Blog

  • İnsanlar gezegeni istemeden nasıl değiştiriyor?

    İnsanlar gezegeni istemeden nasıl değiştiriyor?

    Barajlar Dünyanın kutuplarını değiştiriyor: İnsanlar gezegeni istemeden nasıl değiştiriyor?

    Binlerce baraj o kadar çok su tutuyor ki, Dünya’nın kabuğunu altüst ediyor. Bunun şaşırtıcı sonuçları var.

    İnsanlar, Dünya’nın doğal süreçlerine giderek daha fazla müdahale ediyor ve bu müdahaleler çoğu zaman beklenmedik sonuçlar doğuruyor. Geophysical Research Letters dergisinde yayınlanan yeni bir çalışma, barajların inşasının gezegenimizin manyetik kutuplarını bile etkilediğini gösteriyor.

    Barajlar nedeniyle bir metrelik kutup kayması

     Harvard Üniversitesi’nden Natasha Valencic liderliğindeki bir araştırma ekibi, Dünya’nın en büyük barajlarından yaklaşık 7.000’inde yoğunlaşan su kütlelerinin, Dünya kabuğunun dönüş eksenini yaklaşık bir metre dengesizleştirdiğini hesapladı. Bu barajlar birlikte, Büyük Kanyon’u iki kez dolduracak kadar su tutabiliyor.

    Peki bu nasıl mümkün oluyor?

     “Suyu barajladığımızda, su yalnızca okyanuslardan çekilip küresel deniz seviyesinde bir düşüşe yol açmakla kalmıyor, aynı zamanda Dünya genelinde farklı bir şekilde dağılıyor.”

    Su kütlelerinin bu şekilde yeniden dağılması, Dünya’nın manyetik kutuplarının yüzeye göre konumunu etkileyebilir. Dünya’nın en dış katı tabakası olan yer kabuğu, viskoz erimiş kayanın üzerinde durur. Kütle yüzeyde yeniden dağıldığında, bu en dıştaki kaya tabakası alttaki magmaya göre kayar ve bu da manyetik alanı oluşturur.

    Kutup kayması iki aşamada

    Araştırmacılar, Kuzey Kutbu’nun iki aşamada kaydığını buldu: 1835’ten 1954’e kadar, Avrupa ve Kuzey Amerika’da birçok baraj inşa edildiği için yaklaşık 20 santimetre doğuya, Rusya’ya doğru kaymıştı. 1954 ile 2011 yılları arasında ise, Asya ve Doğu Afrika’da daha büyük barajlar inşa edildiği için 57 santimetre batıya, Kuzey Amerika’ya doğru kaymıştı.

    Kutuplar 1835 ile 2011 yılları arasında toplamda yaklaşık 113 santimetre kaymış ve bu kaymanın büyük kısmı 20. yüzyılda meydana gelmiştir. Kuzey Kutbu’nun kendisi uzayda hareket etmemiş, ancak Dünya’nın yüzeyi onun üzerinde kaymıştır; jeofizikçilerin “gerçek kutup kayması” olarak adlandırdığı bir olgu.

    Selen Atasoy

    Çin, Tibet’te dünyanın en büyük barajını inşa etmeyi planlıyor.

    Depremler de sık sık meydana gelebilir.

    Sanki bu dünya Çinlilerin babasinın maliymış gibi.  :((

  • İklime zarar veren herkes uluslararası hukuk uyarınca sorumlu tutulmalıdır

    İklime zarar veren herkes uluslararası hukuk uyarınca sorumlu tutulmalıdır

    Uluslararası Adalet Divanı: İklime zarar veren herkes uluslararası hukuk uyarınca sorumlu tutulmalıdır

    Uluslararası Adalet Divanı kapsamlı bir görüş yayınladı. Uluslararası hukuka göre, iklim suçluları hesap vermelidir. Ancak bu bağlayıcı değildir.

    Dünyadaki tüm ülkeler iklimi mümkün olan en üst düzeyde korumakla yükümlüdür. Bu, Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) tavsiye kararının temelini oluşturmaktadır. İklim koruma yükümlülüklerini yerine getirmeyen devletlerin, iklim değişikliğinden etkilenen ülkelere tazminat ödemeleri gerekebilir.

    Rapor, BM Genel Kurulu tarafından hazırlatıldı ve Mart 2023’te oy birliğiyle onaylandı. Rapor, Almanya başta olmak üzere küçük ada ülkesi Vanuatu tarafından başlatıldı.

    15 üyeli Uluslararası Adalet Divanı’na iki soruyu yanıtlama görevi verildi: Devletlerin iklimi korumak için hangi uluslararası yasal yükümlülükleri var? Eylemleri veya ihmalleri nedeniyle önemli iklim hasarına neden olan devletler için hangi yasal sonuçlar doğuyor?

    Bu dava, dünyanın en büyük iklim davası olarak kabul ediliyor. Aralık 2024’teki sözlü duruşmada 96 devlet ve on bir uluslararası kuruluş beyanlarda bulundu. Çarşamba günü, Japonya Mahkemesi Başkanı Yuji Iwasawa, 140 sayfalık görüşün temel noktalarını okumak için iki saat harcadı.

    Mahkeme fosil yakıt sübvansiyonlarını kınadı

    Devletlerin temel yükümlülükleri, 2015 Paris Anlaşması gibi uluslararası iklim koruma anlaşmalarından kaynaklanmaktadır. Anlaşmanın temel amacı, küresel ısınmayı sanayi öncesi dönemlere kıyasla 1,5 santigrat derece ile sınırlamaktır. Bu nedenle Uluslararası Adalet Divanı, anlaşmada belirtilen 2 derece hedefine değinmemiştir.

    Devletler, iklime zarar veren CO2 emisyonlarını azaltmak için “mümkün olan en büyük çabayı” göstermelidir. Iwasawa’ya göre, yeni petrol ve gaz sahalarına izin veren veya fosil yakıt endüstrisini sübvanse eden devletler, iklimi koruma yükümlülüklerini de ihlal etmektedir.

    Uluslararası Adalet Divanı’na (ICJ) göre, Paris Anlaşması’na taraf olmayan devletler için de benzer yükümlülükler geçerlidir. Bu durum, Ocak ayında Başkan Donald Trump’ın kararnamesiyle Paris Anlaşması’ndan çekilen Amerika Birleşik Devletleri için özellikle önemlidir.

    Çevreyi ve iklimi koruma konusunda uluslararası örf ve adet hukukunda bir yükümlülük vardır. Her devlet bunu yaparken gerekli özeni göstermelidir. Ayrıca, devletler bu konuda, örneğin finansal destek ve teknoloji transferi yoluyla iş birliği yapmalıdır.

    İklim günahkarları tazminat ödemek zorunda kalıyor

    Uluslararası Adalet Divanı, Paris Anlaşması’na ek olarak, iklimi koruma yükümlülüklerinin de uluslararası insan hakları sözleşmelerinden kaynaklandığını belirtti. Başkan Iwasawa, sağlıklı, temiz ve sürdürülebilir bir çevrenin yalnızca yaşam ve sağlık hakkıyla garanti altına alınmakla kalmayıp, aynı zamanda diğer tüm insan haklarından yararlanılmasının da ön koşulu olduğunu vurguladı.

    UAD’nin iklim koruma yükümlülüklerinin ihlali durumunda uygulayacağı yaptırımlar özellikle heyecanla bekleniyordu. Bu konuda da dünyanın dört bir yanından 15 yargıç katı bir tavır sergiledi: İklim koruma yükümlülüklerini ihlal edenler, yalnızca ihlal etmeyi bırakmakla kalmamalı, aynı zamanda etkilenen devletlere sorunları için tazminat da ödemelidir. Yargıç Iwasawa, tıpkı bozulmuş altyapı gibi, tahrip olmuş biyotopların da restore edilmesi gerektiğini söyledi.

    Belirli bir gereklilik yok, ancak yine de kullanışlı

    Ancak UAD, UAD’nin bu soyut açıklamalarının henüz somut bir iddiaya yol açmadığını vurguladı. Her dava özel olarak incelenmelidir. Özellikle, iklimi koruma görevinin ihlali ile verilen zarar arasındaki nedensellik bağının ortaya konulması gerekir.

    Bunun zor olması muhtemeldir, çünkü yerel veya bölgesel bir iklim yoktur, yalnızca ortak bir küresel iklim vardır. Bu tür anlaşmazlıkların çözüm yeri muhtemelen yine Lahey’deki UAD olacaktır; ancak bu, devletlerin (Almanya gibi) gönüllü olarak UAD’nin yargı yetkisine boyun eğmesiyle mümkün olacaktır. ABD bunu çoktan bıraktı.

    Artık yayımlanan görüşe “istişari görüş” deniyor. Bu terim, görüşün kendisinin yasal olarak bağlayıcı olmadığını gösteriyor. Ancak görüşün hukuk camiasında -mahkemeler ve akademisyenler arasında- oldukça etkili olması muhtemeldir. Dahası, görüş elbette, uygun özel davaları UAD’ye getirmek için bir davet niteliğindedir.

  • Kanada’nın süpersonik savaş uçağı Almanya’ya geliyor

    Kanada’nın süpersonik savaş uçağı Almanya’ya geliyor

    Kanadalı UVAD şirketinin Falcon İnsansız Savaş Hava Aracı (UCAV), süpersonik uçuş yeteneğine sahip ilk savaş dronlarından biri olmaya hazırlanıyor. INTEC ve UVAD Technologies, Falcon Süpersonik UCAV’ı Avrupa’ya ve özellikle Almanya’ya getirmek için yeni iş birliklerini bugün duyurdu.

    INTEC CEO’su Christoph Otten bugün LinkedIn’de yaptığı açıklamada, “Temel faaliyet alanımızı güçlendirme ve INTEC Holding’i yeniden yönlendirme sürecinin ilk aşamasından sonra, grubumuzun portföyünü genişletmeye başladığımız için çok mutluyum,” dedi. “Ortağımız UVAD, süpersonik uçuş aralığında çalışan, hava, kara, deniz ve CIR boyutlarında çok yönlü görevler gerçekleştiren, uygun maliyetli ve yüksek performanslı dronlar sunacağımız güçlü ve benzersiz bir şirket. Bu, INTEC Grubu’nun sistematik gelişiminde önemli bir ara dönüm noktası.”

    UVAD, 2000’li yılların başında, insanlı helikopter keşif görevlerindeki riski azaltmak için dronları kullanmak üzere kendini işine adamış bir jeolog ekibi tarafından kuruldu. 2021 yılında, tek kullanımlık Alpine Swift dronlarının ve uygun maliyetli ancak yüksek performanslı süpersonik ve hipersonik dron teknolojilerinin geliştirilmesine odaklanılarak savunma sektörü de portföye eklendi.

