Blog

  • Suriye çıkmazında, Türkiye’nin yeri neresi?…

    Suriye çıkmazında, Türkiye’nin yeri neresi?…

                                                Başbakan Erdoğan, Suriye ile ilgili yaptığı açıklamada “ABD’nin Suriye’de uçuşa yasak bölge ilan etmesi durumunda buna Türkiye olarak destek veririz” dedi. Şam yönetiminin de kimyasal silah kullandığını, Amerika’nın kırmızı çizgilerinin de çoktan aşıldığını da aynı açıklamadaki sözlerine ekledi.

                                                 Çok açık ifade edelim:

                                                  Türkiye, Suriye konusunda son derece köşeye sıkışmıştır ve neredeyse bu konuda nefes alamaz hale gelmiştir. Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun yanlış politikaları sonunda Suriye batağına giren Erdoğan, Esad’ın gitmesi, rejimin değişmesi için İsrail ile bile işbirliği yapmaktadır. Şimdi ise tek umuda ABD’nin Suriye’ye müdahalesidir ki, bunda da fena halde yanıldığını göremiyor.

                                                       SURİYE’NİN GELECEĞİNE BAKIŞ

                                                   “Türkiye’nin Suriye çıkmazında yeri neresidir?” diye sorulduğunda verilecek yanıt “Türkiye Suriye çıkmazında sadece bir figürandır” olacaktır. Şimdi, bunun nedenlerine gelelim:

                                                Suriye’de eğer bir şeyler olacaksa, buna sadece Rusya ve Amerika oturup karar verirler. Bizim Başbakan, istediği kadar konuşsun, istediği kadar Obama’ya öneri götürsün, bunların hiç biri önemsenmez. Suriye’nin geleceği konusunda nelerin yapılacağı zaten Amerika ile Rusya arasında konuşulup programlanmıştır. Dikkat edilecek olursa, daha önce Türkiye’nin yapmadığı öneri kalmadı, bunların hangisi devreye sokuldu?

                                                   Geçenlerde Amerika ile Rusya arasında yapılan görüşmelerde yeni bir mutabakat sağlandı. Bu mutabakatta, iç çatışmaların sona ermesi ve siyasi bir çözümün gerçekleşmesi yolunda görüş birliğine varıldı. ABD Dışişleri Bakanı Kerry, Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Putin ve Dışişleri Bakanı Lavrov ile bir dizi görüşme yaptı. Bir ay içinde uluslar arası bir konferansın gerçekleşmesi sağlanacak.

                                                            AMERİKA VE RUSYA ANLAŞTI

                                                     İlk hedef, taraflar arasında ateşkes sağlanması olacak. Ardından bir Geçiş Hükümeti’nin kurulması geliyor. Bu Geçiş Hükümeti’nde muhalefet de yer alacak. Daha sonra da parlamento ve Başkanlık için seçimlere gidilecek. Geçiş Hükümeti’nde Esad’ın değil ama Esad yanlılarının yer alması (Baas Partisi Yöneticileri) koşulları da bulunuyor. Esad’ın hemen çekilmesi de istenmiyor. (Geçiş Hükümeti oluşuncaya kadar Esad görevde kalacak, Hükümet kurulduktan sonra görevi bırakacak. Rusya’nın bu konuda Esad’ı ikna ettiği de söyleniyor.)

                                                      Burada ince nokta şudur:

                                                        Bu önerileri aylar önce Rusya Amerika’ya yapmış, kabul görmemiş ve iç çatışmalar da yoğunlaşmıştı. Şimdi ise, Amerika bu önerileri kabul ederek bir yerde Suriye konusunda geri adım atmış oluyor. Çünkü ABD kamuoyu, kesinlikle Suriye’ye bir askeri operasyonunun karşısında görünüyor. ABD Başkanı Obama’da sınırlı da olsa savaşa sıcak bakmıyor. Uçuşa yasak bölgenin de olmayacağını geçen hafta söyledi. Esad’a karşı savaşan muhalefete de ağır silahlar verilmeyeceğini, sadece insani yardım sağlanılacağını da yineledi.

                                                            TÜRKİYE POLİTİKASINI DEĞİŞTİRMELİ

                                                                Şimdi ortada böylesine gelişmeler varken Başbakan Erdoğan’ın Obama’ya götüreceği öneriler bir şey ifade eder mi? Erdoğan’ın kafasının içindekilerin hiçbirine zaten Amerika sıcak bakmıyor. Başbakan ya öylesine konuşuyor, ya da kamuoyunun gazını almaya çalışıyor.

                                                              Suriye’de işlerin Bizim Başbakan ve Dışişleri Bakanı’nın düşündüğü gibi gitmediği ve gitmeyeceği açık biçimde görülüyor. Amerika bile, bugün geri adım atıp, Rusya ile Suriye’nin geleceği konusunda ortak noktayı bulduğuna göre, bizimkilerin de politikalarını esnetip, buna göre ayarlaması gerekmiyor mu? Burada, Türkiye’nin geleceğini biz daha çok önemsiyoruz.

                                                             Bizimkiler sürekli olarak Esad’ın çekilmesini istedi. Muhalefeti de her türlü destekledi. Şimdi Amerika ile Rusya anlaşıp, anlaştıkları noktaları uygulamaya koyduklarında bizimkiler ne yapacak şimdiden bunların hesabını yapmalı, bu bataktan daha fazla zarar görmeden çıkmaya çalışmalıdırlar. İşte biz bunun için, Türkiye’nin Suriye politikalarında figüran olmaktan öteye gidemediğini vurgulamaya çalıştık. Suriye çıkmazında gördüğümüz ve göreceğimiz zararları da bir başka yazımızda sizlerle paylaşacağız.

  • Türkiye’deki Azeri sermayeli ilk yatırım şirketi İNVEST AZ faaliyete başladı…

    Türkiye’deki Azeri sermayeli ilk yatırım şirketi İNVEST AZ faaliyete başladı…

           

    Elşan Guliyev: “Hedefimiz, yatırımcıları piyasalarla daha barışık hale getirmek, 2023’te 7 milyon yatırımcının işlem yapmasını sağlamak olmalı.” 

                                               Dost ve kardeş ülke Azerbaycan ile Türkiye arasındaki sıcak ilişkilere damgasını vuracak olan Türkiye’deki Azeri sermayeli ilk yatırım şirketi Invest Az, gelecekte yeni Azerbaycan şirketlerinin de Türkiye’ye gelmesi için bir kapı açmış olacak. Bu nedenle Invest Az’ın faaliyete geçmesi bu açıdan önemlidir.

                                                 Vadeli işlemler, hisse senedi, yatırım fonu, bono alım satımı ve forex gibi ikincil piyasa işlemlerine aracılık yapacak olan Azeri sermayeli ilk yatırım şirketi INVEST AZ, Türkiye’de faaliyete başladı. Halka arz, satın alma ve birleşme işlemleri ve özel sermaye fonu konusunda da danışmanlık hizmeti sunacak olan INVEST AZ, kurumsal finansman ve risk yönetimi gibi alanlarda da danışmanlık yapacak. 

                                                 12 yıldan fazla deneyime sahip ekibiyle yola çıkan INVEST AZ, Türkiye’de ilk defa, web sitesi üzerinden yatırımcıların tüm yatırımını tek ekran ve hesaptan farklı araçlarda yönetmelerine imkân sağlayarak, “e-şube” hizmetini farklı bir boyuta taşıdı. INVEST AZ, investOR adıyla oluşturduğu e-şube’de, yatırımcıların geliriyle gideri arasında dengeyi kurabileceği bir ortam oluşturdu. INVEST AZ web sitesini, zaman ile potansiyel geliri ve risk arasındaki düzenin “periyodik cetvelini” yeniden yorumlayarak formüle ettiği bir “matriks” formatında tasarladı. Yatırımcılar, üzerinde tüm yatırım araçları hakkında basit ve anlaşılır bir anlatımla bilgi edinebilecek, her üründe yer alan risk düzeylerinin yardımıyla yatırımını hangi yönde değerlendireceğine bilinçli olarak kendisi karar verebilecek. 

                                                Birincil piyasa işlemlerini investIN, ikincil piyasa işlemlerini investOR, kurumsal hizmetlere yönelik işlemleri de invest+ adı altına markalaştıran INVEST AZ, yapılanmasının %98’ini dış kaynak (outsource) kullanmadan gerçekleştirdi.  INVEST AZ, faaliyetlerini, birkaç ülkede yer alan AR-GE merkezleri yardımıyla gerçekleştiriyor.

                                                      21 Mayıs’ta Roadshow… 

                                                  Listingİstanbul ortağı olan INVEST AZ, Borsa İstanbul ile 21 Mayıs’ta, Azerbaycan’daki yatırımcılara Türkiye sermaye piyasalarını tanıtacakları kapsamlı bir roadshow’a başlayacak. INVEST AZ, yapılan anlaşma gereği, Orta Asya, Kafkasya ve Ortadoğu ülkelerinde tanıtım çalışmaları yaparak, şirketlerin Borsa İstanbul’da işlem görmesini sağlamayı hedefliyor. Roadshow’a Borsa İstanbul Başkanı M. İbrahim Turhan, Bakü Borsa Başkanı Emin Muradov ve INVEST AZ Yönetim Kurulu Başkanı Elşan Guliyev katılacak. 

                                                       Guliyev: “Hedefimiz, 2023’te 7 milyon yatırımcı” 

                                                   Şirketin açılış davetinde konuşan INVEST AZ Yönetim Kurulu Başkanı Elşan Guliyev, “Artık Türkiye’de yatırımcıları piyasalarla daha barışık hale getirmeli, üst düzey finans bilgisine sahip eğitimli asli yatırımcılar yaratmalı,  daha fazla yatırımcı olmasını sağlamalıyız. Hedefimiz, 2023’te piyasada 7 milyon yatırımcının işlem yapmasını sağlamak olmalı… Biz de bu amaç doğrultusunda önemli katkı sağlamak istiyoruz. INVEST AZ olarak, asli yatırımcının doğrudan yarar sağlayacağı sistemi kurmak için buradayız.” dedi. 

                                                   Finansta her şeyi kolaylaştırmayı ve hizmetleri basitleştirmeyi istediklerini vurgulayan Guliyev, “Bu anlamda anlaşılır ve kolay ürünler tasarlayarak, yatırımcıların tüm yatırımı tek ekran üzerinde farklı araçlarla yönetmelerini ve bilgiye kolay erişmelerini sağlayacak şeffaf bir sistem oluşturduk. Evrensel yapıya sahip bu sistemi; güçlü teknolojik altyapımız, deneyimli ve işinin uzmanı insan kıymetlerimiz ve güçlü mali yapımızla gerçekleştirdik. INVEST AZ, sadece finans alanındaki deneyimi ve birikimiyle değil, görsel kimliğiyle de hep öncü olmaya devam edecek. Yatırımcıya dost bir yatırım şirketi olarak, Türkiye’de çok iyi işlere imza atacağımıza yürekten inanıyoruz.” dedi.

  • NELER OLUYOR HAYATTA

    NELER OLUYOR HAYATTA

    ABD Dışişleri Bakanı John Kerry çalışmalarının merkezine aldığı İsrail-Filistin arasında yeni bir barış sürecinin başlaması için kapsamlı bir barış planında İsrail’den istenebilecek bir tavize karşılık, İsrail’e güçlü bir teşvik oluşturmak üzere ilgili başkentlerde yoğun temaslardadır.
    O sırada Başbakan Erdoğan, geçici bir anayasada “Yarı-Başkanlık” ile iktidar yapısında bölgenin de sosyo-politiğine nüfuz edici bir değişimin arayışındadır.

    *
    İsrail-Filistin barış görüşmelerinden evvel önemli bir engeli ABD Ulusal İstihbarat Başkanı James Clapper, “Devlet Başkanı Beşar Esad’ın devrilmesi halinde Suriye etnik ve dini kimlik temelinde bölünecek, ülkenin 14 eyaletinin 13’ünde faaliyet gösteren radikal İslam bölgede başlıca aktif güç haline gelecektir” ifadesiyle açıklamaktadır.

    *
    Sürecin önünde diğer bir engel ABD’nin en büyük tehdit saydığı İran’ın nükleer sorunudur.
    İran’ın barışçıl nükleer programı için yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş uranyum sevkinin yapılması – o sırada,gelişmenin her kademesinde uygulanan yaptırımların peyderpey kaldırılması halinde esnek tutum alacağı açıklaması; ABD’nin İran ile diplomatik arayışlarını sürdüreceği umudunu geliştiriyor.

    *
    Barış için her gün bir adım atılıyor; Washington’da bir araya gelen Arap liderlerin “İsrail ve Filistin 1967 sınırlarına harfiyen uymak yerine aralarında toprak değişimi yapabilir ” açıklaması, Arap devletlerinin 2002’de kabul ettikleri barış planında yumuşamaya gittiğini gösteriyor.
    Kahire ve Doha’da El Fetih ile HAMAS arasında yapılan anlaşma çerçevesinde Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Ulusal Birlik Hükümeti kurmak için görüşmelere başlandığını duyuruyor.
    Barış görüşmelerinin sürmesi için ABD- İsrail-Filistin-Ürdün’den oluşan dörtlü bir zirve yapılması bekleniyor.

    *
    Çin Diaoyu Adası, Güney Çin Denizi,Taiwan, Kore Yarımadası sorunları dışında Orta Doğu jeopolitiğinde çıkarlarını teminen sürdürdüğü politika ile İsrail-Filistin barış sürecinin çok önemli bir aktörüdür.
    Güvenlik ve istikrarı ilgilendiren tüm sorunlarda ilgili tarafların yakın iletişim ve istişareler yürüterek gerginliğin azaltılması, diyalog ve danışma ile çözüm politikası yürütüyor.
    Önce ABD, Çin ile karşılıklı ilişkilerin eşitlik,işbirliği ve ortak kazanç ilkeleri çerçevesinde yeni bir askeri ilişkinin temellerini atıyor.
    Ardından Beijing’e davet edilen Mahmud Abbas ve İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu ile yapılan görüşmelerde;
    Uluslararası toplumun barış sürecini ilerletmek için güvence sağlaması halinde 1967 sınırlarına harfiyen uymak yerine aralarında toprak değişimi yapılabilir temelinde bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ve karşılıklı barış içinde yaşamı teminen iki ülkenin elverişli koşullar yaratarak barış görüşmelerine dönmesi isteniyor.

