çok aradı. ” Okursanız bana yerlerinizi bildirin ” çağrısı ile yazılar yayımladı. Ses kayıtlarını ta Amerika’da araştırdı. Ama hiçbirisi ” O kahramanlar bizdik ” diye ortaya çıkmadı. Ne kadar isterdim kumandanlarının onları aradığından haberdar olmalarını.
Kahramanlık Mehmetçiğin derisidir, dişidir, tırnağıdır, alnının çizgisidir. Kahramanlık O’nun vücudunun ve ruhunun tabii bir parçasıdır. Bakışı kahramanlıktır, yürüyüşü kahramanlıktır, türküsü kahramanlıktır Mehmetçiğin.
” Gerçek kahramanlar öldü. Ben yaşıyorum. Nasıl kendime kahraman derim?” diyerek ağlayan Çavuş!
İnsanlığın yüreğinde damıtıldığı Mehmetçik! Asırlara hakim olmuş muazzam bir kültür ve medeniyeti cümle cümle ifade edebilen büyük sanatkar!
Sen benim elle tutulan gözle görülen medeniyetimsin. Elle tutulmayan gözle görülmeyen bütün abidelerimi de hissettiriyorsun.
Bu ülke her şeyini kaybetse de tek bir Mehmetçiği kalsa yine dizlerinin üzerinde doğrulup kükrer. Kalkıp ileri atılır. Çünkü bütün mazimiz, toprağımız, eserlerimiz, O’nun yüreğinde istif edilmiş, O’nun yüreğinde yoğunlaştırılmış, atom küçüklüğünde atom gücünde oraya emanet edilmiştir.
Kahramanlar mangasının yiğit komutanı… Güzel Ordu’nun güzel neferi! Zaferler abidesi evladımız. Karargaha gittiğiniz gün topluca çektirdiğiniz resim, binbaşı iken emekli olan Sayılan Yüzbaşı’nın evinde, her zaman oturduğu koltuğun tam karşısında duruyor. Sayılan Yüzbaşı resminize her baktığında senin ıslak yanaklarından öptüğü o günü hatırlıyor. Sonra O’nun da yanakları ıslanıyor. Kim olduğunuzu soranlara ” Kore Türk Tugayı’nın Kahramanlar Mangası ” diyor. Ardından parmağı ile seni işaret edip ” Bu var ya…” diyor: ” O başkaydı, bambaşkaydı. Manganın komutanıydı…” Daha başka bir şey söyleyemiyor. Koltuğuna çekilip uzaklara dalıyor.
Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir
Kahramanlık saldırıp bir daha dönmemektir.
-

1/Temmuz/2008 Ermeni Cephesinden Haberler
ASAM
ERMENİ ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ
INSTITUTE FOR ARMENIAN RESEARCHGÜNLÜK BÜLTEN – DAILY BULLETIN
Brought To You By Institute For Armenian Research With Cooperation Of Turkish Forum
Ermeni Arastirmalari Enstitusu Arastirmalari Ve Turkish Forum Isbirligi Ile Size Sunulmusdur
1 Temmuz 2008 – Sayı : 940 / 1 July 2008 – Issue : 940
SEE BELOW FOR ENGLISH NEWS
ERDOĞAN ADL YETKİLİLERİ İLE GÖRÜŞTÜ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Yahudi lobisinin güçlü örgütlerinden ADL’nin yetkilileri ile görüştü. Erdoğa’nın, Başbakanlık’taki görüşmede, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddiaları konusundaki tavrı ve bugüne kadar olan desteği için ADL direktörü Abraham Foxman’a teşekkür ettiği ve bunun devamını istediği kaydedildi.
Devamı için tıklayınız…
AĞRIYA ÖNCE KİM GELDİ ? TARTIŞMASI
İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oktay Belli, “Kimse Ağrı Dağı’nda Ermeni izini aramasın. Onlar sonradan gelerek buraya yerleşmişlerdir” dedi.
Devamı için tıklayınız…
CHPDEN SEVAN NİŞANYANIN KİTABINA KINAMA
İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı Şirince Köyü Meydan Kahvehanesi’nde toplanan partililer adına konuşan CHP Selçuk İlçe Başkanı Bekir Gündüz, Şirince Köyünde uzun yıllardır butik otelciliği yapan ve bu topraklarda para kazanıp geçimini sağlayan Sevan Nişanyan’ı tüm CHP’liler adına “kınadıklarını” söyledi.
