Türkiye, tarihinin en yaratıcı yıkım sürecine girmiş bulunuyor. Başrolde kim var derseniz, hepsi tanıdık isimler: Erdoğan, Bahçeli, Öcalan, Hakan Fidan, İbrahim Kalın ve tabii ki “asırlık dostumuz ABD: Amerikan bayrağı gölgesindeki BOP haritası. Ne de olsa bu işler “dostsuz” olmaz!
Bir Gün Herkes Bir Garnizona Uyanabilir
Suriye’nin kuzeyinde ne oluyor biliyor musunuz? Yok öyle karışıklık, iç savaş falan. Gayet organize bir “devletçik” kurma çalışması var. İhale çoktan ABD tarafından Erdoğan-Bahçeli-Öcalan’a ( EBÖ’ye) verilmiş. Alt yüklenici mi? Eski çözüm süreci ortakları: KCK – PYD – YPG – SDG – ABC – XYZ. Artık harf kalmadı. Garnizon devleti kuruluyor, ama adı hâlâ “ güvenlik bölgesi.” Ne hoş değil mi?
İçerde birileri bu tabloya yıllarca “milli menfaat” adını verdi. Çünkü dışarıda bir harita çiziliyorsa, “bizimkiler” kalem tutuyor olmalıydı! Masaya oturup “biz de varız” dediler, sonra haritanın altına imzayı bastılar. Dışişleri değil de Dış-i Hissiyat Bakanlığı gibi çalışıldı: Ne hissedildiyse, o yapıldı.
Bahçeli & Öcalan: Farklı Paket, Aynı Teslimat
Bir yanda “milliyetçiyim” diye kürsüleri titreten Bahçeli, diğer yanda İmralı’da mektup trafiğiyle politika yazan Öcalan. İkisi aynı paket servisin farklı menüleriydi. Sunum şekli farklıydı, ama içerik aynıydı: “Bölgeyi teslim edin, vatandaşı susturun, dışarıyla iyi geçinin.”
İlginçtir, yıllarca “açılım”a kızanlar bugün aynı haritada suskun. Çünkü açılım artık sadece Kürt meselesi değil, “Sınır açılımı.” Buyurun, Suriye’nin kuzeyi garnizon devletine, güneyi de cihatçı pazara dönüştü.
HTŞ Holding: Terörün Franchise Modeli
Hatırlıyor musunuz? Eskiden “terörist” diye haberlerde adı geçen gruplar vardı. Şimdi bunlar “kontrollü muhalif” diye yumuşatıldı. HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) artık bir nevi yerel yönetim modeli gibi çalışıyor. Adamlar dün ABD-Erdoğan ve Bahçeli sayesinde vergi topluyor, elektrik dağıtıyor, mahkeme kuruyordu. Adeta “HTŞ Belediyesi gibiydi.” Şimdi
ise Türkideki iktidar destekli HTŞ devleti oldu.
Kimin sayesinde mi? Elbette ki bu “büyük stratejistler” sayesinde. Sahada bu gruplar serpilirken, Ankara’da masalar kuruldu, “Suriye bizim iç meselemiz” dendi. Ne diyelim, bu cümle doğru çıktı: Suriye gerçekten iç meselemiz oldu. Hem de içimizi kemiren bir mesele.
Anayasa Değişikliği: Yangın Varken Duvar Boyayanlar
Ve şimdi, işin en ironik kısmı: Tüm bu harita, bölünme, ihanet, proje, garnizon saçmalıkları yaşanırken, TBMM’de ne konuşuluyor? Anayasa değişikliği!
Adamlar yangın çıkmış ülkede perde değiştirmeye çalışıyor. “Yeni anayasa” diyorlar. Ne güzel! Bölgesel harita değişmiş, fiili sınırlar delinmiş, ABD üs kurmuş, biz “anayasa”yı yeniliyoruz. Yani devleti kaybettik ama metni düzelteceğiz. Kime? Garnizon devlete mi okutacağız?
Milli Güçler: Bu Tiyatronun Perdesini Kapatma Zamanı
Şimdi asıl soru şu: Bu ülkenin gerçek sahipleri, bu kurgulanmış tiyatroda daha ne kadar seyirci olacak? Milli güçler hâlâ sivil kıyafetle izleyici mi kalacak, yoksa perdeyi kapatıp sahneyi temizleyecek mi?
Bu tiyatroda artık sahne ışıkları Amerikan bayrağını aydınlatıyor, fonda BOP haritası oynuyor, senaryo Pentagon’dan geliyor, oyuncular Ankara’dan çıkıyor. Seyirci sustukça perde kapanmaz, sadece ülke kararır.
Son Söz: Ya Diren Ya Seyret
Türkiye bir yol ayrımındadır. Ya bu garnizon devletçikleriyle, cihatçı ortaklı pazarlıklarla, anayasa cilalamayla yönetilmeye devam edilecek ya da bu sahte stratejilere karşı milli irade “Artık yeter!” diyecektir.
Çünkü gerçek barış, ABD üsleriyle değil, Türk milletinin tam bağımsız kararıyla gelir. Bunu anlamayanlara da tarihin tozlu raflarında yer ayrılmıştır zaten. Orası kalabalık ama hâlâ yer var.
Demedi demeyin!
Aklınızı başınıza alın!




Bir yanıt yazın