    *
    Moskova’da Dışişleri Bakanı Kerry,Dışişleri Bakanı Lavrov’la iki ülke ilişkilerinin yeni müttefiklik düzeyine çıkarılması görüşmelerindedir.
    Cenevre Mutabakatı çerçevesinde yeni bir Suriye oluşumuna yönelik “İki ülkenin bu ay sonuna kadar Suriye konusunda uluslararası bir konferans düzenlemek ve hükümet ile muhalefeti müzakere masasına oturtmak için tüm imkanları kullanmakla yükümlüyüz” açıklaması yapılıyor.
    Belli ki varılan mutabakat Suriye’de Beşar Esad’lı bir çözümle tarafların bir araya getirilmesi,iç savaşın sona erdirilmesi ve İsrail-Filistin barış görüşmelerinin önünün açılmasını öngörüyor.
    Uçuş yörüngeleri Rusya hava sahasından geçen İran nükleer füzelerine karşı işbirliği de görüşülüyor.

    *
    Üstelik iki ülkenin istihbarat kurumlarının yakın işbirliği kararı alması ABD’nin Suriye’yi ele geçirmek için hepsini bir düşünce şemsiyesi altında toplamak istemesine rağmen başaramadığı radikal örgütlere karşı mücadelede, Beşar Esad’ın elini güçlendirmiştir;her geçen gün radikal örgütlere üstünlük sağlıyor.
    Radikal örgütlerle mücadelede İsrail de yer almaktadır-işte, İç çatışmalara katılmak için değil kendi güvenliği -bilhassa,kimyasal silahların İsrail karşıtı Filistinli,Lübnanlı örgütlerin eline geçmemesi için Suriye’de radikal güçlere karşı operasyon düzenliyor…

    *
    İsrail-Filistin barışı önündeki alanın ortaklaşa hazırlanmakta olduğu anlaşılıyor.
    BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon şu anki hedefin Suriye’deki şiddetin durdurularak, tüm tarafların haklarının korunduğu ve Suriyelilerin adalet ve özgürlük yolundaki tüm meşru taleplerinin karşılandığı yeni bir Suriye kurulması olduğunu,
    AB Washington ile Moskova’nın Suriye konusunda mutabık kalmasından memnuniyetini açıklıyor.
    Rusya ve Çin Suriye sorununun çözülmesine yönelik çabaları birlikte koordine etme kararı alıyor -bütün bu gelişmeler;

    *
    ABD’nin evrensel tek pazarın oluşturulması yolunda sürdürdüğü paylaşım kavgasının;
    Rusya ve Çin’in duruşu, Büyük Orta Doğu projesinde İslam ülkelerinin uğradığı tahribatın bir bumerang gibi geri dönüşünü durdurma isteği, İsrail’in güvenliği için bölgedeki geleneksel dost ülkelerle ilişkilerini geliştirmek zorunda kalması ve sürecin karşılıklı paylaşımın dengelenmesiyle yürütülebileceği yeni bir sürece dönüştüğüne işaret ediyor.

    *
    Ya Türkiye? Başbakan Erdoğan’ın vizyonu ümmetin dayanışması,siyasal-ekonomik-kültürel-bilimsel işbirliği içinde tüm müslümanların haklarını savunan İslam Ülkeleri içinde Türkiye’nin dini bir çekirdek olduğudur.
    Eşbaşkanının bu vizyonuna Başkan Obama alkış tutuyor ve “Küresel konularda harika bir partner olarak görüyorum,sergilediği liderliği takdir ediyorum” diyor!

    *
    ABD ve İsrail’in tek pazar oluşturulması yolunda sürdürdükleri paylaşım kavgası alanı daraldıkça Başbakan Erdoğan -işte,son kertede ve o vizyonuyla Suriye ve Irak jeopolitiğinde “bölgeyi kazanan petrolü ve Misak’ı Milli topraklarını da kazanır” vaadiyle,
    PKK’ya silah bıraktırma açılımı ardından pan-kürdik bir yapı ve Büyük Kürdistan Devleti idealinde Kürtlerin hukuksal olarak sahipleneceği özerk bölgelerinden Türkiye’nin kıyı şehirlerine,limanlarına uzanması -üstelik,bunu Türk ve Kürt olmak üzere iki etnili karma bir cumhuriyetle yapmaya yönlenmiştir.

    *
    Ne ki herşey çok çabuk değişmektedir -şimdi,başlatılan “küresel paylaşımın dengelenmesi “sürecini yürüten güçlü ülkeler müzakerelerde -hem, Avrasya’nın çekim merkezi olma hedefinde Rusya ve dışarı açılmayı temel alan Çin’in ihtiyacları karşısında duran Erdoğan ve vizyonunu,
    Hem temeline harç koyduğu zengin kaynaklar üzerinde Kürdistan’da bağımsız,birleşik,demokratik ve tarafsız bir Kürt ulus devleti yönetiminin kurulması düşüncesini,
    Hem de,Kürt Ulus Devletine açılan yolda hasara uğrayan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin uluslararası hukukta teminatı olan Lozan Barış Anlaşmasını düşünüyor, tartışıyorlar…

    *
    Paylaşım dengesinde bir Kürt Ulus Devletine koşar adım gidilirken Erdoğan -hâlâ, düştüğü açmazdadır.
    Uhdesine düşen Anayasa Uzlaşma Komisyonunda vatandaşlık tanımı,başlangıç bölümü,değiştirilemez maddeler ve başkanlık sistemi gibi maddelerde tıkanan yeni Anayasa yerine uzlaşma sağlanan maddelerle bir “geçiş anayasası” ile PKK’ya silah bıraktırma açılımını sürdürmenin zamanı gelirken,
    Pek hevesli yeni CHP’nin seçim yasası,barajı,partilere hazine yardımı,Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması,Terörle Mücadele Kanununda düzenlemeler, koruculuk sistemi ve özel kuvvetlerle ilgili düzenlemeleriyle mevcut anayasa geçici anayasaya çevrilirken, PKK’ya silah bıraktırma ve Kürt Ulus Devletini oluşturma sürecine katılması öngörülürken,

    *
    Erdoğan çoğunluğun daha iyi temsil edilmesi,yasama bagımsızlığını artırması,rejimin istikrarına katkı sağlaması, güçler ayrılığının garantisidir tanıtımıyla Anayasa’da “Cumhurbaşkanı seçilenin partisinden istifa etme şartını” ortadan kaldırmaya ve Yarı-Başkanlık Sistemi ile rejimi değiştirmeye hazırlanmaktadır.
    Genel oyla seçilen cumhurbaşkanının tek adam rejimi uygulamasına, parlamenter sistemden çıkıp Yarı -Başkanlık sistemine geçişle birlikte tekil yapıdan eyalet yapısına geçilecek bir Recep Tayyip Erdoğan rejimi!
    Hâlâ ” Ya herro ya merro” mu diyeceği, ABD ziyareti sonrasında görülecektir!

    10.5.2013

  • Rumlar Zamana Oynuyor

    Rumlar Zamana Oynuyor

    Rumlar müzakereleri başlatmamak için elden geleni yapıyorlar.

    Oynamak istemeyince yer dar oluyor, dolayısıyla bahanesi çok bizim komşuların.

    1968 yılından beridir devam eden görüşmelerde konuşulmamış, tartışılmamış bir konu kalmamışken hazırlık yapmak için 6 ay gibi uzun bir süre talep ediyorlar. Aslında maksatları ipe un sermek ve müzakereleri olabildiğince uzatmak.

    Buna ilaveten bir de ekonomik kriz içinde olduklarını, önceliklerinin ekonomik krizden çıkmak olduğunu belirtip uzatma istiyorlar.

    Rum Yönetiminin Dışişleri Bakanı Kasulidis bu nedenle ABD’ye gitti ve müzakerelerin ertelenmesi  ile ilgili gerekçelerini evvelki gün New York’ta BM Genel Sekreterine aktardı. Bu gün de Washington’da görüşeceği ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’ye anlatacak.

    John Kerry, Kasulidis’i dikkate alır mı, emin değilim.

    ABD’nin ilgilendiği tek konu bölgedeki doğalgaz ve onun da sorunsuz çıkması için Kıbrıs sorununun BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerini oluşturan ülkelerin kabul edeceği bir çözümle sonuçlanması şart. Bu çözüm “Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti” de olabilir, adada 2 ayrı devletin varlığının kabulü de olabilir.

    Zaten bu nedenle, BM ve ABD Rumların ekonomik sorunlarını aşabilmeleri için belli bir zaman dilimi vermeye sempatik bakıyorlar ama müzakerelerin sonbaharda yeniden başlamasını ve belli bir süre sonra da bitirilmesini öneriyorlar.

    Önermesine öneriyorlar de Rumların müzakereleri başlatmak gibi bir niyetleri yok.

    Zaten niyetleri olsaydı, Şubat ayında yapılan seçimlerden makul bir süre sonrasında Anastasiades müzakereleri başlatmak için “Özel Temsilcisi”ni atardı ki;  Hala daha bu atama yapılmış değil.

    Bir evvelki başarısız Rum lider Hristofyas 24 Şubat 2008’de,- 2.turda- seçimi kazanmasının ardından 22 Mart tarihinde de hem Özel Temsilcisini atamış, hem de 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ilk görüşmesini yapmıştı.

    Anastasiades biliyor ki, Özel Temsilcini atarsa, BM her iki tarafın Özel Temsilcilerinin bir araya gelmesi için olanaklar yaratacak ve müzakereler bir şekilde başlayacak. Ama istedikleri farklı, stratejileri de farklı.

    Türkiye’deki uzun soluklu seçim takviminin başlangıcı 2014 yılının Mart ayı. Rumların planı ve hedefi bu tarihe kadar müzakerelerin başlamasına bir şekilde engel olmak ve sonra da sürecin bitimi olan 2015 Haziran ayı veya Kıbrıs Rum Temsilciler Meclisi Milletvekilliği seçimlerinin yapılacağı Mayıs 2016’ya kadar süreyi uzatabilmek. Ondan sonrasında Allah Kerim.

    Mart 2014’de Türkiye’de Belediye Başkanlıkları, Belediye Meclis üyelikleri ve Muhtarlık seçimleri;  Nisan 2014’de KKTC Meclisi Milletvekilliği seçimleri, Mayıs 2014’de KKTC Belediye Başkanlıkları, Belediye Meclis üyelikleri ve Muhtarlık seçimleri,  Ağustos 2014’de T.C. Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Nisan 2015’de KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Haziran 2015’de, Türkiye’de TBMM Milletvekilliği seçimleri, Mayıs 2016’da Kıbrıs Rum Temsilciler Meclisi Milletvekilliği seçimleri yapılacak.

    Önümüzdeki 36 ay içinde yapılacak bu seçimlerde, ya Türkiye Hükümetinin siyasileri, ya KKTC hükümetinin siyasileri, ya da Rum siyasiler seçimlerle meşgul olacaklarından her seçim için ortalama 3 ay müzakerelere zoraki ara verilecek. Bu zoraki aranın toplamı 24 ay ediyor.

    Bu günden Mayıs 2016’ya kadar olan zaman süresi içinde müzakerelere başlayabilmek ve üzerinde halen daha mutabakata varılamamış 6 başlıktan oluşan konuları görüşebilmek için bölük pörçük bir 12 aylık bir dilim kalıyor.
    Bu nedenle BM ve ABD bir an evvel müzakerelerin başlamasını ve adada son 58 yıldır süregelen huzursuzluğu ve “Kıbrıs sorunu”nu artık bitirmek için müzakerelere bir de son tarih tespit edilmesini istemekte…

    T.C Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Ya Taksim, Ya Çözüm”  önerisi belli ki bayağı bir taraftar bulmuş…

    Ata ATUN

    e-mail: [email protected]

    10 Mayıs 2013

  • “Kore ile Türk Halkı akrabadır…”

    “Kore ile Türk Halkı akrabadır…”

                                                   Okan Üniversitesi bu yıl “Dünya Kültürleri Dersi” adı altında bir program başlattı. Birbirinden ilginç konular ve konuklarla çok önemli bir hizmeti başarı ile yerine getiren üniversitenin son konuğu da Güney Kore İstanbul Başkonsolosu Teodong Jean oldu. Öğrencilerle bir araya gelen Kore Başkonsolosu, Orta Asya’da yaşanan büyük göç sırasında Türklerin Batı’ya, Korelilerin ise Doğu’ya göç ettiğini belirtip “Aslında Türkler ile Koreliler akrabadır. Kültürlerimizde ve dillerimizde bile benzerlikler var. Türkçe’deki kıvır kıvır sözü, Korece’de kubul kubul. Mahalle ise bizim dilimizde Maeul’dur. Korece ve Türkçe Altay dil ailesinden gelmektedir.” Diyerek ortak dil ve kültürümüzün olduğunu söyledi.

                                                      KORE KONSOLOSU “AKRABAYIZ”DİYOR

                                                      Ülkelerinin Türkiye’deki en önemli temsilcileri olan büyükelçiler, başkonsoloslar, konsoloslar ve kültür ataşeleri, ülkelerini ve kültürlerini, Dünya Kültürleri Dersi’nde Okan’lı öğrencilere anlatıyor. Okan Üniversitesi’nin Tuzla Kampusu’ndaki Mimar Sinan Konferans Salonu’nda düzenlenen “Dünya Kültürleri Dersi”nin bu yılki son konuğu Güney Kore İstanbul Başkonsolosu Teodong Jeon’du. Sunumunda Kore’nin geleneksel hayatını anlatan video görüntülerini gösteren Jeon, “Kore’de iki çeşit hayat var. Biri modern diğeri ise geleneksel. Teknolojinin gelişmesi ve değişen hayat şartları nedeniyle gelenekselden uzaklaşma olsa da hala eski Güney Kore hayatını yaşayan aileler bulunmakta. Hatta 300 yıl öncesinde yaşayan bir Koreli aileyi anlatan televizyon dizimiz var. Çok ilgi görüyor” dedi. Türkiye hükümetinin Ağustos 1949’da Güney Kore’yi resmi olarak tanıdığını belirten Jeon, “Kore Savaşı’ndaki destekle birlikte Güney Kore-Türkiye ilişkileri gelişerek devam etti. 1965’te 16 milyon dolar olan iki ülke arasındaki ticaret hacmi, 2012’de 5 milyar doları geçti. Şu an Türkiye’deki Kore Firmalar Birliği’ne kayıtlı 70 firma bulunuyor” diye konuştu.

