Blog

  • Biber gazi ve AİHM’nin Ali Güneş karari… ORNEK

    Biber gazi ve AİHM’nin Ali Güneş karari… ORNEK

     

    Ali Güneş davası

    Taksim olayları gösteriyor ki, insan haklarına önem veren devletimizde ve polisimizde, biber gazının güzel koku saçan bir sprey gibi serbestçe ve gelişigüzel bir biçimde kullanılabileceği, silahsız, barışçı gösteri yapan insanların yüzüne sıkılabileceği gibi yaygın bir kanı var.

    AİHM’nin Ali Güneş (10.04.2012) kararı ve Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi raporları bunun böyle olmadığını söylüyor.

     

    Ali Güneş bir öğretmen. 2004 yılında Mecidiyeköy’de bir grup arkadaşı ile birlikte oturarak barışçı bir protesto eylemi yapıyor. “Dağılın” uyarısına karşın eylemi sürdürünce, polis göstericilere biber gazı sıkıyor ve güç kullanıyor. Arkasından Ali Güneş polis merkezine götürülüyor. 11 saat sonra serbest bırakılıyor. Ali Güneş serbest bırakıldıktan sonra, Haseki Hastanesi’nden doktor raporu alıyor.

    AİHM, biber gazının, solunum yolu sorunlarına, kusma, göz rahatsızlıkları, göğüs ağrısı, alerji, deri hastalıklarına yol açabileceğini, yüksek dozda kullanılırsa solunum ve sindirim yollarında hücre hasarı ve akciğerde sıvı toplanmasına, iç kanamaya neden olabileceğini belirtiyor. Biber gazının sağlık açısından doğurabileceği bu sakıncaları göz önünde tutarak başvurucunun yüzüne biber gazı sıkılmasının ve bundan kaynaklanan fiziksel ve zihinsel acının kötü muamele oluşturduğu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3 maddesini ihlal ettiği sonucuna varıyor.

    AİHM ayrıca, başvurucunun, savcının soruşturma yapmadan 48 saat içinde takipsizlik kararı vermesine ilişkin şikâyetini inceliyor. Takipsizlik kararının devletin etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğüne aykırı olduğuna, dolayısıyla Sözleşme’nin 3 maddesinin bir de bu nedenle ihlal edildiğine karar veriyor. Sonuçta devleti 10 bin Avro manevi tazminata mahkûm ediyor.

    AİHM’nin de kararında gönderme yaptığı Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (İÖK) raporunda, biber gazının tehlikeli bir madde olduğuna ve özellikle kapalı yerlerde kullanılmaması gerektiğine önemle işaret ediyor. Oysa son olaylarda, polis CHP’nin Ankara İl Merkezi ve başka kapalı yerlerde bol miktarda biber gazı kullanmaktan çekinmedi.

     

    İÖK’nin tavsiyeleri

    İÖK raporunda, açık yerlerde de biber gazının çok istisnai durumlarda kullanılması gerektiğini, kullanıldığı zaman da sağlığa verilecek zararı giderecek önlemlerin alınmasını, örneğin biber gazına maruz kalanların derhal doktora ulaşmasının sağlanmasını ve etkilerini ortadan kaldıracak ilaç verilmesini tavsiye ediyor.

    İÖK’nin tavsiyeleri arasında şu hususlar da yer alıyor:
    – Biber gazının hangi durumlarda kullanılacağı hakkında güvenlik güçlerine açık talimat verilmeli ve bu talimat
    mutlaka kapalı yerlerde kullanılmasını yasaklamalı.
    – Biber gazının kullanılması konusunda güvenlik güçleri özel bir eğitime tabi tutulmalı.
    Gezi Parkı olaylarından, Türk makamlarının ne AİHM’nin kararını, ne de İÖK’nin tavsiyelerini okumadıkları, okuduysalar da kulak asmadıkları anlaşılmakta. Nasıl ki Başbakan bile güvenlik güçlerinin biber gazını orantılı bir biçimde kullanmayı bilmediğini kabul etti. Ancak bu kabul, güvenlik güçlerinin biber gazı kullanma yöntemlerini değiştirmedi.

     

    Vatandaş ne yapabilir?

    Biber gazına maruz kalan vatandaşların önce derhal hastaneden bir rapor alarak savcılığa suç duyurusunda bulunmaları, ondan sonra da savcının takipsizlik kararından itibaren bir ay içinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapmaları olanağı var. Anayasa Mahkemesi başvuruyu reddederse, 6 ay içinde AİHM’ye başvurabilirler ve manevi tazminat talep edebilirler.

    Bu arada belki de ilgili makamlar AİHM kararına ve İÖK’nin tavsiyelerine uyarlar ve demokratik toplumlarda barışçı gösterilerin karşılığının biber gazı değil “halkın sesini” dinlemek olduğunu kabul ederler.

    Rıza TÜRMEN/ CHP Milletvekili, Eski AİHM Yargıcı

    4 Haziran 2013

  • G8 LİDERLERİ İSLAMCI RADİKALİZMİN LİDERİNE KARŞI

    G8 LİDERLERİ İSLAMCI RADİKALİZMİN LİDERİNE KARŞI

    Dünyada yaşanan krizde bir sektörde ya da bir ülkede yaşanacak krizin kolayca komşu ülkelere,bölgeye -hatta,dünyaya yayılma olasılığı ülkeleri işbirliğine zorluyor.
    Küresel lider bir ülke ve çevresinde bölge lideri ülkelerle çeşitlenen yeni bir dünya kurulurken, ülkeler birbirlerinin çabalarını gölgelemek yerine birbirlerini tamamlayıcı politikalar geliştirmeye, fikir ayrılıklarını barış görüşmeleriyle çözmeye yöneliyor.

    *
    Nitekim, Kuzey İrlanda/Enniskillen kentinde toplanan G8 Zirvesi’nde liderler sosyal ve ekonomik gelişme konularında pozisyonlarını uyumlaştırma kararı almıştır.
    Küresel ekonomik büyüme ile istihdamı teşvik etme, küresel mali ve borçlanma krizine yol açan dengesizliklerin ortadan kaldırılması gibi konularda anlaşmışlar,
    Üyelerin farklı görüşleri olmasına rağmen iç savaşı komşu ülkelere, bölgeye ya da dünyaya yayılma potansiyeliyle tek başına küresel dengenin merkezinde yer alan Suriye sorununu çözümlemek ve Suriyelilere istedikleri değişiklerde yardımcı olmak kararına varmışlardır.

    *
    İngiltere Başbakanı David Cameron, Suriye konusunda anlaştıkları hususları şöyle formülize ediyor.
    “Geçici bir yönetimi sağlayacak Cenevre sürecini desteklemek; Irak’tan dersler çıkararak devletin temel kurumlarının geçiş sürecinde korunmasını sağlamak; Suriye’yi teröristlerden ve aşırılık yanlılarından arındırmak için çalışmak; kimyasal silah kullanımını önlemek; Sünni, Şii ya da Alevi değil tüm Suriyelilerin onayını alan bir Suriye hükümetini desteklemek!”

    *
    Liderlerin bu kararlarında,
    Birincisi,Suriye’den gelişen İsrail’i merkezde tutan Sünni-Şii/Alevi eksenindeki yüksek gerilimin İsrail’in bölgedeki geleneksel güvenlik ortaklarından izolasyonuna neden olduğu -hem,Ortadoğu barışı için umutları tükettiği -hem de,İsrail’in güvenliğini sekteye uğrattığının görülmesi,
    İkincisi,Arap Baharı’nda ABD’nin adına çalışan -şimdi,Suriye’de ve çoklukla Türkiye’de olan “İslami Cihad” felsefeleriyle İslamcı radikal örgütlerin küresel tehdit oluşturduklarının anlaşılması ve etkisizleştirilmeleri için bütün ülkelerin birlikte istihbarî ve operasyonel destek vermeleri gereği,
    Üçüncüsü, dağınık ve zayıf Özgür Suriye Ordusunun üstünlük sağlayamaması -o yüzden,olası bir barış halinde hem ABD tarafı hem de Suriye tarafı arasında hesabın kesileceği alanın suç çetelerine verdiği lojistikle Türkiye olacağı konusunda hemfikir kalmalarının etkin olduğu anlaşılıyor.

    *
    Bu çerçevede G8 Zirvesi’nden -bir süredir, işleyen bir plana güçlü bir destek çıkmıştır.
    Buna göre İsrail’in güvenliği merkeze alınmış ve Filistin ile yeni bir barış sürecinin başlatılması ve sürdürülmesini teminen,
    Suriye ve İran sorunlarının diplomatik ve siyasal müzakerelerle çözülmesi,
    Türkiye,Suriye,Irak’ta yuvalanmış İslami radikalizmin dini ve siyasi liderleri ve kadrolarının tasfiyesi,
    Kimi diğer uluslararası sorunların da çözülmesi ardından meşruiyeti ve güvenilirlik sorunu ile tartışılan BM Güvenlik Konseyinde, ulusal çıkarları için ayrıcalıklı pozisyonlarını dünya siyasetinin belirleyicisi yapan mevcut statükonun değişmesi işbirliğinin yürütülmesine hız verilmiştir.

    *
    İşte, liderler geçiş hükümeti ve yeni Suriye’nin kurulmasının kapısını aralayacak Cenevre Konferansı’nda “Esad’ın görevini bırakması” çağrısından vazgeçmiştir -ama, konferansın tarihi de haziran’dan temmuz ayına -derken, ağustos ayına ertelenmiştir!
    Çünkü G8 liderleri 1.5 milyar dolarlık yardımla Suriye’de insani yardımı arttırmak ve bir iyileşmenin hissedilmesini,
    İslamcı radikal örgütler dışında zayıf Özgür Suriye Ordusuna petrol karşılığı silah satarak Yeni Suriye kurulması sürecinde güçlü rejime karşı bir denge tutturmaya,
    Kimyasal silahların yayılmasını, İslamcı radikallerin ellerine geçmesini önlemeye yönelik bir programın başlatılmasına öncelik vermektedir.
    Daha da önemlisi Suriye’de artan İslamcı radikalizmin aşırıcılık tehdidinden endişeli liderler;Suriye hükümetine ve muhalefetine Cenevre Konferansında El-Kaide bağlantılı tüm örgütlerin ve ayrı şahısların lağvedilmesi ve Suriye’den kovulması konusunda ortak bir pozisyon sergileme davetinde bulunuyor -ki,Türkiye’de Başbakan Erdoğan çok rahatsız oluyor.

    *
    Açıktır -ki, Rusya Suriye’de 93 bin insanın hayatını kaybetmesi faturasının yalnızca Esad rejimine kesilmesinin muhalifidir.
    Kuşkusuz Erdoğan iktidarını Suriye Devletinin iç işlerine müdahale etmek, barışı tehdit edici uygulamalarda bulunmak,sorunları barışçıl yollardan çözme yerine savaş yöntemlerine başvurmak, hukuku ihlal edenlerle yardımlaşmak ve iç savaşı körükleyerek uluslararası hukuku ihlal etmekle töhmet ediyor; G8 ülkelerinin diğer 7’sini etkiliyor…

    *
    Hoş, diğer 7 lider bir zaman ve bir şekilde özel kuvvetleri ve istihbarat ajanları ile Türkiye’de ve Arap ülkelerinde besleyip yetiştirdiği İslamcı dini ve siyasi liderler, siyasetçiler, İslami özgürlük savaşçıları ve aktivist kuruluşlarla oluşturmak istedikleri,
    Dinin demokrasiye aykırı olmadığı düşüncesinden geliştirilen İslam Birliği düşüncesinin akla-bilime ve vicdan-düşünce özgürlüğüne değil taassuba dayalı toplumlar oluşturduğunu fark etmiştir.
    Cemaat ya da tarikatların Tunus’ta,Libya,Mısır,Suriye,Türkiye gibi ülkelerde kitleleri çağdaş düzeyi sorgulama, yakalama ve aşma anlayışından,insan hakları,düşünce, inanç ve girişim özgürlüklerinden,laik hukuk devleti, katılımcı demokrasi,liberal ekonominin benimsendiği bir toplumsal düzenin oluşmasından alıkoyduğunu -bizzat, İslami radikalizmi üretmekten başka bir şeye yaramadığını,
    radikalizmi üreten felsefelerin BM İnsan Hakları kapsamında olamayacağını yaşanılan bir çok tecrübe ile anlamışlardır.

    *
    Eşbaşkan Erdoğan, G8 liderlerinin ABD ile Rusya’nın koordinasyonunda başlattığı bu sürecte İslam Birliği’ni ve bu düşün her alanda ürettiği radikalizmi hedef aldığını biliyor.
    Bir süre önce Tunus,Fas,Cezayir’de yıllarca İslam Birliği hedefinde ortaklaştığı liderlere yaptığı ziyarette, Cenevre Konferansının Esad’sız yapılmasına destek istemiş -bu suretle,Suriye’de işlenen suçların yalnızca Esad’a yıkılması ve İslam Birliği hayalinin sürüklenmesini ya da doğrudan-doğruya üzerine atılı suçlardan kurtulmayı öngörmüştü.
    Aynı hedefte bir diğer kardeşi Mısır Cumhurbaşkanı Mursi de Suriye’de Esad rejimini tanımadığını ilan etmiştir-ki,sürgit konferans tarihinde rötarlar oluşuyor.

    *
    Halbuki G8 liderleri BM merkezli uluslararası hukukun üstünlüğünün uluslararası sistem ağlarına yansıtılması suretiyle kurulacak yeni dünya yolunda İslami radikalizminin mutlaka bertaraf edilmesi kararını vermiştir.
    Yurtdışında da sıkışan Erdoğan siyaseti kefen giymek mertebesine düşürmüş karakteriyle çıkmayan canından umudu kesmiyor.
    G8 liderliğinde dünyayı İslamcı kriz ile tehdite devam ediyor, bütün dünyanın bir ağızdan ” Yeter Tayyip İstifa et” demesine az kalmıştır…

    20.6.2013

  • SİGARANIN DUMANI

    SİGARANIN DUMANI

    SİGARANIN DUMANI

    Hüseyin MÜMTAZ

                    1957 yapımı siyah beyaz bir Amerikan filmi.. Kovboy, atından inip bara girmeden önce duruyor, yelek cebinden bir sigara çıkarıyor, kibriti de çizmesinin topuğuna sürtüp sigarasını yakıyor..

                    Tabii siz (biz) sigarayı göremiyorsunuz, çünkü ileri dijital tekniklerle anında “buzlanıyor”.

                    Hadi Behzat Ç’ye tamam da, Gary Cooper’a neden karıştığımızı anlayamıyorum..

                    Fakat o da ne?

                    Sigara buzlu ama dumanı tütüyor..

    Tütüyor, kovboy bara giriyor tütüyor, çizmesinin mahmuzlarını şakırdatıyor tütüyor, dirseğini bara dayıyor tütüyor, viskisini tek dikişte dipliyor tütüyor.

                    Yahu bu duman bu adamın neresinden çıkıyor?

    Sigarayı buzlasanız da dumanını saklayamıyorsunuz..

                    İşte tam da böyle bir durumu yaşıyoruz..

                    1 Haziran 2013 tarihli GÜNDEM başlıklı yazımızda şöyle demiştik;

                    “-Gündem-i oluşturan gündem mühendislerinin oyununa gelme ey okuyucu.

                    Oluşturulan –Gündem-in peşine takılıp gitme.

                    -Gündem- sensin..

                    Perdeyi bir arala, arkasına bakmayı dene.. Perdenin arkasını gözden kaçırma..

                    Beyaz ekmek, kürtaj, zina, sigara, alkol, köprünün ismi derken…

                    Bir bakmışsın bir gece ansızın haşırt diye Suriye’ye girivermişsin..

                    …

                    Yahut sen Taksim Gezi parkı ile uğraş(tırıl)ırken bir sabah uyanmışsın ki; ciğerinin bir köşesi, -4 parçalı Kürdistan-ın bir parçası oluvermiş”..

                    Aynen öyle..

                    Gerçi “Gündem”i ilk defa ve bir süreliğine senin oluşturman, gündem mühendislerinin ezberini bozdu ama sakın zafer sarhoşluğuna kapılma..

                    Gerginliği tırmandırma oyunu’na aldanma, sakin düşün..

                    Görünürdeki gündemin arkasındaki “asıl” görünmeyeni görmeye çalış.

    1.PKK ve 2.Suriye’yi gözden kaçırma..

    2004 yılında bir yazı yazmış ve Diyarbakır-Bismil’de bir PKK mezarlığı yapıldığını, girişe bez asıldığını, geceleri de; mezarlığa dikilmiş olan elektrik direklerindeki lambalarla aydınlatıldığını yazmış, fotoğrafını da kullanmıştık..

    Büyük bir gürültüyle yalanlanmış, fotoğrafın Kandil’de çekildiği belirtilmişti.

    Geldik 2013’e..

    9 yıl geçmiş..

    “Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesindeki Kato Dağı’nda, 14 Temmuz 2012’de çıkan çatışmada öldürülen, ‘Cesur Ozan’ kod adlı Zeki Erdem’in cenazesinin bölgede olduğunu öğrenen ailesi, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcılığı ve İHD’ye başvurarak cenazeyi almak istediğini bildirdi.

    Olumlu yanıt alan aile, BDP’li belediye başkanları ve bazı STK temsilcileriyle önceki sabah yola çıktı. Grubu, Kato Dağı eteklerinde PKK’lılar karşıladı. PKK’yı simgeleyen bezler ve Abdullah Öcalan posterlerinin açıldığı alana, dağdaki PKK’lılar cenazeyi omuzlarında taşıyarak getirdi. Düzenlenen törende konuşan PKK’lı grubun sorumlusu Sipan Rojhilat, barış sürecine destek verdiklerini, sınır dışına çekilme sırasında kendilerine düşen görevi yerine getirmeye çalıştıklarını söyledi. Ardından Zeki Erdem’in ağabeyi Nadir Erdem de konuştu. Cenaze aileye teslim edilirken, PKK’lılar dakikalarca havaya ateş açtı. Beytüşşebap ilçesine getirilerek savcıya teslim edilen cenaze, otopsi ve kimlik tespiti için Malatya Adli Tıp Kurumu’na gönderildi”.