    Falcon bu hedefe ulaşmayı hedefliyor, bu nedenle geliştirme sürecinde odak noktası yalnızca performans değil, her şeyden önce muharebe İHA’sının nihai fiyatıdır. Muharebe İHA’sının, fiyatı nedeniyle kullanımından daha fazla depolanan pahalı bir sistem değil, sarf malzemesi olması amaçlanıyor.

    Şirket, “Çok yönlü bir platform olan Falcon, hipersonik füzelere karşı giriş seviyesi bir sistem olarak hizmet verebilir ve hızlı ISR görevlerine uyarlanabilir, bir önleme aracı olarak kullanılabilir veya savaş uçaklarının yanında sarf edilebilir yüksek hızlı bir İHA olarak konuşlandırılabilir,” diye belirtiyor. “Falcon’un konteynerize tasarımı kolay nakliye ve montaj sağlarken, pnömatik mancınık fırlatma sistemi pist gerektirmez ve böylece dinamik ortamlardaki operasyonlar için maksimum esneklik sağlar.”

    Muharebe İHA’sının yaklaşık 30 dakikalık bir boşta kalma süresiyle Mach 1.6 hıza ulaşabilmesi bekleniyor. Yük kapasitesi şu anda 50 kg olarak belirtiliyor, ancak diğer yetenekleri gibi, sürekli olarak geliştirilmeye tabi.

    Üretici UVAD, diğer unsurların yanı sıra Kanada hükümetinin sağladığı fonlarla ve şimdi de Alman ve Avrupa pazarları için INTEC ile yapılan iş birliğiyle destekleniyor.

    INTEC, “Falcon, tehdit simülasyonu ve ileri askeri eğitim için geliştirilen dünyanın tek uygun maliyetli, konteynerli süpersonik İHA’sıdır” diye vurguluyor. “UVAD’nin son teknoloji dijital platformuna dayanan ve INTEC Industrie-Technik GmbH’nin sistem entegrasyon uzmanlığıyla desteklenen Falcon, Almanya ve Avrupa’daki hava muharebe kabiliyetini yeniden şekillendirecek.”

    Muharebe uçağının tam ölçekli test uçuşlarının 2026 ve 2027 yıllarında gerçekleştirilmesi planlanıyor.

    Falcon savaş drone’unun sarf malzemesi olarak performans ve maliyet etkin tasarımı bir araya getirmesi amaçlanıyor.

  • Lozan’da Lord Curzon bir ara İsmet Paşa’yı uyardı

    Lozan’da Lord Curzon bir ara İsmet Paşa’yı uyardı

    Lozan’da Lord Curzon bir ara İsmet Paşa’yı uyardı:

    “Siz Yunanistan’ı yendiniz, İngiltere’yi değiL. Bunu unutmayın!”

    İsmet Paşa;

    “Hayır!” dedi..

    “Yalnız Yunanı yenmedik, güneyde müttefikiniz Fransızları yendik, onun silahlandırdığı Ermenileri yendik, müttefikiniz İtalyanları Anadolu’dan uzaklaştırdık, sizin silahlandırdığınız Doğu Ermenilerini ve Pontus çetelerini yendik, sizin İstanbul yönetimiyle birlikte azdırdığınız isyancıları yendik, silah ve para ile desteklediğiniz Kuva-yı İnzibatiye’yi yendik, en son olarak da maşanız Yunan ordusunu yenip denize döktük, Mondros’u yendik, Sevr’i yendik, Üçlü Anlaşmanızı yendik… Bunların hepsinin arkasında siz vardınız, hepsinin ipleri, dümeni, düğmesi sizin elinizdeydi. Biz asıl sizi yendik! Hırçınlığınızın, telaşınızın, durmaksızın entrika çevirmenizin nedeni bu! Bunu örtbas etmeye, kaybınızı gidermeye çalışıyorsunuz. 

    Biz sizi burada da yeneceğiz!…”

    Büyük önder bilge insan Mustafa Kemal Atatürk’e, İsmet İnönü’ye, Anadolu Türk’ünün idam fermanı Sevr’i yırtıp atan Kuvayı Milliye kahramanlarımıza ve yüce milletimize minnet, aziz şehit ve gazilerimize tazimle… Ruhları şad olsun.

    Kim bu ingiliz Dışişleri bakanı?

    Bunun üzerine İngiliz Dışişleri Bakanı  Lord Curzon, Karaliyet Başsavcılığı’ndan Malta’daki Türkler aleyhine hukuki bir dava açılamıyorsa siyasi bir dava açılmasını istemiş (5) ancak Başsavcılığı ikna edememiştir.

    İngiliz Kraliyet Başsavcılığı, 29 Temmuz 1921 tarihli yazıyla, eldeki kanıtlarlarla Malta’daki Türklerden hiçbirinin Ermeni katliamı gerekçesiyle cezalandırılamayacağını İngiliz Hükümeti’ne kesin bir dille bildirmiştir.

    Bunun üzerine İngiliz hükümeti, Malta’daki tutuklu Türkleri Serbest bırakmak zorunda kalmıştır.

    Kaynak: Uluç Gürkan E. TBMM Başkanı  (chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/137997)

    Biz nasıl bir Türk’üz?

    Allah rızası için biraz kitap okumayı alışkanlık edelim…

    Kalın sağlıcakla

    Rehan Gündoğmuş

  • Garnizon Devleti Kurdurt. Anayasayı Değiştir, Sonra Palavradan Güçlü Türkiyeyiz de! Yalandan Kim Ölmüş..?

    Garnizon Devleti Kurdurt. Anayasayı Değiştir, Sonra Palavradan Güçlü Türkiyeyiz de! Yalandan Kim Ölmüş..?

    Türkiye, tarihinin en yaratıcı yıkım sürecine girmiş bulunuyor. Başrolde kim var derseniz, hepsi tanıdık isimler: Erdoğan, Bahçeli, Öcalan, Hakan Fidan, İbrahim Kalın ve tabii ki “asırlık dostumuz ABD: Amerikan bayrağı gölgesindeki BOP haritası. Ne de olsa bu işler “dostsuz” olmaz!

    Bir Gün Herkes Bir Garnizona Uyanabilir

    Suriye’nin kuzeyinde ne oluyor biliyor musunuz? Yok öyle karışıklık, iç savaş falan. Gayet organize bir “devletçik” kurma çalışması var. İhale çoktan ABD tarafından Erdoğan-Bahçeli-Öcalan’a ( EBÖ’ye) verilmiş. Alt yüklenici mi? Eski çözüm süreci ortakları: KCK – PYD – YPG – SDG – ABC – XYZ. Artık harf kalmadı. Garnizon devleti kuruluyor, ama adı hâlâ “ güvenlik bölgesi.” Ne hoş değil mi?

    İçerde birileri bu tabloya yıllarca “milli menfaat” adını verdi. Çünkü dışarıda bir harita çiziliyorsa, “bizimkiler” kalem tutuyor olmalıydı! Masaya oturup “biz de varız” dediler, sonra haritanın altına imzayı bastılar. Dışişleri değil de Dış-i Hissiyat Bakanlığı gibi çalışıldı: Ne hissedildiyse, o yapıldı.

    Bahçeli & Öcalan: Farklı Paket, Aynı Teslimat

    Bir yanda “milliyetçiyim” diye kürsüleri titreten Bahçeli, diğer yanda İmralı’da mektup trafiğiyle politika yazan Öcalan. İkisi aynı paket servisin farklı menüleriydi. Sunum şekli farklıydı, ama içerik aynıydı: “Bölgeyi teslim edin, vatandaşı susturun, dışarıyla iyi geçinin.”

    İlginçtir, yıllarca “açılım”a kızanlar bugün aynı haritada suskun. Çünkü açılım artık sadece Kürt meselesi değil, “Sınır açılımı.” Buyurun, Suriye’nin kuzeyi garnizon devletine, güneyi de cihatçı pazara dönüştü.

    HTŞ Holding: Terörün Franchise Modeli

    Hatırlıyor musunuz? Eskiden “terörist” diye haberlerde adı geçen gruplar vardı. Şimdi bunlar “kontrollü muhalif” diye yumuşatıldı. HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) artık bir nevi yerel yönetim modeli gibi çalışıyor. Adamlar dün ABD-Erdoğan ve Bahçeli sayesinde vergi topluyor, elektrik dağıtıyor, mahkeme kuruyordu. Adeta “HTŞ Belediyesi gibiydi.” Şimdi
    ise Türkideki iktidar destekli HTŞ devleti oldu.

    Kimin sayesinde mi? Elbette ki bu “büyük stratejistler” sayesinde. Sahada bu gruplar serpilirken, Ankara’da masalar kuruldu, “Suriye bizim iç meselemiz” dendi. Ne diyelim, bu cümle doğru çıktı: Suriye gerçekten iç meselemiz oldu. Hem de içimizi kemiren bir mesele.

    Anayasa Değişikliği: Yangın Varken Duvar Boyayanlar

    Ve şimdi, işin en ironik kısmı: Tüm bu harita, bölünme, ihanet, proje, garnizon saçmalıkları yaşanırken, TBMM’de ne konuşuluyor? Anayasa değişikliği!

    Adamlar yangın çıkmış ülkede perde değiştirmeye çalışıyor. “Yeni anayasa” diyorlar. Ne güzel! Bölgesel harita değişmiş, fiili sınırlar delinmiş, ABD üs kurmuş, biz “anayasa”yı yeniliyoruz. Yani devleti kaybettik ama metni düzelteceğiz. Kime? Garnizon devlete mi okutacağız?

    Milli Güçler: Bu Tiyatronun Perdesini Kapatma Zamanı

    Şimdi asıl soru şu: Bu ülkenin gerçek sahipleri, bu kurgulanmış tiyatroda daha ne kadar seyirci olacak? Milli güçler hâlâ sivil kıyafetle izleyici mi kalacak, yoksa perdeyi kapatıp sahneyi temizleyecek mi?

    Bu tiyatroda artık sahne ışıkları Amerikan bayrağını aydınlatıyor, fonda BOP haritası oynuyor, senaryo Pentagon’dan geliyor, oyuncular Ankara’dan çıkıyor. Seyirci sustukça perde kapanmaz, sadece ülke kararır.

    Son Söz: Ya Diren Ya Seyret

    Türkiye bir yol ayrımındadır. Ya bu garnizon devletçikleriyle, cihatçı ortaklı pazarlıklarla, anayasa cilalamayla yönetilmeye devam edilecek ya da bu sahte stratejilere karşı milli irade “Artık yeter!” diyecektir.