                                                   BENZERLİKLERİMİZ ÇOK

                                                    Bugüne kadar Güney Kore’ye iki kez gittik. Dost ülkenin Dışişleri Bakanlığı’nın konuğu olarak kaldığımız Kore’de yaptığımız görüşme ve temaslarda da bu dost ülke ile birçok alanda benzerliklerimizin ve ortak yanlarımızın olduğunu görmüştük. Konuyla ilgili araştırma yapan Koreli akademisyenler, tarihçiler ve uzmanlar hazırladıkları birçok tez ve kitaplarda Türk-Kore ortak yanlarını analiz ederek, akraba topluluğu olduğumuzu ortaya çıkarmışlardı. Halen bu konularda tarihçilerin de araştırmalar yaptıklarını söyleyelim.

                                                       Kore’nin Gyeonggi Eyaleti Yongin şehrinde Kore’liler bir Kore Halk Köyü ( Korean Folk Village)  kurmuşlar. Gelenek ve göreneklerine son derece düşkün bir millet olan Koreliler geçmişten günümüze yaşam tarzlarını bu köyde sergiliyorlar. Zaten, köyü gezdiğinizde yeme-içmeden, yaşam biçimine kadar, kullanılan araç-gereçlerden giysilere kadar birçok alanda benzer yanlarımızın olduğunu hemen görebiliyorsunuz. Köyde, geleneksel danslar, binicilik, el işleri becerileri, evlilik törenleri, gösteri ve eğlencenin hemen her çeşidi ile da karşılaşabiliyorsunuz. Sokak pazarlarının bile bizim pazarlardaki benzerliği, yemeklerinin çoğunun Türk yemekleri ile olan tadları, restoran ve geleneksel metal işleme teknikleri sizlere yabancı gelmeyecektir. Kore’ye gidecek olanlara, Kore’deki Türk Şehitliği kadar, bu köyü gezmelerini de öneriyoruz.

                                                       AYNI ATANIN ÇOCUKLARI

                                                          Güney Kore’nin İstanbul Başkonsolosu da hiç kuşkusuz tarihi bilgisi ışığı altında Kore halkı ile Türk halkının akraba olduğu görüşünü yansıtıyor. Gelenek ve göreneklerimizdeki benzerliklere dikkat çekiyor. Aslında, Orta Asya halklarının ortak yanları, bir akraba topluluğundan dağılma olduğunu zaten gösteriyor. İnsanlara olan sıcak ilgi, güler yüz, kucaklayıcılık, paylaşmayı bilme, yeme ve içirmeden keyif alma, ortak noktalarımız olarak hemen göze çarpıyor. Bir de konuşma dilindeki birçok kelimdeki benzerlikler de bu tezi güçlendiriyor.

                                                  Yapılan araştırmalarda Japon ve Kore dillerinin birbirine yakınlığı ve bu dillerin Altay dilinden türediğine dair bulguların var olduğunu da söyleyelim. Korelilerin yüz ve vücut hatları genetik olarak da Moğollara çok benziyor. Gözlerinin çekikliği ve boyları da yine Moğollara yakın olarak değerlendiriliyor.  

                                                             Bazı tarihçiler ise, Korelilerin Altay milleti olduğunu, göç sırasında Kore Yarımadası’na geldiklerinde burada neotolik dönemden kalma Güney Mogoliod ırkından yerlilerle karşılaşıp karıştığını söylüyorlar. Korelilerle Türkleri ayıran tek farkın ise bu eski yerleşikliklerde karışmış olmalarını gösteriyorlar. Burada şu gerçek ortaya çıkıyor. Türk ve Kore ırkı, aynı atanın, gitgide uzaklaşmış çocuklarıdır.

                                                     Farklı ülkelerin ekonomik, sosyal ve kültürel durumlarını öğrencilere o ülkenin resmi temsilcileri vasıtasıyla sunmayı amaçlayan Dünya Kültürleri Dersi’nde ülke temsilcileri kendilerine ayrılan bir hafta davetli konuşmacı olarak Okan Üniversitesi öğrencileriyle buluşuyor. Yabancı diplomatlarla birebir tanışma imkânı bulan öğrenciler, o ülkelerle ilgili doğrudan bilgi alıp merak ettikleri sorulara cevap bulabiliyor. Koordinatörlüğünü Okan Üniversitesi İktisadi ve idari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Onur Yarar’ın yaptığı İnsan Bilimleri Birimi’ne bağlı derse katılan ve ülkelere göre gruplandırılan öğrencilere derslerin ardından ödev çalışmaları yaptırıyor. Ödev çalışması sonucunda öğrencilere proje notu veriliyor. Dünya Kültürleri Dersi, ülke temsilcilerinin ziyaretlerinin yanı sıra ülkeler ve yabancı üniversiteler arasında işbirliği geliştirilmesi açısından da önem taşıyor.

  • Bu köprülerin altından daha çok sular akar…

    Bu köprülerin altından daha çok sular akar…

                                                  Başbakan Erdoğan’ın bütün hedefi, anayasada köklü değişiklikler yapmak ve Başkanlık sistemi ile Cumhurbaşkanlığı makamına oturmaktır. Aslına bakılacak olursa, bugün yapılan bütün çalışmaların ve uygulamaların altında bu yatıyor. Her ne kadar Türkiye, sivil anayasa yapmak zorundadır ama Başbakan’ın dayatmaları ve Başkan’ın Başkanlık sistemi dayatması ile bu işin kolayca yapılamayacağı da görülüyor.

                                                    Dikkat edilecek olursa, bugünkü Hükümet, PKK’nın siyasi uzantıları BDP’lilerle işbirliği içine girdi. Bu işbirliğini anayasada da bütünleştirmek istiyorlar. Bütün hedef, Meclis’te yapılması düşünülen anayasa’yı oylayıp referanduma göndermek olacak. Ancak, geniş kitleleri kucaklaması gereken anayasa’nın AKP+BDP ittifakı ile ortaya çıkmasının sakıncalarının var olduğunu da görmek gerekiyor. İşte bu noktada Erdoğan’ın yapmak istedikleri ile Cemaatinin görüşleri birbiri ile çatışıyor.

                                                      GÜL-AKP GERGİNLİĞİ

                                                         Başbakan Erdoğan, öyle görülüyor ki, Anayasa’da Başkanlık sistemi ile Çankaya’ya çıktığında bütün ipleri eline geçirmiş olacak. Hedefinde de cemaatin varlığını ve kadrolarını tasfiye etmek var. Asıl düşünülmesi gereken buna gücü yeter mi? Çelme yer mi? Cemaat buna bu fırsatı verir mi? Bu konuda uzun zamandır bir çatışmanın var olduğunu da biliyoruz. Erdoğan doğrudan cemaati karşısına alacak açıklamalardan kaçınıyor ama, kurmayları kanalı ile de cemaate yanıtları sert oluyor.

                                                  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü cemaat destekliyor ve bir noktada da Gül ile Erdoğan’ı frenlemeye çalışıyor. Yeni anayasa ortaya çıkan Gül- AKP gerginliğini de böyle okuyabiliriz. Cumhurbaşkanı Gül, yeni anayasa yapımında 4 partinin mutlaka anlaşması gerektiğini vurguluyor. Hatta son Lizbon gezisinde konu ile ilgili yaptığı açıklamada “Bu hali ile yeni anayasa yapılamaz, bu iş bitmiştir” demişti. Gül, mevcut anayasada değişiklikle yetinilmesi gerektiği görüşlerini de aktarıyor.

                                                     ERDOĞAN’ BİR UYARI DAHA

                                                        Zaman Gazetesi Yazarı Hüseyin Gülerce, bir anlamda Gülen Cemaatinin görüşlerini en doğru şekilde köşesinde aktaran bir arkadaşımız. Özellikle de Gülen’in mesajlarını, kendi dili ile yoğurup, yorumlayarak köşesinde yayınlıyor. Gülerce, son yazılarından birinde de anayasa ile ilgili ilginç bir yorum yaptı, özellikle de Başbakan Erdoğan’ın Köşk’e çıkmamasını, görevinin başında kalmasını öneriyor. Gülerce Başbakan aday olmazsa o zaman partili cumhurbaşkanına da gerek kalmaz. Demokratikleşme yolunda mevcut anayasada yapılacak esaslı değişiklikler referandumda halk desteği ile arızasız geçebilir. Bu durumda tek şart, Sayın Başbakanla gerçekten ahenk içinde çalışacak, ona vefasızlık etmeyecek bir şahsiyetin Çankaya’ya çıkmasıdır. Cumhurbaşkanı, partisinden koparsa, o parti bir daha belini doğrultamıyor. Demirel ve Özel örnekleri de bunu gösteriyor. ” diyor. Bir yerde bu konuda bir çekişme yaşanıyor ve bu çekişme de her geçen gün biraz daha su yüzüne çıkıyor. Yazımızın başlığına da koyduğumuz gibi, daha bu köprülerin altından çok sular akar, bunu hep birlikte göreceğiz.

                                                  “DEDİĞİM DEDİK ŞİRAZEDEN ÇIKARIR”

                                                  Eğer Başbakan kesin kararlı olur, inat eder, kendi doğrultusunda bir anayasayı yapıp, referanduma götürürse cemaatin desteğini alabilir mi? Ya da Gül, yine cemaatin desteği ile adaylığını yeniden koyar mı? Şimdi herkes bu soruların yanıtını bulmaya çalışıyor. Biz, Fethullah Gülen’in son mesajını okuduğumuzda, bu işin sıkıntısını biraz daha gördük. Gülen, isim vermiyor sadece “Dümende oturanlar” diyor. Erdoğan ve tayfasını kastediyor. Bakınız Gülen mesajında neler diyor:

                                                           “ Bazen kuvvet, insanı küstahlaştırabilir. Hatta mümin bile olsa, ahlaken Firavun olur. Bazen nimetlerin sağanak sağanak baştan yağması o da insanı böyle Nemrutlaştırır. Dediğim dedik, şirazeden çıkarır. Ahmak bir güruhun hiç olmayacak şeyleri bile alkışlaması onu şirazeden çıkarır. Takdir edilecek şeylerin yanında tenkit edilecek şeyler, belki sorgulanacak şeyler onları bile alkışlayan insanlar yine bağışlayın onu küstahlaştırır. “

                                                     Uzun zamandır cemaatle, bugünkü AKP Hükümeti arasında sıkıntılar yaşandı ve bugün de bu sıkıntılar yaşanıyor. Özellikle görebildiğimiz kadarı ile şimdiki sıkıntılar yeni anayasa ve cumhurbaşkanı üzerinde yoğunlaşıyor. Cemaat, hükümet üzerindeki tasarrufundan ve ağırlığından vaz geçmemekte direniyor. Başbakan Erdoğan ise, cemaatin kadrolarını ve ağırlığını tasfiye etmenin peşinde.

     

                    

  • Ermeni Kokenli Sozde Kurt Milletvekili ve Sozde Kurdistan; FACEBOOKdan alinti

    Ermeni Kokenli Sozde Kurt Milletvekili ve Sozde Kurdistan; FACEBOOKdan alinti

    kurdistan
    Mustafa Kemal Atatürk

    BDP’li Gültan Kışanak’ın “Demokratik cumhuriyet, özerk Kürdistan istiyoruz” dedi.Like · · Share · 9 hours ago