    Tören, bezler, pankartlar, posterler, yüzlerce kişi, dakikalarca havaya ateş, tören mangası, üniformalar, silahlar..

    2004 yılındaki Diyarbakır’da değil Kandil’deydi de 2013’deki Kato dağı nerede?

    Aynı gün, Kato’da PKK’nın cenaze töreni yapmasına “izin” verilirken Ankara’da olaylarda hayatını kaybeden bir başka gencin cenaze törenine izin verilmiyordu..

    Aynı gün;

    “PKK araç yaktı, iki kişiyi kaçırdı..Şahismail GEZİCİ/DHA ..15 Haziran 2013.

    Bingöl’ün Yayladere İlçesi Dalbasan Köyü Korucu mevkiinde, dün öğleden sonra orman işçilerinin çalıştığı alana gelen eli silahlı bir grup PKK’lı, 25 orman işçisini bir araya topladı.

    Çalışanların cep telefonlarına el koyarak, bir süre örgüt propagandası yapan PKK’lılar, işçilerin kestiği yaklaşık 20 ton odun ile buradaki 3 aracı ve işçilerin kaldıkları çadırları ateşe verdi. PKK’lılar, yol açma işinde kullanılan kepçenin etrafını mayınladıklarını ve kimsenin yaklaşmaması gerektiğini söyledikten sonra, odun kesme ihalesini alan müteahhiti ve kepçe operatörünü yanlarına alarak, kayıplara karıştı”. 

    Aynı gün;

    “PKK’YA SON 3 AYDA 2 BİN KİŞİ KATILDI..Güncel – 15 Haziran 2013 08:30.

    Terörü bitirmek için başlatılan Çözüm Süreci kapsamında çok ilginç şeyler oluyor. Son 3 ayda PKK’ya 2 bin kişi katıldı. Gençler “dönüşte” memur olacaksın diye kandırılıyor.

     30 yıldır devam eden terörün bitmesine yönelik çözüm sürecinde ilginç bir gelişme yaşanıyor. Propaganda ve eleman kazanma faaliyetlerini artıran terör örgütü PKK’ya, son üç ayda 2 bin kişinin katıldığı belirtiliyor”.

    Aynı gün;

    “Abdullah Öcalan’ın yapılmasını istediği -Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı- Diyarbakır’da gerçekleştirildi. Aysel Tuğluk’un okuduğu sonuç bildirgesinde Öcalan ve KCK tutuklularının serbest bırakılması istendi.

    İmralı’da tutuklu bulunan Abdullah Öcalan’ın yapılmasını istediği konferanslardan ikincisi Diyarbakır’da ‘Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm’ adıyla gerçekleştirildi. Hafta sonu yapılan ve güneydoğu için ilk kez ‘Kuzey Kürdistan’ isminin kullanıldığı konferansın sonuç bildirgesi dün açıklandı. Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki Liluz Otel’de düzenlenen basın toplantısıyla konferansın sonuç bildirgesini, Van Milletvekili Aysel Tuğluk okudu.

    Tuğluk, konferansta müzakere sürecinin sağlıklı ve güvenli bir biçimde sürdürülmesi için Öcalan’ın özgürlüğünün talep edildiğini belirtti. Tuğluk’un okuduğu bildirgede, ‘Delegasyonumuz, çağdaş demokratik bir anayasa yapılmasını talep eder. Kürdistan halklarının kendi kimliğiyle örgütlenme özgürlüğü, anadilde eğitim ve Kürtçenin resmi dil olarak kabulü, anayasal güvence altına alınmalıdır’ ifadeleri yer aldı.

    İstekler arasında şunlar öne çıktı;

    – Tüm devletler PKK’yı terör listesinden çıkarsın. Teröriste terörist, teröristbaşına da teröristbaşı denmesin.

    – Abdullah Öcalan serbest bırakılsın.

    – Tüm KCK tutukluları tahliye edilsin.

    – Özerklik, federasyon ya da bağımsızlık gibi statü tercihleri halka bırakılsın”.

    Terörist’ten iki “masum” istek daha;

    -Koruculuk sistemi kalksın;

    -Yeni karakollar inşa edilmesin..

    “4 parça Kürdistan”ın bir parçası “Kuzey Kürdistan”  da, Türkiye kaç parça?

    Sanki General Harrington.. Say ki Abdurrahman Çelebi..

    Bundan iyisi, Şam’da kayısı..

    O halde geliyoruz “perde arkasının” Suriye kanadına..

    Önce sınır “güvenliği”..

    1.“Genelkurmay Başkanlığı, Suriye sınırında kaçakçıların, mazot bidonlarını ateşe vermeleri sonucu çıkan yangında güvenlik güçlerinden 1 kişinin yaralandığını duyurdu.

    Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Türkiye-Suriye hududunda, Oğulpınar Hudut Karakolu sorumluluk bölgesinde saat 04.00 civarında Suriye’den Türkiye’ye yasa dışı yollardan geçmeye çalışan kaçakçı ve sığınmacılardan oluşan yaklaşık bin kişilik grubun tespit edildiği belirtildi.

    Gruba bölgede görev yapan 2 taktik tekerlekli zırhlı araç ve 2 zırhlı personel taşıyıcı ile müdahale edildiği kaydedilen açıklamada, “Grubun ikaza uymaması üzerine havaya uyarı ateşi açılmıştır. Uyarı ateşi üzerine grup zırhlı araçları taşlayarak Suriye tarafına geri çekilmiştir” ifadesine yer verildi.

    Aynı bölgede sabah saatlerinde Suriye’den Türkiye’ye yasa dışı yollardan geçmeye çalışan yaklaşık 150 kişilik kaçakçı grubuna ise taktik tekerlekli zırhlı araç ve zırhlı personel taşıyıcı ile müdahale edildiği bildirilen açıklamada, şunlar belirtildi:

    -Müdahale sonucu söz konusu grup Suriye tarafına kaçarken olay bölgesinde bıraktıkları dolu mazot bidonlarını ateşe vermişlerdir. Çıkan yangında, bir personelimiz alevlere maruz kalmış, el, yüz ve bacaklarında üçüncü derecede yanık meydana gelmiştir. Devlet Hastanesinde ilk tıbbi müdahalesi yapılan personel, Adana Özel Estetik Plastik Cerrahi Hastanesi’ne sevk edilerek, anılan hastanede tedavi altına alınmıştır. Anılan personelimizin hayati tehlikesi devam etmektedir-.”

    2.“Türkiye’nin Suriye sınırı boyunca kaçakçıların Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı hudut birliklerine yönelik saldırıları her geçen gün ayrı bir boyut kazanıyor.

    Son olarak dün sabaha karşı Türkiye’ye giriş yapmak isteyen 300 atlı ve 500 kadar yaya kaçakçı, Türk hudut birlikleriyle girdikleri silahlı çatışma sonucu geri kaçmak zorunda kaldı. Çatışmalarda Türk hudut birliklerinde ölen veya yaralanan olmadı.

    Genelkurmay Başkanlığı yetkililerinin verdiği bilgiye göre, Türkiye-Suriye sınırında, Oğulpınar Hudut Karakolu’nun sorumluluk bölgesinde sabaha karşı saat 02.40 sıralarında, Suriye tarafında yaklaşık 500 yaya ve 300 atlı kişi tespit edildi.

    Kaçakçılık için bekleyen 300 atlı şahıs tarafından hedef gözetmeksizin, hudut hattında devriye görevi yapan Geliştirilmiş Zırhlı Personel Taşıyıcılı Devriye Timi’ne 30 el, 500 kişilik yaya grubundan da, aynı bölgedeki hudut hattında devriye görevinde bulunan 2 adet Taktik Tekerlekli Zırhlı Araçlı Devriye Timi’ne hedef gözetmeksizin 15 el ateş edildi. Açılan ateşlere, Türk timleri anında karşılık verirken, Oğulpınar Hudut Karakolundaki kule nöbetçileri de Suriyeli her iki gruba ateş açarak timlere destek sağladı. Türk timlerinin silahla karşılık vermesi sonucu yaya ve atlı kaçakçıların tamamı Suriye içlerine kaçarak gözden kayboldu. Sınırdaki timler olayla ilgili Reyhanlı Cumhuriyet Savcılığı’na bilgi verdi”.

    Sonra “dış”arımızdaki politika..

    1.Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Sorumlusu Ben Rhodes, Esad Rejimi’nin geçen yıl kimyasal silah kullandığını ve kimyasal silah kullanılan saldırılarda 100-150 Suriyeli’nin öldürüldüğünü açıkladı.

    2.ABD Başkanı Barack Obama’nın, Suriyeli muhaliflere silah gönderilmesine onay verdiği bildirildi. Amerikan haber ajansı Associated Press’in (AP) haberine göre, yapılacak silah yardımının kapsamı ve çerçevesi ise henüz belirlenmedi. Beyaz Saray yetkilileri, küçük silahlar, cephane, saldırı tüfekleri, omuzdan atılarak kullanılan el bombaları ve tanksavarları da içeren bir dizi silahın tedarik edilebileceğini belirtti. AP haberinde, silahların muhaliflerin kolayca kullanabileceği türden olacağını, uzun süreli eğitim gerektirmeyeceğini vurguladı. ABD’li bir yetkili de, CIA’nin şu anda zaten Suriyeli muhalifleri eğitmekte olduğunu kaydetti. Suriye yönetimi ise, ABD’nin muhalifleri silahlandırma kararını sert bir dille kınadı. Yapılan açıklamada, “Bu bir skandaldır” denildi. Obama’nın muhaliflere silah yardımı kararı, Beyaz Saray’ın Beşar Esad yönetiminin muhaliflere karşı kimyasal silah kullandığı yönünde kanıtların bulunduğunu açıklamasından hemen sonra gelmesiyle de dikkat çekti. Obama, rejimin kimyasal silahları devreye sokmasının “kırmızıçizgiyi aşmak” anlamına geleceğini söylemişti.

    3.NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, kimyasal konusunda ABD’nin sergilediği net tavrı övdü. İngiltere ve Fransa da Washington yönetimine destek olurken, Rusya’dan “Kimyasal silah iddiaları inandırıcı değil” açıklaması geldi.

    4. Sekizler Grubu liderleri Suriye barış görüşmelerini en kısa zamanda başlatacak ortak bir plan üzerinde anlaştı ancak planda Devlet Başkanı Beşar Esad’ın görevden ayrılıp ayrılmaması konusuna değinilmedi.

     Zirvenin ev sahibi İngiltere başbakanı David Cameron yedi maddelik planın, Suriye’de ülkenin önde gelen gruplarının ortak onayıyla oluşacak tüm yürütme yetkilerine sahip bir geçiş yönetimi kurulmasını öngördüğünü açıkladı.

    G8 bildirisinde barış görüşmelerine katılanların el-Kaide ile bağlantılı militanların Suriye’den çıkarılmasını kabul etmeleri gerektiği vurgulandı. Bildiride ayrıca G8 ülkeleri Suriyeli mültecilere 1,5 milyar dolar yardım taahhüdünde bulundu; hem hükümet kuvvetleri hem isyancılar tarafından işlenen insan hakları ihlallerini kınadı.

    Rusya devlet Başkanı Vladimir Putin Moskova ve Washington’un Suriye barış görüşmelerinin hazırlık çalışmalarını yürüteceğini söyledi.

    Ve, “Esat”;

    Halep’i geri aldı..

    İstanbul’da dünya “duruyor” ama Güneydoğu ve Suriye’de “dönüyor”.

    Çünkü sigaranın dumanı tütüyor, bir türlü gizlenemiyor.. 19 Haziran 2013

    57’İNCİ ALAY HER YERDE

    HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ

  • GAZETELER… – 18 Haziran 2013

    GAZETELER… – 18 Haziran 2013

     

     

    4 attachments — Download all attachments   View all images   Share all images
    gazeteler 1.jpg
    476K   View   Share   Download  
    gazeteler 2.jpg
    497K   View   Share   Download  
    gazeteler 3.jpg
    534K   View   Share   Download  
    gazeteler 4.jpg
    551K   View   Share   Download  
    Click here to Reply or Forward
  • GENÇLERİMİZDEN MESAJ VAR.LÜTFEN KOPYALAYIP PAYLAŞIN…

    GENÇLERİMİZDEN MESAJ VAR.LÜTFEN KOPYALAYIP PAYLAŞIN…

    GÜNLERDİR DİRENİŞ İÇİN SADECE GAZ MASKELERİMİZLE MEYDANLARDA CANIMIZI DİŞİMİZE TAKIP MÜCADELE VERDİK..CEBİMİZDEKİ PARAMIZI EKMEĞİMİZİ PAYLAŞIP ATAMIZA AYYAŞ DİYENLERDEN T.C KALKSIN DİYENLERDEN HESAP SORMAYA ÇALIŞTIK..

    VE DÜN GECE TAKSİME ÇIKTIK TEKRAR..HERKES KAFASINA GÖRE BİR PARTİNİN BAYRAĞINI TAKMIŞ HERYERE…BU YETMEZMİŞ GİBİ BİDE PKK PAÇAVRALARINI ASMIŞLAR MEYDANLARA..BİZ BUNA KARŞI ÇIKTIĞIMIZDADA BİZİM ETRAFIMIZI SARDILAR..

    BEN VE BENİM GİBİ MİLYONLAR BİR PARTİNİN FLAMASI İÇİN DEĞİL TÜRK BAYRAĞI İÇİN SAVAŞTI VE SİZDEN RİCAM..BENİM ULAŞABİLDİĞİM KİTLE SASYISI BELLİ . BUNU DUYURMANIZI ÇOK İSTERİM. MEYDANLARDA TÜRK BAYRAĞI DIŞINDA BAYRAK AÇILMASIN..HİÇBİR PARTİNİN HİÇBİR TERÖR ÖRGÜTÜNÜN REKLAMI YAPILMASIN..BİZ GENÇLER CANIMIZI HİÇE SAYIP MÜCADELEMİZİ TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE İÇİN VERİRKEN KİMSE BİZİM GİBİ GENÇLERİN ÜZERİNDEN REKLAM YAPMASIN..VERİLEN MÜCADELEYE GÖLGE DÜŞÜRMESİNLER..İKİ HAFTADIR MÜCADELEDE KİMSE DESTEK ÇIKMADI. MÜCADELENİN NE KADAR BAŞARILI OLDUĞUNU GÖREN ÇAKALLAR HEMEN MÜCADELEYİ SAHİPLENMEYE ÇALIŞMAKTA…

    LÜTFEN BUNU HALKIMIZA DUYURUN ÇÜNKÜ İŞ ARTIK BAŞKA ŞEYLERE KAYMAYA BAŞLADI..!

  • Alman Bild gazetesi: ‘Beton kafalı Erdoğan’

    Alman Bild gazetesi: ‘Beton kafalı Erdoğan’

    polis yenimi ve gezide davranisi icin tiklayin –
    https://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=BXym1AxdnUs
    erdogan beton kafa

    Salı, 18 Haziran 2013 – 10:35

    Alman Bild gazetesi: ‘Beton kafalı Erdoğan’

    Almanya’nın çok satan gazetelerinden Bild’in internet sitesinde yer alan bir haberde Başbakan Erdoğan için “Beton kafalı” ifadesi yer aldı.

    Erdoğan’ın Gezi Parkı eylemlerine dönük sert tutumunun eleştirildiği haberde, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “Gezi olaylarını bastırmak için gerekirse TSK’yı devreye sokarız” ifadesine yer veren gazete, bu sözleri “Şimdi de hükümet, göstericileri orduyla tehdit etti” şeklinde yorumladı.

    Gazete ayrıca, Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth’un iki günce Taksim’de polisin biber gazı saldırısına maruz kaldığını hatırlattı.


     

  • AKP oylarındaki erime hızlandı…

    AKP oylarındaki erime hızlandı…

                                              Başbakan Erdoğan’ın uzlaşmasız, hırcın ve saldırgan tutumunun ardında yatan bazı gerçekler olduğu söyleniyor. Bunlar arasında özellikle iki konu dikkatleri çekiyor:

                                            1.- AKP oylarındaki erime hızlanmış durumda.

                                                      2.- Özellikle Gezi Parkı ile başlayan eylemlerden sonra AKP içinde milletvekilleri arasında artan rahatsızlıklar.

                                             Şimdi bu iki konuyu da ele alıp, analizlerini yapalım:

                                             AKP’NİN OYU % 38,5’LERDE

                                             Geçenlerde Gezici Kamuoyu Araştırma Grubu Başkanı Murat Gezici ile görüştük. Gezi Parkı eylemleri öncesi ve sonrası yaptığı son kamuoyu araştırmasının sonuçlarını bizimle paylaştı. “ Çok net olarak söylüyorum, AKP’nin şu anda oy oranı % 38,5 durumundadır. MHP, oyunu en fazla artıran parti oldu. Şu andaki oyu % 19,8 olarak görülüyor” diyor.

                                              Ankete katılanların şu görüşlerinin altını özellikle çizmek istiyoruz:

                                                 “ Faşizan tutum sergiliyor. Toplumu hızla ayrıştırıyor. Giderek daha otokrat bir tavır sergiliyor ve özel hayata müdahale ediyor.”

                                               Zaten, gezi parkı eylemleri ile başlayan protestolar iyi okunursa, burada Erdoğan ve partisine verilmek istenilen mesajlar vardır. Anketlere katılanların bazılarının daha önce AKP’ye oy verdiklerini söylemesi, şimdi ise bir seçim yapılsa oylarını artık AKP’den yana kullanmayacaklarını söylemeleri de önemsenmesi gereken bir başka ayrıntıdır.

                                               ŞİMDİ TÜRK BAYRAĞINA SARILIYOR

                                               Sadece Gezi Araştırma Grubu’nun anketine takılmayalım. Geçenlerde bir de Today’s Zaman için MetroPoll “Bugün seçim olsa oyunuzu hangi partiye verirsiniz?” anketi yaptı. Bu anketin sonuçları da açıklandı. MetroPoll’un anket sonuçları AKP’nin oylarının % 35,3’e gerilediği görülüyor. Buna göre iktidar partisinde erimenin devam ettiği, oylarında da % 14 gerileme olduğu açık biçimde görülüyor.