Devamı için tıklayınız…
BRIZA, TOPRAKLARIN GERİ VERİLMESİNE İLİŞKİN HABERİ TEKZİP ETTİ
AGİT Minsk Grubu Eşbaşkanlarının Cumartesi Karabağ’a yaptığı ziyaretin verimliliğini değerlendirmek oldukça güç. Ancak “Dağlık Karabağ Cumhuriyeti Devlet Başkanı” Bako Sahakyan’la buluşmaları sonrasında eşbaşkanlar gazetecilerin sorularını yanıtladılar.
Devamı için tıklayınız…
TÜM ERMENİ YAZARLAR KONGRESİ 6-14 TEMMUZ’DA GERÇEKLEŞTİRİLECEK
Farklı alanları içeren ve bu yıl 5 ay sürecek olan ‘Tek Millet, Tek Kültür Panarmenyan Festivali’nin açılışı, 6-14 Temmuz’da gerçekleştirilecek olan IV. Tüm Ermeni Yazarlar Kongresi’yle gerçekleştirilecek. Ermenistan Yazarlar Birliği Bşk. Levon Ananyan Kongre’ye 18 ülkeden 85 başvuru olduğunu ve bunlardan 25’nin (10 farklı ülkeden) genç yazarlar olduğunu belirtti.
Devamı için tıklayınız…
ENGLISH SECTION OF THE DAILY BULLETIN
HURRIYET: ANKARA WELCOMES SARGSYANS PLAN TO INVITE GUL TO ARMENIA
Ankara welcomed Armenian President Serzh Sargsyan’s plans to invite his Turkish counterpart Abdullah Gul to Armenia to attend the match between Armenian and Turkish soccer teams, Hurriyet reports quoting sources in the Turkish government.
Continue…
ARMENIA MIGHT BE EXPELLED FROM PACE
Members of the monitoring group of human rights organizations Arzu Abdullayeva, Novella Jafaroghlu, Saida Qojamanly, Saadat Bananyarli, attending the PACE summer session, held a press conference by results of the visit.
Continue…
NALBANDIAN: ARMENIA ATTACHES IMPORTANCE TO COOPERATION WITH GERMANY
On June 30, Armenia’s Foreign Minister Edward Nalbandian started his formal visit to Germany, the RA MFA press office reported. During a meeting with his German counterpart Frank-Walter Steinmeier, Minister Nalbandian emphasized that Armenia attaches importance to cooperation with Germany, one of the European Union founders and second major investor in Armenia’s economy.
Continue…
MEDVEDEV, ALIYEV TO FOCUS ON KARABAKH PROBLEM
President of Russia Dmitry Medvedyev and his Azerbaijani counterpart Ilham Aliyev will focus on the Nagorno Karabakh conflict settlement during the talks to be held in the framework of Medvedev’s formal visit to Azerbaijan on July 3-4, according to Russia’s Ambassador to Azerbaijan.
Continue…
LAVROV TO DISCUSS KARABAKH CONFLICT AND OPENING OF ARMENIAN-TURKISH BORDER IN ANKARA
Russia’s Foreign Minister Sergei Lavrov will pay a formal visit to Turkey on July 2. “The purpose of the visit is to discuss urgent regional and international issues, including the Iraqi problem, Iran’s nuclear problem, and situation in Kosovo, Transcaucasus, Cyprus and Central Asia. Mr Larvov will also refer to the Russian-Turkish relations,” said Andrey Nesterenko, a spokesman for the Russian Foreign Ministry.
Continue…
BROADCASTING AUTHORITIES OF BSEC GATHER IN TURKEY
Broadcasting regulatory authorities of member countries of a regional economic cooperation body in the Black Sea region convened on Monday at a forum, which aims at creating a network among the broadcasting authorities, in Istanbul
Continue…
www.eraren.org
Enstitü Başkanı / Chairman of the Institute
:
Ömer Engin LÜTEM (E. Büyükelçi / Ret. Ambassador)
Hazırlayan / Prepared by
:
Oya EREN – [email protected]
Adres / Address
:
Konrad Adenauer Cad. No:61 06550 Yıldız, Çankaya ANKARA
Tel: +90 312 491 60 70 – Faks: +90 312 491 70 13