    • 128 people like this.
    • 204 shares
    • 50 of 65
      View previous comments
    • TC Nevriye Ender TC hoşttt köpekler bu topraklar kolay kazanılmadı kürdistanmış git başka yerde kur varmı oyle nerde beleş oraya yeleş…..
      9 hours ago · Like · 1
    • TC Turk Solu ozerk kürdistanın da senin de hepinizin amk orosbu çocukları çok istiyorsan kuzey irak a git
      9 hours ago · Like · 2
    • TC Hatice Türkdoğan Demir Beyinsiz pislik ama suç sende değil seni konuşturanda topunuzun Allah belasını versin.
      9 hours ago · Like · 2
    • TC Derya Nüket Askıner Onu başucuna alıp istiareye yatsın,rüyasında görür ancak….
      9 hours ago · Like
    • TC Şenol Özcan Gel sana kürdistani göstereyim gel a.g gancıgı
      9 hours ago · Like
    • TC İhsan Ünal manyak bunlar
      9 hours ago · Like
    • Serkan Göçmen senın taaa mk amk domuz dolllerı amkk pıslıklerı
      9 hours ago · Like · 1
    • Alkan Cosar neden hükümetden biri çıkıp bunu itiraf etmiyor..aponun serbest kalmasını da istiyorlar.bumu açılım.kardeşlik yada barış süeci dedikleri bumu..yazıklar olsunn..
      9 hours ago · Like
    • Salih Tunahan Şafak Kuzey ırakla birlikte haritaları daha büyük.Bu sadece Türkiye den istedikleri topraklar.Kuzey ırakta Kürdistan (kuzey ırak Kürt yönetimi)kurulu.
      9 hours ago · Like
    • Mağusalı Chılgın insana benzemiyor şıllık
      9 hours ago · Like · 2
    • T.c. Aylin Kocabaş sürtük köpek
      9 hours ago · Like
    • Mehmet-bulut Çelik o haritayı kıvır götüne sok kevaşeee kahpeeee ermenii tohumlarıı
      9 hours ago · Like
    • Can Urtekin sende ermeniler gibi bir sütçü imam kahramanı tarafından öldürüleceksin
      9 hours ago · Like · 1
    • T C Ugurcoo Ugur orospuuuuuuuu
      9 hours ago · Like
    • OrçuNurgül Cengiz amına soktumun kevaşesiii amını astarıı sıkymm şerfsizlerr bunu böğle yaptrtanda suçç a.q
      9 hours ago · Like
    • Harun Cokca tayyibin cevval savcıları huuu,bu anayasa suçu biliyonuz deeemi?
      9 hours ago · Like · 1
    • Eftal Zeytinoğlu ulan kaç kişiden yediğin belli değil pis pkk lı batıdaki kürt kardeşler istiyormu hepsi iş güç sahibi onları kürdistana zorlamı götüreceksin
      9 hours ago · Like
    • Vatan Sevdalisi kopek
      9 hours ago · Like
    • TC Alı Gulum Lan şıllık acaba bir gram toprak siz deyermisiniz bu vatan için biz canımızı kanımı vermişiz
      9 hours ago · Like
    • Alish Nazif Erdoan versin zaten çok merakli türkiyeyi satmaya benim anlayamadım şu askermi terorist teroristi asker
      9 hours ago via mobile · Like · 1
    • Mustafa Balaban İyi işte Coğrafya bilginize katkı yapmış! Kuzey Kürdistan coğrafyasını göstermiş!
      9 hours ago · Like · 1
    • TC Neslihan Özel büksün onu soksun biyerlerine.
      9 hours ago · Like · 2
    • Ihsan Ataman sayfanın adı “Mustafa Kemal Atatürk” ama küfürden geçilmiyor??
      9 hours ago · Like
    • Mustafa Balaban Coğrafi isimlerden bile ürkenler bu memlekete nasıl sahip çıkacak? Kürdistanın kuzeyi, güneyi, doğusu ve batısı ile bir TURAN ülkesidir. Cehalet başa bela!
      9 hours ago · Like
    • TC Murat Kivrak hahah anca sizin kiciniz bolunur
      8 hours ago via mobile · Like
    • Semih Sonuşen Serefsizlerde halen dokunulmazlıgı kaldırmıyor
      8 hours ago via mobile · Like
    • TC Turunç Karakoç B.o .k alırlar yurtsuz şerefsizler
      8 hours ago via mobile · Like
    • Tolga Otabatmaz Dikkat edin Türkiye’nin Kafkasya ile olan bağlantısını kesmeyi amaçlayan bir haritadır bu, böyle bir harita hayata geçirilirse Azerbaycan ve Nahçıvan ile Türkiye’nin bağlantısı kalmayacaktır.
      8 hours ago · Like · 1
    • TC Derya Nüket Askıner Şu resmi görünce kanım tepeme sıçrıyor..
      8 hours ago · Like · 1
    • Sengül Özcizme meclis pkk li dolu secenlerin elleri kirilsin
      8 hours ago · Like · 2
    • Kerim Özsu daha böle …. çocuklarını asmadıkca buınlar böle göt alır bide terörü biiriom boku yiyo şunları asmadıkca bi bok bitmez
      8 hours ago · Like · 2
    • TC Aybars Yalçınkaya Sen üçün birini alırsın ancak kaltak
      8 hours ago via mobile · Like · 1
    • TC Mustafa Sevim siktir git o.ç kürdistanının mq senin o.ç siktir git amerikada kur kürdistanı
      8 hours ago · Like · 1
    • Nuray Kayarlar Akp ve pkk mayoz bölünmeye başladı
      8 hours ago via mobile · Like · 1
    • TC Cem Berk Yılmaz Sikimi alırsınız
      8 hours ago · Like · 2
    • TC Ümit Eksi Sucu o karida aramayin.onlarla pazarlik yapan tayyip amcada arayin.o yuz verdi o yaratiklari.he götleri kalkti bikere.ama indirmek turk milletine dusuyo.
      8 hours ago · Like · 1
    • TC Gunsel Guclu canı cıkasıcalar
      8 hours ago · Like
    • TC Çiğdem Yolcu Karataş Başka isteğin varmı ÇOK BEKLERSİNİZ BİZ TÜRK’LER HENÜZ SON SÖZÜMÜZÜ SÖYLEMEDİK SİZ BÜTÜN HAİNLERİ SEYREDİYORUZ AZ KALDI
      8 hours ago via mobile · Like · 1
    • TC Recep Karadeniz Ben hayatta olduğum sürece Bunun olmaması için kanımın son damlasına kadar şavaşırım. Atatürkün evladıyız.. akpkk lı değil.
      8 hours ago via mobile · Like · 1
    • TC Ümmü Boz göstereceğine rulo yapıp …..
      8 hours ago · Like
    • TC Ramazan Nişancıol sizlerin beyninizin bu kadar küçük işeyaramaz oldunu zu ancak böyle hayal kurmakla geçecek sizleri ………**********,,,,,,,
      8 hours ago · Like
    • Miray Yarim LAF la beynir gemisini ne güzelde yürütyoruzz milletce hemde eyyy ATAM ATAM KALSANA VATAN ELDEN GIDIYOR CARESINE BAKSANA
      8 hours ago · Like
    • Bünyamin Tiryaki ne diyeyim memleketi bu durumlara dusurenın allah belasını versın cok zoruma gıdıyor kanıma dokunuyor bu kadının boyle rahatça bunu gostermesı o kadar kardeşimiz boşunamı şehit oldu
      7 hours ago · Like
    • Bünyamin Tiryaki burda sagcı solcu hıc umrumda değil memleket satılıyor ne kadar kotu bir durum benım ayağimdakı askerden kalan platin boşunamı takıldı bu durum içinmi takıldı memleketıme can feda ımkan olsada gonullu olarak askere gıder bu vatan haınlerıyle sonuna kadar carpısırım ama yınede vatanıma memleketıme vede butun şehıtlerımızın sızlayan kemıklerını sızlatmazdım
      7 hours ago · Like · 1
    • TC Devrim Hüseyinoglu Helal olsun yüz verirsen böyle olur
      7 hours ago via mobile · Like
    • TC Şükran Ketenci B.o.k alırsınız.
      2 hours ago via mobile · Like
    • TC Nilüfer Barissever Onun.a…koperkler k….sun, Pamukoglu hadi konusmakla olmuyor,onder ol,biz sustukca bunlar,cami avlusunu tuvalete cevirdiler,bir onder olacak adam yokmu,herkez masallah laf ebesi,icraata gelince,kimse yok.
      about an hour ago via mobile · Like
    • Fatma Yalcin nah alirsin kürdistan ananin amina girsin orospu ermeni dölü
      34 minutes ago · Like
    • Hilmi Asol Dağlarda yılan kurbağa kertenkele yersiniz.TC.yiye yiye doyuramadik
      21 minutes ago via mobile · Like
    • Bahar Ve Sevket Kalkan Babayi alirsiniz…
      about a minute ago via mobile · Like
  • Milletin Vekilleri

    Milletin Vekilleri

    Ayhan KILIC
    Ayhan KILIC

    Butun partilerin anlastiklari tek konu, uzlastiklari yegane alan, tartismadiklari tek husus var.

    Nedir bilin bakalim?

    Kendi cikarlari.

    Milletvekillerinin kendi cikarlari soz konusu olunca hepsi tek sira hizada. Tek bir catlak ses bile yok. Oysa bunlar Vekiller, Milletin vekilleri . Asil olan Millet yani.

    Amiyane tabirle Vekiller mali gotururken asillar en hafif tabirle surunuyorlar.

    Yok onlarin durumu iyi diyenler beri gelsin.

    Bugun Milletin vekilleri kendi icin ne yapmis?

    Artik trafikte imtiyazli olacaklarmis, yani milletvekillerinin  gecis ustunlugu olacakmis, polis onlari durduramayacakmis.

    Ozluk haklari iyilestirilecekmis.

    Bir defa bile milletvekilligi yapanlar artik bu haklari butun hayati boyunca kullanacakmis.

    Devamini saymak bile istemiyorum, midem bulandi.

    Bu nedir simdi?

    Ey AKP liler, din iman, nedir bu?

    Dinde de imanda da yeri nedir?. En cok hoca olan aciklasin beri gelsin! Ileri demokrasi buysa halk ozgurce binilme hakkini sonuna kadar kullansin, hayirli ugurlu olsun!

    Ey MHP liler Vatan millet sakarya, milletin varligini dava edinmis, bagimsizligi yoluna bas koymus! , nedir bunun aciklamasi, bu kizil elmemidir  yoksa armut mu? Eger Gokturk Kitabelerinde de gecmiyorsa bu millet ayvayi yedi demektir.

    Ey CHP liler, Halk, hukuk, gag, guguk. Ataturk ilkeleri icinde hangisidir bu? Alti ok mu yedi ok mu?

    Ey BDP liler, hala eminmisiniz bu vekillerin sizin hakkinizi savunduguna, bu konu kurtculukle degil dupeduz bencillikle alakali gibi sanki.

    Demekki neymis?

    Bos bos konusmanin anlami yokmus,

    Saf saf inanmanin anlami yokmus,

    Oyunuzun aptal oylari olmadigini ispatlamak icin demokrasiyi bilincli ve farkinda olarak kullanirsaniz bu vekiller sizin oylarinizla sizin sirtiniza binemez kardesim.

    Yakasini iliklemesi gereken siyasetcidir, halk degil, hizmet makamidir orasi halkin sirtina binip halka afra tafra kesme yeri degildir.

    Demokrasi gormek istiyorsaniz oy verdiginiz vekilleri Kanada’ya yanima gonderin onlari burada mevkidaslariyla tanistirayim, bir ay kalsinlar eger buradakileri kendilerine benzetmezlerse buradan cok faydali ve halka , insanliga, demokrasiye, hosgoruye, akla saygiya, insana saygiya erismis ve yetirmis birer hizmet eri olarak geri gondereyim. Siz o zaman gorun demokrasi iyi isletildiginde ne guzel bir sistemdir. Yoksa size uyguladiklari demokrasi….ileri demokrasi, hemde cok ileri…

    Yok eger siz sanane kardesim binen biner sirt benim popo vekilimin derseniz, diyecegim bir soz yoktur, size iyi tasimalar, vekilinize de iyi binmeler.

    Hadi size kolay gelsin,

    Ayhan KILIC

    [email protected]

    Kanada

  • TURKIYEDEN/ TURKLERDEN TEPKILER -Aaaah ah akil insan olmak ne kadar zor

    TURKIYEDEN/ TURKLERDEN TEPKILER -Aaaah ah akil insan olmak ne kadar zor

    ….

    Konya’da Akillere Protesto
    https://www.youtube.com/watch?v=UoIxYZN3eiM.

    • 5:31Elazığ’da Akil İnsanlara Tepki !sahibi: GaKGoS23TeaM 11.365 görüntüleme
    • 3:39MHP Malatya’da Akil Adamlara karşı sokağa indi!sahibi: haberfedai 5.033 g
    • 3:27AKP’nin akillerine İzmit’te şok protesto! Polis zor kurtardısahibi: haberfedai 2.215 görüntüleme
    • 4:18Kayseri’de akil İnsanlar geldikleri gibi gittilersahibi: UlusalVazife 1.869 görüntüleme
    • 2:14Akil İnsanlara Nevşehir’de Şok!sahibi: Türk Eğitim-Sen Nevşehir Şubesi 16.469 görüntüleme

    • 1:23Kayseri’de AKP’nin Akillerine Ülkücü tepki: Gidin lan buradan!sahibi: haberfedai 2.678 görüntüleme
    • 5:37Akil İnsan Nedir ? SokakSesi.comsahibi: SokakSesi 1.720 görüntüleme

    Medya Devinin kızı Akil İnsan TÜSİAD Eski Başkan Arzuhanyalçın Doğan’ı Sıkış

    https://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=N7V0vxEyLu4

    AKİL İNSANLARA KÜTAHYA HALKINDAN SONRA SİMAV HALKINDAN SERT TEPKİ…

    https://www.youtube.com/watch?v=2RFD_8j7urE

  • CEMAAT  KULLANILDI

    CEMAAT KULLANILDI

    Cumhuriyet 07.05.2013
    BAHADIR SELİM DİLEK’in haberi ■
    ABD Kongresi raporuna göre değiştirilen Türkiye’de yeni bir sınıf gelişti, muhalifler susturuldu:
    Cemaati kullandılar

    ERDOĞAN GÜÇ PEŞİNDE Basın özgürlüğünün “rutin endişe kaynağı” olduğu saptaması yapılırken buna karşı alınan önlemlerin olağandışı şiddetli ve ideolojik olmasının eleştirildiğine işaret edildi. Raporda, Erdoğan’ın daha fazla güç elde etmek için 2013’te başkanlık adımı atabileceği belirtilirken güçler ayrılığını ortadan kaldıracak anayasa değişikliğinin kaygıları yükselttiğinin altı çizildi.
    ABD Kongresi raporu: AKP hükümeti muhaliflerini cemaat aracılığıyla susturdu
    ‘Gülen kullanıldı’
    * ABD Kongresi Araştırmalar Merkezi’nin hazırladığı raporda, AKP’nin Fethullah Gülen hareketinden gelen yetkilileri, siyasi ve ideolojik muhalifleri susturmak veya zayıflatmak için kullandığı belirtildi. Raporda ayrıca basın özgürlüğünün rutin endişe kaynağı olduğu, Türkiye’nin siyasal ve anayasal bir evrim geçirdiği saptaması yapıldı.
    ANKARA – ABD Kongresi Araştırmalar Merkezi’nin hazırladığı, “Türkiye: Arka Plan ve ABD ile İlişkiler” başlığını taşıyan raporda Türkiye’deki basın özgürlüğünün “rutin endişe kaynağı” olduğu saptaması yapılırken Ergenekon ve Balyoz davalarına atıfla, AKP’nin Fethullah Gülen cemaatini muhalifleri susturmak için kullandığı değerlendirmesi yer aldı.
    Ortadoğu uzmanı Jim Zanotti imzasını taşıyan 41 sayfalık raporda, 1980’lerden bu yana, Türkiye’de, özellikle içeride temel değişimler yaşandığına işaret edildi ve Sünni Müslüman değerleri vurgulayan ekonomik bir orta sınıfın geliştiğine işaret edildi. Raporda, bu değişimin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun başını çektiği AKP’nin iktidara gelmesini beslediği dile getirildi.
    İç politika kaygısı
    Raporun Türkiye’deki iç politikanın değerlendirildiği bölümünde, yurtiçindeki gelişmelerin, ülkenin sivil-asker dengesinin, kamusal yaşamda din üzerindeki tartışmaların, Kürt ve diğer etnik ve dini azınlıkların durumunun, basın ve sivil toplum ile ilgili özgürlükler konusunda artan endişeleri etkilediğine dikkat çekildi. Bu konudaki gelişmelerin Türkiye’nin dış politikasının şekillendirilmesinde ve yürütülmesinde de etkili olduğu dile getirilen raporda, “Çeşitli raporlar Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’nin daha fazla güç elde etmek için yeni bir anayasa üzerinde 2013 yılında, Başkanlık için TBMM’den onay isteyebileceğini göstermektedir” değerlendirmesi yapıldı.
    “Birçok gözlemci, Erdoğan’ın Türkiye’nin ilk doğrudan başkanlık seçimlerinde başkanlığı zorlayacağını tahmin ediyor” görüşünün dile getirildiği raporda, “Yurtiçi ve uluslararası gözlemcilerin, Erdoğan’ın ve AKP hükümetinin sivil özgürlüklerin düzeyi konusunda kaygıları yükseldi” denildi.
    Raporda, basın özgürlüğüne ilişkin ihlallerin Türkiye’de rutin endişe olduğuna dikkat çekilerek buna karşı alınan önlemlerin olağandışı şiddetli ve ideolojik olmasının eleştirildiğine işaret edildi. Bu önlemlerin, insan hakları örgütleri ve uluslararası gözlemcilerin belirsiz ve aşırı geniş olduğu için eleştirdiği Terörle Mücadele Yasası altında Kürt kanaat önderleri, muvazzaf ve emekli subaylar da dahil olmak üzere, sindirme ve çok sayıda gazetecinin tutuklanması olduğuna işaret edildi.
    Medya ve siyasi örgütlenme özgürlükleri ile ilgili güncel kaygıların Kürt sorunu ile Ergenekon ve Balyoz davalarına ilişkin olduğu vurgulanan raporda, temyiz aşamasının devam ettiği ve bu davaların muhtemelen İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne gideceği değerlendirmesi yapıldı.
    Raporda, AKP’nin Fethullah Gülen hareketinden gelen yetkilileri, siyasi ve ideolojik muhalifleri susturmak veya zayıflatmak için kullandığı belirtildi. Raporda, bazı gözlemcilerin Erdoğan’ın önerdiği anayasa değişikliklerinin güçler ayrılığını kaldıracak olmasından kaygı duyduğu ifade edildi.
    Kongre üyelerine öneri
    Kongre üyelerinin Türkiye ile ilişkilerde silah satımı, Kürt hakları ve Ermeni soykırımı konularına dikkat etmesi istenen raporda, “Kongre üyeleri, Suriye iç savaşıyla ilgili alacakları tutumu Türkiye-İsrail ilişkilerine endekslememeli. ABD’nin gelecekteki çıkarları göz önünde bulundurulmalı” değerlendirmesi de yapıldı.
    “Türkiye ile ilgili konularda Kongre üyelerinin aldığı pozisyonlar, bu kritik dönemde küresel ve bölgesel istikrar ile bilhassa Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi ve anayasal evrimi için ABD’nin önceliklerini de gösterecektir. Türk liderlerin gelecekteki dış politikayı etkileyebilecek retorikleri, kararları ve dengeleri de bundan etkilenecektir” denilen raporda, “Kongre’nin belirleyeceği pozisyon, Türkiye’nin halen süreç içinde olan sivil liderliğinde, bireysel haklar, azınlık hakları, basın özgürlüğü ve hukukun üstünlüğünü tanıyan demokratik hükümete bağlılığına etki edecektir” görüşü dile getirildi.