                                                        Dikkat edilecek olursa Erdoğan, son mitinglerde Türk bayrağı dağıtıyor, milliyetçi söylemler içinde bulunuyor, hatta MHP bayraklarını, Ülkü Ocakları pankartlarını bile kürsüsünün önüne kadar taşıyor. Böylece kendisini MHP’lilerin de desteklediği izlenimi vermek istiyor. MHP ile hiçbir ilişkisi olmayan bu hareketler, Erdoğan’ın giderek sıkışmaya başladığının da bir göstergesi olarak ortaya çıkıyor. Kaldı ki MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bunların hepsini yalanladı ve “Hiçbir MHP’li böyle bir hareketin içinde olmaz ve olmamıştır” diyerek de Başbakan’ın MHP’yi kendisine koltuk değneği olarak görmemesi gerektiğini anımsattı.

                                                 MHP’NİN OYU GİDEREK YÜKSELİYOR

                                                 Başbakan’ın Türk bayrağına sarılması da boşuna değildir. Mitinglere katılanlara özelikle Türk bayraklarının dağıtılması talimatını da veriyor. Konuşmalarında “Ellerinizdeki Türk bayraklarını atmayın, evlerinize götürün, asın, üzerinde namaz kılın” diyerek milliyetçi söylemlerle puan kazanmayı hedefliyor.

                                                 MHP’nin bir ivme kazandığı, oyunu en fazla artıran parti konuma geldiği de yapılan son kamuoyu araştırmalarında görülüyor. Bugün, ana muhalefet partisi CHP olmasına karşın, iktidara en yakın partinin MHP olarak gösterilmesi ve parti oylarındaki artışın her geçen gün yükselmesi de önemli bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.

                                                 Şimdi gelelim ikinci konumuza. Birçok AKP’li milletvekili eylemlerden ve Başbakan’ın tutum ve davranışlarından rahatsız. Bu rahatsızlıklar da giderek artıyor. Ertuğrul Günay, Günay’ın yol arkadaşı Erdal Kalkan ve İbrahim Yiğit şu anda Başbakan’a karşı açıkça tavır koyuyorlar. Parti içinde şu anda adını öne çıkarmayan en az 15-20 milletvekilinin de aynı rahatsızlıklar içinde oldukları biliniyor. Bunlar da Başbakan’ın korkulu rüyası olarak bir köşede duruyor.

                                                          Bir de şunu eklemeden geçmeyelim:

                                                             AKP içinde rahatsız olan sadece milletvekilleri değildir. Teşkilatlarda da bu rahatsızlıkları görüyoruz. Birçok il ve ilçede toplu istifalar bunu gösteriyor. Kaldı ki, bundan sonra da toplu istifaların devamının gelebileceğinin ayak sesleri duyuluyor.

                                         

  • Avrupa Birliği Türkiye’de Yolsuzlukla Mücadeleyi Destekliyor

    Avrupa Birliği Türkiye’de Yolsuzlukla Mücadeleyi Destekliyor

    Türkiye’de yolsuzluk  yaygın ve ciddi bir sorun olmasına rağmen medyada, siyasi gündemde ve bilimsel çalışmalarda gerektiği kadar yer bulamamıştır.

    Birleşmiş Milletler Sınır Aşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi’nin (United Nations Convention Against Transnational Organized Crime) sekizinci  maddesi ile sınır aşan bir suç olarak kabul edilen yolsuzluk, son yıllarda uluslararası nitelik kazanmaya başlamış ve daha karmaşık bir hale gelmiştir.

    Meksika’nın Merida kentinde 9-11 Aralık 2003 tarihlerinde düzenlenen  konferans sırasında imzaya açılan BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi  10 Aralık 2003 tarihinde imzalanmış ve 14 Aralık 2005’de  yürürlüğe girmiştir. Sözleşme’ye Türkiye  9 Aralık 2006 tarihinde taraf olmuştur.

    Rüşvet ve yolsuzluk konularındaki çalışmalara öncelikle yer veren OECD’nin Mali Eylem Görev Gücü’nün (Financial Action Task Force – FATF) bütün karar ve tavsiyelerini Türkiye tam olarak uygulamaktadır ama Türkiye yolsuzluk liginde yine de alt seviyelerdedir.

    Yolsuzluk, bir ülkede toplum hayatını derinden etkileyen ve çözülmesi gereken en önemli sorunlardan biridir.

    Eski Yunan’da Eflatun ve Aristo konu üzerinde ilk görüş belirtenlerdir.  Aristo,  Politika isimli eserinde toplumdaki yolsuzluklar ile ilgili olarak şunları söylemiştir: “Hazineyi yolsuzluklardan koruyabilmek için, parasal işlemleri bütün toplumun (şehrin) önünde yapalım, bunlarla ilgili kayıtların suretlerini çeşitli yerlerde saklayalım.”

    Yolsuzluk (corruption) kavramı çok geniştir.  Kollama, rüşvet, akraba ve eş dost kayırmacılığı, patronaj (kollanma veya desteklenme), oy ticareti en önemli yolsuzluk türlerindendir.

    Uluslararası Saydamlık Örgüt’ü  yolsuzluğu, “güvenilerek başkasına teslim edilen gücün özel amaç ya da çıkar için kullanılması” olarak tanımlamaktadır. 

    Aslında  tüm yolsuzluklar, bir çeşit etik ihlalidir.

    Avrupa Birliği Bakanı ve Baş müzakereci Egemen Bağış 25 Mayıs Etik Günü dolayısıyla yayımladığı mesajdaki tespitleri çok doğrudur:  “Etik değerler etkin şekilde çalışan bir demokrasinin olmazsa olmazlarındandır. Etik ilkelere aykırı davranışların yönetimde bozuklukları ve beraberinde güven kaybını getirmesi kaçınılmazdır.”

    Etik terimi, her kültürde değişik şekillerde algılanmıştır. Türk kültürü­nde etik, daha çok ahlak kavramı ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Toplumdaki kültür anlayışı, o toplumdaki etik anlayışın oluşmasındaki en önemli etkenlerdendir.

    Yabancı bir topluma etik bir davranış, Türk  toplumunda  etik olmayabilir.  An­cak tüm toplumların sahip olduğu ortak değerler ve kurallar vardır. Bu kurallar sahip olduğumuz etik değerlerdir. Bunlar dünyanın her yerinde kabul görmektedir. Ticari ahlak, iş ahla­kı, meslek ahlakı olması ve uygulanması gereken ortak değerler­dir. Bu değerlerden sapmalar,  bir anlamda yolsuzluk olarak algılanabilir.

    22 Şubat 2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan  Saydamlığın Arttırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Ulusal Stratejisi’nde  (2010-2014) 28 tedbir maddesinden oluşan bir eylem planı hazırlanmıştır.

    Stratejide yolsuzluk, kamu gücü ve kaynakları ile özel kuruluşlardaki görev, yetki ve kaynakların, toplumun zararına olarak özel çıkarlar için kullanılması şeklinde tanımlanmıştır.

    Stratejiye göre yolsuzluk; rekabeti engelleyerek ekonomik büyümeyi yavaşlatmakta,  kamu kurumlarına, yöneticilerine ve adalet sistemine duyulan güveni zedelemekte ve toplumda ahlaki bozulmaya yol açmaktadır.

    Yolsuzluk tanımlamalarındaki ortak nokta, bir kişinin sahip olduğu karar verme gücünü kendine ya da bir başkasına özel çıkar sağlayacak şekilde kullanmasıdır.

    Toplumda çeşitli kesimlerin yolsuzluklara bakış açısı, tıpkı etik değerler gibi  farklı olabilir. Bazen küçük çaplı yolsuzluklar görmezden gelinebilir. Şu söz Türk toplumunda çok yaygındır: “Çalıyor ama iş yapıyor. Çaldıkları helal olsun.”

    Bu zihniyetin topluma yerleşmesi, hırsızlığı ve yolsuzluğu meşru gösterir.

    Küçük yolsuzlukların birim tutarı ve sıklığı birbirleri ile çarpıldığında topluma verdiği zararın maddi boyutu neredeyse büyük yolsuzluklar ile eş değerdedir.

    Bir ülkedeki yolsuzluk seviyesini etkileyen faktörler; sosyal, siyasal, ekonomik olmak üzere farklı kaynaklardan beslenebilir. Etkin bir hukuk sistemi, siyasi ve ekonomik yolsuzlukları önlemede ve de siyasi iradenin ortaya koyduğu yolsuzlukla mücadele kararlığını desteklemede çok önemlidir.

    Siyasi istikrarsızlıklar, hukuk sistemindeki etkisizlikler, kurumsal yapıdaki güçsüzlükler yolsuzlukları dolaylı olarak etkilemektedir.

    Bir kurumdaki alt yönetici, üst seviyedeki yöneticinin gözüne girebilmek için hukuka aykırı idari işlemler yapabilir. Bu hukuka aykırı işlemler daha sonra idare mahkemesi tarafından iptal edilirse mutlaka bu yöneticiye ceza vermek gerekir. Aksi takdirde o toplumda yolsuzlukların önü alınamaz.

    Ülkemizde idare mahkemeleri tarafından iptal edilen idari işlemleri yapanlar maalesef ceza almamaktadırlar.

    Türkiye’deki yolsuzluklar, AB belgelerinde ve diğer uluslararası  kuruluşların yayınlarında en çok atıf yapılan alanlardan biridir.

    Türkiye’de yolsuzlukla mücadele amacıyla Avrupa Birliği tarafından finanse edilen bir projenin tanıtımı 12 Haziran’da  Ankara’da yapılmıştır. Projenin amacı yolsuzlukları soruşturma kapasitesinin güçlendirilmesi ve bu alandaki politika ve stratejilerin koordinasyonu ve uygulanmasının geliştirilmesidir.

    AB tarafından desteklenen 1.6 milyon  Euro  bütçeli proje kapsamında Başbakanlık Teftiş Kurulu personelinin yanı sıra diğer kurumlardan müfettiş ve denetçilere teknik uzmanlık ve eğitim verilecektir.

    Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Yunus Arıncı “Proje, Türkiye’de yolsuzlukla mücadele konusunda etkili ve verimli yapı oluşumuna katkıda bulunacak” demiştir.

    Avrupa Birliği  Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Jean Maurice Ripert ise “Yolsuzlukla mücadele bütün ülkelerin problemi” olduğunu vurgulamış ve  şunları söylemiştir:  “Projede güven inşası ve şeffaflığın sağlanması oldukça önemli. Yolsuzlukla etkili mücadele, sivil toplum ve medyanın da dahil olmasını gerektirir.”

    Proje, daha önce yürütülen, mesleki etik kurallarına ilişkin farkındalığın arttırılması yoluyla yolsuzluğun önlenmesini amaçlayan AB finansmanlı projeleri tamamlayıcı özelliktedir.

    Bu kapsamda Kamu Görevlileri Etik Kurul’unun  yürüttüğü “Türkiye’de Kamu Sektöründe Etiğin Güçlendirilmesi” konulu AB Projesi kapsamında, 11-15 Şubat 2013 tarihleri arasında Ankara’da “Eğiticinin Eğitimi” yapılmış ve kamu etiği,  özel sektör ve kamu sektörü bağlantısı, meslek etiği, çıkar çatışması,  hesap verebilirlik, şeffaflık, yerel yönetimlerde etik konularında eğitim verilmiştir.

    Proje, Türkiye’nin yolsuzluk liginde terfi etmesine katkıda bulunacaktır.

    Dünya Ekonomik Forumu, Dünya Bankası, Afrika Kalkınma Bankası, Economist Intelligence Unit ve Columbia Üniversitesi’nin de yer aldığı 13 kaynaktan toplanan verilere dayanılarak hazırlanan Yolsuzluk  Algılama Endeksi, her yıl   Berlin’de 1993 yılında kurulan uluslararası bir  sivil toplum kuruluşu Uluslararası Saydamlık Örgütü (Transparency International) tarafından yayınlanmaktadır.

    1993 yılında Dünya Bankası’ndan Peter Eigen’in girişimleriyle kurulan Örgüt, 1995 yılından bu yana  ülkeleri yolsuzluk seviyelerine göre sınıflandırmaktadır.

    Örgüt, 176 ülkedeki yolsuzluk seviyelerini değerlendiren  2012 Yolsuzluk Algılama Endeksi’ni (Corruption Perception Index – CPI)  5 Aralık 2012 tarihinde açıklamıştır.

    Yolsuzluğun hala dünya ekonomisi için en önemli sorunlardan biri olduğuna işaret eden Örgüt, 176 ülkeden üçte ikisinin 0’dan (yolsuzluğun en fazla olduğu) 100 kadar (yolsuzluğun hiç olmadığı) belirlenen sıralamada 50’nin altında puan alarak sınıfta kaldığını açıklamıştır. Örgüt Başkanı Huguette Labelle, “Hükümetlerin yetkiyi kötüye kullanma karşısında daha sert önlemler almasını bekliyoruz” demiştir.

    Son yıllarda tüm dünyada maddi yolsuzlukların yanı sıra bilim dünyasındaki  yolsuzluklarda da artış olmuştur. Bilimsel yolsuzlukların başında “bilimsel hırsızlıklar” (intihal) gelmektedir.  Bu tür bilimsel yolsuzluklar, bence toplum için çok daha tehlikelidir. Çünkü yolsuzluğu yapan bir eğitimcidir ve öğrencilere örnek olması gereken bir kişidir.

    Yolsuzluk Algılama Endeksi’nde Türkiye’nin  puanı, 10 üzerinden 2000 yılında 3.8, 2001’de 3.6, 2002’de  3.2,  2003’te 3.1’dir. Türkiye  2004 yılında 77’nci,  2007’de 64’ncü,  2010’da 65’nci, 2011’de ise  61’nci sırada yer almıştır.

    2012 yılında  7 sıra yükselerek  100 üzerinden 49 puan alarak  Çek Cumhuriyeti, Letonya ve Malezya ile  54’üncü sırayı paylaşmıştır.

    Danimarka, Finlandiya ve Yeni Zelanda,  90 puan alarak yolsuzluğun en az olduğu ülkeler olarak listede birinci sırayı paylaşırken, sıralamanın en sonunda 8 puanla Somali, Kuzey Kore ve Afganistan yer almıştır.

    Türkiye, Avrupa’da yolsuzluğun en yüksek olarak görüldüğü ülkeler grubunda değerlendirilmekle beraber, son yıllarda Türkiye’de yolsuzluklarda azalma görülmektedir. 

     

    Yolsuzluk sicili en temiz ülkeler listesinde ABD 19’ncu, dünyanın en büyük ikinci sanayi ülkesi Çin ise 80’nci  sıradadır.  Yolsuzluğun en yaygın olduğu ülkelerin başında dünyada Somali, Kuzey Kore ve Afganistan,  Avrupa Birliği’nde ise Yunanistan gelmektedir.

    Euro  bölgesinde yolsuzluğun en fazla olduğu ülke   Yunanistan’dır. 2012 yılı endeksinde  14 sıra  gerileyerek 94’ncü sıraya inmiştir.

    Bulgaristan 75’nci,  İtalya 72’nci,  Romanya  66’ncı sıradadır. Danimarka, Finlandiya ve Yeni Zelanda’yı   4’ncü sırada İsveç, 9’ncu sırada Hollanda, 12’nci sırada Lüksemburg ve 13’ncü sırada Almanya izlemiştir.

    AB üye devletleri arasında önemli farklılıkların olduğunu gösteren endeks, Birliğe yeni katılan ülkeler için olduğu kadar eski üyeler için de yolsuzluğun sorun olmaya devam ettiğini ortaya koymuştur.

    Örgüt  raporunda,  tüm üye devletlerin yolsuzlukla mücadeleye ağırlık vermesi, saydamlık  ve doğruluğun gerçek kültürünün oluşturulması gerektiği uyarısında bulunulmuştur. )

    Örgüt,  yolsuzlukla mücadelede başarılı olamayan ülkelerin mali krizden

    kurtulamadıklarına dikkat çekmiştir. Kriz sebebiyle ekonomik güçlük çeken kamu görevlilerinin yolsuzluğa daha çok eğilim kazanmaları  sebebiyle kriz bu ülkelerde derinleşmiştir.

    Yunanistan, İtalya, Portekiz ve İspanya’nın kamu idarelerinde  köklü sorunları olduğu belirtilmiş,  krizden kurtulamayan ülkelerin yolsuzlukla mücadele yasalarının da zayıf olduğuna dikkat çekilmiştir.

    Türkiye’de saydamlığı engelleyen ve yolsuzluğu besleyen faktörlerin ortadan kaldırılarak, daha adil, hesap verebilir, saydam ve güvenilir bir yönetim anlayışının geliştirilmesi, Türkiye’nin algısını değiştirecektir.

    Türkiye  yolsuzluğu önleme konusunda uluslararası sözleşmelere taraf olmuştur ama bu konuda gerekli başarıyı henüz ülke genelinde gösterememiştir.

    Bu algının değiştirilmesinde Şuyuu  vukuundan beterözdeyişi hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır.

    Yolsuzluklar ile mücadelede yol alınacaksa, saydamlığa önem vermek ilk prensip olmalıdır. Yolsuzlukların üstü örtülmemeli, eğer yolsuzluklar konusunda basında bir haber çıkmış ise, ilgililer bu konu hakkında basına bilgi vererek konuyu açıklığa kavuşturmalıdır.

    Bir olayın herkesçe sözünün edilmesi, dilden dile dolaşması, o olayın gerçekleşmesinden daha kötüdür. Bu söylentinin duyulmasından sonra gerekli açıklama yapılmaz ise, insanların aklına acaba yolsuzluk konusu örtülüyor mu sorusu akla gelebilir.

    Bu durumu özetleyen özdeyişi hiçbir zaman unutmamak gerekir: “İnsanın adı çıkacağına canı çıksın.”

  • Ece Temelkuran’ın 17 Haziran 2013 tarihli BirGün yazısı: Anlaşıldı komutan!

    Ece Temelkuran’ın 17 Haziran 2013 tarihli BirGün yazısı: Anlaşıldı komutan!