    Çünkü gerçek barış, ABD üsleriyle değil, Türk milletinin tam bağımsız kararıyla gelir. Bunu anlamayanlara da tarihin tozlu raflarında yer ayrılmıştır zaten. Orası kalabalık ama hâlâ yer var.
    Demedi demeyin!
    Aklınızı başınıza alın!

  • Lozan’a Yönelik ABD Kontrollü Terör Örgütü PKK’nın Hamlesi, EBÖ (Erdoğan-Bahçeli-Öcalan) İttifakı ve Türkiye’nin Ulusal Egemenliği: Yeni Bir Atatürkçü Direniş Programına Doğru

    Lozan’a Yönelik ABD Kontrollü Terör Örgütü PKK’nın Hamlesi, EBÖ (Erdoğan-Bahçeli-Öcalan) İttifakı ve Türkiye’nin Ulusal Egemenliği: Yeni Bir Atatürkçü Direniş Programına Doğru

    2025’te terör örgütü PKK’nın Lozan Antlaşması’na yönelttiği ideolojik saldırılar, buna içeriden eşlik eden siyasal hamleler, TBMM’de kurdurulmak istenen komisyon ve “açılım” sürecinin siyasi sorumluluğu birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ilkelerine karşı yürütülen iç ve dış kuşatmanın Lozan karşıtı küresel bir projenin parçası olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Bu nedenle, Atatürkçü bir direniş stratejisinin ertelenemez bir zorunluluk hâline geldiği görülüyor.

    1. Lozan ve Cumhuriyet’in Jeopolitik Kuşatması

    Cumhuriyetimizin temel taşlarından biri olan Lozan Antlaşması’na yönelik saldırılar, yalnızca silahlı terör örgütlerinin değil, aynı zamanda iç siyasetteki yapısal ittifakların ve küresel projelerin bir sonucu olarak görülmelidir. Son yıllarda Türkiye’de yaşanan yönetim krizi, güvenlik zaafiyetleri ve milli birlikteki çözülme, bu saldırıların toplum nezdinde meşruiyet kazanmasına zemin hazırlamaktadır.

    Bu bağlamda, bir yandan terör örgütü PKK’nın Lozan karşıtı açıklamaları, diğer yandan “yeni anayasa” ve “çözüm süreci” eksenli iç siyasi planlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ilkelerine dönük sistematik bir kuşatmanın parçalarıdır.

    1. Terör Örgütü PKK’nın Lozan Karşıtı Söylemi ve Statüko Arayışı

    Sözde feshedilen terör örgütü PKK/KCK’nın Avrupa’daki liderlerinden Zübeyir Aydar, 2025 yılında yaptığı açıklamalarda Lozan Antlaşması’nı “soykırımın başlangıcı” olarak nitelemiş, yeni bir uluslararası statüko ve anlaşma çağrısı yapmıştır. 26 Temmuz 2025’te Lozan’da miting düzenleyeceklerini belirten Aydar, “Haritalar değişebilir” ifadesiyle açıkça bir jeopolitik revizyon çağrısı yapmıştır.

    “Lozan statükosu aşılıyor, Kürtler yeni bir statü talep ediyor.”

    Bu çıkış, yalnızca Türkiye’nin değil, Irak, İran ve Suriye gibi devletlerin de üniter yapılarını hedef alan bir stratejik girişimdir. Terör örgütü PKK, ABD ve Batı destekli BOP bağlamında, Ortadoğu’da etnik temelli parçalı yapılar üzerinden jeopolitik müdahaleye uygun alanlar yaratmayı amaçlamaktadır.

    1. Lozan Antlaşması’nın Tarihsel ve Jeopolitik Önemi

    24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, Sevr’e karşı kazanılmış bir hukuki, askeri ve diplomatik zaferdir. Sadece Türkiye’nin sınırlarını değil, aynı zamanda bağımsızlık statüsünü de tanımlamış ve garanti altına almıştır.

    Lozan yalnızca sınır değil, egemenlik tesis eden bir “kurucu metindir.”

    Bu nedenle Lozan’a yönelik her saldırı, doğrudan doğruya Cumhuriyetin siyasi mimarisine yönelik bir saldırı niteliğindedir. ABD’nin elindeki PKK’nın bu belgeyi hedef alması, emperyalizmin vekil örgütler aracılığıyla yürüttüğü Sevr’i canlandırma çabasının bir parçasıdır (Bkz. Chomsky, 2003; Huntington, 1996).

    1. Açılım Süreci Tiyatrosu ve “PKK Feshedildi” Yalanı

    2013–2015 döneminde yürütülen “çözüm süreci”, 2025’teki aynı sürecin tekrarı hamleleri, bugün terör örgütü PKK’nın söylemleriyle kıyaslandığında bir manipülasyon tiyatrosu olduğu net biçimde anlaşılmaktadır. 2025 ortasından itibaren başlayan süreç propagandası boyunca kamuoyuna “PKK silah bırakıyor”, “kendini feshediyor” gibi söylemler servis edilmiştir. Ancak 2025’te Avrupa’da miting organize eden ve Lozan’ı hedef alan bir örgüt yapısı, bu söylemlerin yalancı ve maksatlı olduğunu kanıtlamaktadır.

    “Gerçekten feshedilmiş bir örgüt, Lozan’da miting yapıp yeni statüko isteyebilir mi?”

    Bu durum, yalnızca PKK’nın yeniden etkinleşmesini değil, aynı zamanda bu süreci yürüten siyasi iktidarın ve onun aparatlarının tarihsel sorumluluğunu da ortaya koymaktadır.

    1. TBMM’deki Komisyon Girişimi: Lozan’a İçeriden Yumuşak Müdahale

    2025 yılı itibarıyla TBMM’de “Çözüm Süreci – Terörsüz Türkiye Komisyonu” ama esasında “Lozan’ı Yeniden Tartışma Komisyonu” adı altında kurulmak istenen yapı, terör örgütü PKK’nın dışarıdan yaptığı söylem saldırısıyla zamanlama ve içerik açısından birebir örtüşmektedir. Lozan’ın güncellenmesi, yeni anayasa çerçevesinde statü değişikliği gibi öneriler, doğrudan terör örgütünün ve onların ipini elinde tutan ABD ve BOP yüksek valisi Thomas Barrack’ın, EBÖ – Erdoğan-Bahçeli-Öcalan ittifakı mensubu olan Bahçeli’nin söylemleriyle paralel bir çizgidedir.

    Bu girişimin esas amacı, Lozan’ın meşruiyetini tartışmaya açarak, toplumsal hafızada zayıflatmak ve ileride yapılacak anayasal revizyonlara zemin hazırlamaktır.

    TBMM’de kurulması istenen “komisyon” masum ve meşru değil; rejimin kurucu metnine karşı kontrollü bir iç saldırıdır. Anayasaya göre bu komisyon gayrimeşrudur ve yok hükmündedir.

    1. İç Siyasette ABD Kontrollü Yeni Lozan Planı mı?

    ABD kontrolünde, Erdoğan–Bahçeli–Öcalan ekseninde şekillenen yıkıcı iç işbirlikçi siyasi ittifakın, yeni anayasa üzerinden “sivil Sevr” hazırlığı içinde olduğu kamuoyunda ciddi biçimde tartışılmaktadır. Süreçte aktif olan MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan gibi figürlerin, yalan ve yanıltıcı bilgi yönetimi ve yönlendirmesiyle toplumda algı oluşturduğu da ortadadır.

    Bu plan, yalnızca etnik bir çözüm girişimi değil; aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını dönüştürme ve kurucu değerleri geçersiz kılma operasyonudur.

    1. Ne Yapmalı? Atatürkçü Direniş Stratejisi İçin Yol Haritası

    Bu tablo karşısında, salt söylem değil, örgütlü ve sistematik bir Atatürkçü direniş programı inşa edilmelidir. Bu strateji yalnızca tepki değil, proaktif siyasi pozisyon alma içermelidir.

    7.1. Milli Güçlerin Üst Birliği

    Atatürkçü, milliyetçi, yurtsever yapılar ortak bir “Milli Egemenlik Konseyi” çatısı altında birleşmelidir.

    7.2. Anayasal Atatürkçülük

    Yeni anayasa taleplerine karşı, laiklik, üniter yapı, Türk kimliği ve bağımsızlık esaslı pozitif bir anayasal program oluşturulmalıdır.

    7.3. Kamusal Alanın Geri Alınması

    Sosyal medya değil; TSK, STK, Polis ve Jandarma Teşkilatı, MİT, Bakanlıklar, Belediyeler, Sendikalar, Meslek Odaları, Barolar, okul, mahalle, meydan, işyeri gibi fiziksel kamusal alanlar yeniden örgütlenmenin sahası haline getirilmelidir.

    7.4. Seçim Odaklı Eylemci Siyaset

    İktidarı yalnızca eleştiren değil, iktidar alternatifi oluşturan bir Atatürkçü siyasi blok gereklidir.

    1. Sonuç: Cumhuriyet’e Yönelik Yıkımın Anatomisi ve Direnişin Zorunluluğu

    Günümüzdeki gelişen olaylar göstermiştir ki, Lozan Antlaşması’na yönelik dış ve iç saldırılar birbirini tamamlayan çok katmanlı bir stratejinin ürünüdür. ABD denetimindeki terör örgütü PKK’nın Lozan karşıtı söylemleri, yalnızca silahlı terör propagandası değil; uluslararası hukukta statü arayan bir siyasi yapı olarak meşruiyet inşasıdır. Buna eşzamanlı olarak içeride yürütülen “komisyon”, “açılım”, “Cumhurbaşkanı yardımcıları Alevi ve Kürt olsun”, “yeni anayasa” gibi hamleler, bu küresel projeye içeriden meşruiyet zemini kazandırma niyetidir.

    Artık tehdidin yalnızca Kandil’den, ABD’den değil; TBMM’den, medya organlarından, akademi çevrelerinden ve hatta devletin bazı unsurlarından geldiği bir gerçekliktir.

    Stratejik Görev
    • Türk milleti; artık sadece izleyici değil, tarihi bir aktör olmalıdır.
    • Cumhuriyet’i savunmak; yalnızca nostaljik bir refleks değil, geleceği kurma sorumluluğudur.

    Kaynakça
    • Chomsky, N. (2003). Hegemony or Survival: America’s Quest for Global Dominance. New York: Metropolitan Books.
    • Huntington, S. (1996). The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order. Simon & Schuster.
    • Mango, A. (1999). Atatürk: The Biography of the Founder of Modern Turkey. Overlook Press.
    • Zürcher, E. J. (2004). Turkey: A Modern History. I.B. Tauris.
    • TBMM Kayıtları ve Resmi Gazete Arşivleri (2023–2025 arası).