  • Başbakan, Kayseri’de “akil adamlar”ı protesto eden “gazi”lerimiz için “Çapulcu” dedi.

    Başbakan, Kayseri’de “akil adamlar”ı protesto eden “gazi”lerimiz için “Çapulcu” dedi.

    erdogantayyip1u

    M.MUTLU-Vatan Gazetesi

     

    iki  gazimize yapılanları ibretle okuyunuz.. Sanki onlar vatan haini…

    Fakat kendi menfaatlerine bir karar alınacaksa tum m.vekilleri  onay veriyorlar…

    *********

    Meclis de özlenen…!!!! Uzlaşma kanunu “ M.Vekillerine özel yasa..” olunca sağlandı..( Gazeteler..)

    Baslıga bir bakalım ..(Gazete Haberi )  UZLAŞTILER…!!!!  Okuyalım..

    *M.Vekili araçları trafikde gecis üstünlüğüne sahip olacak..( Ne alâkası var ki beyler nereye yetişiyorlar..? )

    *Araclarına ceza yazılmayacak..( Neden..normal vatandaşınki suc da , onlarınki  neden suc olmuyor.. ?)

    *Eski-yeni vekiller , esleri ve 25 yaşına kadar okuyan çocukları  süresiz…!!!! Diplomatik pasaport kullanacaklar veee..

    Ömür boyu vize diye bir sorun yaşanmayacak..( diyelim ki m.vekili olana bu hak taniniyor, çoluk ,çocuk ne oluyor..

    Bu bir ayırımcılık degilmidir..?)

    *Eski M.vekillerimiz.. ve ailelerinin estetik dahil..!!!! ( kelimeye dikkat..) her türlü sağlık harcamaları Meclis

    Bütçesinden karşılanacak …. ( Gazimizin dişini yaptırmaya hayır..fakat sülalece estetik için evet… nede olsa sosyal devletiz..!!!)

    *Vekillerin temsil harcamaları ( artık her harcama temsil harcaması sanırız olmaz,bizim m.vekillerimiz hak ‘ka,hukuka ,harama karşıdırlar..!!!!!! )

    *****

    Allah bizler gibi sade vatandaşları korusun…

    Baran Timuçin de o “çapulcu”lardan biri…

    3 Ekim 2008’de Hakkari’deki Aktütün Karakolu’nda PKK’nın saldırısına uğradı. On yedi silah arkadaşı o saldırıda şehit oldu. O ise yirmi bir arkadaşı ile birlikte ağır yaralandı ve “gazilik mertebesi”ne ulaştı. Otuz beş kez ameliyat masasına yattı; önünde en az beş ameliyat daha var!

    Bu arada iki bacağını kaybetti.

    2011’de AKP’li Esenyurt Belediyesi’nde “gazi” kontenjanından işe girdi. Bu yıl 5 Şubat’ta müdüründen izin aldı ve periyodik kontrollerini yaptırmak için tedavi olduğu hastaneye gitti. 23 Şubat’ta hastaneden taburcu oldu ve rapor verilerek evine gönderildi. Bu arada diğer gazi arkadaşlarıyla buluştu ve şehit aileleriyle gazilerin sorunlarını anlatmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giden heyette yer aldı.

    Meclis’te grubu bulunan AKP, CHP ve MHP’nin grup yöneticileriyle görüştüler.

    Özellikle gazilerin protez ihtiyaçlarının karşılanması için destek istediler. Önceki yıllarda tüm gazilere sağlanan birinci sınıf protez ve orteze, yeni çıkarılan Sağlık Uygulama Tebliği ile sınır getirilmesinin sakıncalarını anlattılar.

    Sonra hep birlikte kameraların karşısına geçip basın açıklaması yaptılar.

    Baran, bir süre sonra İstanbul’a döndü ve iş yerine gitti. Ancak AKP’li Esenyurt Belediye Başkanı’nın talimatıyla işten atıldığını öğrendi.

    Gerekçe olarak “iş yerine izinsiz gelmemesi” gösterildi.(Gerekceye bakarmisiniz…yaziklar olsun)

    Baran, 5 Nisan’da binbir engeli aşarak Esenyurt Belediye Başkanı’na ulaşmayı başardı. Başkan Bey’in ilk sözü, “Şimdi git seni Kılıçdaroğlu kurtarsın” oldu! ( Nekadar iğrenç bir soylem..)

    Sözü uzatacak değilim:

    Teröristleri affedip sonra da topluma kazandırma projesi adı altında iş vermeye hazırlananların, gazilerimizi siyasi nedenlerle işten çıkarmaya başlamasını takdirlerinize bırakıyorum!

    **********************************  

    Bir ayıp daha!

    Gazilerimize yaptığımız saygısızlığın haddi hesabı yok… Bir örnek daha vereyim:

    19 Haziran 2012’de Hakkari Dağlıca’daki Yeşiltaş Karakolu, teröristler tarafından basıldı.

    Saldırı sırasında 8 askerimiz şehit oldu, 16’sı yaralandı. Ağır yaralananlardan biri de Sezer Kartal adlı erimizdi.

    Bugün her biri “barış ve özgürlük kahramanı” ilan edilen alçak teröristler Sezer’in vücuduna tam on bir kurşun birden sıktı. Bunların biri boynundan girip ağzından çıktı. Bu arada çenesi ve dişleri parçalandı.

    Ancak Sosyal Güvenlik Kurumu, Sezer’in dişlerini yaptıramayacağını bildirdi. Bunun üzerine genç gazimiz, parasını cebinden ödeyerek diş yaptırmak zorunda kaldı.(sayet dogru ise yuz karası…)

    Çok merak ediyorum:

    Acaba İmralı’daki Apo’nun bakımsızlıktan çürüyen dişleri nasıl tedavi ettiriliyor?

  • PKK’nın çekilme süreci ve bitmeyen istekler…

    PKK’nın çekilme süreci ve bitmeyen istekler…

                                                Bugüne kadar çok söyledik, çok yazdık ama bir kez daha vurgulayalım: Barış mutlaka yapılmalıdır. Bunu herkes istiyor. Böyle bir barış sağlanırken de terör örgütünün önünde diz çökülmez, ödün verilmez, Türkiye’nin geleceği konusunda pazarlık yapılamaz. Bunları isteyenleri ve seslendirenleri hem Hükümet hem de atanan akil adamlar “Barışı istemeyenler var” diye suçluyor. “Süreci sabote ediyorlar” diye de korku veriyorlar. Eğer siz diz çökerek, boyun eğerek, korku içinde bu sürecin başarıya ulaşacağını sanıyorsanız fena halde yanılıyorsunuz demektir.

                                                  Ortada bir şey varsa, gelişen olaylar varsa bunu bu millet bilmek, görmek ve izlemek durumundadır. Millet, barış sürecinde neler oluyor, ne pazarlıklar yapılıyor hala bunu bilmiyor. Süreci başlatanlar açıklama yapmıyor. Yapılan açıklamalara karşı da PKK ve yandaşları tam tersi yanıt veriyor.

                                                      PKK SİLAH BIRAKMAMAKTA KARARLI

                                               Başbakan ne diyor:

                                                   “ İlkemiz nedir? Bir defa silahları bırakmak suretiyle ülkemizi terk etmeleridir. Onların tarihi açıklaması filan, bu tür şeyler de yanlış. Nasıl, nereden girdiyseler oradan da çıkmasını bilirler.”

                                                Peki, buna karşı Kandil ne diyor:

                                                   “ Biz silahlarımızı bırakmayacağız. İsteklerimiz kabul edilinceye kadar da silahlı kalacağız. Önder Apo serbest kalacak, tüm KCK ve PKK’lı tutuklular serbest kalacak. Bize hiç kimse hiçbir şekilde müdahale etmeyecek. Yeni Anayasada tüm isteklerimiz yerine gelecek. O zaman silah bırakmayı düşünebiliriz. Yoksa silahlı güçlerimiz daha güçlü biçimde silah gücü ile isteklerini yerine getirmek için savaşacaklardır.”

                                                          Bunları biz söylemiyoruz, uydurmuyoruz. Ortada çelişkiler var. PKK silah bırakmadığı sürece barış olabilir mi? Kaldı ki, bu şekilde çekilme, terör örgütünün dinlenmesi, toparlanması, daha da güçlenerek Türkiye için daha büyük tehdit oluşturması anlamına gelecektir. Başbakan Erdoğan, hadi gücünüz yetiyorsa, ilke olarak ortaya koyduğunuz silah bıraktırmayı gerçekleştirin de görelim. PKK, ilkelerinizi filan dinlemiyor.

                                                İSTEKLERİN SONU GELMİYOR

                                                Bitmedi, PKK’nın Meclis’teki uzantıları BDP milletvekilleri de başka telden çalıyorlar. Sınırdan yapılan her türlü kaçakçılığın önünün açık olması gerektiğini, buna kesinlikle güvenlik güçlerinin müdahale etmemesi gerektiğini vurguluyorlar. Tehdit üstüne tehdit yağdırıyorlar. “Burada yaşayan insanların tek geçim kaynağı sınır kaçakçılığıdır. Bu önlenirse bu insanlar neyle geçinecek, ne yiyip, ne içecekler?” diyorlar.

                                                        Bir de bu çekilmenin hukuki yönü var. Cinayet işlemişler, vurmuşlar, kırmışlar, askeri, polisi, öğretmeni katletmişler, kan dökmüşler. Şimdi ise hiçbir şey olmamış gibi ellerini kollarını sallayarak,üstelik ir silahları ile çekilecekler. Böyle bir şey olabilir mi? Bunlara karşı gelinince de “Süreç sabote ediliyor” deniliyor. Kimsenin ses çıkarmasını istemiyorlar. Suskun bir toplum olunması isteniliyor. Şehit aileleri, akillere tepki gösteriyor, karşılarına “Barışı istemiyorlar” suçlaması ile çıkılıyor.

                                                       HERKES BARIŞ İSTİYOR AMA…

                                                           Yineliyoruz: Bu ülkede herkes barıştan yanadır. Hiç kimse kan dökülmesini istemiyor. Kardeşçe yaşanabilecek bir ortamın özlemini hepimiz çekiyoruz. Ama kirli pazarlıklarla, terör örgütünün önünde diz çökmekle, boyun eğmekle, meydanı bunlara bırakmakla bir çözümden yana da değiliz. Çünkü bunun sonunda Türkiye’nin üniter yapısının bozulması, bölünme ve insanların kamplara ayrılması yatıyor. Millet işte bunlara karşı çıkıyor.

                                                 Kaldı ki, çekilme sürecinin sonunda neler olacak, bunu bile kimse bilmiyor. PKK’lılar çekilmeye başlamadan önce bir başka istekle yine karşımıza çıktılar. İHA’ların uçuş yapmamasını istediler. Yetmedi, yeni karakolların yapımının durdurulmasını, bölgede barajların yapımının bölgede provokatör hareketlere neden olabileceği gerekçesi durdurulmasını buyurdular. Çekilmenin de aylar alabileceğini, kendilerine KCK’lıların eşlik edeceğini de duyurdular.

                                                            Burada ortaya çıkan tablo, PKK’nın silahlı mücadelesi ile bir zafer kazandığıdır. PKK ve yandaşları bunu böyle okuyor. Bu nedenle de istek üzerine istekte bulunuyorlar. Savaşta zafer kazanmış bir ordu gibi hareket ediyorlar. İşte, Türk milletini kahreden ve içine sindiremediği de budur. Böylesine güvensiz ve böylesine kirli pazarlıklar sonunda bir barışın sağlanması mümkün olabilir mi?

  • Kadın Duyarlılığı

    Kadın Duyarlılığı

    CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’e “Acaba Atatürk bu Cumhuriyeti kurmasaydı o makamda oturacak mıydınız? Otursaydınız hangi tarikat mensubu kitlenin, bilmem kaçıncı hanımı durumuna düşerdiniz?” diye bir soru yöneltmesi Mecliste büyük bir olay olmuş gibi gösterildi. AK Partili kadın vekillerin tekmili birden Kamer Genç’e savaş ilan etti adeta. Oysa doğruları söylemişti Kamer Genç. Atatürk olmasaydı bugün vekil olamayacaktı kadınlar. Kim bilir hangi ülkenin boyunduruğu altında olacaktı canım ülkemiz veya eski düzen devam edecek, o dönemlerde yaşanan çok eşlilik devam edecekti. Yani Kamer Genç doğru söylemişti aslında. Atatürk’ün adını ağızlarına almakta imtina edenlerin suratına bu gerçek tokat gibi çarptığı için mi acaba bunca tepki. Gerçek mi korkutuyor onları?