    ECE TEMELKURAN

    by Ece Temelkuran (Notes) on Monday, June 17, 2013 at 6:37am

    Bize ne kadar çok tahammül etmişsin meğer Komutan! Meğer ne tiksinmişsin bizden de içine atmışsın. Gazlayıp böcekler gibi kaçışımızı izlemek istemişsin demek bunca yıl. Demek bunca yıl dermansız dertlere düşelim de bir hekim bile bulamayalım istemişsin. Bir avukat bile gelmesin yardımımıza. Polis alıp bizi götürsün bir daha bizden haber alınamasın istemişsin. Sığındığımız yerlerde bile nefes alamayıp boğulalım istemişsin. Yoksa önceki gece niye jandarmanı, polisin yığıp üzerimize, doktorları gözaltına alıp avukatlara bile nerede olduğumuzu söylemeyesin ki! Sen bizden hep tiksinmişsin komutan. Haydi şimdi açıkça söyle. Söyle de bitsin bu yalan oyunu.

    Kalplerini neyle mühürledin Komutan?

    Hala senin doğruyu söyleyen bir “dünya lideri” olduğuna inananlar var Komutan! Kızların ve oğlanların 15 gündür masum insanlara etmedikleri hakareti, tehdidi bırakmadılar. Sen bunları nasıl zehirlediysen Komutan, minicik çocuklar gazdan yaralanırken dalga geçiyorlar, gevrek gevrek gülüyorlar. Komutan sen bunlara ne yaptın? Senin sivil askerlerin artık ufacık çocuklara bile merhamet etmiyor. Sen bunların kalbini nasıl mühürledin Komutan? Neyle? Hepimizin ölmesini istiyorlar. Yoo, hiç de abartmıyorum. Ben ve benim gibi insanların hepsi günlerdir ölümle tehdit ediliyor, aşağılanıyorlar.

    Emret kölelerine Komutan!

    Hey Komutan! Kendisine saldırılırken sokak köpeklerinin gözyaşlarını silen insanlardan bahsediyorum. Onlar artık “üç-beş ağaç için” yapmıyor bunları. Ama belli ki sen de bir AVM için yapmıyorsun. Peki niçin bu kadar çok yalan söylüyorsun Komutan? Hala camide içtiler, çadırda bilmem ne yaptılar diye niye hala öfkeli küçük askerlerini üzerimize sürüyorsun? Sen biz ölelim istiyorsun değil mi? Ölemim de kurtul, değil mi? Öldükçe çoğalır insanlar, sen iyi bilirsin. Aşağılandıkça dikleşir, tehdit edildikçe güçlenir. Sen bunları iyi bilirsin. Bu insanları sen kendinden daha az mı gururlu sandın Komutan? Söyle kölelerine sana görüntüleri göstersinler. Yüzlerine bak o çocukların. Kimi öldürmeye çalıştığına iyi bak. Bir AVM uğruna, senin iktidarın uğruna ne güneşler batıyor, gör bunu Komutan!

    Senin durumun fena Komutan!

    Ne çok pusucuymuşsun be Komutan! Bu çocuklar silahsız-külahsız düelloya davet ettiler seni. Sen arkalarından dolaşıp küçük askerlerinle, yalanlarınla ve binbir türlü oyunlarınla kandırdın onları.  Senin gazetelerin, televizyonların göstermiyor diye sakın içini rahatlatma. Çünkü artık herkes kendi gözleriyle gördü. Ben senin gibi kelle hesabı yapamam, yüzde kaçtır bilmem. Ama bu memleket tarihinin en büyük ayaklanmasını gördü. Ömürleri oldukça unutmayacakları bir geceydi. Artık herkesin kendi hikayesi var Komutan. Senin durumun çok fena yani, bilesin.

    Açık konuş Komutan!

    Uluslararası bir oyun mu var? Bilemem. Ama sen bu uluslararası oyunları iyi bilirsin Komutan. Belki seni o koltuğa getiren oyunlardan biri sana karşı oynanıyor şimdi. Belki bu yüzden asabın bu kadar bozuk. Ben oralarını bilemem, biz bilemeyiz. Bizim senin ve çılgın kölelerin kadar “network”ümüz olmadı hiç. Hiç de olmayacak. Bizim bildiğimiz şudur Komutan:  Sen ilaçlı sularla derimizi yaktın. Elektrikleri kesip sopalı adamlarını üzerimize saldın. Ara sokaklarda insan avına çıkardın askerlerini. Gençlerimizin kafasına sıktırdın Komutan! Bizim bildiğimiz bu. Senin bildiğin ne? Açıkça söyle biz de bilelim.

    Var mısın Komutan?

    Hey Komutan! Bundan iki yıl önce sana bir yazı yazmıştım, hatırladın mı? “Emret Komutan!” diye başlıyordu. Ertesi gün işimden olduğum gibi o çılgın kölelerin hep beraber bana bir yıl hayatı zindan ettiler. Etmediklerini bırakmadılar. Nereye gitsem peşimdeydiler, ne zaman gık desem tepemdeydiler. Parmaklarını gözüme sokup tehditler ettiler. Ben seninkileri iyi bilirim Komutan! Sen de şimdi bizimkileri bildin mi! Bizde tehdit, pusu, oyun, yalan dolan yok. Bizimkiler de böyle işte Komutan. Sokakta hepsi, yüzüyle, adıyla, açık açık. Bir tek yürekleri var ortaya koyacak. Söyle şimdi Komutan:
    Var mısın?!

  • BASBAKANIN KAZLICESME TOPLANTISI ICIN NE KADAR PARA HARCANDI

    BASBAKANIN KAZLICESME TOPLANTISI ICIN NE KADAR PARA HARCANDI

    İBB, Twitter’dan dekontları yayınladı

    18 Haziran 2013
    akp yoplantisi

    Pazar günü AK Parti’nin Kazlıçeşme mitingine vatandaşlar alana İETT otobüsleriyle taşındı, Anadolu yakasından Avrupa yakasına ulaşım ise yine vapurlar ve motorlarla sağlandı. İETT aynı gün açıklama yaptı ve ‘Bedeli ödendi’ dedi, bugün de Twitter’dan banka dekontlarını yayınladı.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Twitter hesabından bugün yapılan açıklamada otobüsler ve vapurlar karşılığında ödenen miktarı gösteren banka dekontları yayınlandı.

    OTOBÜSLER VE MOTORLARLA MİTİNG YOLCULARI TAŞINDI / Foto Galeri

    Belediye’nin Twitter adresinden yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
    ”Otobüs kiralamaları; UKOME’nin, Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 9. Maddesine istinaden 30.06.2005 tarihli kararına göre yapılabilmektedir.
    Maçlar için kulüplere, piknik organizasyonları ve toplantılar için derneklere, partilere vs. otobüs kiralamaları yapılmaktadır.
    Kazlıçeşme’deki miting için kiralanan vapur ve otobüsler de standart tarife üzerinden bedeli mukabilinde kiralanmıştır.”

    DEKONT 1:

    Belediyenin yayınladığı ilk dekontta otobüsler için 194 bin 700 TL ödendiği belirtiliyor. Dekontta düzenlenme tarihi de mitingten bir gün sonrası yani dün olarak gözüküyor.

    DEKONT 2:

    Twitter’dan yayınlanan ikinci dekontta  şehir hatları vapurları karşılığı ödenen miktar 5.000.00 olarak gözüküyor.