  • Spor turizmi…

    Spor turizmi…

    Spor turizmi engelleri yıkıp geçti…

    Spor turizmini Türkiye genelinde daha güçlü, organize ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmayı hedefleyen Spor Turizmi Birliği, federasyonlaşma yolunda önemli bir adım attı. Ülke genelinde bölgesel yapılanmaların temelini oluşturacak ilk adım, Karadeniz Spor Turizmi Birliği’nin (Karadeniz STB) kurulmasıyla atıldı. Samsun merkezli olarak hayata geçirilen Karadeniz STB, Doğu ve Batı Karadeniz bölgelerini kapsayan geniş bir temsil ağıyla faaliyetlerine başladı.

    Spor Turizmi Birliği, federasyon olma hedefi doğrultusunda ilk bölgesel yapılanmayı Karadeniz’de hayata geçirdi. Karadeniz STB’nin kurulmasıyla birlikte Türkiye’de spor turizminin yerelden ulusala yaygınlaşması için somut bir adım atılmış oldu.

    Spor Turizm Birliği’nden Gazetemize Yollanan Basın Bülteni Şöyle:

    Spor Turizmi Birliği olarak temel hedefimiz, Türkiye’de spor turizmini güçlendirmek ve standartlar oluşturarak Türkiye’nin potansiyelini dünyaya tanıtmak. Spor turizmi faaliyetlerinin düzenli, lisanslı ve güvenli olması bizim önceliğimiz ve bunun için çalışmalara devam ediyoruz. Aynı zamanda tesislerin ve bölgelerin markalaşmasına katkı sağlıyoruz. Amacımız Türkiye’nin dünya çapında spor etkinlikleri düzenleyebilen bir destinasyon olduğunu kanıtlamak.

    Spor Turizmi 2025’te 5.5 Milyar Doları Aşacak

    Türkiye’de spor turizmi güçlü bir büyüme eğiliminde. 2023 yılında yaklaşık 4.5 milyar dolar
    seviyelerine ulaştık ve 2025 yılı itibarıyla bu rakamın 5.5 milyar doların üzerine çıkacağı öngörülüyor.

    Spor Turizminde Yeni Merkezler Yükseliyor: Karadeniz ve Doğu Anadolu Atağı

    Bu büyümenin arkasında yüksek profilli uluslararası etkinlikler ve Türkiye’de düzenlenen antrenman kamplarının artışı var. Özellikle futbol kampları, bisiklet yarışları, tenis organizasyonları, senior golf turnuvaları ve kış sporları bu büyümeyi destekliyor. En hızlı gelişen destinasyonlar Antalya ve İstanbul olmakla beraber son yıllarda Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgeleri spor turizmi açısından hızla yükseliyor. Örneğin, 2023 yılında bu bölgelerdeki etkinliklerde yüzde 40 artış yaşandı. Rize’de düzenlenen doğa sporları, Erzurum’un yüksek irtifa avantajı ve kayak tesisleri, Kayseri’nin kamp
    altyapısı ve Afyon’un yeni spor kompleksleri öne çıkıyor. Bu bölgelerde düzenlenen etkinliklerin yüzde 60’ı yabancı turistlerce tercih ediliyor.

    Karadeniz STB Kuruldu: Spor Turizminde Bölgesel Yapılanma Başladı

    Biz bunlardan yola çıkarak, Spor Turizmi Birliği olarak spor turizminin Türkiye geneline yaygınlaşmasını sağlamak ve Bölgelerin spor turizmi marka değerini yükseltmek, Spor Turizmi STK’larının kurulması için büyük bir adım attık. Tesis alt yapısı bulunan ve spor turizmi organizasyonları olan bölgeleri öncelik alarak heyecanla görüşmeler gerçekleştirdik. Bu görüşmeler ilk meyvesini verdi ve ilk olarak Karadeniz Bölgesi’nde Karadeniz STB’nin kurulmasına öncü olduk.

    Karadeniz’in Doğası ve Enerjisi Spor Turizmi ile Dünyaya Açılıyor

    Karadeniz STB, Samsun başta olmak üzere Orta Karadeniz’i kapsıyor, Doğu ve Batı Karadeniz temsilcilikleri ve üyelikleri ile genişleyecek. Karadeniz’in doğası, kültürü ve enerjisi, spor turizmi yoluyla dünyaya açılacak. Bu vesileyle 17 Temmuz 2025 tarihinde kurulan Karadeniz STB kurucu başkanı İbrahim Canbulat nezdinde değerli yönetim kurulu üyelerini tebrik ediyor, Federasyon olma yolundaki hedefimizde ilk mihenk taşı olmalarından dolayı gurur duyuyoruz.

    Bu güzel haberi paylaşmakla beraber, Bölgesel derneklerin kurulması faaliyetlerimize devam edeceğiz.  Önümüzdeki dönem, Marmara Bölgesi, Doğu Anadolu, Güneydoğu, Ege, iç Anadolu bölgesini temsil edecek derneklerinde kurulmasına desteklerimizi sunacağız. Bu hedef yönünde bizimle olmak isteyen her bölgeye rehberlik etmeye hazırız. Bizimle irtibata geçebilirler.”

  • Çeşme yemekleri kitaplaştı…

    Çeşme yemekleri kitaplaştı…

    Ege mutfağının zenginliklerini ortaya koyan Çeşme yemekleri kitaplaştı. Geleneksel yemek kültürümüzü gelecek nesillere aktaran Çeşme yemekleri aynı zamanda zeytinyağı ile de bütünleşiyor.

    Kitap hakkında şu kelimeler söyleniyor:

    “Çeşme Yarımadası’nın tarihini, kültürünü ve yerel lezzetlerini bir araya getirerek anlatmayı hedefledik.”

    Çeşme bölgesinin tarihi ve kültürü için de rehber bir eser olarak değerlendirilen kitap büyük ilgi görüyor.

    Yapılan açıklamada Eserin gelirleri gastronomi öğrencilerine burs olarak aktarılıyor.

    İbrahim Çeçen Vakfı’nın yayımladığı “Yarımada Yolculuğunda Eskimeyen Lezzetler” kitabı, 83 ülkeden binlerce yemek kitabının değerlendirildiği Gourmand World Cookbok Awards’da özel ödüle layık görüldü. Eser, Ege Mutfağının temsilcisi Çeşme Yarımadası’nın geleneksel mutfak kültürünü gelecek nesillere aktarmayı hedefliyor.

    İbrahim Çeçen Vakfı tarafından yayımlanan “Yarımada Yolculuğunda Eskimeyen Lezzetler” kitabı, Gourmand World Cookbook Awards’da özel ödüle layık görüldü.

    Gastronomi dünyasının en saygın ödülleri arasında yer alan ve bu yıl 30’uncusu gerçekleştirilen Gourmand World Cookbook Awards organizasyonunda ödüller özel bir törenle sahiplerini buldu. “Gastronomi Oscar’ı” olarak adlandırılan ödül, bir yemek kitabının sadece tarif sunan bir eser değil, aynı zamanda kültürel, sanatsal ve yaratıcı bir üretim olduğuna dikkat çekmesi açısından da büyük önem taşıyor.

    Bu yıl Portekiz’in başkenti Lizbon’da düzenlenen ve farklı ülkelerden yüzlerce gastronomi kitabının değerlendirildiği Gourmand World Cookbook Awards’da konuyla ilgili açıklamalarda bulunan İbrahim Çeçen Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Günseli Çeçen; “Bu eser ile Türkiye’nin Ege kıyılarındaki eşsiz gastronomi mirasını; Çeşme Yarımadası’nın tarihini, kültürünü ve yerel lezzetlerini bir araya getirerek anlatmayı hedefledik.

    Projemizin Gourmand World Cookbook Awards’ta Özel Ödül’e layık görülmesinden büyük bir onur duyuyoruz. Bu anlamlı ödül, bundan sonraki yolculuğumuzda da bize ilham olacak” dedi. Türkiye’nin binlerce yıllık geçmişinden beslenen, farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan zengin mutfak kültürüne dikkat çeken Çeçen, İbrahim Çeçen Vakfı’nın bu kültürel mirası korumayı, gelecek nesillere aktarmayı ve dünyaya tanıtmayı bir sorumluluk olarak benimsediğini belirtti. 

    İbrahim Çeçen Vakfı tarafından Çeşme Yarımadası’nın geleneksel mutfak kültürünü korumak, yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla hazırlanan kitap, Çeşme yarımadasının mutfak kültürüne ait 70 geleneksel tarifi içeriyor. Bir yemek kitabı olmanın ötesine geçerek, Çeşme bölgesinin kültürel ve tarihsel zenginlikleri için rehberlik işlevi de üstleniyor. Kitap, 20 kişilik uzman bir ekip tarafından gerçekleştirilen arşiv taramaları, tarihsel kaynak incelemeleri ve bölge halkıyla yapılan röportajlar ışığında, iki yıl süren bir çalışmayla hazırlandı.

    Gastronomi araştırmacıları, şefler ve yerel lezzetlere ilgi duyan herkes için bir başvuru kaynağı niteliğinde olan kitabın satışından elde edilen gelir, İzmir Ticaret Odası Eğitim, Kültür ve Sosyal Entegrasyon Vakfı’nın gastronomi projelerinin yanı sıra İbrahim Çeçen Vakfı tarafından gastronomi öğrencilerine burs olarak aktarılıyor.

    Dünyada  “Gastronomi Ödüllerinin Oscar’ı” olarak kabul edilen Gourmand Awards ödül organizasyonunda 1995’ten bu yana her yıl dünyanın birçok köşesinden basılı veya dijital mecralarda yeme içme kültürü ile ilgili en iyi kitaplar ve yemek programları belirleniyor.

  • Gazeteciler Günü ve Basın Bayramı Kutlu Olsun…

    Gazeteciler Günü ve Basın Bayramı Kutlu Olsun…

    Osmanlı Devleti zamanında çıkartılan bütün gazeteler sansür memurları tarafından kontrol ve denetimden geçtikten sonra yayınlanıyordu ve sansürün uygulandığı tarih ise 10 Mayıs 1876’dır.

    Sansürün kaldırılmasına 24 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyet zamanında son verilmiştir.

    10 Haziran 1946 yılında kurulan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, bir basın günü oluşturmayı planlamıştır.

    Falih Rıfkı ATAY tarafından her yıl 24 Temmuz tarihinin Basın Bayramı olarak  kutlanılması fikri ortaya atılmış ve kabul edilmiştir.