    Ak Partili kadınlar kendi partilileri kadınları aşağılayıcı onca söz söylerlerken hiç seslerini çıkarmamışlardı oysa. Örneğin;

    * 2006 yılında AKP Çankırı Milletvekili Hikmet Özdemir TBMM’de “Kadınların cehennemlik” olduğunu anlatan dini bir kitap dağıttı. Tüm AKP Kadın milletvekilleri sessiz kaldı.

    * 2009’da Bakan Veysel Eroğlu seçim gezisinde kendisinden iş isteyen kadınlara “Evdeki işler yetmiyor mu?” diye karşılık verdi. AKP’li vekiller yine sustular.

    * 2011 yılında AKP Ünye Tanıtım ve Medya Başkanı sosyal medya üzerinden başı açık kadınlar için “ Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır” diye yazdı. Hepsi de başı açık olan AKP’li kadın vekiller sessiz kaldı, hiçbir açıklama yapmadılar.

    * 2012 yılında Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç CHP’li Aylin Nazlıkaya’ya TBMM kürsüsünden “Bir evli, çocuklu olan milletvekili kendisiyle ilgili cinsel organını nasıl böyle açıkça konuşabilir, yüzü kızarmaz” diye konuştu. AKP’li kadın vekiller yine sustu.

    * Başbakan Recep Tayyip Erdoğan iktidarı boyunca her fırsatta kadınlardan önce 3, sonra 5 çocuk doğurmalarını istedi. Kürtaj konusuyla kadınların bedenleri üzerinden siyaset yaptı. Ancak AKP’li kadın vekiller Erdoğan’ı savunan demeçler vermekle yetindiler. Kadınların vücudunun bir siyasi malzeme yapılamayacağını haykıramadılar bir türlü.

    * 2013 yılında daha yeni, AKP Tokat milletvekili Zeyid Aslan’ın güya kadın bakanı savunmak için Kamer Genç’in annesi üzerine kurduğu küfürlü cümlelere sesleri çıkmadı bir türlü. Üstelik savunması da hayli traji komik iken; “Kamer Genç’in annesinin ölmüş olduğunu bilmiyordum.” Yani Zeyid Aslan diyor ki, “Annesi sağ olsaydı söyleme hakkım olurdu.” Ama AKP’li vekiller çıkıp da “ Hiç şart ve koşulda bir anaya, bir anaya söz söylemek kimsenin harcı değildir” çıkışı yapamadılar.

    Dünyada cinsiyet eşitliği sıralamasında 135 ülke arasında 124. sırada olan, konuyla ilgili tek Bakanlığın adından “Kadın”ı çıkaran, “Kadın Erkek Fırsat Eşitliği” Komsiyonunu Meclis Başkanı eliyle işlevsiz hale getiren, kadınların yaşam ve özgürlük hakkıyla ilgili düzenlemeleri “aile” üstbaşlığında birleştirenler değil midir bunlar? Bülent Arınç örneğinde olduğu gibi, “kadın” kelimesi bile aşağılama amaçlı kullanılırken meclis alkıştan yıkılıyor. Daha ötesi, bir kadın milletvekilinin erkek milletvekiline soru sorarken bakması bile, “göz zinası”, “flört” gibi yansıtılabiliyor. Ana/avrat küfür etmek, “leşini sererim” diye tehdit etmek, erkekliğin şanından sayılıyor. Kadın vekillerimiz sessiz kalıyor tüm bunlara.

    Kamer Genç’in sözlerinde, Bakan Şahin’e kişisel bir hakaret kastı olduğunu düşünen yoktur sanıyorum. Açıkcası, Kamer Genç’e gösterilen büyük tepkinin bizzat kendisi de sorunlu ve cinsiyetçi dikkat ederseniz. Verilen yanıtların hiçbirinde Genç’in sorduğu sorulara değinilmemesi de çok garip bir durum. Kadın erkek eşitliği, kadınların siyasi ve medeni hakları konusunda pek bir şey söylenmiyor. Açıkçası bu nokta epey düşündürücü… Bir kadın (ve ne alakası varsa bir anne) olarak hakarete uğradığı varsayılan Şahin’in “bacılık” ya da “namus” saikleriyle sahiplenildiğini düşündürüyor. Egemen Bağış’ın Fatma Şahin’e dönük süreklilik kazanan “bacı” söylemi ya da Binali Yıldırım’ın “Osmanlı’yı ayakta tutanlar Sultanlar değil, saraydaki Sultanlardır. Bakan olmak bir şey ifade etmiyor, Bakan’a da bir bakan olması gerekiyor.” sözleri hiç irdelenmiyor örneğin…

    AKP döneminde kadına yönelik şiddet artmış, kadının karar mekanizmalarındaki temsiliyeti azalmış, kadın istihdamı düşmüş, 4+4+4 sistemiyle kız çocuklarının okullaşma oranında yüzde 10 oranında azalma yaşanmış. İşte AKP’nin kadına bakışının sonuçları bunlar. Kadın milletvekilinin kadın cinayetlerinin araştırılmasının aleyhinde konuşabiliyor olması da aklın alabileceği bir şey değil. Kadınlarla ilgili yasalar kadını aile içine hapsederek düzenleniyor. Ama tüm bunlar yaşanırken Kamer Genç’in sözleri tepki çekebiliyor, AKP’li kadın vekiller kadın derneklerini göreve çağırabiliyorlar. Oysa söylenen tek şey Atatürk’ün getirdiği kazanımlardı.

    AKP içinde kadınlara yönelik aşağılayıcı açıklamalar yapanlara, bu yönde davranış sergileyenlere karşı sessiz kalan AKP’li kadın milletvekillerinin Kamer Genç’i şikayet etmeleri, bu kadar hiddetlenmeleri oldukça düşündürücüdür doğrusu. AKP’li kadın vekiller, kadın duyarlılığı konusunda ne kadar duyarlı (!) değil mi?

  • KÜRDİSTAN’ DAN KÜRESEL PAYLAŞIM DENGESİNE

    KÜRDİSTAN’ DAN KÜRESEL PAYLAŞIM DENGESİNE

    Şubat’ta Başkan Obama Devlet Başkanı Putin’e yazdığı mektupta, füze savunma sistemleri konusunda işbirliği yapmak ve sistemin Rusya’ya yönelik olmadığına dair verdiği söze inanılmasını istedi.
    Bu istek bölgesel pazarlarla çeşitlenmeye yönelen bugünün dünyasında, Rusya’nın geleneksel siyasi,ekonomi ve askeri gücüyle -hem, küresel barış,istikrar ve gelişmeye katkı sağlayacağı iddiasının karşılanıp-karşılanmayacağı -hem de, bu iddiaya esas aldığı Birleşmiş Milletler Teşkilatı merkezli uluslararası hukukun üstünlüğünün uluslararası sistem ağlarına yansıtılıp-yansıtılmayacağı ile ilgiliydi.

    *
    Bugün, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Rusya’dadır, iki ülke arasında ilişkilerin yeniden yapılandırılması,17-18 Haziran’da Kuzey İrlanda’da G-8 zirvesi vesilesiyle iki liderin görüşmesine hazırlık yapılıyor.
    Bir süredir tartışılan ABD füze savunma sisteminde Rusya ile işbirliği yolunda engellerin kaldırılarak iki ülke ilişkilerinin yeni müttefiklik düzeyine çıkarılması,
    Bundan hareketle uçuş yörüngeleri Rusya hava sahasından geçen Kuzey Kore ve İran nükleer füzelerine karşı işbirliği,
    Uluslararası ve Kuzey Kafkasya’da Rusya’yı tehdit eder duruma yükselen Suriye ve Irak’taki radikal muhalefetin engellenmesi konularında öncü projelerin hazırlanacağı umuluyor.

    *
    Nitekim ABD iki küsur yıldır süren Suriye savaşının yayılarak radikal bir çatışmaya dönüşmesinden endişe etmektedir.
    Washington’da birçok siyasi, çeşitli fırsatlarda yaptıkları konuşmalarda,Obama yönetimine çağrıda bulunarak bu savaşın bir an evvel durdurulması gerektiğini belirtiyor.
    Siyasi gözlemciler Obama’nın savaşı bitirmek için türlü diplomatik girişimi yapmasına rağmen bir kara harekâtını kesinlikle düşünmediğini söylüyor.
    Rusya’nın işbirliği ile Suriye ve Irak’ta radikal muhalefete birlikte engel olunmasından başka yol görülmüyor.

    *
    Ya da ABD’nin Yakın Doğu’da en büyük tehdit saydığı İran’ın nükleer sorununun dünya toplumunda uyandırdığı tedirginliğin düzeyini düşürmek üzere barışçıl nükleer programı için yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş uranyum sevkinin yapılması halinde esnek tutum alacağı öngörüsü üzerinde diplomatik arayışlarını sürdüreceği,
    Bu arayışlarını hava sahası nükleer füzelerin uçuş yörüngesinde olan Rusya’nın işbirliğiyle yapacağı da anlaşılıyor.

    *
    Kimi diğer sorunların da çözülmesi ardından meşruiyeti ve güvenilirlik sorunu ile tartışılan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde, ulusal çıkarları için ayrıcalıklı pozisyonlarını dünya siyasetinin belirleyicisi yapan “mevcut statüko” da değişebilecektir.
    Eski dünyayı düzenleyen NATO,IMF,Dünya Bankası ve AB gibi gerek ekonomik gerek siyasi kuruluşlarla uluslararası sistemin yeniden düzenlenmesi -yani, bugünün paylaşım kavgasının karşılıklı olarak “paylaşımın dengelenmesi”ne dönüştürülmesi mümkün olabilecektır.

    *
    Bu esnada Atatürk’ün “Bütün soy gururumuzu,Türk olmanın içinde buluruz” ifadesiyle çizdiği ulusal bütünlükte ve “Bağımsızlıkçı, Antiemperyalist ve Çağdaş” olmak idealizminde Türkiye Devleti,
    Kendi kaderine sahip çıkmayan, ulusal butünlüğü ve Türk’ün idealizmini ümmetçilik felsefesi dışında algılayamayan;
    Başbakan Erdoğan’ın 10 yıllık iktidarında, küresel lider kalmak hedefinde ABD’nin Osmanlı’nın ardından devlet yapılanmalarında Vatikan benzeri ekonomik güç olunması projesine yönlendirilmiş -iken,

    *
    Şimdilerde İslam ülkelerinin yaşadığı karmaşanın bu vizyonu daraltması ve -muhtemelen, ABD’nin paylaşım kavgasını karşılıklı olarak paylaşımın dengelenmesine dönüştürmesi mecburiyeti noktasında;
    Türkiye – şimdi,Suriye ve Irak jeopolitiğinde çıkarlarını teminen “bölgeyi kazanan petrolü ve Misak’ı Milli topraklarını da kazanır” dürtüsüne uğratılmış, tam manasıyla bir bataklığa çekilmiştir.

    *
    Erdoğan PKK’nın dağdan indirilip siyaset zeminine çekilmesini öngörüyor, 2023 ufkunu Türkiye topraklarından ve İran’ın batısından, Irak’ın kuzeyine,Suriye’nin kuzeyinden doğusuna ve Akdeniz’e ulaşan koridora kadar genişlemiş Orta Doğu Konfederal Devleti süslüyor.
    Oh ne alâ! Muhtemelen ABD’nin paylaşım kavgasını karşılıklı olarak paylaşımın dengelenmesine dönüştürmesi mecburiyeti halinde zengin kaynaklar üzerinde sömürgeci egemenliğe son vermek,bunların Kürdistan’daki etkilerini en son kalıntısına kadar tasfiye etmek,bağımsız ve birleşik bir Kürdistan’da demokratik bir devlet yönetimi kurmak düşüncesinde Kürt ulus devletinin oluşturulacağını,kendisi ve iktidarının bu düşüncenin yalnızca taşeronu olduğunu,iş bittiğinde bir kenara atılacağını hiç düşünemiyor ,… derken,

    *
    Suriye-Irak jeopolitiğini de kapsayan,ABD-Rusya ilişkilerinin yeniden yapılandırılması olasılığı karşısında Başbakan Erdoğan Türkiye’yi yönlendirdiği tüm politikalarda köşeye kıstırılmış olduğunu görmeye başladığının emarelerini veriyor.

    *
    Cumhurbaşkanı Beşar Esad,ABD yönetimindeki batılı güçlerin Suriye’yi ele geçirmek üzere hepsini bir düşünce şemsiyesi altında topladığı El Kaide ya da Nusra Cephesi gibi örgütlere verdiği bilumum destekle savaş yürüttüğünü söylemektedir.
    “Şahsi çıkarları için ülkesinin tümünü feda eder” ithamında olduğu Başbakan Erdoğan’a,”çok şey satın alıp satarak Filistin davasını sözde destekleyerek, Arap ve İslam arenasında kendilerine yer bulmaya çalıştı. Efendilerinin kendilerine biçtikleri rolü aşıp, kendilerine izin verilenin çok ötesine gitti. Bu rolden geri adım atması gerekiyordu. Ama Suriye’nin rolünde ısrar etmesi sıkıntı yaratmıştır. Bu nedenle Suriye davası, o’nun için siyasi açıdan sıkıntı yaratan ölüm- kalım meselesi haline geldi” ifadesiyle yeni reelpolitiği işaret ediyor.

    *
    Reelpolitik her an değişmekte -şimdi,Kürdistan üzerinden küresel paylaşım dengesi kurulurken,Başbakan Erdoğan dağılmaktadır,”Ey Beşşar Esed, vallahi bunun hesabını vereceksin. İnşallah, Rabbimin Müntakim sıfatı mucibince, Kahhar sıfatı mucibince, senin üzerine kutlu bir intikam olarak inecek. Allah izin verirse, bu caninin, bu katilin, dünyada hesaba çekildiğini görecek ve bundan dolayı hamdedeceğiz, şükredeceğiz. Yaşananlar, tahammül sınırlarını zorlar bir hale gelmiştir” diyor -ve,

    *
    Birleşmiş Milletler Teşkilatı meşruiyet ve güvenilirliği tartışmalarında çırpınan Güvenlik Konseyi’nden,”Batsın sizin uluslararası siyasetiniz. Uluslararası toplumun soykırım girişimleri konusunda uyanmasını bekliyoruz. Arap Ligi toplanmalı. Esed’in arkasında daha büyük trajediler bırakması önlenmelidir. Füzeler de kullanıyor, bombaları kullanıyorlar” diye imdat istiyor.