    İBB: OTOBÜSLERİN KİRA PARASI ÖDENDİ
    Viplay – Yorumlar { 226 Yorum Yapıldı }
    ABDÜL KADİR
    18/06/2013 – 17:57
    BEDAVA OTOBÜS, YEMEK İÇMEK VERMEZSENİZ GELMEZ KİMSE MİTİNGİNİZE.
    Tunay GÜR
    18/06/2013 – 17:57
    Paranın ne zaman ödendiği önemli olmayabilir. Ancak bunun gerçeklere dayanıyor olması gerek. Belediye ile AKP nin bir sözleşme yapmış olması gerekirdi. Gerçi bunları eski tarih koyarak bugün yapmak da hiç zor değil. Ödendiği söylenen komik miktarların günahı kimin boynuna. Milletin hakkı nerede?
    kul derviş
    18/06/2013 – 17:56
    Belediye kamuya ait araçları siyasi bir partiye kiraya veremez.Dekontlar dikkatleri parasal yöne çekmek için servis edildi.Yasal olmayan uygulama “tamam para ödenmiş işte ” finaliyle örtülmeye çalışılıyor !!!
    aylin alemdar
    18/06/2013 – 17:55
    bu otobüsler bu kadar ucuzsa bizde kiralayalım her gün beni evden işe işten eve götürsün, yaptığınız sözüm ona açıklamalarla kendinizi ele vermeyin. ödenen para o araçların anca yakıt parasıdır kaç saat alı konuldu o araçlar ve bu süre içinde normal karları ve ödenen dekont arasındaki farkı açıklayı
    murat belediye araçları
    18/06/2013 – 17:53
    tabiki kiralar, parasını veren herkes ağaç bile kestirir!!!
    Derin Alacagöz
    18/06/2013 – 17:53
    Akp’nin bir cebinden çıkıp öbür cebine girmiş para, gönderilen sms’lerin parasını kim ödedi peki ?
    ABDÜL KADİR
    06/18/2013 17:53
    OTOBÜSE BİNERKEN AKBİL BASIYORUZ İNERKEN DEĞİL, ÜCRET NEDEN 1 GÜN SONRA ÖDENMİŞ, KAÇ OTOBÜS KULANILMIŞ
    freedom fighter
    06/18/2013 17:50
    kısacası desenize sağ cebimizden çıkarttık sol cebimize koyduk
    Anti PARADOKS
    06/18/2013 17:49
    Yinde binlece vatandaşi siğorta etmeden Parti çıkarları için bir yerden bir yere taşınmak ve toplamak suçtur 1 milyon insanın katıldığı bir toplantıda çıkan bir panıkte en az 250 bin insan ölür veye yaralanır böle bir dürümda sorumlu ve kim?
    ALBATROS .
    06/18/2013 17:49
    İETT VE ŞEHİR HATLARININ PARAYI İADE ETMEDİĞİNİ NEREDEN BİLELİM ?
    ten ten
    06/18/2013 17:47
    hepsi konuştukca batıyor,rezil oluyorlar daha anlıyamadılar 10 senedir çevirdiğiniz haltlar da bir yerlerde kaydediliyor, merak etmeyin günü gelince hepsi teker teker sorulacak
    ibrahim bilir
    06/18/2013 17:46
    Ödedinizde kimin parasıyla acaba?
    Mehmet Ali Nergiz
    06/18/2013 17:46
    Parayı kim ödemiş merak ettim. Örtülü ödenekten mi almışlar parayı. Asıl önemli olan parayı kim ödemiş. Hadi açıklayın bakalım
    Tırmık ”’
    06/18/2013 17:45
    Devlet destekli miting, bindiirme kıtalar diye boşuna söylemedik…Paraların ödenmesi bu gerçeği değiştirmiyor.
    e c
    06/18/2013 17:45
    Madem parası ile,diğer partilerde parası ile aynı amaçla kamu ulaşım araçlarını kullanabilir yani!!!Bu bu anlamada gelir o halde 😉
    z e
    06/18/2013 17:44
    Neden herhangi bir özel otobüs işletmesinden kiralanmıyor da belediyeden kiralanarak halk mağdur ediliyor? O gün o otobüslere ihtiyacı olan halkın zararını da ödesin o zaman AKP. Düğüne 1-2 otobüs kiralamakla, neredeyse tüm otobüsleri aynı anda halkın hizmetinden çekmek aynı kefede değerlendirilemez
    cenk balaban
    06/18/2013 17:44
    kardeşim siz 1.000.000 kişi toplamadınızmı hadi 600.000 kişi otobüslerle gelsin her otobüs 150 kişi alsa 4.000 otobüs eder 197.000 i böl 4.000 ne 49.25 TL. otobüs başı eder oda 0,33 kuruşa gelir gidiş geliş. niye bizden 3.80 alıyorsun ozaman seniz o aldığın para mazota yetmez durmak yok yalana devam
    CONDOR .
    06/18/2013 17:40
    AKPARTİ İNTERNET SİTESİNDE GELİR GİDERLER BÖLÜMÜNE GİRİN BAKIN…ALMIŞ OLDUKLARI DEVLET DESTEĞİ İÇİNDE OTOBUS VAPUR PARASI ÇEREZ….SORARIM SİZE … DESTEK OLARAK VERİLEN PARA KİMİN PARASI? OLAY BU KADAR BASİT……
    Aysel kahraman
    06/18/2013 17:40
    Bizim vergilerle ödenen ödenekler HARAM OLSUN
    devrimlerinin bekçisiyiz
    06/18/2013 17:40
    5.000 TL ye koca vapur kiralanabiliyorsa ne diye düğün salonlarına millet onca para akıtıyor! Yeni evlenecek çiftlere tavsiyem, gidin vapur kiralayın. Hem daha eğlenceli hem daha ucuz hem de güzel bir hatıra olur.
    tadashi anıl
    06/18/2013 17:38
    BİZ ÖDENİP ÖDENMEDİĞİNİ DEĞİL, HANGİ PARAYLA ÖDENDİĞİNİ MERAK EDİYORUZ!!! KİMSE BİZİM ZEKAMIZLA ALAY ETMESİN!!!
    ÖZKAN ERKILIÇ
    06/18/2013 17:36
    bu para kimin parası ? diye soranlara , kimin olacak senin benim …
    rıdvan yüksel
    06/18/2013 17:36
    İlk dekontta islem tarihi yok duzenlenme tarihi var yani bankanin basili dekontu firmaya verdigi tarih… islem tarihi olmamasi kafa karistirici bu tutar gercekten kiralama isine mi ait ???
    Berk Simsek
    06/18/2013 17:36
    bunlar kiralandı vatandaş dışarıda mağdur oldu. kardeşim o gün 1,5 saat otobüs bekledi İETT nin öncelikli görevi araç kiralamak dimi?
    kul 1905
    06/18/2013 17:35
    işlem masrafı kaç TL ? neden işlem masrafı kesmemiş banka ? biz halk olarak eft için bi ton işlem masrafı ödüyoruz 😀
    çapulcu provocative woman
    06/18/2013 17:34
    büyük meblağlı olan ödeme dün tarihli. Tepkileri görünce ödeyelim bari demişlerdir.
    nizamettin yılmaz
    06/18/2013 17:33
    Kazlıçeşme mitingi bir AKP mitingidir. Buna göre; Ödemeyi yapan İBB AKP’nin kendi kuruluşu mudur? İBB tarafından yapılan ödeme AKP’nin kasasından mı çıkmıştır??? Bu ödemenin vergisi ve diğer giderleri ödenmiş midir? İETT nereye bağlı çalışmaktadır??? Herkesi saf zannetmeyin.
    haftasonlari bankalar calismaz
    06/18/2013 17:33
    Odemeyi onceden yapmak zorunda degilsiniz. IBB ile anlasirsiniz, 1 gun sonra, hatta 1 hafta sonra bile odemeyi yapabilirsiniz. Ayrica HAFTASONU bankalar calismiyor bunu unutmayiniz.
    kul 1905
    06/18/2013 17:33
    adamlar dekont göstermiş hala paranın kaynagını soruyorsunuz. peki yaptıgınız haklı direnişin maliyeti bu memlekete en az 100,000,000 TL bu paranın nerden karşılanacagını neden sormuyorsunuz ? benim paramdan ödendiyse helal etmiyorum diyorsunuz peki 100 milyon TL de benim paramla karşılanmayacakmı?
    CR 7
    06/18/2013 17:33
    VALLA İYİYMİŞ HEE.. AKP KENDİNE ÖDEDİĞİ PARAYA MAKBUZ KESMİŞ …
    özgür türk
    06/18/2013 17:32
    İ.E.T.T ye git de ki flan yerde gezi için miting yapacağım 10 tane otobüs ver parasıyla emin olun VERİR emin olun!
    burhan baba
    06/18/2013 17:31
    bu otobüsleri ve gemileri herhangi bir kişi yada parti kiralayabilirmi . bunun kanunu yokmu bunuda açıklayın.
    ersin sarıkaya
    06/18/2013 17:30
    miting alanına giden insanlara yardım edilmiş niye gocunuyorsunuz ama tabi yakıp yıksalardı en az turizm esnaf ve devletin zararını ödeyen bile yok. biraz akıllı olun mantıklı olun öyle yorum yazın. kaybetmenizin bir sebebi de bu.
    mustafa sinirsiz
    06/18/2013 17:27
    Otobus ,vapur,taksı tutarak degil ,Halk kendi isteyigle gelmeli .toplama degil!!
    ersin sarıkaya
    06/18/2013 17:26
    kimin parasıyla ödenmişmiş evet devletin parasıyla ödendi kendilerine kullanmadılar ya halka kullandılar neden garipsediniz . insanlar demokratik hakkını sonuna kadar kullanmalı.
    Tarihlere Dikkat
    06/18/2013 17:26
    Kazlicesme miting 16 Haziran 2013 Pazar gunu yapildi. Gosterilen dekontlarin islem tarihi 17 Haziran 2013 yani mitingden birgun sonra. Normalde EFT’nin en gec 14 Haziran cuma gunu yapilmasi gerekirdi. Tepki gelince, IBB’ye EFT yapmis gibi yapmislar ama tarihler tutmuyor. Komedi otesi bir durum!
    hanibal hanibal
    06/18/2013 17:26
    Vatandaşın parasıyla neyin havasını atıyorsunuz? Yazık günah…
    serpil köylü
    06/18/2013 17:24
    İyi hoş ama açıklayıcı bir not neden yok, bu para ne karşılığında ödenmiş, dekontlara biz belirtiyoruz kira, bağış vs. diye.
    Yurt Anadolu
    06/18/2013 17:24
    Eski makbuzların fotokopi ile tarihleri düzeltilmiştir,rakamları değiştirilmiştir. Bunlardan her türlü sahtekarlığı bekleyin. Karşısındakini din düşmanı gören, onunla her alanda savaşmayı gerekli gören, sahtekarlığı da mubah sayar. Tiyniyet budur
    T. Akkaya
    06/18/2013 17:23
    Fazla kurcalamayın CHP’ye de biber gazı faturası yollayacaklar 🙂
    ceren atlı
    06/18/2013 17:23
    YENİ DİRENİŞ BAŞLATIN. AKP NİN YAPTIĞI HİÇBİR ŞEYİ KULLANMAYIN 🙂
    taha bulur
    06/18/2013 17:23
    5000 Tl değil 10000 TL ye vapur kiralayıp ben işleteceğim 3 tanemiydi ?Ban bir tanesine veririm 10000 TL..
    elif demirelli
    06/18/2013 17:23
    Kimin CEBİNDEN çıkıyor bu para,asıl siz onun hesabını verin bu HALKA !!!!
    ahmet cenkal
    06/18/2013 17:21
    AKP’nin parasıda devletin parası sonuçta bu yüzden farketmezz ortada israf var… Yere atılan bayraklar, ekmekler, meyve suları, harcanan mazot, milletin çektiği rezillik…
    engin oğuz
    06/18/2013 17:21
    Çakma devrimcilerin bekçisi miting pazar günüydü eft bir sonraki gün yani pazartesi hesaba geçer mesele tarih değil sen hala anlamadın mı gel 🙂
    Ebru Kural
    06/18/2013 17:21
    İade faturası yoksa bende bir şey bilmiyorum. AL gülüm ver gülüm…
    insanca pek insanca
    06/18/2013 17:21
    miting için neden iett den otobüs kiralanıyor peki?neden metro turizm değil? bir sürü insan yollarda kaldı pazar günü otobüs bulamadığı için istanbulda. mitinge gitmeyi çok isteyen adam her türlü gider.ama demek ki o kadar güvenmiyorlar seçmenlerine
    sami can
    06/18/2013 17:19
    ordu göreve mitinglerinde chpli belediyelerin kaldırdığı otobüslerin de dekontları varmı acaba
    şerafettin yüceses
    06/18/2013 17:19
    Hayatımda böyle ticaret görmedim.Parti otobüsleri kiralıyor parası sonra gidiyor.Belediye değil sanki bakkal defteremi yazdırdınızda eft’yi 17 Haziran’da ödüyorsunuz.194.700 TL ile kaç araç kiralandı.Kiralanan araç miktarı belli değil.Sözleşme ortada yok…
    ali t.
    06/18/2013 17:19
    arkadaşlar size ufak bir hesap. bir milyon kişinin sadece ikiyüz bini yüz kişilik otobüslerle taşınmış olsun buda 2000 otobüs yapar. 194,700 tl yi 2000 e böl. 1 otobüsün kirası 97 tl olur. otobüs sayısımı daha az hesaplanmalı yoksa taşınan yolcu sayısımı? değerlendirmesi size kalmış.
    sule t
    06/18/2013 17:18
    Birgün sonra aynı hesaba iade olur merak etmeyin. İnanmıyorum haklı olarak.
    said tur
    06/18/2013 17:18
    Niye bizim otobuslerimiz kiralandi, o otobuslerin sehirde gezmesi gerekir diyen arkadaslara hitaben: zaten hepiniz protestoda taksimde oturuyordunuz, taksime gelince zaten otobusleri siz yakiyorsunuz ,ee tabiki otobus halka hizmet edecek. Protostolarin hedef tahtasi olmasindan daha iyi oldu bence.
    tc arzu bala
    06/18/2013 17:18
    ufak at civcivler yesin! İNANDIK!
    Ali Özsoy
    06/18/2013 17:18
    Gezi eylemcilerinin evlerine de sebep oldukları zararı fatura olarak göndermek lazım. Edebinle miting yapmak ta suç sanki. Dönüp kendilerine bakmıyorlar.
    Atakan YILDIZ
    06/18/2013 17:18
    3 gemi 5.000 Türk Lirası. Evlenecek çiftlere duyurulur!!! 🙂
    altan erel
    06/18/2013 17:18
    BİZİ ÖDEME İLGİLENDİRMİYOR SİZE BU HALK HEM İNANMIYOR VEDE SEVMİYOR BU KADAR…
    ibrahim bey
    06/18/2013 17:18
    Göstericilerin son 20 günde Ülkeye verdiği zararın yanında devede kulaktır o masraflar.Kaldıki miting yasal ödemesi de yapılmış.
    Poyraz Adanalı
    06/18/2013 17:18
    Bu miting in yapılacağı günler öncesinden belliydi madem kiralama işlemi yapılacaktı neden daha önceden yapılmadı mitingden 1 gün sonra HALK BİZİM VERGİLERİMİZLE diye isyan ettikten sonra KİRA BEDELLERİ YATIRILDI haydi buyurun inanın inana bilirseniz KOlay gelsin iyi UYKULAR TÜRKİYE’M…
    Remember Me
    06/18/2013 17:17
    Hadi Onu anladık Metrobüs seferleri neden ücretsizdi? Onuda toplumu ödediler? Ben mesela mecdiyeköye gidiyordum. Uzunçayırdan binerken neden bedava dedim. Bana güvenlik görevlisi emir geldi dedi. Şimdi nedir bu ?
    altan erel
    06/18/2013 17:17
    İNANMIYORUMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM……
    yakup eler
    06/18/2013 17:17
    5000 tl lık ıslemde ıslem tarıhı 14.06 gorunuyor,diğer dekontta işlem tarıhı degıl duzenlenme tarıhı yazıyor,eft lerde ertesı gun valor kullanılır vakıf bank dekontu değil işlemı yapan bankanın yanı bank asyanın dekontundan gerçek işlem tarıhını gorebılırız.
    cengo k
    06/18/2013 17:17
    kamil kardeş bunlarda vicdan arama… bir de sormak lazım o zaman, başbakan o mitinge başbakanlık uçağı ile mi gelmiş, yoksa parasını akp’nin ödediği tarifeli seferle mi? ama kılıf hazırdır… biyerleri sekizinci kez açıp, devlet adına açılışa gittim demiştir…
    mehmet bak
    06/18/2013 17:17
    Miting için insanların taşınmasına şaşıran insanlara asıl ben çok şaşırıyorum.Bu ülkede tüm belediyeler devamlı kendi yandaşlarına eğlenceler,piknikler,şehirdışı gezileri vs.düzenlerler. Bunların parası da belediye bütçesinden çıkar.AKP de kendi parti bütçesinden para harcamış,kime ne.
    şaban çubukçu
    06/18/2013 17:17
    5000 Liraya orta ölçekli bi tekne bile kiralanamaz bu devirde,nasıl oluyor bir sürü vapur kiralanıyor anlamadım.
    ayça gül
    06/18/2013 17:16
    daha neler ya insanları iyice saf sandınız niye bir gün sonra arkadaşım benim bildiğim bir gün önce yatırılır para ayrıca fiyat neye göre belirlenmiş. kimse yemedi bunu haberiniz olaaaa
    Yener Hitit
    06/18/2013 17:16
    Biz E-5 te gazdan kaçarken pabuç paralayalım, efendiler miting ayağına bedava İstanbul turu yapsın. Biz de artık gösterilere giderken otobüs istiyoruz diyeceğim ama bizim bir partimiz yok ki.
    Göbeğini Kaşıyan Adam
    06/18/2013 17:15
    Bu otobüsler kimin vergileriyle kiralanıyor diyen arkadaşlar… AKP öncesinde çıkan; her partiye aldığı oy oranına göre hazine yardımı yapılmasını sağlayan ve altında CHP’nin de imzası olan yasa uyarınca gelen, hazine yardımlarıyla karşılanıyor bu paralar. Bilginize…
    turgay hınız
    06/18/2013 17:15
    Büyük Şehir Belediyesi Kanunu madde 9’da bu konu ile ilgili düzenleme yok; ancak buna bağlı olarak çıkarılan Büyük Şehir Belediyesi Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliği 18. madde Ç bendi düznlemesi ise ilgili kurulun sadece bilet fiyatları ve tarifeleri belirleme yetkisi var, kiralama yok…
    atilla tolanay
    06/18/2013 17:15
    Ne kadar denyo bunlar yaaa…Ulan ödenip ödenmemesi umrumuzda değil.Akılları sıra çakallık yapıyolar..ÖDEYEN KİM?????
    said tur
    06/18/2013 17:15
    Burada dekont tarihi ile ilgili soranlara soyluyorum. Fatura hizmet alinirken oncesinde veya sonrasinda kesilebilir. Hic bir tuhaflik yok ortada. Problem aramaniza gerek yok.
    murat Türk
    06/18/2013 17:15
    göstermelik bir cebinden almış öteki cebine atmış
    musa ozbay
    06/18/2013 17:15
    adalardan bile deniz taksiyle karşıya geçmek 200 tl oldugu yerde, eğer sen o kadar vapuru sabahtan akşama 5.000 tl ye tutyorsan, kilometrelerce otobusu 200 bin tl ye tutuyorsan ne güzel ya 🙂 bizde boşuna koprüden yürümüşüz burda toplansak hemen tutardık, ama doğru ya bize yolu kapatıyorlar 🙂
    sorgu meleği
    06/18/2013 17:15
    1. Belediye parasını peşin almadan (bir gün sonra alarak) böyle bir hizmeti nasıl verebiliyor? Bu yasal mı, AKP’ye torpil geçme durumu mu var? 2. Yaklaşık 200 bin lira gibi çok yüksek bir meblağ otobüsler için ödenirken, vapur ücreti neden sadece 5 bin? Bunların birim kira bedeli nedir?
    Metin Şenel
    06/18/2013 17:14
    Paranın transfer edildiği tarih olarak ayın 17 si görülüyor..Miting 16 Haziranda..parayı peşin almadan mı otobüsler tahsis edilmiş..Bu konu gündeme getirilmeseydi de para transfer edilecekmiydi ??
    aslan öztürk
    06/18/2013 17:14
    diğer partiler de otobüs talep edecek.bakalım o zaman ne diyeceksiniz.
    orhan torun
    06/18/2013 17:14
    1 milyon kişi geldi ise kişi başı 19 kuruştan mı taşımışlar?
    gökhan duran
    06/18/2013 17:13
    PARAYI BİR CEBİNDEN ÇIKARTIP ÖTEKİ CEBİNE KOYMAKTAN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLKİ BU.İEET VE ŞEHİR HATLARINA ÖDENEN PARA,KESİLEN FATURALAR İPTAL EDİLEREK VEYA AKP İL BAŞKANLIĞI TARAFINDAN İADE FATURASI KESİLEREK GERİ ALINABİLİR. YADA BU KURUMLARA ÖDENEN BEDEL KADAR VEYA DAHA FAZLA FATURA KES.OLSUN BİTSİN..
    ibrahim gürsoy
    06/18/2013 17:13
    Alınan para yaktığınız parçaladığınız onlarca otobüsün tek birtanesinin bile parasını karşılamıyor..sizlerdeki otobüs sevgisini gördük.
    OKAY ESEN
    06/18/2013 17:13
    seth ul bahhir adlı yorumcu sen dekonttan ne anladın kuzum ? veya sen hiç banka dekontu görmedin mi ? İBB den araçları Kirayalan akp, deyen akp nasıl oluyorda bedava taşıyor ? yok kuzum sizde zeka özürlüğü var
    ern gk
    06/18/2013 17:13
    Cumartesi gecesi Boğaziçi köprüsünü araç trafiğine kapama, anadolu yakasına geçişi yasaklama emirin yazılı tutanağını ve gerekçelerini de paylaşırmısınız!
    şinasi akay
    06/18/2013 17:13
    Bu millet tarihinde hiç bir defa bugünkü vaziyetinde olduğu gibi ortadan ikiye yarılmamıştı.
    altan erel
    06/18/2013 17:12
    BİZİ ÖDEME İLGİLENDİRMİYOR SİZİ BU HALK HEM İNANMIYOR VEDE SEVMİYOR BU KADAR…
    Kürşat Özoran
    06/18/2013 17:12
    Sayın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Kazlıçeşmedeki mitingin tarihi 16/6/2013 EFT ile ödemenin geçildiği tarih 17/6/2013, lütfen bizim zekamızla alay etmeyin, bunun size sorulacağını düşünemeyen insanlar ile hemen yollarınızı ayırın, daha az yalan söylemek zorunda kalırsınız…
    Kürşat Zaman
    06/18/2013 17:11
    @ gok yelpazeli agop efendi ; O meydana mitinge gidenler orayı gönül bağıyla doldursaydı , otobüslere tıkıştırılmış kıtalar şeklinde oraya taşınmayı kabul etmezlerdi … Bak diğer çapulculara da , gönül bağı’nın ne menem bir şey olduğu hakkında belki bir fikrin oluşabilir…
    İsmail Özdem
    06/18/2013 17:11
    Siz onu bırakında , Sizi taksime hangi örgütler taşıdı onu söyleyin.
    hakan K
    06/18/2013 17:11
    Görülen o ki kanun göre kiralamışlar otobüs ve motorları. Harika! PEKİ METROBÜSLER nasıl ücretsiz olabildi? Onun ücretini nasıl hesaplamışlar ve nasıl ödemişler merak ediyorum. Sonuçta belli bir saatten sonra turnikeden geçerken sayaçlar çalışmıyordu!!! Sabah ücretli akşama doğru ücretsizdi!
    yalçın şahin
    06/18/2013 17:10
    SEVSİNLER S-E-V-S-İ-N-L-E-R….
    efe egeli
    06/18/2013 17:10
    kimin parasını kime eft yapıyorsunuz !!! sermaye den değil,kendi cebinizden ödeyin de o zaman alkışlasın sizi cihan …
    dilek demirkaya
    06/18/2013 17:10
    Sonuç olarak o para milletin cebinden çıkan bir para. Kimi kandiriyorsunuz siz..
    harun kara
    06/18/2013 17:10
    Taksime gitmek istersek belediye otobuslerini kiralayacak mı peki?
    Faruk Aydın
    06/18/2013 17:09
    Belediye belki 10 bin reklam ilanı astı her yere. O ilanların parası? Panoların kira bedelleri? Çalışan Belediye işçilerinin yevmiyeleri? Onlar normal temizlik işini yapamadıkları için bizim mağduriyetimizin bedeli? Belediye işçilerinin dağıttığı el ilanlarının bedeli?
    Kürşat Zaman
    06/18/2013 17:09
    Photoshop programında ben de öyle bir makbuz hazırlarım ki ; O makbuza bakan AKP’nin Kazlıçeşme miting masraflarının tamamını benim karşıladığımı sanır … Bu devirde bu twitler sadece güldürür biz çapulcuları…
    KAZIM oz
    06/18/2013 17:09
    ödemeler haberler çıktıktan sonra da yapılmış olabilir.ertesi gün bedava taşıma haberleri çıkmıştı ödemeler de ertesi gün.
    Göbeğini Kaşıyan Adam
    06/18/2013 17:08
    Parti mitinglerinde, ulaşım genelde parti teşkilatları tarafından ücretsiz sağlanır. Bu para da AKP’den önce çıkan yasalar gereği hazinenin partilere oy oranına göre yaptığı ödemelerden kaynaklanır. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya kalkışınca düştüğünüz durumlar pek şık olmuyor arkadaşlar.
    Ozcan AYDIN
    06/18/2013 17:08
    otobüs kiralama için miting gününden önce fiyat teklifi falan alınması lazım.. Onlarin belgeleri var mı ? Olay medyada yayınlandıktan sonra faturayı herkes düzenler.. Miting öncesi görüşme belgelerini açıklayın. Resmi kurumsunuz fiyat sormadan kiralama yapmazsınız.. Belki tur otobüsleri daha ucuza t
    gok yeleli agop
    06/18/2013 17:07
    BİZİM VERGİLERİMİZ İLE MİTİNG YAPILIYIIII 🙂
    erdem tekin
    06/18/2013 17:07
    SAKA GİBİ! TEPKİ GELİNCE ERTESİ GÜN ÖDEME YAPİLMİS
    ern gk
    06/18/2013 17:06
    Sağ elin verdiğini sol elin görmeyecek demişler.. Ama siz sağ cepten çıkıp sol cebe gireni gözümüze sokuyorsunuz:) Madem öyle neyse parası verseydik de bizi de haftasonu Taksim’e taşısaydınız!
    SEZGİN s
    06/18/2013 17:06
    Daha önce de dediğim gibi kılıfını uydurulmuş.
    su güngör
    06/18/2013 17:06
    iki miting de bitmiş pazartesi olmuş ödeme yapılmış ?
    gerçekler acıdır!!!
    06/18/2013 17:05
    1.000.000-KİŞİ. 200.000-İ KENDİ İMKANI İLE GELSİN (4KİŞİDEN 50.000 ARABA) GERİ KALAN 800.000-KİŞİ OTOBÜSLE GELSİN KÖRÜKLÜ 150 KİŞİ ALIR 5.340 SEFER (İETT OTOBÜS FİLOSU TOPLAM 3.177 ADET ARAÇ) 194.700-TL’YE YAPMIŞ, SEFER BAŞINA 36-TL DÜŞÜYOR. YA 1MİLYON KİŞİ YALAN YA DA BURADA VERGİ ZİYAI VAR ?
    yakup eler
    06/18/2013 17:05
    paranın yattıgı hesap adı ve banka alttakı dekonta yazıyor asya katılım bankası oldugu gorunuyor.
    Marveleus Maximilian
    06/18/2013 17:05
    lufetmişler. para kimden çıkmış kime girmiş.
    Erkan Işık
    06/18/2013 17:04
    Belge hazırlamak sizin için kolay iş ama sorduğum o değil. Kimin parasıyla ödüyorsunuz. HAlkı o günki ulaşım aksatılma hakkını nerden aldınız. Cidden içiniz rahat mı?
    turgay hınız
    06/18/2013 17:04
    Büyük Şehir kanunun 9. maddesinde kiralama hususu yok; ancak buna bağlı olarak çıkarılan ilgili Büyük Şehir Belediyesi Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliğinin 18. maddesi Ç bendi ise sadece bilet ve tarife fiyatlarının ayarlanması konusunda yetki veriyor ilgili kurula…
    mehmet bak
    06/18/2013 17:03
    Bir hizmet alınmadan parası ödenmez,iş hayatında olan herkes bunu iyi bilir.
    Ali Hikmet Harun
    06/18/2013 17:02
    Ödeme mitingten sonra yapılmış gündeme gelince ya gündeme gelmeseydi ? Ayrıca madem o kadar şeffaf olduğunuzu iddaa ediyorsunuz paranın kaynağınıda açıklayın.
    şaka gibi
    06/18/2013 17:02
    iett ye bulunduğum bölgedeki otobüs yetmezliğinden bahsettiğimde bana şu cevabı vermişlerdi “otobüs ve şoför eksikliğinden dolayı bazı bölgelere ek sefer çıkaramıyoruz bu konu hakkında belirli noktalar var bu şikayetinizi değerlendirmeye alıcaz” denilmişti şimdi şoförde bulmuşlar otobüste ne güzel..
    ersin kılıç
    06/18/2013 17:01
    Vapur fiyatları çok uygunmuş. Düğünümde vapur kiralamayı düşünüyorum 🙂
    ctn al
    06/18/2013 17:01
    250.000 Kişi, 100 kişilik otobüsten 2.500 Tane. Toplam ödenen 197.000 TL. Otobüs başına 78 TL :)) Şoförün yevmiyesi 70 TL, geriye 8 TL :)) Taksiciler yüzüne bakmıyor 8 TL’lik mesafenin çoğu zaman. Gülmekten karnıma ağrılar girecek, yapmayın, bu kadar küçük düşürmeyin kendinizi…
    oğuz tekin
    06/18/2013 16:58
    isteyene aynı belgeden sadece paint gibi basit bir programı kullanarak hemen yapabilirim.
    Bulut Ural
    06/18/2013 16:58
    otobüsler için yapılan odemede işlem tarihi (SAĞ ÜST KÖŞE) tamamen yok edilmiş.. Sizden herşey beklenir.. sahtesinide düzenlersiniz
    acı gerçek
    06/18/2013 16:56
    Koskoca 1 vapur Personelli için 5 milyar az kaçmış. Tekneler bile en az 30-40 milyara kiralanır . 5 milyar ne ki ? mazotunu bile zor karşılar ?! Ya personeli Bu kadar ucuz olsa ünlülerden zenginlerden herkes her haftasonu kendi ailesine arkadaşlarına akrabalarına şirketine vapur kiralar öyle gez
    umut birey
    06/18/2013 16:55
    şov için harcanan paraya bak.
    Sakarya Sakarya
    06/18/2013 16:55
    5000 TL’ye değil çok sayıda vapuru, tek bir vapur versinler hemen kiralayayım…
    otachi kamarova
    06/18/2013 16:55
    Düzenlenme tarihi 17.06.2013 yani mitingten sonraki bir tarih. Baktılar millet karşı çıkıyor, dekont düzenlemeye ne var. İki dakikalık işlem
    Mehmet Çelik
    06/18/2013 16:55
    Tebrik ederim, epey para ödemişler. Merakımdandır kaç otobüsü, kaç vapuru kiralamışlar, sefer başına ne ödemişler. Yarın bir gün lazım olursa diye, sadece merak yani !…
    emir selçuk
    06/18/2013 16:54
    Miting Pazar günüydü. Pazar günü bankalar kapalı, dolayısyla Pazartesi günü ödeme yapılması normal. Ayrıca, bir firmayla szöleşme yaparsınız, ödemeyi 3 ay sonra bile yapabilirsiniz. 5Bin TL ödemenin tamamı değil, ön ödeme olabilir. Dekoontlarda biri İBB Otobüs, diğeri vapur işletmesine ait
    suat selçuk
    06/18/2013 16:54
    Sağ ceplerinden aldılar, sol ceplerine koydular! Ne şekiller, ne tufalar…
    ati goze
    06/18/2013 16:54
    İnanmak gerceklik ama tereddutte bile kalmak korluk
    altan erel
    06/18/2013 16:54
    BİZİ ÖDEME İLGİLENDİRMİYOR SİZİ BU HALK HEM İNANMIYOR VEDE SEVMİYOR BU KADAR…
    Emre Torosoğlu
    06/18/2013 16:54
    Kendi kendini ele verdi Akp, hiç güleceğim yoktu.
    Serhat DEMİR
    06/18/2013 16:53
    Çok merak ediyorum hani bir cepten öbürüne diyen arkadaşlar… CHP neden İşbankasına ortak nerede kazanmış bu parayı, başta ayakta kalması içindi de şimdi çok partili sisteme geçeli yıllar oldu neden hala ortak? Halka neden iade etmiyor demokrasi de bunun yeri nedir? Anlayana biraz empati.
    nejdet simseker
    06/18/2013 16:53
    BU OTOBUSLER O GUN SERBEST OLUP GEZIYE YOLCU TASISAYDI EN AZ ON MISLI FAZLA KAZANIRDI RAKAMA BAKIN KOMIK.
    barış elçi
    06/18/2013 16:53
    Olması Gereken :Vatandaş -> Vergi -> Hükümet -> Hizmet -> Vatandaş Olan :Vatandaş -> Vergi -> Hükümet -> IETT -> Hükümet Hani ? Nerde bunda Hizmet? kesilen paralar vatandaşa hizmet olarak mı döndü?
    Goksel Erdem
    06/18/2013 16:53
    Buraya yorum yazan insanlar dünyadan bir haber. AKP bir partidir, kendi bütçesi vardır. Bu bütçe hazine yardımı ve bağışlarla oluşturulur. İBB bir belediyedir. Kendi bütçesi vardır. Bir parti, dernek, vakıf, özel ya da tüzel kişinin belediyeden kendi parasıyla hizmet satınalması çooook doğaldır.
    gultan tanyerdi
    06/18/2013 16:53
    Dekont dahi olsa olay etik degil.CHP istese, biz istesek para ile verecekler mi?
    Yener Hitit
    06/18/2013 16:49
    Mitinge katılan (sözde) 1 milyon, deniz yolunu kullanan sadece 1.500 kişi mi ?
    mr black
    06/18/2013 16:49
    Bazilarini hicbir sekilde tatmin edemezseniz, ne kanit gosterirseniz gosterin. O yuzden hic iktidar olamiyorlar zaten.
    özgür ruh
    06/18/2013 16:49
    parayı dün yatırmışlar. mademki inandırıcısınız daha önceki mitinglerdeki belediye otobüsü taşımacılığı dekontlarınıda göstersenize uyanıklar. zorlamıyın zira ugraştıkça dahada küçülüyorsunuz.
    acı gerçek
    06/18/2013 16:49
    Şehir hatları da fatura kesen değil alan bir yerdir. Onlar da rahatlıkla olaylar patlak verince geçmişe yönelik fatura kesebilir .
    Milan Rapajic
    06/18/2013 16:48
    Koca geminin kirası 5.000 TL’mi 20 kişi toplanıp biz de kiralayalım tüm gün gezeriz
    hayri albayrak
    06/18/2013 16:48
    gençler derslerinizde bu deyim çıkarsa (KILIFINA UYDURMAK) örnek şekildeki gibidir.
    murat kocer
    06/18/2013 16:48
    Eskiden bu tip iddiaları ciddiye alıp, ispat etme gereği duymayacak kadar kendilerine güveniyorlardı. Şimdi belgeler koymaya başladılar. Buda bir şey… Bu gezinin kazanı mıdır? Hepimize armağanıdır. Bu hepimizin yararınadır. Helal olsun gençlerimize…
    nurettin yücel özşahin
    06/18/2013 16:48
    Bu parayı kim ödedi? Devlet siyasi partilere yapılan devlet yardımını derhal kesmeli. Milletin parası metazori partilere dağıtılamaz.
    onur gentas
    06/18/2013 16:47
    Şevket bayındır peki o 200 bin liraya yakın parayı akp kimin paralarından ödüyor? bir meeting için sadece ulaşıma bukadar para ödendiyse demekki en az yarım milyon lira harcandı demektir. Akp eğer devletten aldığı parayla bu hizmeti verdiyse ben helal etmiyorum hakkımı.
    Gul …
    06/18/2013 16:47
    KİMİN PARASI İLE NE! ÖDENMİŞ?? Birde utanmadan belge gösteriyorlar.
    Fikret Önder roadhog
    06/18/2013 16:47
    Dekont tarihi 17.06.2013, yani yapılan eleştirilerden bir gün sonra. Benim bildiğim ödeme önce yapılır….
    Nese Eren
    06/18/2013 16:47
    Ohhhhhhhhhhhh ne ala ne ala eger o otobusler bedava olmasaydi kac kisi giderdi?????????
    hasan can
    06/18/2013 16:46
    başbakan ,başbakanlık uçağı ile seçim mitinglerine gidiyordu arkadaş siz buna niye şaşırıyorsunuz
    tc .hakan kurtuluş
    06/18/2013 16:46
    SONUÇTA HALKIN CEBİNDEN ÇIKIYOR,O PARAYLA NELER YAPILMAZ YAZIK….
    Bulut Ural
    06/18/2013 16:46
    Düzenleme tarihinin mitingten 1 gün sonra olarak görünmesi çok düşündürücü..
    semih ksk
    06/18/2013 16:46
    Bir gidin bakalım iett den otobüs kiralmaya . parası ödenmeden sana tahsis ediyorlarmı. Baktılar ki sesler yükselmeye başladı hemen yatırmışlar.
    hasan can
    06/18/2013 16:46
    sağ cebimden aldım sol cebime koydum diyorsun yani.tamam inanalım
    ilbey bulut
    06/18/2013 16:46
    neyi tartışıyorsunuz ya..amaç ne mitinge gitmek değil mi..parasıyla değil mi arkadaş 1.300.000 kişi mitinde gitmiş ..kişi başı 1 tl verse 1 trilyon 300 milyar eder..yani araba mı vapur mu bulamayacaklar.ne kadar komiksiniz ya..yürüyerek mi gitselerdi..
    doğrucu davut
    06/18/2013 16:45
    BOŞVERİNNNN AL GÜLÜM VER GÜLÜM HAVALEŞMESİ..BİRDE O PARAYA VAPURLAR DEĞİL ANCA MOTOR KİRALARSINIZ..
    mehmet erden
    06/18/2013 16:45
    Bir tane ile olmaz. Madem dekont gösteriyorsunuz . Bu güne kadar olanların hepsini gösterin.
    İbrahim İbrahim
    06/18/2013 16:45
    Çok ilginç önce kiralanıyor, sonra ücreti ödeniyor..Yoksa bu kamuoyu tepkilerinden kaynaklanıyor olmasın… Kiralanmak istenen şey önceden ödenir ardından kullanılır!..
    T K
    06/18/2013 16:45
    Acaba bu otobüsler kendi seferlerinden alıkonulunca kamu düzeni bozulmadı mı?
    Viplay – Yorumlar { 226 Yorum Yapıldı }
    Yorum Yaz
    Tüm Yorumları Gör
  • Rumların Dahiyane Mülkiyet Planı