    24 Temmuz Gazeteciler Günü ve Basın Bayramının 117.yıl dönümünde, Demokrasinin gelişiminin ancak özgür bir basınla olabileceği düşüncesiyle Türk Basın Camiasının Gazeteciler Günü ve Basın Bayramı’nı kutlarız.

    Ömer HAYALİ

    TÜRK Dünyası İnsan Hakları Derneği

    Genel Başkanı

  • Ülkemiz Yangın Yerimi Oldu ? Tekirdağ-Çanakkale-İzmir-Sakarya-Eskişehir Yanıyor !!!

    Ülkemiz Yangın Yerimi Oldu ? Tekirdağ-Çanakkale-İzmir-Sakarya-Eskişehir Yanıyor !!!

    BAŞIN SAĞ OLSUN TÜRKİYE

    Ülkemiz Yangın Yerimi Oldu ? Tekirdağ-Çanakkale-İzmir-Sakarya-Eskişehir Yanıyor !!!

    Bu son olsun, Bu son !!!!

    Eskişehir Seyitgazi Orman Yangınlarında 5’i Orman Çalışanı, 5’i Akut görevlisi olmak üzere Şehit olan 10 Kahraman Vatandaşımıza Yüce Tanrı’dan rahmet, yaralanan 14 vatandaşlarımıza da acil şifalar diliyoruz.

    Son 10 yıldır ülkemizde çıkan yangınlardan ders alınarak yangın söndürme uçaklarının yeterli olmadığı, yeni yangın söndürme uçaklarının satın alınarak bir an önce sayılarının yangına müdahale edecek şekilde artırılmasını ve orman çalışanlarımızın yangın söndürme birimlerinin yeterli eğitimlerinin yapılması ve ekipmanlarının eksikliklerinin giderilerek yeter sayıda personel alımının yapılmasının zaruri olduğu gözlenmektedir.

    Doğal akciğerlerimiz olan ve milyonlarca canlıya ev sahipliği yapan Ormanlarımızın yanmasına bilinçli veya bilinçsiz olarak sebep olanların çok ağır şekilde cezalandırılmalarını içigerekli yasaların değiştirilmesini bekliyoruz.

    TÜRK DÜNYASI İNSAN HAKLARI DERNEĞİ GENEL MERKEZİ

  • Milletvekilleri neden YEMİN ediyor?!

    Milletvekilleri neden YEMİN ediyor?!

    Milletvekilleri neden
    YEMİN ediyor?!

    Memleket hem fiziki anlamda
    hem de mecazi anlamda
    YANGIN yeri ve
    yüreğimde de aynı YANGIN,
    aklımda da binlerce soru????

    TBMM NEDEN VAR;
    Biz neden milletvekili seçiyoruz, vekaleti neden başkalarına veriyoruz,
    sorumluluklarını yerine getirmeyince
    verdiğimiz vekaleti
    NEDEN geri alamıyoruz?!?!!!

    Milletvekilleri YEMİN Metni: “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”

    Milletvekilleri
    toplumun önünde ettikleri
    bu YEMİNin
    gereğini yerine getiriyor,
    Türk halkının vergileriyle oluşmuş
    kamunun HAK’kını içinde barındıran
    kamu kaynağından
    aldıkları maaşları
    HAK ediyorlar mı?!

    Bölünmez, bütünlük?!
    ??? !
    Hukukun üstünlüğü?!
    ??? !
    Atatürk ilke, inkilaplarına bağlılık?!
    ??? !
    Adalet anlayışı?!
    ??? !
    Anayasaya sadakat?!
    ??? !
    Laik Cumhuriyete bağlılık?!
    ???????? !!!

    Sadece konuşmaktan,
    birbirlerine laf yetiştirmekten,
    kendi inandıklarının gösterisini yapmaktan vazgeçip de;
    toplumun arşı aşmış sorunlarına eylemsel çözüm üretme
    aşamasına ne zaman geçecekler?

    Kendi inandığının gösterisini yapmaya örnek mi?
    Türkiye büyük millet meclisi
    genel kurulunda
    milletvekilleri tarafından
    salavat getirme?!

    Hem de LAİKLİK ilkesi
    tartışılması dahi mümkün olmayan ANAYASA maddesi ile
    garanti altına alınmış bir ülkede,
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ meclisinde!?

    Öncelikle salavat,
    bir mezhebin;
    peygamber Muhammed adına kurdukları din=sünnilik
    mezhebinin sloganı.

    Salavat getirmede
    KUR’AN’dan onay almayan
    esas mezhep sorunu var! ALLAH-TANRI
    ‘mezheplere bölünmeyin’ derken!

    (Rum,32)”Dinlerini parçalara bölen, gruplara ayrılan-mezhep mezhep olan ve her grubun-mezhebin kendine ait (imam ve kitap)larla övündüğü kimselerden olmayın.”

    (Âli İmran,105)”(Ey inananlar!) Kendilerine açık deliller geldikten sonra (mezhepler hâlinde) parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın.”

    Salavat getirmeyi
    dayandırdıkları ayet de(Ahzab,56).

    ***Tüm KUR’AN içinde
    SALÂT ayetlerini NAMAZ
    olarak çevirip,
    peygamber söz konusu olunca neden (Ahzab,56)
    SÂLAT-Salavat olarak bırakmışlar? *

    (diyanet çevirisi)
    (Ahzab,56)”Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e SALÂT ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.”

    (Ahzab,56). ayette geçen SALÂT; kök anlam, gerçek anlam ile yapılan KUR’AN TÜRKÇE çevirisi

    (istekuran.net-Hakkı Yılmaz çevirisi)(Ahzab,56)”Şüphesiz Allah ve doğadaki güçleri-indirdiği Kur’an ayetleri Peygamberi destekliyorlar -yardım ediyorlar-arka çıkıyorlar.
    Ey iman etmiş kimseler! Siz de Peygambere destek olun-yardım edin-arka çıkın ve güvenliğini tam bir güvenlikle sağlayın!”

    KUR’AN (Ahzab,56). Ayette
    o zaman diliminde yaşayan
    KUR’AN tebliğinin yapıldığı
    tarihsel dönemdeki inananlara;
    TANRI-ALLAH tarafından görevlendirilen Peygamberimize
    KUR’AN’ı TEBLİĞ
    mücadelesinde,
    “müşriklere karşı
    peygambere yardım edin,
    destek olun”
    TANRI-ALLAH öğüdü, önerisi var!

    Milletvekillerinin görevi;
    ADALET, HAK, LİYAKAT esaslarına göre hizmet üretmek,
    yasa yapmak,
    SÖZ vererek,
    YEMİN ederek aldıkları
    milletin vekaletinin
    HAKkını vermek,
    memleketin, milletin sorunlarına
    HAK-HUKUK çerçevesinde çözümler üretmek ve
    başta LAİKLİK ilkesine UYMAK
    ve ettikleri YEMİN içinde yer alan
    TÜM verdikleri SÖZleri
    yerine getirmek değil mi? ! ???

    (Saff,2,3)”Ey inananlar! Yapmayacağınız(yerine getirmeyeceğiniz) şeyleri niçin söylüyorsunuz?
    Yapmadığınız-yapmayacağınız veya yapamayacağınız şeyleri söylemeniz (vaatlerde bulunup insanları kandırmanız),
    ALLAH katında en sevilmeyen davranışlardandır.”

    (İsra,34)”Verdiğiniz sözleri yerine getirin. Verilen söz insanı sorumlu yapar-
    Verilmiş sözünüzün gereğini yapın-
    Verdiğiniz sözlere aykırı davranmayın! Çünkü sözler de sorgulanacaktır-
    Verdiğiniz her sözü yerine getirin, çünkü verdiğiniz sözden [Hesap Günü’nde] mutlaka sorguya çekileceksiniz!”

  • HANİ BİZ SÜPER GÜÇ OLMUŞTUK YA

    HANİ BİZ SÜPER GÜÇ OLMUŞTUK YA

    PKK Terör örgütünün DEM aracılığıyla Cumhur İttifakına “Demokratikleşme paketi” adı altında verdiği şartların içeriği hangi sebeple Türkiye Cumhuriyeti Devletinin vatandaşlarından gizleniyor?

    DEM açık ve net olarak, Cumhur İttifakı tarafından kabul edilen bir paketten söz ederken:
    1- Sizler bu ihanet anlaşmasını Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarından ne kadar daha gizleyeceğinizi düşünüyorsunuz?

    2- Madem ki bu anlaşma ile iyi bir şey yaptığınızı iddia ediyorsunuz, o halde neden korkuyor ve neden anlaşmanın içeriğini açıklamıyor sunuz?

    3- Biz PKK terör örgütüne karşı verdiğimiz mücadelede hezimete mi uğradık ki çapulcu sürüleri sizin önünüze şartlar koşuyorlar.

    4- Dünyanın hangi ülkesinde 30 kişilik terörist grup zafer kazanmış düzenli ordu gibi davranarak göstermelik bir şekilde silah bırakıp, tüm dünyaya terörün zaferini ilan eder gibi propaganda yapar olmuş?

    5- İsrail tehdidi bahanesiyle Türk halkının önüne konulan bu ihanet planında bu telaş, bu panik, bu korkunun altında olan gerçek niyet nedir?

    6- Hani biz, 22 yıldır sizlerin iddia ettiğine gibi Ortadoğu ve Balkanların süper gücü olarak coğrafyayı şekillendiren bir devlettik ya…
    Bizim tüm dünyayı hayrete düşüren, dosta güven düşmana korku salan tamamen yerli ve milli İHA, SİHA, Tank, Helikopter, Füze, 5. nesil savaş uçaklarımız vardı ya…
    O halde neden biz Rusya’ya kafa tutan bir Ukrayna, Amerika ve İsrail’e posta koyan bir İran kadar bile net ve cesur olamıyoruz?

    7- Hani nerede kaldı itibar?
    Taş, toprak, demir ve çimento’dan ibaret, adına itibar dediğiniz o devasa yapıların bu rezaleti dünya nezdinde perdeleme gibi bir faydası oldu mu?
    Yoksa tüm bunlar itibar sandığınız o devasa yapılardan uzak kalma, nimetlerinden fayda sağlayamama, ya da saltanatı kaybetme korkusu mu?

    8- Her fırsatta “Biz Türk Milliyetçisiyiz” söylemiyle Teoman, Atilla bıyıkları bırakıp “Kahrolsun PKK, Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganları atanlar, bundan böyle Nietzsche bıyığı bırakarak “Biji Kawa Kürdistan” diye haykıracaklar mı?