    *
    Küresel “paylaşım kavgası” yerini “paylaşımın dengelenmesi” sürecine bırakmaktadır.
    Kaçınılmaz, Başbakan Erdoğan’ın başına tüm haşmetiyle dünyanın göçmesi çok yakındır.
    O’nun emeklilik günleri yaklaşırken, bu hengamede Türkiye’nin yeni Sevr ile zarara uğramamasını teminen;
    Birincisi, ulusalcı güçlerin türlü anayasa değişikliği ya da yeni anayasa oyunlarına düşmemesi, ikincisi ulusal-milli merkezin büyütülmesi ve etkinleştirilmesi gerekiyor.

    8.5.2013

  • Rumların Büyük Yanılgısı

    Rumların Büyük Yanılgısı

    Rumlar ciddi ciddi tanınan bir devlet olduklarına inanarak ve de Rusya ve Fransa ile kurdukları derin dostluklara güvenerek hem Kıbrıs konusunda hem de doğalgaz konusunda büyük oynamayı tercih ettiler yıllar önce.

    Oynamaya oynadılar da, bu sefer oynadıkları büyük oyunun altında kaldılar.

    Kendilerini dokunulmaz sandılar, geleneksel “OXİ”lerini (HAYIR’larını) çekince her sorundan kurulacaklarını sandılar ama bu sefer güvendikleri dağlar kendilerine OXİ çekti.

    Avrupa Birliği’ne girişlerini görkemli gösterilerle, havai fişeklerle, meydanlarda içkinin su gibi aktığı eğlencelerle kutlamışlardı. Hedefleri Avrupa Birliğine üye tüm ülkeleri Türkiye’ye karşı kışkırtıp, adanın tümünü ele geçirmekti.

    Türkiye’nin üyelik başvurusunda olmadık engeller çıkarıp, Kıbrıslı Türkleri de BM’nin aldığı yüz karası 18 Kasım 1983 tarih ve 541 numaralı kararla dünyadan soyutlayıp kendilerine kul köle etmek için elden geleni yaptılar. Sandılar ki dünyayı kendileri idare ediyordu ve işler hep de öyle gidecekti. AB’yi arkalarına alacaklar ve hem Türkiye’yi hem de Kıbrıslı Türkleri adadan atıp adanın mutlak sahibi olacaklardı.

    Uluslararası Deniz Hukukuna aykırı olarak tek taraflı Münhasır Ekonomik Bölge ilan edebileceklerini, Amerikan, Rus, Çin, Fransız ve İngiliz şirketlerini işin içine bulaştırıp hepsini toptan Türkiye’ye karşı kışkırtacaklarını ve doğalgaz kemiğini de bu devletlerin önüne atarak Türkiye’ye Kıbrıs’tan çekilmesi için baskı yaptırabileceklerini sandılar.

    Ancak megalomanlar, kısa görüşlüler ve aptallar böyle davranabilir.

    15 Mayıs 1919’da İzmir’e 20 bin kişilik bir ordu ile çıkarak boylarına poslarına bakmadan Anadolu’nun Ankara’ya kadar olan batı kısmını fethedip idareleri altına sokacaklarını sanmışlardı, 9 Eylül 1922 günü 2 bin kişilik bir ordu kalıntısı ile İzmir’den kaçmak zorunda kaldılar.

    Türkiye’yi hiçe sayarak ve “Bekledim de gelmedin” şarkısını radyo ve TV’lerde çalarak Kıbrıs adasını Yunanistan’a ilhak amacı ile 15 Temmuz 1974 tarihinde Yunanistan’dan gönderilen subaylarla Kıbrıs’ta darbe organize ettiler. Darbeden hemen sonra da yaptıkları plan uyarınca önce “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti”ni kurdular sonra da “Enosis” ilan ettiler. Yani adayı Yunanistan’a bağladılar, güya.

    Adanın tümünü ele geçirip Yunanistan’a bağlamanın planını yapmışken Türkiye’nin Barış Harekatı ile hem adanın üçte birini ebediyen kaybettiler hem de ada sathında dağınık bir halde yaşayan Kıbrıslı Türklerin kuzeyde toplanarak kendi devletlerini kurmalarına neden oldular. Akıllanmadıkları için 1922 yılında yaşadıklarının Kıbrıs versiyonunu 1974 yılında tekrardan yaşadılar.

    Adanın tümünü ele geçirmek için Kıbrıs müzakerelerini incir ipi gibi uzatıp, kendilerinin tanınmış, Kıbrıslı Türklerin de tanınmamış statülerinin devamını sağlayıp Türkiye’nin en zayıf anını beklemeyi planladılar ama aniden karşılarına Türkiye faktörü, Ekonomik kriz ve doğalgaz sorunu çıktı. Çıktıdan da öteye dağ gibi dikildi.

    Doğalgaz şimdi Rumların başına bela olmuş durumda. Afrodit parselinde var olduğu iddia edilen doğalgaz satacak kadar çok değil, iç tüketim için ise çok fazla. Bu doğalgaz için bir tesis kurmanın astarı yüzünden pahalı. Bu nedenle 2. tura geçmek ve doğalgaz kaynaklarını ihracat yapabilecek düzeye çıkarmak istiyorlar. İstiyorlar istemesine ama ABD “Dur bakalım, Türkiye’nin itirazlarına kulak ver” diyerek bu işe çomak soktu. Rum lider Anastasiades’in İsrail ziyareti boşuna değil.

    Doğalgaz’ın söz konusu parsellerden çıkarılıp dünya pazarında satılabilmesi için Kıbrıs sorununun çözülmesi gerekiyor. Bu nedenle de BM, ABD ve İngiltere Rumlardan müzakereci atamalarını, müzakerelerin takvimini netleştirmelerini, müzakereleri sonbaharda başlatmalarını ve en kısa zamanda da bir çözümle sonlandırmalarını istemekte.

    İşte tam da bu noktada T.C. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun tarihi tanımlaması “Ya Taksim, ya çözüm” bu isteğin içine giriyor.

    Davutoğlu’nun mesajı net. Aslında BM, ABD ve İngiltere de aynı mesajı verdi Rumlara üstü kapalı olarak. “Müzakereleri Ortak devletin ilanı ile sonuçlandır. Çözüm olmazsa çözümsüzlük çözüm olacak ve adada 2 meşru devletin varlığı kabul edilecek” diye uyardılar Rumları.

    Ata ATUN

    e-mail: [email protected]

    8 Mayıs 2013

  • “Kadına şiddet,bir insanlık suçudur…”

    “Kadına şiddet,bir insanlık suçudur…”

                                                   Son yıllarda birçok devlet ve özel üniversitelerinde toplumu yakından ilgilendiren toplantı, sempozyum ve açık oturumlar yapılıyor. Bu etkinliklerin çoğunun uluslar arası boyutta olması daha da önemlidir. Ancak, izleyebildiğimiz kadarı ile bu etkinlikler gerektiği kadar geniş kitlelere iletilemiyor. Yapılanlar, yapıldığı yerde kalıyor. Hâlbuki toplumu çok yakından ilgilendiren, bir anlamda bilgi niteliği taşıyan bu etkinliklerin medyanın her ayağı kullanılarak geniş kitlelere ulaştırılması ve yaygınlaştırılması gerekiyor.

                                                 Biz, özellikle Türk Dünyası ile ilgili çoğu etkinliklere katılıyoruz. Bazılarına da katılmamız mümkün olmuyor. Ancak, toplumu yakından ilgilendiren ve çok önemsediğimiz bazı etkinlikleri de katılamazsak bile, köşemize taşıyarak değerlendirmeye çalışıyoruz, okurlarımızla buluşturuyoruz. Bugün de Giresun Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (GÜKAM) ve Giresun Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümü tarafından 6-7 Mayısı 2013 tarihleri arasında düzenlenen bir çalıştaydan söz edeceğiz. “Cinsiyetlerarası Eşitsizliğin ve Kadına Yönelik Şiddetin önlenmesinde Devletin Politikaları ve Sivil Sorumluluk” konulu sempozyum başarılı bir şekilde gerçekleştirildi.

                                                     SORUNLAR GÜNDEME TAŞINDI

                                                        Kadına şiddet, günümüzün en önemli sorunların biridir. Alınan tüm önlemlere rağmen, kadına uygulanan şiddetin önünün alınamaması da kanayan ayrı bir Yaradır. Giresun’daki toplantıda konuşmacılar özellikle şu noktaları gündeme taşıdılar:

                                                1.- Kadına yönelik şiddet insan hakları ihlalidir. Kadına uygulanan şiddet ayrıca bir insanlık suçudur.

                                              2.- Türkiye’de de tüm dünyada olduğu gibi eğitim ve şiddet arasında bir ilişkinin var olduğunun altı çiziliyor.

                                              3.- Refah düzeyi daha düşük olan ailelerde şiddet olayları daha fazla yaşanıyor.

                                              4.-200 yıldan bu yana kadın sorunları masada bulunuyor.

                                              5.- Eğitimli toplum, eğitimli anneden geçiyor.

                                              6.- Toplumsal ve siyasal alanda kadın varlığı artırılmalıdır.

                                                     “KADINA KARŞI AYRIMCILIK OLMAZ”

                                              Aslında bugüne kadar kadına uygulanan şiddetle ilgili çok toplantı yapıldı, çok konuşuldu, ancak bu şiddetin önüne geçilemedi. Burada önemli olan, bunun önleminin alınması ve kadına uygulanan şiddetin son bulmasıdır. Bu konuda üniversiteler, medya, sivil toplum kuruluşları ortak bir çalışma yapıp, hazırlayacakları raporu Hükümet ile paylaşarak şiddeti önleyici önlemlerin devreye girmesini sağlamalıdırlar.

                                              Ortada, kadına şiddetin nelerden kaynaklandığı artık biliniyor. Her toplantıda, ya da her köşe yazısında bunları vurgulamak da çözüm getirmiyor. Çözüme yönelik çalışmaların ivediyle yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Giresun Üniversitesi’ndeki toplantıda da yine bazı öneriler gündeme getirildi, çözüm yolları gösterildi. Bizim söylemek istediğimiz, bunlar orada kalmamalıdır.

                                              Uluslar arası ve akademik boyut taşıyan ve dünyanın birçok yerinden katılımcının konuk olduğu bu toplantıda alınan kararların kadına şiddetin ortadan kaldırılmasında yol gösterici olacağını inanmaktayız. Yerimizin darlığı nedeni ile bu konuşmalardan bazı alıntılara yer veremiyoruz. Ancak Rektör Prof. Dr. Aygün Attar’ın konuşmasının giriş bölümü toplantının özünü ortaya koyması açısından bu kısmı sizlerle paylaşıyoruz:

                                                        “Kadınlarımızın toplumsal alanda kendine yer edinmesi ve öneminin artması, kadına yönelik ayrımcılığın ve şiddetin önüne geçmede en önemli basamaklardan biridir. Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığa ilişkin mevzuatın uluslararası standartlar bağlamında yorumlanması, var olan yasal düzenlemelerin uluslararası standartlara ulaştırılması, kadınlara yönelik eğitim ve araştırma projelerinin yürütülmesi, kadınlara karşı her türden ayrımcılık ve şiddetin önlenmesi ve uygulanmasına katkıda bulunmak  ve bu bilincin sürdürülebilir kılınmasını sağlamak amacıyla Giresun Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (GÜKAM) bu Sempozyumu ve Sanat Çalıştayı’nı gerçekleştirmektedir.”

     

     

                                                         

  • Yetmiş/Seksen/Doksan – PKK ve Surece Destek

    Yetmiş/Seksen/Doksan – PKK ve Surece Destek

    rifat serdaroglu
     Rifat SERDAROĞLU
     [email protected] 06 Mayıs 2013 Pazartesi

    Balık Ayhan, Roman havası için tempo tutarken bağırıyordu;
    Yetmiş-Seksen-Doksan-Yüz / Havada yüz-Karada yüz…

    Türkiyelinin hesabı da aynen Balık Ayhan’ın temposu gibi oldu. Elli-Altmış derken “Hamdolsun, sürece destek %70’e çıktı”, dedi ve ekledi;
    “CHP-MHP-Eski Siyasetçiler ve diğerleri, İşçi Partisinin peşine takıldılar, bunlar vagon oldular.”

    Hâlbuki kimin vagon, kimin lokomotif olduğu o kadar açık ki, görmemek için
    ya kör, ya da hain olmak lazım.
    Türkiyeli, Kızılcahamam’da kendi milletvekillerine şunları söyledi;
    “Akil İnsanlar çok değerli kişiler. İçlerinde akademisyenler- gazeteciler-sanatçılar var. Bunların hepsinin toplumda karşılığı var. Çok faydalı çalışmalar yapıyorlar. Onları iyi karşılamamız lazım.”

    Aynı gün BDP Grup Başkan Vekili Pervin Buldan;
    “Akil İnsanlar Komisyonunda çok değerli insanlarımız, akademisyenlerimiz, yazarlarımız ve kadınlarımız var. Bu komisyonda bizim önerimizle alınan arkadaşlarımız var. Dolayısıyla bu insanları en iyi şekilde ağırlamalıyız.”

    Yine aynı gün BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş;
    Yapılan anlaşma gereği PKK dağlardan çekiliyor. Buradaki Tugaylar-Taburlar da boşaltılsın. TC operasyon yapmaya kalkarsa, köylüler Askeri konvoyların önüne geçmeli” dedi.

    Hemen arkasından Gülten Kışanak;
    Süreç sonunda önder Öcalan özgür kalacak. Bu kesindir. Yakında Öcalan’a kavuşacaksınız.

    Akil İnsanlar denen komisyonun yarısını BDP, yani PKK, yani Cani Öcalan seçti. Türkiyeli de kabul etti ve bunlara toz kondurmuyor, el üstünde tutuyor. Devletin araçları emirlerinde, en lüks otellerde ağırlanıyorlar. Yedikleri önlerinde, yemedikleri şimdilik arkalarında duruyor. Türk Milletinin parasıyla, Türk Milletinin değerlerine hakaret ediyorlar.
    Komisyondaki Kürtçü-Bölücüler Öcalan, Şeriatçı-İslam Devleti yanlıları Erdoğan, dolgu malzemesi sanatçılar da sos olarak Yalçın Akdoğan-Ömer Çelik kontenjanından oluşturuldu.