    Rumların Dahiyane Mülkiyet Planı

    Rum politikacıların arasında dahiler çoktur!  Akla gelmeyecek kararları alırlar, mangalda kül bırakmayana kadar övünürler, sonra da kafalarını vurmak için duvar bakarlar.

    15 Temmuz 1974 tarihinde büyük bir heyecanla Makarios’u deviren darbeyi yapan, 17 Temmuz sabahı “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti”ni ilan eden, akşamına da “Enosis”i, yani Kıbrıs adasının Yunanistan’a ilhak kararını açıklayan Kıbrıslı Rumlarda ve Yunanlılarda müthiş bir coşku vardı. Yazık ki coşkuları sadece 36 saat sürdü komşuların. 20 Temmuz 1974 sabahı saat 05:00’de Mutlu Barış Harekatı’nın başlaması ile başlarını duvara vurmaya başladılar. Hala daha nedametle duvara vurulan kafaların sesleri geliyor güney Kıbrıs’tan.

    Aynı hatayı 1963 yılında da yapmışlardı. Tam 3 buçuk yıl uğraşmışlar ve Kıbrıslı Türklerin tümünü 45 dakika içinde yok edecek Akritas Planının hazırlamışlardı. 21 Aralık 1963 gecesi de Akritas Planı uyarınca, ertesi sabah uyandıklarında adada Kıbrıslı Türklerin artık olmayacağı inancıyla Türklere saldırmışlardı. Yaptıkları dahiyane bir plandı ve sonucunda da Kıbrıs adasının tek sahipleri kendileri olacaktı. Hangi ertesi gün, hangi ertesi hafta, hangi ertesi ay… Kıbrıslı Türklerin şanlı direnişi tam 11 yıl sürdü ve sonunda da Mücahitler, Türk Silahlı Kuvvetleri ile kucaklaştılar.

    Neticede Rumlar yaptıkları dahiyane plan sonrasında adanın tümüne sahip olacaklarına, üçte birinden fazlasını ebediyen kaybettiler.

    Ama anlaşılan kafaları içinde akıl koyacak yer yok ki, tam 50 yıldır adanın tümünü ele geçirmek için başlattıkları saldırılar sonrasında ortaya çıkan sorunlar ve bölünmüşlük büyük bir inatla devam etmekte. 2004 yılında yapılan referandumda Annan Planına “Evet” deselerdi, 1974 öncesine çoktan dönülmüş olacaktı ama dedim ya, kafalarının içinde akıl koyacak yer yok.

    Rumların söz konusu dahi politikacılardan Rum İçişleri Bakanı Sokratis Hasikos, dahiyane bir düşünce ile Rumların KKTC’deki eski mallarını satış veya takas yapmak amacı ile AİHM’nin Demopulos davası kararı içinde yer alan ve KKTC Meclisinin de yaptığı yasa ile kurulmuş olan Taşınmaz Mal Komisyonu’na (TMK) başvurmalarını engellemek amacı ile bir yasa taslağı hazırladı.

    Bu yasa taslağı Rum Temsilciler Meclisinde yasalaşırsa, KKTC’deki eski malların Rum’dan-Rum’a satışına olanak tanıyacak ve bu satışlar sırasında hiçbir devir vb. vergi veya harç alınmayacak. Amacı da Rumların ekonomik kriz nedeniyle KKTC’deki eski mallarını, TMK’yı bir alternatif çözüm görerek başvuru sonrasında Türklere satmalarını veya da Güney Kıbrıs’ta kalan Türk malları ile takas etmek tehlikesini engellemek.

    Hasikos’a göre Rumlar, TMK kanalı ile değerlerinin çok altında topraklarını Türklere satıyorlar ve bir müddet sonra da KKTC sınırları içinde Rum malı kalmayacak ve adadaki bölünmüşlük, mülkiyet bazında gerçekleşecek. Kıbrıs sorunu da, taşınmaz mal mülkiyeti konusunda müzakere edecek bir şey kalmayınca kendiliğinden çözülecek ve adanın bölünmüşlüğü yasallaşacak.

    Rum İçişleri Bakanı Hasikos –kendince-  bir dahi ama unuttuğu bir küçücük detay var.

    Taşınmaz Mal Komisyonu, sadece 1974 öncesi taşınmazın sahibi olan kişilerin başvurusunu kabul ediyor. El değiştirmiş taşınmaz malların sahipleri “Takas” veya “Satış” için başvuramıyor. Kullanım kaybından dolayı “Tazminat” ödenmesi veya iade ise, AİHM’nin Rum avukat Eleni Meleagrou ve ailesinin “toprak iadesi” talebine bakmayı reddetmesi ve Rumların deyimi ile 1974 Mutlu Barış Harekatı nedeni ile mülklerini terk etmiş Kıbrıslı Rumların evlerine dönmek haklarını da etkin olarak hükümsüz kılmasıyla son buldu.

    “Hasikos Yasası” ile KKTC sınırları içindeki bir taşınmaz malın eski kullanıcısı, mülkünü bir başka Rum’a satarsa, yeni mal sahibi AİHM tarafından iptal edilmiş olan “Toprak İadesi” veya “Kullanım Kaybı Tazminatı”na ilaveten, TMK’ya başvuru hakkını da kaybedecek ve karşılığında hiç bir zaman “mal Bedeli” alamayacak veya da Kıbrıslı Türklerin güney Kıbrıs’ta bıraktığı bir taşınmazla takas edemeyecek…

    Sanırım hiç bir aklı başında Kıbrıslı Rum, Hasikos Yasasını dikkate almayacak ve bu dahiyane yasa ölü doğmuş olacak.

    Ata ATUN

    e-mail: [email protected]

    19 Haziran 2013

  • Nurşen Keskin’e Bodrum Sağlık Vakfı’ndan ödül verildi…

    Nurşen Keskin’e Bodrum Sağlık Vakfı’ndan ödül verildi…

    Bodrum Sağlık Vakfı Yönetim Kurulu üyeleri, 10 yıllık gönüllü hizmet veren Nurşen Keskin’e bir plaket verdi. Plaket töreni sonrası BSV yöneticileri Keskin ile birlikte.

    Bodrum Sağlık Vakfı Halkla İlişkiler Sorumlusu Şafak Yaşar, vakfa hizmet veren ve plaket ile ödüllendirilen Nurşen Keskin ile birlikte.

                                        Bodrum Sağlık Vakfı’na gönüllü olarak hizmet verenlere bir ödül de Nurşen Keskin’e verildi. 10 yıla yakın bir süredir Bodrum Sağlık Vakfı çalışmalarının gönüllü olarak içinde bulunan, engelli çocukların yetişmesinde emeği olan Keskin” Bu tür hizmetlerin zaman zaman taze kana ihtiyaç olduğu misyonu bazen yeni yüzlere devretmek gerekiyor”diyerek 10 yıllık hizmetini noktalamış bulunuyor.

                                                                        Bodrum Sağlık Vakfı Yönetim Kurulu’nun hazır bulunduğu törende Nurşen Keskin’e bugüne kadar yaptığı hizmetlerden dolayı bir plaket verildi. BSV Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Biçer, plaket töreninde yaptığı konuşmada, vakfın gönüllülerce ayakta durduğunu, her geçen gün daha çok gönüllününvakıf bünyesinde çalıştığını söyledi. Biçer “Bodrum Sağlık Vakfı, bugüne kadar yapılamayanları da gerçekleştirmiştir. Vakfımız aynı zamanda Bodrum’un turizmine, kültür ve sanatına da katkı sağlamaya devam edecektir” demiştir.

                                                                       Vakıf, son olarak Bodrum’da bir “Merhaba Çin” gecesi düzenlemiş ve bu etkinlikle de büyük bir ses getirmişti. Çin Gecesine Çin’den gelen sanatçılar bir mini konser vermiş, sanatçılarla Bodrum’a gelen Çinli gazeteciler de Bodrum’ın turizmine yönelik bir dizi çalışma gerçekleştirmişlerdi.