    Elbette ki eninde sonunda bunların hesabı tek tek sorulacaktır.
    Gerçek adalet önünde günahlarınızı bir bir itiraf etmek zorunda kaldığınız o gün ise sizin kıyametiniz olacaktır.

  • Yerli turist gözünü Yunanistan’a dikti…

    Yerli turist gözünü Yunanistan’a dikti…

    Yerli turistler Yunan adalarında tatil yapacak. Nedeni ucuz oluşu. Yunan adaları Türkiye’den yüzde 50 daha ucuz. Deniz ürünleri bol ve çok ucuz. Bu nedenle Yunanistan yerli turistlerden çok memnun.

    Yunan adalarına sadece Türkiye’den değil dünyanın her yerinden talep var. Rezervasyonlar dolu. Yer yok.

    Yaz mevsimi ısınırken, Türk izlediği bakış Yunan adalarına dikiyor. Hotels.com’un son durumuna göre, Yunan adası destinasyonları için yapılan aramalar arttı ve beş ada Temmuz ve Ağustos 2025 için en iyi seçenekler olarak öne çıktı.

    Hotels.com arama verileri, Yunanistan’ın 2025 yazında Türk yayınında popüler uluslararası destinasyon olduğu ve aramaların bir önceki yıla göre %15 arttığını ortaya koyuyor.

    2025 yılında Türk izlemi tarafından en çok aranan ilk 5 Yunan adası:

    ·        Santorini (2024’ten itibaren %50 artış)

    ·        Samos (2024’ten itibaren %25 artış)

    ·        İstanköy (2024’e göre %15 artış)

    ·        Midilli (2024’ten itibaren %5 artış)

    ·        Rodos (2024’e göre %5 artış)

    Bu adalar, yakınlıkları, basitleştirilmiş sistemler vize programları ve muhteşem plajları ile Türk ayırmai cezbetmeye devam ediyor. Rodos ve Kos, Türkiye kıyılarından sadece kısa bir feribot, Santorini ve Samos İstanbul’dan sadece 1-2 saatlik uçuş ve Midilli, Ayvalık’tan feribotla sadece 1,5 saat uzaklıkta. Ayrıca Hotels.com’un program programı kapsamında 10 gece konaklama yapan tatilcilere 1 gece konaklama hediye ediliyor.

    Antalya’nın Çıralı turizm bölgesinde 3 taraflı dağlarla çevrili, karadan ulaşılamayan koylar el değmemiş olaylarla mest ediyor. Bu koylardan berrak suyuyla ünlü Akvaryum Koyu, Tayland’daki James Bond Adası’na benzerliğiyle dikkat çekiyor. Ortasında yükselen kaya parçası, bölgeye gelen tatilcilerin fotoğraf durağı haline geldi.

    Kentin kayıtlı yer alan, Kemer ilçesi Çıralı turizm bölgesinde bulunan koylar, turkuaz rengi ve temiz sularıyla hem tatilcilerin hem de doğaseverlerin gözüdesi haline geldi. Geçmişteki korsanların gizlenme yoluyla kullandığı, üç yanı dağ yerleriyle çevrili Porto Ceneviz Köyü’ne sadece deniz yoluyla ulaşım sağlanıyor. Günübirlik tekne turlarının ilk adreslerinden biri olan koy, berrak suyu ve el değmemiş oluşumlarıyla dikkati çekiyor. Rotanın bir sonraki durağı Akvaryum Koyu. Koyda, su altı görüş mesafesinin detayları sayesinde balıklar çıplak gözle izlenebiliyor, caretta caretta deniz kaplumbağaları zaman zaman su katılıyor.


    Akvaryum Koyu’nun bir diğer özelliği, Tayland’da bulunan James Bond Adası olarak da bilinen Ko Tapu Adası’na benzerliği. Adanın ortasında bulunan kaya parçasının bir benzeri, Akvaryum Koyu’nda da bulunuyor. Tekne turu ile koyu gören gelen tatilciler, kaya parçasının önünde fotoğraf çekiyor. Akvaryum Koyu’ndan sonra gelen ve doğal yapısıyla dikkat çeken Sazak Köyü’nde tur teknelerinin önemli duraklarından biri haline geldi. Bölgede bulunan 3 koy, geçmişte Avrupa’nın en iyi koyları arasında yer alıyordu. Hem tarihi hem doğal güzellikleriyle bu koylar, yaz tipi doğayla iç içe bir kaçamak yapmak isteyenlerin uğrak noktası oluyor.

    Özellikle Akvaryum Köyü’nün saklı bir cennet olarak adlandırılan tur teknesi sahibi Ramazan İtaatlı, “Çıralı koylarının birçoğuna karadan ulaşım yok. Tekne turlarıyla geliyorsunuz. Özellikle Akvaryum Koyu, berrak suyuyla dikkati çekiyor. Tayland’daki James Bond Adası’na benzetiliyor ama biz söylüyoruz ki; hem bölgede gelenlere muhteşem bir deneyim sunuyoruz” dedi.

    Koyların birçok deniz canlısına ev sahipliği yapan Ramazan İtaatlı,  konu hakkında şunları söyledi:

    “Koylarımızın en önemli özelliği, temiz ve berrak sulara sahip olması. İlgi her geçen gün artıyor, gelenler bol bol fotoğraf çekiyor. Koylar, deniz canlıları açısından da zengin bire sahip. Su altında birçok balık türü var. Denizde kaldıklarının yuvasında olan yerlerde, Akdeniz foklarının da bulunuyor. Çünkü deniz çok temiz ve koruma altında. Bu canlılar, burada İnsanların kendilerini güvende hissettikleri iklim koşulları da yaşamları için oldukça uygun.”

  • Bodrum lüksü yukarı taşıyor…

    Bodrum lüksü yukarı taşıyor…

    Bodrum’da tatil yapmak bir ayrıcalıktır. Lüks otellerin konuklara çeşitli alternatifler sunması lüks yaşamı bir üst sınıfa taşıyor. Daha açıkçası şu: Lüksü yaşamak istiyorsanız Bodrum’u tercih edeceksiniz.

    Aklınızın alamadığı su sporları , Spa & Wellness merkezi, dinlenme ve yenilenme hizmetleri sunuyor. Ultra lüksü yaşamak istiyorsanız Bodrum’u tercih etmenizi tavsiye ederiz.

    Bodrum’da 2010 yıllından beri faaliyet gösteren Bodrum Holiday Resort & SPA, Ultra her şey dahil konsepti dahilinde tesiste bulunan restoran ve bar alanlarında Akdeniz ve dünya mutfaklarından örnekler sunuluyor. Yemede- içmede sınır yok. Ne isterseniz onu da hazırlıyorlar.

    Tesiste yer alan Spa & Wellness merkezi, dinlenme ve yenilenme hizmetleri sunuyor. Merkezde geleneksel Türk hamamı, sauna, masaj ve cilt bakımı uygulamaları ile kapalı havuz imkanları bulunuyor.

    Bodrum’da 2010 yıllından beri faaliyet gösteren Bodrum Holiday Resort & SPA, yaz sezonunun başlamasıyla birlikte, misafirlerini ağırlamaya hazır. Ultra her şey dahil konseptiyle hizmet veren tesis, kapsamlı olanakları ile misafirlerin beklentilerini karşılamayı hedefliyor.

    Otel, misafirlerin konaklaması için çeşitli oda tipleri sunuyor. Club Aile Odası, Standart Oda, Aile Odası ve Club Standart Oda seçenekleri ile her biri 4 kişiye kadar kapasiteye sahip odalar konforlu bir konaklama ortamı sağlamak üzere düzenlendi.

    Ultra her şey dahil konsepti dahilinde tesiste bulunan restoran ve bar alanlarında Akdeniz ve dünya mutfaklarından örnekler sunuluyor.

    Su sporları, plaj voleybolu, dart, masa tenisi, okçuluk havuz oyunları, su jimnastiği akşam dans şovları, canlı müzik futbol ve fitness gibi çeşitli aktivite ve eğlence seçenekleri misafirlere daha aktif  rahatlama imkanı sunuyor.

    Otelde, su kaydırakları bulunan bir aqua park faaliyet gösteriyor. Ayrıca ana havuz ve club havuz olmak üzere farklı havuz seçeneklerin yanı sıra çocuklar için ayrı havuz alanları da yer alıyor.

    Tesiste ayrıca, küçük misafirler için bir Mini Kulüp bulunuyor. Kulüpte, spor aktiviteleri, havuz oyunları, yaratıcı etkinlikler ve her gece çocuk diskosu gibi faaliyetler düzenleniyor.

    Tesiste yer alan Spa & Wellness merkezi, dinlenme ve yenilenme hizmetleri sunuyor. Merkezde geleneksel Türk hamamı, sauna, masaj ve cilt bakımı uygulamaları ile kapalı havuz imkanları bulunuyor.

    Bodrum Holiday Resort & SPA’da tatil planlaması ve rezervasyon için otelin web sitesini ziyaret edilebilir veya diğer satış kanallarından iletişime geçilebilir.

    Bodrum konusunda ne kadar yazarsak yazalım yeterli olmayacaktır. Çünkü bizzat yaşamak gerekiyor. Bir de paranızın hesabını yapmayacaksınız.

    Onlarca otel içinde yapacağınız tercih lükste sizi sınıf atlatacak. Daha açıkçası rüya gibi bir tatil sizi bekliyor. Tercihiniz önemli.

    Bodrum’da bazı oteller bire bir garson ile size hizmet kalitesi de sunuyor. Garsonlar yabancı dil biliyor ve kaliteli kişilerden oluşuyor. Yapacağınız tercihte bunu da göz ardı etmemeniz gerekiyor.

  • Erzurum Kongresi’nin 106. yıldönümünde Cumhuriyet tarihindeki yeri ve önemi üzerine!!

    Erzurum Kongresi’nin 106. yıldönümünde Cumhuriyet tarihindeki yeri ve önemi üzerine!!

    Sağlıklı bilinç geçmişe takılıp kalmaz….Sağlıklı bilincin geçmişe yönelişi daha çok güçlü bir geleceğe adanmışlık adınadır. Geçmiş bir çöplük değildir. Yaşanmış deney önemlidir. Geçmişte geleceği kurmaya yarayacak veriler vardır. Amaç geçmişte yitip gitmek değil geçmişin deneyimlerini yeni bir bakışla gelecek için işe yaratmaktır: “Prof.Dr.Afşar Timuçin

     ***

     106.yıldönümünde, sonsuzluğa göçen başta Mustafa Kemal ve Kazım Paşalar olmak üzere kongrenin  Erzurum Kongresi’nin vatansever delegelerini ve kutsal isyan Kurtuluş Savaşının kahraman şehit ve gazilerini saygıyla anıyorum. 23.7.2025 Çarşamba

    NELER OLMUŞTU?