    Bunlar her gittikleri yerde zehir saçmaya devam ediyorlar.
    Erdoğan ise Türk Milletini aptal yerine koyduğunu zannetmeye devam ediyor.
    Pervin Buldan, bu komisyona biz arkadaşlarımızı verdik diyebiliyor.
    Demirtaş, iyice azıtmış, Türk Ordusu Türk topraklarından çekilsin diyebiliyor.
    Kışanak, Öcalan serbest kalacak, anlaştık diyebiliyor.
    Erdoğan bu densizliklere cevap vereceği yerde, onları destekliyor bu arada da bilyecilerle kavga ediyor.

    Türk Milleti artık gerçekleri görmeye başladı.
    Lokomotif olarak en önde Cani Öcalan var. Erdoğan’ı parmağında oynatıyor.
    İkinci vagon, PKK ve Kürtçü-Bölücüler.
    Üçüncü vagon, Kürdistan’ın kurulmasını isteyenler.
    Dördüncü vagon, Federe İslam Devletini isteyen Cemaat ve Tarikatçılar.
    Beşinci vagon, Barzani ile işbirliği içinde bulunan avantacı takımı.
    Son vagon da, bütün tozu-dumanı yutacak ve hesap verecek AKP!

    Anladınız mı Türkiyeli, kim vagon kim lokomotif?
    Siz hala Tek Devlet demeye devam edin. Bakın adamlar, Türk Ordusunu artık şehirlerinde-dağlarında istemiyorlar. Bu çapulcu takımı nereden buldu bu cesareti? Kim verdi onlara bu gücü?
    Bölücü-Kürtçü takımı, AKP Hükümetinden ve Başbakandan cesaret almasa, yaşadıklarımızı beraberce planlamasalar, bu derece pervasızca davranabilirler miydi?

    AKP’ye oy veren vatandaşlarımız, hala gerçekleri görmüyor musunuz?
    Erdoğan’ın, Öcalan’ın peşine takılıp, partinizi onun vagonu haline getirdiğini anlayamadınız mı?

    Bu korkunç olaylar karşısında Türk Vatanı için hiç mi endişe etmiyorsunuz?

  • 1915 Van İsyanı-1

    1915 Van İsyanı-1

    NİSAN/ MAYIS–1915 VAN İSYANI
    – 1 –

    Birinci Cihan Savaşı’nın ilk aylarında Osmanlı cephelerinde iki büyük saldırı harekâtı planlanmıştı. Birisi o dönemin ünlü görüşü “Pan Turanizm” ideali için yapılan “Sarıkamış Harekâtı” diğeri ise “Pan İslam” ideali için yapılan “Kanal Harekâtı”dır. Her ikisi de ustaca ve büyük düşünülerek hazırlanmış planlar olmasına rağmen, uygulama safhasında hazırlık ve kapasite yetmezliği nedenleriyle başarısızlığa uğramıştır. Sarıkamış harekâtı 23 Aralık 1914 ile 2 Ocak 1915 arasına cereyan etmiş 60.000 ‘e yakın zayiata sebep olmuş, bir askeri felâket halini almış ve Ordu’nun taarruz gücü’nün eksilmesi bir yana, savunma gücünü de etkilemiştir.
    Bu olay sırasında Türk Bölgesi’nde yaşayan Ermenilerin, her türlü imkânı kullanarak Rus birliklerine istihbarat topladıklarını inkâr etmenin bir faydası yoktur. Bu muharebeler süresinde bölgede yaşayan Ermeniler düşmanla tam bir işbirliği içinde, kendi anavatanlarına ihanet suçu işlemekteydiler. Bu konuda, Van şehrinde geçen olaylar, insanlık adına ibret alınacak ve Türk-Ermeni sorunu tartışılırken asla hatırdan çıkarılmaması gereken olaylar olarak dikkatle incelenmelidir.
    1915 yılının ilk aylarında Van’daki Ermenilerin, Rus taarruzunun arifesinde başlattıkları isyan hareketi, aynı zamanda isyanın en güçlü olduğu Nisan ve Mayıs aylarında Ermenilerle ilgili radikal kararların alınmasının en önemli nedenlerinden biri olacak ve “Tehcir Olayı”nın, “Ermeni İsyanı nedeniyle Devlet tarafından bir tedbir olarak mı ortaya çıktı? Yoksa tam tersi “Ermeni isyanları” mı “Tehcir” nedeniyle başladı şeklindeki tartışmalarına açıklık getirecektir. Bu arada okurlarımızın dikkatini, günümüzdeki PKK olayları ile benzerlikler üzerine çekmek isteriz.

    1915 VAN İSYANI
    Meşrutiyetin ilânından sonra, Ermeni komitecileri, hem Ermenilerin sırtından geçiniyorlar hem de kendilerine birer mevki hazırlamayı ihmal etmiyorlardı. Ermeniler üzerinde büyük etkinliği olan çoğu dışarıdan gelmiş bu grubun, tıpkı günümüzün PKK militanları gibi bazıları milletvekili, bazıları da komisyoncu, ihtilâl kışkırtıcısı ve silah kaçakçısı oldular ve büyük paralar kazandılar (1) İngiliz, Rus ve Fransız konsolosları, Van’daki komitecilerin akıl hocalığını yapıyorlardı. (2) En önemli konulardaki görüşmeler ve plânlamalar Rus konsolosluğunda yapılmaktaydı. Seferberliğin ilanına kadar meydana gelen olaylar, komitecilerin tertipleriyle çıkarılmış “siyasi cinayetler” den başka bir şey değildi.
    Osmanlı Devleti’nin 1330 (1914) yılı nüfus istatistiğine göre Van nüfusu 259.141’di ve bu nüfus içinde Ermenilerin sayısı 67.792 olarak belirtilmiştir. (3) Bu rakam, Toplam nüfusun %26’ya yakın bir kısmının Ermeni olduğunu, yani bu ilde Ermenilerin oldukça yoğun bulunduklarını ifade etmektedir. Rus ve İran hududuna yakın olması nedeniyle de isyancı ve anarşist faaliyetler için oldukça cazip bir bölgedir. 1896 Haziran’ında patlak veren birinci Van isyanından beri de hareketli bir ihtilâl merkezidir. (4) Bölgeyi yakından inceleyen İngiliz Yüzbaşı Norman’ın raporunda (5) ve İngiliz Konsolosu Williams’ın daha sonra ünlü Mavi Kitapta da yayınlanan raporunda Ermeni isyanı ile ilgili şu görüşler yer almaktadır: (6)
    “Gazetelerde yayınlanan Ermeni sorunu konusundaki yazılar doğru değildir. Bunlara ait yazılanların hepsi yalandır…”
    Osmanlı İmparatorluğu’ndaki bazı yabancı görevliler ve bazı batılı gazetecilerin Ermeni Meselesi hakkına doğru bilgi vermelerine rağmen, özellikle İstanbul’daki yabancı ülke elçilerinin ve bu elçilerin ait olduğu ülkelerin dış politikası ve Osmanlı topraklarında yoğunlaşan çıkarları nedeniyle gerçekleri ters yüzü ederek, kendi kamuoylarına böyle yansıtmalarına sebebiyet vermiştir. Durumun bu şekli almasında, tabii ki Misyonerlerin de büyük rolü olmuştur.(7) Van’da 1890’larda başlayan bu hareketlenme ve örgütlenme; Cihan Savaşı’nın başlaması ile birlikte silahlı isyan hareketlerine dönüşmeye başlamıştı.
    Hınçak ve Taşnak örgütlerinin talimatıyla bölgede köylere kadar muntazam teşkilatlar kurmuş olan (8) Ermeniler; Savaşla birlikte önce silahsız ve daha sonra silahlarıyla birliklerinden kaçarak Rusya ve İran’a geçtiler. Ünlü komiteciler Antranik, Muşlu Simpat, Rusya’da yerleşmiş olan Vanlı Hamazosp gibi liderlerinin yanında üçer, dörder yüz kişilik taburlar teşkil etmeye ve Hoy ve Dimon bölgesinde Rus Subayları’nın nezaretinde savaş eğitimi görmeğe başladılar. Hatta savaş ilanından önce bile bu çetelerle sınır muhafızları arasında çeşitli çarpışmalar başlamışdı.(9)
    29 Kasım 1914’de Van isyanına ilişkin ilk işaretleri belirten haber Jandarma Tümen Komutanı Kazım (Özalp) Bey’den geldi.(10) Kazım Bey mesajında: “yakalanan iki casusun ifadesine göre bu günlerde Van Vilâyetinde bir isyan çıkarılacağı anlaşılıyor. Düşman ele geçirdiği bölgelerdeki Müslümanların silahlarını toplayıp Ermenilere veriyor, onlardan kıtalar kuruyor, Tümende silahları alınan Ermenilerin tamamı kaçmıştır” diyordu.
    Bir gün sonra 30 Kasım’da Van Valisi Cevdet Bey, telgrafında, “Ermenilerin bir olay çıkarmamalarına çalışıyorum. Rus kuvvetleri Kotur’dan ilerlemektedir. Jandarma Tümeninin bu kuvvet karşısında uzun süre direneceğini sanmıyorum. Aileleri Bitlis’e göndermeye başlayacağım” diyordu.(11)
    Van vilayetinden 2 Aralık 1914’te İçişleri Bakanlığına gönderilen telgrafta “Selmas bölgesindeki bütün Ermeniler Ruslarla birlikte çalışıyorlar. Sınır boyundaki çetelere kumanda eden, vaktiyle Taluri (İkinci Sasun) isyanını yapan meşhur Antranik ve arkadaşlarıdır.”(12) deniyordu.
    Erzurum Valisi Tahsin Bey’in 20 Aralık’ta Başkumandanlığa yolladığı rapor da şu bilgiler vardı:
    “Van’ın Karçıkan ve Gevaş kazalarında yaşayan Ermenilerde isyan emareleri vardır. Bölgedeki telgraf telleri kesilmiştir… Bitlis’ten bu bölgeye jandarma ve Milis gönderilmiş ve çarpışmalar başlamıştır. Kuvvetlerimiz az ve Milislerin silahları yetersiz olduğundan takviye kuvvetlerine ihtiyaç vardır.” (13)
    Ermeni komiteleri Van ve diğer il temsilcilerine şu tebligatı gönderdiler: “Ruslar Başkale ve Saray istikametlerinde ilerleyecekler, arkadaşlarımız beraberdir. Yaklaştıkları mahallelerde bütün taraftarlarımız silahlı olarak onlara katılacaklardır. Rusların tam olarak galip gelmesi halinde istediğimizi yapabiliriz. Merkezde kuvvet toplandı, şimdiden başlarsak fazla kan dökülecek ve yolların karla kaplı olması nedeniyle seri müdahalelere yapamayacak ve dâhildeki taraftarlarımızı da tehlikeye düşürebileceğiz. Bu nedenle Rusların yaklaşmasını beklemeliyiz.”(14)
    Bu tebligatı vaktinde alamayan ve daha önceki talimatı vaktinden önce uygulayan bazı köyler hemen harekete geçerek Havosar nahiyesindeki birkaç jandarmayı, Gevaş Kadısı İsmail Hakkı Efendiyi şehit ettiler. Gevaş ve Bitlis sınırındaki Karçkan’da jandarma karakollarına taarruz edip, telgraf tellerini kestiler. Önemli yol ve yerleri işgale kalkıştılar. Bu şekilde komitecilerin vaktini bekledikleri olaylar kararlaştırılan zamandan önce başlamış oldu.(15)
    25 yıla yakın bir süreden beri çok iyi bir şekilde hazırlanan ve teçhiz edilen çetelerin ve Doğu Anadolu’da yaşayan Ermenilerin büyük çoğunluğunun bu günlerde sabırsız davranmalarının en büyük nedeni Türk Ordusu’nun Ruslar karşısında Sarıkamış’ta aldığı ağır yenilgidir. 60.000 den fazla insan gücü, silah ve malzemeyi soğuk kış şartlarına ve Ruslara terk eden Türk Ordusu, 3’ncü Ordu; ancak 20.000 kişilik bir kuvvete inmişti. Bu ordunun yeniden teşkilatlanması için Hafız Hakkı Paşa görevlendirildi. O da 1915 Mart’ında Erzurum’da Tifüs’ten öldü. 1915 Şubatında uygulanan Bölgesel Seferberlik nedeniyle; askerlik çağındaki bütün erkek nüfusun askere alınması kararlaştırılmış ve bu nedenle Doğu’daki Türk Köyleri erkeksiz ve savunmasız kalmıştı.

    DİPNOTLAR:

    (1) Faiz Demiroğlu, Van’da Ermeni Mezalimi (1895–1920) s.57 (Ankara – 1985); Ermenilerin Yaptıkları Katliamlar, Rus Generali Mayevski, s.26 (Azmi Süslü), Ankara Üniversitesi –1986).
    (2) F. Demiroğlu, a.g.e., s.57, Mayevski, s.32.
    (3) E.Uras, s.142–144, Osmanlı Ülkelerinin 1330 yılı Nüfus İstatistiki, Dahiliye Nezareti Sicil Genel İdaresi Müdürlüğü, İstanbul Hilal Matbaası, 1336.
    (4) Ergünöz Akçora, Van ve Çevresinde Ermeni İsyanları (1896- 1916), s.XVI, (İstanbul – 1994).
    (5) C.B. Norman: Ermenilerin Maskesi Düşüyor, s.12-13 ( Ankara Üniversitesi-1993)
    (6) Aynı Eser, s.14.
    (7) Aynı Eser, s.14–15.
    (8) Ergünöz Akçora a.g.e, s.6–10; Hulki Saral Ermeni Meselesi, s.180 (Ankara –1970).
    (9) Em.Alb. Faiz Demiroğlu, Van’da Ermeni Mezalimi (1895–1920) s.57–58 (Ankara – 1985).
    (10) Genelkurmay, Arşiv No: 4/3671, KLS 2818, Dosya 59, F–2–54 ve 2–55.
    (11) Genelkurmay, Arşiv No. ½, KLS.4, Dosya 23, A.F-4, Gürün a.g.e., s.203.
    (12) Kamuran Gürün : Ermeni Dosyası, s.203 ( TTK, Ankara- 1983)
    (13) Genelkurmay Arşiv No.1/1, KLS. 4, Dosya 23A, F.5.
    (14) Ermeni Komitelerinin Amâl ve Herakât-ı İhtilaliyesi, s.260–261.
    (15) Faiz Demiroğlu, a.g.e., s.58-59.

    Dr. M. Galip Baysan