  • Vatandaş devletine güvenmelidir…

    Vatandaş devletine güvenmelidir…

                                                  Gezi eylemleri, ortaya uzun süre tartışılacak bir huzursuzluk, rahatsızlık getirmiştir. Özellikle, eylemcilerle polisin karşı karşıya getirilmesi, orantısız güç kullanılması, vatandaşlar arasında ayrımcılık yapılması son derece ürkütücü ve düşündürücüdür. Öncelikle, vatandaşın devletine, hükümetine, güvenlik güçlerine güvenmesi, gerektiğinde sığınması, kendini güvende hissetmesi gerekiyor. Eylemler boyunca yaşananlar bize bunların tam tersini göstermiştir.

                                                Polis de bizim çocuğumuzdur ve güvenliğimiz sağlayan bir kuruluştur. Şiddete baş vurmadan yasal eylemini yapanlara karşı polisin şiddetten yana tavır sergilemesi, orantısız güç kullanması, aşırı derecede biber gazı ve tazyikli su sıkması, eli sopalıları aralarına alması hiçbir şeyle izah edilemez. Bunun bir mazereti de olmamalıdır.

                                                    AYRIMCILIK BARIŞI DİNAMİTLER

                                                       Eylemlere katılanlar, eyleme katılmaları teşvik edenler hakkında yasal işlemlerin başlatılması, ev baskınları, cadı avı başlatılması ve işine gelmeyen herkesi “terörist” ilan etmek demokratik bir ülkede baş vurulmaması gereken bir konudur. Başbakan Erdoğan’ın “Tek tek bulup hesap soracağız” tehdidi eyleme katılanlara geri adım attırmaz, aksine bunları daha da birleştirir, bütünleştirir.

                                               Öncelikle şunu söylemeliyiz:

                                                Şiddete baş vurmadan eylem yapmak, sesini duyurmak anayasal bir suç değildir. Sokaklara taşan yüz binler, polisle de çatışmamış, şiddete de baş vurmamış, bir festival havası içinde eylemlerini gerçekleştirmişlerdir. Bu insanlara biber gazı ile tazyikli su ile bindirme yapmak aslına bakılacak olursa bir insanlık sucudur. Yetkililerin “Marjinal gruplara karşı” demesi, “teröristlere karşı” demesi bir anlam ifade etmiyor. Yurdun her tarafına yayılan yüz binlere karşı “terörist grup” demek inandırıcı olabilir mi?

                                                     Ayrımcılık yapmak, taraf olmak her dönemde barışı dinamitlemiştir. Bu konunun hassasiyetini bir kez daha vurgulamak istiyoruz.

                                                     MAHKEMEDEN ÖRNEK KARAR

                                                        Ankara 3.Sulh Ceza Mahkemesi eyleme katılanlardan 13 kişiyi serbest bıraktı. Gerekçe olarak da “Vatandaşlık haklarını kullanarak demokratik tepkilerini ortaya koymak için protesto gösterisi yapanlara herhangi bir suç isnadı mümkün değildir” dedi. Bunun her zaman emsal teşkil ettiğini de söylemliyiz.

                                               Eylemciler hakkında cadı avının başladığını söyledik. Biz, baştan bu yana şiddetin karşısındayız. Vurmaya kırmaya, dökmeye, kamu mallarına zarar vermeye yönelik her türlü hareketin de karşısındayız. Bunu yapanlar hiç kuşkusuz cezalarını da çekmelidir. Ancak, herkesi aynı kefenin içine koyup, herkesi “terörist” gözü ile görmenin yanlışlığından da geri dönmek gerekiyor.

                                                 Şimdi biz de şunları sormak istiyoruz:

                                                   Polisin için de “vur” deyince “öldürmeye” heveslilerin var olduğunu da gördük. Polis şiddetini bizi yönetenler de kabul ettiler. Olaylardan bugüne kadar 5 kişi hayatını kaybetti. 22 kişinin gözünü kaybettiği, yüzlerce yaralının tedavi edildiği bildiriliyor. Biber gazı ve tazyikli su nedeni ile vücutlarında yaralar oluşan vatandaşlarımız da var. Başından vurularak öldürülen bir eylemcinin polis kurşunu ile hayatını kaybettiği biliniyor. Bu polis de biliniyor ama, emniyet şu ana kadar bu polisin adını açıklamadı. Orantısız güç kullananlar hakkında ne işlem yapıldı, kimler cezalandırıldı bu da bilinmiyor.

                                                          HER SUÇLU CEZA ALMALIDIR

                                                  İzmir, Adana ve daha sonra İstanbul’da ortaya çıkan eli sopalı sivillerin kimler olduğu sorusuna da yanıt verilmiyor. Bu eli sopalılar, insafsızca eylemcilerin üzerine yürümüş, öldüresiye insanları dövmüşlerdir. Bunun üstü örtülebilir mi? Bunlar açığa çıkarılmadıkça bu insanlar bugün devletine, hükümetine, güvenlik güçlerine güvenebilirler mi?

                                                   İstanbul’da eli sopalı, kesici aletlerle eylemcilere ve CHP İl Binasına saldıranlar hala niye serbestçe dolaşıyor? Kaldı ki bunlar güvenlik kameraları ile de suç aletleri ile tespit edilmişlerdir. Suç işleyenler arasında da ayırım yapılması çok daha tehlikeli tırmanışları da mutlaka beraberinde getirecektir.

                                                Ortada bir suç, suç işleyen varsa ve bunlar kim olurlarsa olsun bunlar arasında ayırım yapılmamalıdır. Devlet, güvenlik güçleri, hukuk herkese, her kesime aynı mesafede olmak durumundadır. Ayırımcılık oldukça, eşitlik bozuldukça baş kaldırı ve sokağa taşmaların önüne geçmek de mümkün olmayabilir.

  • Almanya da Cumartesi büyük eylem

    Almanya da Cumartesi büyük eylem

    Her yer Taksim, her yer direniş adı altında 22.06.2013 tarihinde Avrupa’nın Köln şehrinde kitlesel yürüyüş düzenleniyor. Almanya saati ile 12:00 de başlayacak olan Protesto gösterisine büyük katkı bekleniyor.


    DÜNYA BASINI ”GEZİ PARKINDAKİ ŞİDDETİ’ KONUŞUYOR
    Taksim Gezi Parkı’ndaki şiddetli polis müdahalesi bütün dünya ajanslarında geniş yankı buldu. BBC, CNN International ve El Cezire gibi uluslararası televizyon kanalları, binlerce polisin 18 gündür göstericilerin kontrolündeki parka göz yaşartıcı gaz, tazyikli su ve TOMA’larla sert müdahale ettiğini bildirdi.
    CNN,  Erdoğan’ın İstanbul’da yapacağı mitingden hemen önce gerçekleştirildiğine verdi dikkatini.
    AFP’ye ise konuşan bir gösterici, “Gaz maskelerimizi ve gözlüklerimizi aldılar ama hiçbir şey bitmedi. Çok öfkeliyiz. Dünya Tayyip’e karşı koyabildiğimizi gördü” dedi.

    New York Times: “Başbakan Erdoğan yaptığı mitingde de bir kez daha azarlayarak eylemcilere tehditkâr bir karşılık verdi. Hemen ardından çevik kuvvet parkın üzerinde fırtına gibi esti” dedi.
    İngiliz Guardian Gazetesi: Yüzlerce çevik kuvvet polisi buldozerlerle beraber aktivistlerin üzerine doğru harekete geçti, bir çok kişiyi yaraladı. Birçok çocuk ve turist de bu taarruzun ortasında kaldı, çok sayıda yaralı var.” haberine yer verdi.

    Rusya’nın Sesi: “İstanbul’u yakıcı gaz sardı. Yakıcı gazdan sadece üniversite öğrencileri değil, çocuklar ve ihtiyarlar da etkilendi.” diye konuyu ele aldı.

    POTESTO EDİLECEK
    Bütün bu acı olayları Protesto etmek ve faşist Tayyip Erdoğan’ın istifasını sağlamak için Cumartesi (22.06.2013) saat 12’de insanlar Köln şehrinde toplanıp, toplu bir eylem gerçekleştirecekler. Binlerce insanın katılacağı direnişe her yerden destek yağıyor.

    Protestocular herkesi bu eyleme davet ediyorlar.

    Bilgi edinmek isteyenler için FB-adresi:

    Her yer Taksim, her yer direniş.
    SONUN GELDİ EY FİRAVUN.
    Cumartesi (22.06) – Saat 12:00 – Köln

    Mustafa Çelebi

  • TAYYİP İSTİFA

    TAYYİP İSTİFA

    Türkiye’de milyonlarca insan iktidarın baskısına ve zulmüne direniyor,demokratik tepkisini haykırıyor.
    İktidar adı konulmamış olağanüstü hal uygulamaktadır,sokaklarda insan avı,cenaze törenine bile saldırı düzenleniyor.

    *
    Bu tabloyu medyanın Arap Baharına benzetmesine Tayyip Erdoğan Kazlıçeşme Mitingi’nde karşı çıkıyor.
    “Türkiye medyanın oyun oynayacağı bir ülke değil. Arap Baharını gördük şimdi de Türkiye Baharına hazır olun diyorlar.
    Ey cahil! Türkiye’de Türk Baharı 3 Kasım 2002’de oldu. Ama onlar bunun farkında değil. Bunların kulağı duymaz. İşte millet işte karar!” diyor.

    *
    Halbuki ülkenin her yerinde milyonlar Tayyip Erdoğan’ın -işbu, “herkesi kör,alemi sersem sanan” bağnazlığının sonucu zülmüne direniyor.
    Mihail Aleksandroviç Bakunin’in,”Hiç kimsenin bir başkasını baskı altına almasının imkansız hale gelmesini mi istiyorsun? Öyleyse hiç kimsenin güce sahip olmamasını sağlaman gerekir” kuramı çalışıyor,
    Milyonların “Tayyip İstifa,Tayyip İstifa” nidası ” Ya Zulüm,Ya Sen” tercihidir -ki, kulaklardan akıllara,vicdanlara işliyor.

    *
    Bir zamanlar Türkiye bağımsızlık,ulusal birlik ve bütünlükle devletin rejimi ve işleyişinde oluşturulan sistematikte sınırsız uygarlık çizgisinde halkların vicdan ve düşünce özgürlükleriyle,dileyenin hamd etmesini de amaçlayan özgür insanlar yetiştiriyordu.
    Elbette Din’in toplumsal bir bağ ve ortak duyarlık yarattığı kabul ediliyor -ama, dinin toplumsal davranışı, sosyal düzeni belirleyen bir sistematik olarak düşünülmesi yanlış olarak değerlendiriliyordu.

    *
    Herşey, Büyük Atatürk’ün,”Hayat felsefesinin garip bir tecellisidir ki,her faydalı ve her yeni şeye karşı mutlaka bir kuvvet çıkar.Buna bizim dilimizde irtica derler.İşte bu irticanın imhası için gerekli tedbirleri evvelden almış olmak lazımdır” uyarısına kayıtsız kalınmakla başladı.

    *
    Çünkü neoliberalizmin hızlı ve maksimum kâr için işlevsel ve esnek örgütlenmesi,değişim-geçicilik-uçuculuk karakteri bütün istikrarlı yapıları olduğu gibi Türkiye’yi de tahrip ediyor,
    Hep daha fazla kâr adına devreye sokulan disipliner teknikler toplumların bütününe nüfuz ederken artan yoksulluğun getirdiği belirsizlik ve risk toplumun geneline yayılmış, genel ahlakın bağlayıcılık gücünün azalmasına, toplumsal hayatın belirsizlik ve sömürü sarmalına hapsedilmesine yol açmıştı…

    *
    Bu paralelde Mekke Şerifi Hüseyin’den başlatılan İslam ülkelerini sömürüye açmak, kontrol etmek ve üzerinde baskı kurmak amacı ulusal devlet modelinin aşılması projesiyle geliştirilmeye başlandı.
    İslamın yaşandığı her ülke ve Türkiye’de halkların bir kesimi gizliden gizliye eğitildi, Osmanlı’da Sultan Abdülhamid’in pan-islamist resmi ideolojisinden hareketle sivil toplumdan kamusal ve özel yönetimlerde genişleme hedefleniyordu-ki,
    İslamcı Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen, İslami hilafetin temsilcisi Osmanlı’nın ardından oluşan devletlerde cemaat ya da tarikatlarla Vatikan benzeri “İslam Birliği” ile ekonomik güç olmak hedeflerinde Türkiye’yi neoliberalizme ilişiklediler!

    *
    1998’de Fethullah Gülen’in “Adliyede, mülkiyede veya başka bir hayati müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti, bizim garantimizdir.
    İstikbale yürümek için, sistemin püf noktalarını keşfedin, sistemin püf noktalarını bilmek, keşfetmek, aşmak lazım.Sivrilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerlere gitme. Böylelikle bu kurumları dönüştürebilir ve İslam adına daha faydalı olabilirsiniz” fetvası doğrultusunda;

    *
    Köyler,beldeler,mahalleler ve semtlerde mahalle ağabeyi ve ablası nezaretinde seçim sandığı seçmen listeleri bazından,
    Valiler, kaymakamlar, belediye başkanları ve il-ilçe başkanları koordinasyonunda dernekler,okullar, öğrenci yurtları, dershaneler, vakıflar, İslami iş yerlerinin istihdamı,zekâtlar ve sadakalarla genişlenildi.
    Bölge Kalkınma Ajansları,Köy Altyapılarını Destekleme Projesi ve Beldeleri Destekleme Fonu hizmetleri,Sosyal Yardım ve Dayanışma Fonunda örgütlenildi.
    İslamcı hedefler doğrultusunda seçimle ele geçirilen devletin; Yargı,Emniyet,İstihbarat,Merkezi-Yerel İdareleri,sivil-askeri bürokrasisi,özerk kuruluşları,üniversiteler, medya ve bir bölüm sermayede kadrolaşıldı.

    *
    Durmaksızın Cumhuriyet hükümetleri ve devlet bürokrasisinin İslami kimlik ve değerlerini kamusal alandan silmek istediğini düşündüler.
    Cumhuriyetin anayasal değerlerini koruma-kollama görevinde bulunma anlamında -bilhassa, irticai kalkışmaların önünü açmak ve cumhuriyet ile yüzleşmek için darbe politikalarını safdışı bıraktılar.
    Türkiye oluşturulan İslamcı sivil ordu ile -mesela, bir butonun çok şey ifade ettiği enterkonnekt sistemde tüm ekonomik faaliyetlerde,enerjinin üretimi-dağılımında, hava-kara-deniz ulaşımda esir alınmıştır.
    İslami Devlet ajandasında,”Kur’an ve Sünnet” kaynağından ürettikleri siyasetlerine bir kalkışma halinde bir merkezden alınan talimatla Türkiye’den dünyayı kilitleme gücünde olduğunu sandıkları muhteşem bir çete kurdular.

    *
    O merkez,3 Kasım 2002’den itibaren giderek değişimin türlü sürecini belirleyen bir pozisyona yükselen ve içinde askeri gücün pasifize edilerek operatif fonksiyon yerine istihbarat fonksiyonu kuvvetlendirilmiş Milli İstihbarat Teşkilatıdır.
    Bir tarafında Türkiye’de demokratikleşmeyi öngören ABD, birinde demokratikleşme için Kürt Sorununun çözülmesini öngören İsrail,diğerinde TSK’ya askeri strateji belirleyen NATO unsurlarından oluşuyor.
    Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen unsurları da bu yapının edilgen taraflarıdır; birlikte yeni Türkiye belirleniyor,siyaset ve asker yönetiliyor.

    *
    İyi ama, Gezi Parkı’ndan tüm yurda yayılan ve milyonların “Tayyip İstifa,Tayyip İstifa” haykırışlarıyla yaptığı laik yanlısı gösteriler bu kolerasyona nasıl oturuyor?
    Neden milyonlarca insan “Tayyip İstifa” avazlarıyla bu denklikten Tayyib Erdoğan’ı -dolayısıyla,Fethullah Gülen’i düşürmenin kıyısındadır?

    *
    ABD ve Batı ülkeleri yaşanılan onca tecrübeden sonra; özel kuvvetleri ve istihbarat ajanları ile Türkiye ve Arap ülkelerinde besleyip yetiştirdiği,
    “Kur’an ve Sünnet” kaynağından fırlayan İslamcı dini ve siyasi liderler, siyasetçiler, İslami özgürlük savaşçıları ve aktivist kuruluşların, başta Türkiye olmak üzere,Tunus’ta,Libya ya da Mısır’da ve başka ülkelerde de,
    Nifak saçan,ikiyüzlü ve takiyyeci politikalarla bireysel ve toplumsal hafızayı zayıflatan duygu,arzu ve ihtirasları harekete geçirdiği,
    bireyler bazında kitleleri hissen,fikren,fiilen zarar görmelerine neden olarak taassuba dayalı toplumlar oluşturduklarını -bu suretle,
    Müslümanlıktan koparılan çok sayıda insanın, Batı’nın İslam’a ve peygamberine vurmak için alanlar açtığı düşmanlığında pekiştiğini, İslamcı radikalizmin yalnızca bu kaynaktan ürediğini,insanlık suçu oluşturan bu felsefenin asla insan hakları kapsamında olamayacağını anlamıştır.

    *
    Tayyip Erdoğan’ın İslamcı düzenini altedecek yegane unsur-işte, Türk halkı ayaklanmıştır!
    Sıkışan Erdoğan’ın neoliberalizme Ankara/Sincan ya da İstanbul/Kazlıçeşme’de kardeşi-kardeşe vurdurma tehditine pabuç bırakılmıyor.
    Ya da küresel piyasalar Türkiye’yi de kapsayan enterkonnekt sistemin garantisinden emindir -nitekim, Türk piyasaları da kendisine tanınan hadler çerçevesinde çalışıyor.
    İslamcı siyasetin yeniden lâik çerçeveye alınmasının derin dalgası zulümden sabrı taşan milyonlarca Türk insanına yayılıyor ve peşinden sürüklüyor.
    Bu kötü siyasetin başı Tayyip Erdoğan Türkiye’den İslam ülkelerin domino taşları serisindeki ilk taş gibidir;her yerde,her durumda bir çığ gibi istifaya çağırılıyor…

    *
    Özden Özen “Ayaklama” şiirinde “…Korkun/ Korkun kaldırım taşlarından/ Efendilerinizle/ Yamaklarınızla/Çakallarınızla /Korkun yalaka medyanızla/Korkun
    … Korkun sel sularından, dağlardan/ Durulmak yok yağmaya, talana/Ya hep ya hiç/Akacaksa kristal akacak bütün sular /
    Kopacaksa inceldiği yerden bu zulüm /Kopsun” diyor.