    · İstanbul’da kurulan Doğu İlleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin( dernek) 10 Mart’ta açılan Erzurum’da şubesinin il kongresi 17 Haziran 1919’da yapılır. 

    · Amasya’da (20-22 Haziran 919)  yapılan toplantı ardından yayınlanan genelge, bağımsızlık yolunda atılan ilk adımdır.

    · 3 Temmuz’da Erzurum’a yerel bir kongreye gelse de Mustafa Kemal Paşa (o dönem henüz Atatürk soyadını almamıştı) örgütlenme çalışmalarına hemen başlar ve

    bütün Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini bir araya getirme çalışmasına başlar.

    ·  Erzurumlular Mustafa Kemal Paşa’yı 1. Dünya Savaşı’nda Bitlis cephesindeki muharebelerden tanıyordu.

    · Kimileri de Gelibolu’da O’nunla beraber savaşmıştı.

    · Erzurumluların, Atatürk’ün şahsiyetini eski Bitlis valisi Mazhar Müfit Kansu’ya şöyle ifade ediyorlardı:“ Yaman kumandandır. Sert muharebe eder. Üzerine atıldığı düşmanı kırmadan bırakmaz.”

    · Erzurum Kalesi’ndeki küçük bir binada yapılan kongre öncesi ön toplantılarda Mustafa Kemal Paşa, memleketin selameti noktasında üç fikrin çarpıştığını ve bunların:

    a) Galip devletlerle harp edemeyeceğimize göre uysal, ve uyuşkan hareket etmek.

    b) Padişahın etrafında toplanmak ve düvel-i muazzamanın [düşman devletlerin] padişah ve halife için hükümranlık hakkı tanıyacağı bölgede Osmanlı devletini idame ettirmeye gayret eylemek.

    c) Osmanlı devletinin taksimi mukarrer (kararlaştırılmış) olduğuna göre, ırk ve bölge hususiyetlerine ehemmiyet vermek ve bu imkandan faydalanarak mevzii kurtuluş çareleri aramak.

    · Ne yapılması gerektiğini “ Hakimiyet-i Milliyeye müstenid bilakaydü şart müstakil bir Türk Devleti teşkil etmek ve bu hedefe behemehal [kesinlikle] vasıl olmaktır.” sözleriyle açıklar.

    · M. Kemal Paşa, 7-8 Temmuz gecesi, Padişah Vahdettin tarafından telgraf başına çağrılır ve hemen İstanbul’a dönmesini ister. Paşa, kabul etmeyince Padişah “ O halde resmi vazifeniz sona ermiştir” der.

    · Bunun üzerine 8 Temmuz gecesi, memuriyetinden ve askerlikten istifa eder ve  mücadelenin “En ciddi ve en açık safhası” şimdi başlıyordu der.

    · Kongre Başkanlığına seçilen Mustafa Kemal Paşa “…mukadderata hakim milli iradenin ancak Anadolu’dan doğacağını, milli iradeye dayalı bir millet meclisi ile milli iradeden güç alacak bir hükümetin kurulmasının” ilk hedef olduğunu belirttir.

    · Delege seçimleri yapıldığı halde Erzurum’dan seçilen Cevat Dursunoğlu ve Kazım Paşa istifa ederek yerlerini Mustafa Kemal ve Rauf Bey’e bırakırlar.23 Temmuz 1919 Çarşamba günü, Erzurum Lisesi salonunda kongre açılır.

    · Kongre, Meşrutiyet’in ilanı(23 Aralık 1876) gününe denk getirilir.

    · Erzurum Kongresi  bağımsızlık yolunda atılan ikinci adımdır.

    · Oy birliğiyle Kongre’nin Divan Başkanlığına seçerler.

    · Gecikmeli olarak, 23 Temmuz/ 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında yapılan kongreye Bitlis, Erzurum, Trabzon, Sivas ve Van illerinden 56 Temsilci katılır.

    · Komutanlar ve mülki yöneticiler Paşa’nın tutuklama emrini ret ederler.

    · Öte yandan, kongre devam ederken 30 Temmuz 1919’da İngilizlerin baskısıyla Dahiliye Nazırı Ali Kemal  (İçişleri Bakanı), Paşa’nın tutuklanması için bir gizli şifre gönderdiği Kazım (Karabekir) Paşa bu emri reddederek şu yanıtı verir:

    “Mustafa Kemal Paşa’nın tutuklanması vatan ve milletin yararına değildir ve yürürlükteki kanunlara aykırıdır. Uygunsuz sayılacak bir hali ve davranışı görülmeyen vatansever bir millet evladıdır.”

    · 14 gün süren Kongre 7 Ağustos’ta sona erer. Sivas Kongresi’ne katılmak üzere 9 kişilik Heyet-i Temsiliye (Temsilciler Heyeti) seçilerek başkanlığına Mustafa Kemal Paşa getirilir.

    · Üleşmede aralarında hır gür çıksa da 10 Ağustos 1919’de imzaladıkları Sevr Antlaşması’na göre emperyalist devletler Hasta Adam Osmanlı topraklarını işgale başlarlar.

    · Halide Edip Adıvar, 10 Ağustos’ta Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği mektubunda, geçici bir Amerikan mandasının en uygun yol olacağından söz eder.

    · Afyon’daki 12. Kolordu Komutanı Selahattin Paşa, 13 Ağustos’ta da İstanbul’daki partilerin Amerikan Heyetine sunmak üzere kararlaştırdıkları konuları Mustafa Kemal Paşa’ya bildirir.

    · İstanbul’daki birçok önde gelen kişiden Amerikan mandasına ihtiyaç olduğuna dair telgraf gelir.

    ·  Mustafa Kemal Paşa 19 Ağustos’ta şu yanıtı verir:

    Memleketin ve Milletin mukadderatı hakkında Amerika veya herhangi bir devletle anlaşmaya yetkili olabilecek Hükümeti ancak milli hakimiyet esasına ve milli meclisin varlığını kabul ile onun güvenine dayanan bir Hükümettir. Yakında Kongre’nin kararlarını da öğreneceksiniz.

    KONGRE KARARLARI:

    1. Kongrede, Amasya’da 22 Haziran 1919 tarihinde dünyaya ilan edilen ilkeler aynen kabul edilir.

    2. Cemiyet tüzüğü (nizamname) onaylanır.

    3.Sivas’ta bir kongre toplanması kararı alınır.

    4. Kongrede alınmış olan kararları ve cemiyet tüzüğünü uygulamak üzere, Mustafa Kemal’in başkanlığında bir Yürütme Kurulu (Heyet-i Temsiliye) seçilir.

    5. “Misak ı milli” içinde kalan vatan bir bütündür.

    6.Doğu illerimiz milletle birlikte işgallere karşı savunacaktır.

    7. Osmanlı Hükümeti görevini yerine getirmezse geçici bir hükümet kurulacaktır.

    8. Bu hükümet kongre tarafından seçilecektir.

    9.Milli kuvvetleri etkili, ulusal iradeyi egemen kılmak esastır.

    10.Hıristiyanlara milli egemenliği kısıtlayıcı haklar verilemez.

    11.Manda ve himaye kabul edilemez.

    12. Kapitülasyonlar kabul edilemez.

    ( BU YAZI DERLEMEDİR)

  • “Zaten 3 ay turizm var deyip her şeyi yapamazsın…”

    “Zaten 3 ay turizm var deyip her şeyi yapamazsın…”

    Marmaris Belediye Başkanı Acar ünlü sektör temsilcilerini otelleri uyardı. “Zaten 3 ay turizm var diyerek her şeyi yapamazsınız. Restoran ruhsatı olanlar disko hizmeti veriyor.

    Marmaris Belediyesi, son günlerde turizme zarar veren olaylar ve özellikle sosyal medya paylaşımlarının artışı nedeniyle alınacak önlemler ile turizmin zarar görmemesi adına yapılacak çalışmaların ele alınacağı bir koordinasyon toplantısı düzenledi.

    Marmaris Belediyesi organizasyonu ile Belediye Başkanı Acar Ünlü, ilgili kurum yöneticileri ile meslek örgütlerinin başkanlarının katılımıyla kapalı oturumla yapılan toplantının ardından basın açıklaması gerçekleştirildi.

    Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, “Geçen yıl başlayan toplantılar dizisi sonunda da kapatma saatleri kararı fikir birliği içerisinde alındı.

    “ Marmaris büyük bir tatil köyü gibi. Bu çok büyük bir avantaj aynı zamanda sınırları çizemediğinizde de dezavantaj. Biz vatandaşlarımızı aldığımız her kurallara uymaya davet ediyoruz. Uzunyalı’daki işletmeciler saati yarım. Çünkü ruhsatı kafe restoran ama burada disko hizmeti verilmek isteniyor. Ama oteller var. Yani bir kişinin dinlenme hakkını elinden aldığımızda turistlerin bir daha gelmez.”

    Marmaris’teki büyük problemin hanutçuluk olduğunu dile getiren Başkan Ünlü, açıklamalarına şunları ekledi:

    “Hanutçuluk. 20 yıldan fazla süredir konuşuluyor. Demek ki bunları kuralları uygulayarak ve aldığımız kararların arkasında durmalıyız. Ama dans edenleri de görüyoruz. Turizmin dışında da insanların burada yaşamı var. Marmaris. Zaten 3 turizm var deyip her şeyi yapmamak lazım. Bunun çizgileri korumamız lazım. Herkesi kurallara uymaya davet ediyoruz.”

    Marmaris’in geleceğinin kendi siyasi geleceğinden çok daha önemli olduğunun altını çizen Acar Ünlü, “Marmaris’in geleceği benim siyasi geleceğimden çok daha önemli o yüzden Marmaris’in menfaati olacağı kararları ortak akılla almaya çalışıyoruz. Bizim yetkilerimiz belli. Bu işi hep birlikte yapmamız lazım. Bütün kurumlarla işbirliği halinde olursak üstesinden geliriz. O yüzden ben herkesin Marmaris’in geleceğine katkı koymamız lazım. 

    Biz buraya kentin sorunlarını çözmek için vatandaştan yetki istedik. Bugün bir şey yapmazsak daha kötülerini konuşuruz. Bu turizm değil, ben dedelerimizin sosyal medyadaki gibi dans ettiğini görmedim bu görüntüler Marmaris’i yansıtan turizm değil. Dedelerimiz burada pansiyonculuk yaptı, o insanlar turistler için kahvesini, yemeğini paylaştı. Ama hiçbir zaman. Böyle görüntüler paylaştırtmadı. Görüntülerin yaşanmasına sebep olan işletmelere aklıselime davet ediyorum” diye konuştu.

    Ünlü, sözlerine şöyle devam etti:

    “Yaptığınız şeyler Marmaris’in markasına doğasına zarar veriyor. Ben buna izin vermeyeceğim. Ben elimdeki yetkiyi Marmaris’in marka seviyesinin yükseltilmesi için çalışacağım. Çünkü başka Marmaris yok. Marmaris’in neye ihtiyacı olduğu belli oldu. Hastalık belli oldu bugünden ilaç alacağız. Marmaris bizim yaşam alanımız. Roma’da böyle bir şey yok. Her yerin kendi kuralları var. 3 ay turizm var deyip her şeyi yapamazsın. Her türlü rezilliği yapıp kaliteli turist bekleyemezsin sen her türlü rezilliği yapıp kral Charles’i bekleyemezsin. Kim gelecekti ki. Prens Harry mi gelecekti. Önce kendimize bakmamız lazım. Her yanlış düzeltilecek Marmaris geleceğe umutla gidecek. Hal ettiği günlere kavuşturacağız. Festivaller planlıyoruz. Yaşama kalitesini artıracak projeleri planlıyoruz. Hep birlikte bu sorunları aşacağız.”

    Ünlü, sözlerini şöyle tamamladı:

     “Biz müdahale ediyoruz. Devletin gücünü kuralları kontrol etmek gerekiyor. Herkes birbirinin işini yapmaya çalışıyor. Restoran diskoculuk yapıyor, tekneci tur satmaya çalışıyor. Garson halı satmaya çalışıyor. Sen B ehliyetiyle kamyon kullanmaya çalışıyorsun. Eğlence eğlencesini yapacak, restoran işini yapacak. Her şeyin temeli ekonomik. Bugün bir şey yapmamız lazım. Biz ortak akılla Marmaris menfaatine kararlar alacağız.

  • İbrahimî Miras, Semitik Kimlik ve Siyonizmin Çelişkisi: İsmailî Hat Üzerinden Bir Analiz

    İbrahimî Miras, Semitik Kimlik ve Siyonizmin Çelişkisi: İsmailî Hat Üzerinden Bir Analiz

    Semitik kimlik, tarih boyunca birçok topluluğun kökenini ve kültürel kimliğini tanımlamak için kullanılmıştır. Bu kimlik, temelde Sami dillerini konuşan halkları kapsar ve Yahudilerle birlikte Araplar da bu gruba dahildir. Bu bağlamda, Yahudilik ve Arap kimliği, ortak bir tarihsel ve teolojik zemine, özellikle de İbrahim figürüne dayandırılır. Ancak modern siyasetin şekillendirdiği söylemler bu ortaklığı sıklıkla görmezden gelir.

    Siyonizm, 19. yüzyılda Avrupa’da doğan ve Yahudi halkı için ulusal bir vatan kurmayı amaçlayan bir ideoloji olarak ortaya çıkmıştır. Bu ideoloji, başlangıçta etnik, kültürel ve dinî bir Yahudi kimliği üzerinden şekillenmiştir. Fakat İsrail devletinin kurulmasıyla birlikte Siyonizm, pratikte politik bir hareket haline gelmiş ve bölgesel çıkarlar doğrultusunda farklı etnik ve dini gruplara karşı ayrımcı bir tutum benimsemiştir. Özellikle Filistinli Araplara yönelik uygulamalar bu politik gerçekliği gözler önüne sermektedir.

    I. İbrahimî Gelenek ve Semitik Kimlik

    1.1 İbrahim’in Oğulları: İshak ve İsmail

    Yahudi, Hristiyan ve Müslüman kutsal metinlerinde ortak bir ataya işaret eden figür olan İbrahim, hem İshak’ın hem de İsmail’in babasıdır. Yahudi geleneğinde vaat edilen soy İshak’a atfedilirken, İslam geleneğinde İsmail, Arapların atası olarak kabul edilir ve kutsallık derecesi yüksektir. Her iki figür de, İbrahimî mirasın taşıyıcıları olarak görülse de, tarihsel süreçte bu kardeşlik anlayışı, siyasi ayrışmalara kurban gitmiştir.

    1.2 Semitik Kavramı: Kim Kimi Kapsar?

    “Semitik” terimi, dilbilimsel olarak Sami dillerini konuşan halkları ifade eder. Buna göre Aramiler, Asurlular, İbraniler ve Araplar bu gruba dâhildir. Günümüzde ise bu terim çoğunlukla Yahudilere yönelik ırkçılığı tanımlamak için kullanılmaktadır (antisemitizm). Ancak bu kullanım, Arapların da semitik halklar arasında yer aldığı gerçeğini göz ardı etmektedir. Bu durum, Siyonist söylemin çelişkili yapısını ortaya koymaktadır.

    1.3 İsmailî Hat ve Arap Kimliği

    İslam geleneğinde İsmail, hem Kâbe’nin inşasında İbrahim’le birlikte görev almış hem de peygamberlik misyonuna sahip bir figürdür. Arap halkı, bu figür üzerinden kimliksel ve kutsal bir aidiyet geliştirir. Dolayısıyla, İsmailî hat, Arapların tarihsel ve dinî meşruiyetinin temelidir. Bu meşruiyet, Siyonist ideoloji tarafından büyük ölçüde dışlanmakta ya da görmezden gelinmektedir.

    II. Siyonizm ve Irksal Kimlik İnşası

    2.1 Siyonizmin Doğuşu ve Modern Ulus-Devlet Anlayışı

    Theodor Herzl öncülüğünde gelişen Siyonizm, Avrupa’daki antisemitik baskılara karşı bir çözüm olarak sunulmuş, Yahudi halkı için ulusal bir yurt kurulması gerektiği fikriyle hareket etmiştir. Bu ideoloji, Avrupa’nın etnik temelli ulus-devlet anlayışını benimsemiş, böylece Filistin’de kurulacak Yahudi devleti için diğer halkların mevcudiyetini bir “tehdit” olarak algılamıştır.

    2.2 Filistin’in Yahudileştirilmesi ve Arapların Marjinalleşmesi

    Siyonist hareketin Filistin topraklarında uygulanmaya başlamasıyla birlikte, Arap halkı sistematik bir şekilde marjinalleştirilmiş, göçe zorlanmış ve siyasi haklardan mahrum bırakılmıştır. 1948’de İsrail devletinin kurulması, bu dışlayıcı politikanın resmîleşmesine neden olmuştur. Bu uygulamalar, Arapların semitik kimliğini inkâr eder niteliktedir.

    2.3 Siyonist Retorikte “Antisemitizm” ve Siyasal Araçsallaşma

    Siyonist ideoloji, antisemitizm kavramını sıklıkla kendi lehine kullanmakta, İsrail’in politikalarına yöneltilen her türlü eleştiriyi “Yahudi karşıtlığı” olarak damgalamaktadır. Oysa gerçek antisemitizm, Araplara karşı yürütülen ayrımcılık, yerinden etme ve soykırım politikalarında açıkça görülmektedir.

    III. Siyonizmin Araplara Karşı Irkçı Politikaları

    3.1 İsrail’deki Yasal Ayrımcılık ve Irk Temelli Uygulamalar

    İsrail Anayasası’na eşdeğer olan “Yahudi Ulus Devleti Yasası” (2018), İsrail’i yalnızca Yahudi halkının devleti olarak tanımlamıştır. Bu yasa, Arap vatandaşların ikinci sınıf yurttaş konumuna itilmesine neden olmuş, dil ve kültür hakları da dâhil olmak üzere birçok haklarını kısıtlamıştır.

    3.2 Nakba ve Toplu Göç: Tarihsel Bir Etnik Temizlik

    1948’deki Nakba sürecinde yüz binlerce Filistinli Arap, zorla göç ettirilmiş, köyleri yakılmış ve mülkiyetlerine el konulmuştur. Bu süreç, modern tarih açısından etnik temizlik olarak nitelendirilmektedir. Siyonist ideoloji, bu eylemleri meşrulaştırmak adına tarihî ve dinî referansları araçsallaştırmıştır.

    3.3 Gazze ve Apartheid Politikaları

    Günümüzde Gazze Şeridi’ne yönelik abluka, bombalama ve temel insanî hakların ihlali, uluslararası hukuk uzmanları tarafından “apartheid” olarak tanımlanmakta ve soykırım niteliği taşımaktadır. Bu durum, Arapların sistematik olarak hedef alındığını ve Siyonizmin, Araplara karşı antisemitist bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir.

    Sonuç

    Siyonist ideoloji, tarihsel olarak Yahudi halkının güvenliğini ve bağımsızlığını sağlama amacı güderken, uygulamada başka semitik halklara, özellikle de Araplara karşı ayrımcı ve dışlayıcı bir yapı kazanmıştır. Bu durum, hem dinî anlamda İbrahimî mirasın hem de dilbilimsel ve kültürel anlamda semitik kimliğin inkârıdır. Siyonist söylemde “antisemitizm” yalnızca Yahudilere yönelik ırkçılığı ifade ederken, Araplara yönelik benzer ya da daha ağır ihlaller göz ardı edilmekte ya da meşrulaştırılmaktadır. Dolayısıyla, en büyük antisemitist uygulamaların, bizzat semitik bir halk olan Araplara karşı Siyonist ideoloji tarafından gerçekleştirildiğini söylemek mümkündür.

    Kaynakça
    1. Pappe, Ilan. The Ethnic Cleansing of Palestine. Oneworld Publications, 2006.
    2. Said, Edward. Orientalism. Pantheon Books, 1978.
    3. Chomsky, Noam. Fateful Triangle: The United States, Israel, and the Palestinians. South End Press, 1999.
    4. Khalidi, Rashid. The Iron Cage: The Story of the Palestinian Struggle for Statehood. Beacon Press, 2006.
    5. Cook, Jonathan. Israel and the Clash of Civilisations. Pluto Press, 2008.
    6. UN Reports on Gaza and Human Rights, 2018–2024.
    7. “Basic Law: Israel as the Nation-State of the Jewish People.” The Knesset, 2018.
    8. Masalha, Nur. Expulsion of the Palestinians: The Concept of “Transfer” in Zionist Political Thought, 1882–1948. Institute for Palestine Studies, 1992.
    9. Erakat, Noura. Justice for Some: Law and the Question of Palestine. Stanford University Press, 2019.
    10. Finkelstein, Norman G. Image and Reality of the Israel–Palestine Conflict. Verso, 2003.