    18.6.2013

  • Buralara Nasıl Geldik

    Buralara Nasıl Geldik

    Henüz başkan seçileli iki yıl olmamıştı. Aslında islam diye bir problemleri olduğunu hiç bir zaman düşünmemişti. Dünya Petrol endüstrisine yakın biri olarak islam’ı Ortadoğu coğrafyası ile sınırlı, bir takım Arap şeyhleri ve krallarının otokratik yönetimleri altındaki halkları kontrol etmek için uydurdukları kurallar olarak görüyordu. Ona göre bir din bile sayılmazdı. İnananların sayılarını, radikal islamı, islam devletlerini ilk kez o koskoca gökdelenlerin yıkıldığı büyük uçak saldırısından sonra önüne gelen raporlarda görmüştü.

    -4 derecede paltosunun yakasını kaldırırken belediye başkanı seçildiği o günü hatırladı. Partilerin birleşemediği o seçimlerde %25 oy alabilmeyi başarmış ve bu oy bile kendisini dünyanın en büyük şehirlerinden birisinin belediye başkanı yapmaya yetmişti. Gençliğinden beri içinde olduğu siyaset ona doğrunun gerçeğin bir öneminin olmadığını, önemli olanın insanlara neyi nasıl sunmak olduğunu öğretmişti. Belediye başkanı seçildiği günden sonraki en önemli günüydü belki de. Aslında kendisi bu işi bitmiş görüyordu, sonuçda ülkesindeki seçimleri kazanmış başbakan olabilmesinin önündeki bürokratik engelleri bir bir aşıyordu.

    Bu acil çağrıya olumlu cevap verip görüşmeye gitmesi ona biraz klübe hoşgeldiniz daveti gibi geliyordu. Oysa belediye başkanlığına ve bunca yıl siyaset birikimine rağmen bir ülke yönetmeyi, devlet sırlarını, acil planları ve en önemlisi başkanın kendisinden ne isteyeceğini henüz bilmiyordu.

    Devamını istiyorsan tıkla…

  • (NİSAN/ MAYIS–1915–5)

    (NİSAN/ MAYIS–1915–5)

    DÜŞÜŞ SONRASI VAN

    Bu yazı serisi içinde, bu güne kadar değişik şekillerde ele alınan “Tehcir” yani “Zorunlu Göç” olayının arifesindeki birkaç ay içinde, Doğu Anadolu’da, özellikle Van Bölgesinde cereyan eden olayları gerçek belgelerin ışığında, hemen hemen hiçbir katkı yapmamaya gayret ederek açıklamaya çalıştık. Osmanlı hükümetinin tehcir kararı almasına neden olan olayları incelemeye devam ediyor ve Van’ın düşüşü olayını değişik bir yorumla bir Ermeni yazarın kaleminden izliyoruz:
    “Varentsov- Dashkov’un teklifini kabul eden Milli Büro, gönüllü birliklerin harekâtını sevk ve idare için özel bir komite seçti. Tiflis, Alexandropol ve Erevan’da faaliyet gösteren komite, kısa bir zamanda tam kapasiteye sahip olan dört gelişmiş birlik hazırladı. Gönüllülerin askeri rolü, Kafkasya’daki toplam Rus kuvvetleri içinde önemsiz bir sayıda olmasına rağmen öncelikle kılavuzluk, öncülük, Rus birliklerine arızalı arazilerde yol göstermek ve öncü rolü oynamaktı. 1000 kişilik ilk grup Antranik tarafından yönlendiriliyordu. Bu grup Balkan Savaşı’na (Bulgarlar yanında) Ermeni gönüllülerle katılmış tecrübeli ihtilalcilerden müteşekkildi. Diğer üç grup Türk hududuna doğru ilerlerken Antranik Kuzey İran’da Rus kuvvetlerine katıldı. İkinci grup yardımcısı eski bir Osmanlı parlamenteri olan Dro tarafından yönetiliyordu. Erevan bölgesinde, Iğdır üzerinden Van’a doğru ilerliyordu. Hamazp ve Keri komutasındaki üçüncü ve dördüncü birlikler Sarıkamış’tan Oltu’ya batı hududu boyunca ileri (karakol) pozisyonunda bulunuyordu.
    Türk gemileri Ekim sonunda Rus limanlarını bombalarken, Ermeni gönüllüleri zaten Osmanlı hudut ihlalleri için techiz edilmişlerdi ve hazırdılar. Gerçek oydu ki muvazzaf Rus ordusunda 150.000 Ermeni asker mevcuttu ve bunların bir kısmı Avrupa Cephesine transfer edildiler.” (1)
    “Van’daki çatışma haberleri Kafkasya’ya ulaştığı ve acil destek isteği duyurulduğu zaman, 4’ncü Rus Kafkas Kolordu’su Van ve Malazgirt istikametinde taarruza başladı. Bu harekata katılan 2,3,4 ve 5’nci gönüllü Ermeni birlikleri Vardan’ın komutasında “Ararat Lejyonu” olarak savaşa katıldı. 28 Nisan’da Erivan’dan yola çıkan Lejyon, General Nikalayev’in birliklerine katıldı. Bu birlik hudutları 4 Mayısta geçti. İki hafta sonra Ermeni birlikleri ve onları takiben Rus birlikleri Van’daki isyancılar tarafından tezahüratla karşılandı. Van valisi Cevdet Bey güney yolu ile Voston istikametinde Van’ı terkederden Ermeni gönüllüleri IV. Kolordu Komutanı General Oganovski’nin takdirlerine mazhar oldu. Kendisi de “Katolik” olan Komutan, Ermeni gönüllüleri methetti. Rus askeri otoriteleri “Aram Monukyan”ı (Van’daki Ermeni Savunmasını organize etmişti) isyan bölgesinin Valisi tayin ettiler.
    Ermenistan’ın siyasi varlığı artık şekillenmeye başlamıştı… Rusya’nın kontrolünde bağımsız bir Ermenistan beklenen ödüldü. Zaten yerli teşkilat Militia ve Polis Van gölü çevresinde tesis edilmişti. Tıpkı 2000 yıl önceki gibi. Haziran sonunda Ermeni lejyonu General Trukhin’in özel kuvvetlerine katılmıştı. Bu kuvvetler Van gölü güneyini temizleyecekler ve Bitlis’te kurtarılmayı bekleyen 100.000 Ermeni’ye ulaşılacaktı.” (2)

    Tebriz’de 6 Mayıs 1915’te harekete geçen General Şarpantiye Komutasındaki Rus Süvari tümeni Van ve Adilcevaz üzerine harekete geçti. 12–16 Mayıs arasında Savuşbulak’a geldi. 18 Mayısta Başkale’ye yaklaştı, Türk birlikleri batı’ya doğru çekilmek zorunda kaldı. General Truhin komutasındaki birlikler Van’a girdiler. Türk birlikleri her tarafta çekilmeye başladılar. Türkler’in Van’ı boşalttıkları 14 Mayıs’tan iki gün sonra Ruslar şehre Ermenilerin büyük coşkusu ve şenliklerle girdiler. İyice cesaretlenen Ermeniler bölgede Türkleri imha etme kararıyla büyük bir “imha harekâtı” başlattılar.(3)
    Türklerin, Van’ı boşaltması üzerine Van’da Ermeni dönemi başlamış ele geçen Türkler akla gelebilecek en feci şekilde, bazı köy ve kasabalarda son ferde kadar yok edilmişlerdir. Van’ı baştanbaşa yakan Ermeniler bu şehri elde tuttukları bir iki yıl içinde, yüzlerce yıllık tahribat yaptılar.(4)
    Ermeniler Van’da soykırım uygularken kendi gençlerinin beynini vahşet hikâyeleriyle dolduruyorlardı. Bunlardan biri daha sonra Sait Halim Paşa ve Polis Müdürü Cezmi Bey’i öldürecek olan Arşavir Şıracıyan’dır. Anılarında bu dönemle ilgili sahte anılarla kininin nasıl beslendiğini anlatmaktadır.
    “24 Nisan 1915’ten bir gün sonra, Sivas Valisi Muammer’in kendi bölgesindeki 20.000 Ermeni askerini katlettiğini öğrendik… Yaklaşık 120.000 soydaşımız çalışma taburlarında istihdam edilmişlerdir. Bunlar birbiri peşi sıra katledildiler…” (5)
    “Kaçaklar İstanbul’da “dam taburu” olarak adlandırılıyordu. Soydaşlarıyla beraber başkent’in en iğrenç mahallerinde haddinden fazla kalabalık sefil barınaklarda yaşamaktaydılar… Jön Türkler onları bir tehdit vasıtası olarak gördüler Türk Polisi bir gecede beş bin kişiyi topladı ve bir daha kendilerinden haber alınamadı… Teşkilat-ı Mahsusa adındaki kıyım ve katliamlardan sorumlu özel organizasyon.. Kaşarlanmış sabıkalıları hapisten çıkararak oluşturuldu.” (6)
    “Kaçaklar dünyasının bir adı vardı, tavan taburu. Gerçekten de onlar tavan araları, mahzenler ile gizli geçitlerin askerleriydiler… Tavan arasına mensup 15.000 nefer savaş boyunca hayatta kalmayı başardı. Jön Türkler Ermeni meselesini kökünden halledemediler ama kendi isimlerini sonsuzluğa dek ‘katil’ soykırımcı ve barbar kelimeleriyle eşdeğer hale getirdiler.” (7)
    Böylece bir tarafta gerçek cinayetler işlenirken diğer tarafta vatanlarını savunma gibi en asil görevden kaçan ve düşmanla işbirliği yapan bazıları da Lafla seri halde cinayetler üretiyorlardı.

    Aynı günlerde Van’dan gönderilen ve daha sora Amerika’da yayınlanan Ermeni gazetesi “Gosnak” ta yayınlanan bir mektup Van’ın gerçek durumunu anlatıyordu;
    “Birçok silahlar ile birlikte 810 top ele geçirdik. Hükümete ait bütün binaları ve kışlaları yaktık. Van’da 1500 kadar kadın ve çocuktan başka Türk kalmadı. Bunlar Amerikan bölgesinde muhafaza ediliyor. Bazılarına da Rus Ordusu tarafından bakılıyor, yemek veriliyor. Bu gün Van Valisi Aram’dır. Bütün davalar artık Ermeni lisanı ile görülüyor. Köylere ve kasabalara Ermeni memurlar gönderiliyor.”(8)
    900 yıllık bir Türk vilayeti olan Van, kendi vatandaşlarının isyanı ile ele geçirilmiş ve düşman ülke Rusya’ya teslim edilmiştir. İhanetin böylesi tarihte ender kaydedilmiştir.

    Bu gün dahi ne Türk, ne de Batı Dünyası, Van ili ve çevresindeki 509.707 Müslüman’dan (9) sadece 1500 kadın ve çocuğun kaldığını bilmiyorlar. Vanı ele geçiren Ermeniler bütün Türk mahallelerini yaktılar. Şehirde kalanları ve yollarda yakaladıkları kişilerin yaşlarına bakmadan toptan kitle halinde katlettiler. Bundan maksatları, Van’daki Türklerden bir iz bırakmamak ve bölgede sayısal üstünlük sağlamak istemeleriydi. (10)

    DİPNOTLAR:

    (1) Richard G.Hovannasian: Armenia On The Road of to İndependence, s.44 (University of The Californian Pres Ltd. USA- 1967),
    (2) Aynı Eser, s.55
    (3). Ergünöz Akçora: Van ve Çevresinde Ermeni İsyanları, s.127 (İstanbul-1994)
    (4) Hüseyin Çelik: Görenlerin Gözüyle Van’da Ermeni Mezalimi s.26 (Yüzüncü Yıl Üniversitesi)
    (5) Arsavir Şıracıyan, Bir Ermeni Teröristin İtirafları s.54 (Kastaş Yayınevi- 1997).
    (6) Aynı Eser, s.52.
    (7) Aynı Eser, s.79.
    (8) Abdullah Yaman, Ermeni Meselesi v eTürkiye, s. 326- 327 (İstanbul – 1973).
    (9) Justin Mc Carthy The Population of The Otoman Armenians; Armenions in late Ottoman Period, s.70 (Edited by Türkkaya Ataöv, The Turkish Historical Society, Ankara – 2001).
    (10) Fevzi Çakmak: Büyük Harpte Şark Cephesi Hareketleri, s.96 ( 1935 Yılında Harp Akademisinde Verilen Konferanslar, Ankara–1936)

    Dr. M. Galip Baysan

  • Barış ve huzura giden ince yol…

    Barış ve huzura giden ince yol…

                                                Gezi Parkı ile başlayan eylemler ve eylemcilere karşı hükümet olanların tavrı, bugün ülkeyi hiç görülmemiş biçimde germiştir. Her geçen gün, barış ve huzur ortamına daha çok ihtiyaç duyduğumuz da bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Demokratik hak olarak şiddet içermeyen eylemler karşısında, sertlik, şiddet, tehditle çıkmanın ülkeyi daha da gereceğini, polis şiddeti görenlerin daha bütünleştiğini, insanların kamplara ayrıştırmanın geleceğimizi tehlikeye düşürmeye başladığını da açık biçimde görüyoruz.

                                               Bundan aylar, hatta yıllar önce yazdığımız yazılarda, iç ve dış düşmanlarımızın hedeflerinden birinin, Türkiye’nin her alanda zayıflatılması olduğuna değinmiştik. Bugün gelinen noktaya baktığımızda, bu hedeflerin işlemekte olduğunu da görebiliyoruz. Özellikle bölgede çıkarı olan, bölgeyi kendilerine göre dizayn etmek isteyenlerin güçlü bir Türkiye’den yana olmadıklarını da hepimiz biliyoruz.

                                                  BAŞBAKAN’A DÜŞEN SORUMLULUK

                                                     Sorunlarımızı içimizde çözerek, şiddete, sertliğe, ayrımcılığa meydan vermeden, insanlarımız korku ve tehdit altında tutmadan özlemle beklediğimiz, hasretini çektiğimiz barış ve huzur ortamını sağlamak hiç kuşkusuz bizim elimizdedir.

                                             Başbakan Erdoğan’a bu konuda çok iş düşüyor. Başbakan, konuşmalarında, dış güçlerden söz ediyor ve “İçerideki bu eylemlerin yaygınlaşmasında dış güçlerin varlığını da görüyoruz” diyor. Bir Başbakan bunu söylüyorsa elinde mutlaka belgeler ve istihbarat raporları da vardır. Dış güçlerin ülkemiz ve insanlarımız üzerinde bir etkisi varsa ve bu da biliniyorsa, buna hükümet olanların fırsat vermemesi gerekiyor. O zaman Başbakan’a daha bir sorumluluk, daha bir kucaklayıcılık, daha yumuşak bir tavır sergilemesi düşüyor. Ortamı germemesi, insanları gruplara ayırmaması, şiddet ve tehditten uzaklaşması, beklenen barış ve huzur ortamını getirmesi gerekiyor. Çünkü bulunduğu makam bunu gerektiriyor.

                                                      HER ZAMAN SAĞDUYULU OLMALIYIZ

                                                         İnatlaşma, sorumluluk duygusundan uzaklaşma, şiddet yanlısı olma, tehdit ve korku imparatorluğundan yana tavır içinde olma, insanları daha da kışkırtıyor, birleşip, bütünleşmesini sağlıyor. Bunun da ülkemize bir getirisinin olduğunu söyleyemeyiz. Bu eylemleri yapanların bir lideri yok, sokağa çıkanlar kendi iradeleri ile toplanıyor, tepkilerini de şiddete baş vurmadan, demokratik hakları çerçevesinde ortaya koyuyorlar. Sağduyulu hareket etmekle, bu insanları dinlemekle, onlarla kucaklaşma ile Başbakan hiçbir şey kaybetmeyecektir. Tam aksi, bu insanları da kazanacaktır, bunu yapamıyorlar, yapmıyorlar.

                                                  Eylemcilere karşı, bazı yerlerde eli sopalı ve kesici aletli bazı grupların insan avına çıkmaya başladığı ürkütücü haberler geliyor. Bunlar tehlikeli tırmanışlardır ve genişlemesi halinde bir iç savaş ortamına düşümü oluruz. Her zaman endişe ettiğimiz “Libya’ya, Mısır’a, Irak’a Suriye’ye döneriz” görüşlerimiz bu şekilde hayata geçebilir. Böyle bir tehlikeyi bugünkü hükümet olanlar da atlatamaz ve herkes bunun altında kalır. Özellikle buna dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizmek istiyoruz.

                                                      EKONOMİMİZ OLUMSUZ ETKİLENİYOR

                                                         Olayların dışarıda Türkiye’nin imajını alt-üst ettiği de görülüyor. Normalleşme beklenirken, olayların inatlaşma ile yeniden tırmanışa geçmesi, turizmi de vurmuş görünüyor. Kapalıçarşı esnafı, zararın yüzde 80’e yaklaştığını söylüyor. Turizm alanında iptaller yaşanıyor. 32 milyon turist hedefleniyor, 25 milyar dolar gelir hesaplanıyordu. İlgililer, yurt dışından yapılan bütün kongre ve seminerlerin iptal edildiğini, yurt içinden düzenlenen etkinliklerin de tamamına yakının iptal edildiğini açıkladılar. Bu yılın toparlanmasının zor olduğu, hatta önümüzdeki 2014-2015’i de kaybedebileceğimiz dile vurgulanıyor.    

                                                           Biz, yaz aylarında Bodrum’da ve Antalya’da yaşıyoruz. Esnaf arkadaşlarımızla yaptığımız konuşmalarda, işlerde çok önemli düşüşlerin yaşandığını söylüyorlar. Yaşananların işleri olumsuz yönde etkilemeye devam ettiğini de sözlerine ekliyorlar.

                                                 Özetleyecek olursak, Başbakan artık ortamı germekten, insanları ayrıştırmaktan, tehdit ve endişe yaratan sözleri söylemekten, insanları küçümsemekten uzak kalmalıdır. Eğer, barış ve huzur ortamının gelmesi sağlanmak isteniyorsa, hükümet olanlar bunun mimarı olmalıdır.