Blog

  • “Dost” ve “müttefik” dediklerimiz…

    “Dost” ve “müttefik” dediklerimiz…

    Bizi takip eden okurlarımız anımsayacaklardır:
    Daha önce yazdığımız yazılarda gerek Suriye’de gerekse bölgemizdeki gelişmelerle ilgili “Dost ve müttefiklik aramayalım. Etrafımız sardılar ve bizi bölüp parçalamak istiyorlar. Bunun için terör örgütlerini de taşeron olarak kullanıyorlar. Biz, terör örgütleri ile değil, dost ve müttefik bildiğimiz dış güçlerle mücadele ediyoruz” demiştik.
    Bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda bu öngörülerimizin doğruluğunu da açıkca görebiliyoruz.
    Nasıl mı?
    Bizim düşmanımız şu anda kim? PKK, IŞİD,FETÖ, PKK’nın Suriye uzantısı PYD ve onun silahlı gücü YPG değil mi?
    İşte en büyük dost ve müttefikimiz adını saydığımız bu örgütleri bize karşı kullanıyor.
    Biz” PYD terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı” dedikçe, Amerika bu örgüte hala silah yağdırıyor. “İlişkilerimiz gerilir, bizi bir terör örgütüne mi tarcih ediyorsunuz?” diye sordukça tam tersi PYD’yi güçlendiriyorlar.
    Son gelen görüntüler ve istihbarat bilgilerinde PYD’ye Amerika’dan zırhlı araçlar verildiği de belirlendi. Bu araçların yanı sıra geliştirilmiş diğer silah ve mühimmatların da PYD güçlerine teslim edildiği görülüyor.
    Hep söylüyoruz, uyarıyoruz “PYD’nin elindeki silahları PKK’lılar da kullanıyor” diyoruz ama Amerika bunlara da kulaklarını kapatıyor. Olanları adeta görmezden geliyor.
    Terör örgütü FETÖ Lideri Gülen’in Türkiye’ye iade edilmesi konusu ise halen yılan hikayesine döndü. Trump yönetiminden de bu konuda şu ana kadar “yeşil ışık” yakılmadı.
    IŞİD ve PYD’ye karşı Suriye’de başlattığımız “Fırat Kalkanı”nda şu anda bizi yalnız bırakan ve bu mücadelede yanımızda olmayan da Amerika’dır.
    Başbakan Yardıcısı Veysi Kaynak, konu ile ilgili yaptığı açıklamada “ABD,terör örgütü ile iş tutuyor. BD, 60 küsur yılkdan bu yana NATO’da birlikte ittifak içinde olduğu Türkiye cumhuriyetini değil, maalesef 30 küsur yıldan beri Türkiyemizin başına bela edilmiş terör örgütü ile iş tutmayı yeğlemiştir” diyerek sıkıntılarımızı açığa vurmadı mı?
    Şimdi buraya bir nokta koyalım, Almanya’ya yüzümüzü dönelim:
    Almanya, hem bizim topraklarımdaki İncirlik Üssü’nü Tornadoları ile kullanıyor, hem de elde ettiği IŞİD ile ilgili görüntüleri bizimle paylaşmıyor. Böyle bir dostluk, böyle bir ittifak ve birliktelik olur mu?
    Merkel Türkiye’ye geldi, bir dizi görüşmelerde bulundu. Merkel’in derdi “Aman bize sığınmacı göndermeyin, bunun önlemini alın” telaşından başka bir şey değil. Almanya, her dönemde olduğu gibi yine kendi çıkarlarını koruyacak önlemler üzerinde durdu.
    Kaldı ki, Amerika’nın PKK’nın Suriye uzantısı PYD ile ilgili desteğe Almanya başta olmak üzere Batı’nın da aynı anlayış içinde destek verdiğini görmekteyiz.
    Şimdi, bahar havası yaşadığımız Rusya’ya yüzümüz döndüğümüzde de aynı anlayışı Putin’de de görüyoruz.
    Suriye Anayasası’nı hazırlayan Rusya, bölgede Kürtlere “özerklik” vermeye hazırlanıyor. Bunda Amerika ve Batı’nın da izini görüyoruz. Açıkça “şer ittifak” kurulmuş, düğmeye basılmış. İyice kıskaca alınmak isteniyoruz.
    Rusya bir yandan terörle mücadele ettiğini açıklarken, öte yandan PKK’nın uzantısı PYD’ye Moskova’da büro açmasına izin vererek örtülü destek sağlıyor. Bir yandan Amerika karşısında da bölgede kendisini sağlama alırken, öte yandan “Suriye’de patron benim” diyor.
    Daha önce Kuzey Irak’ta kurulan Özerk Kürt bölgesi gibi Suriye’de de bir Kürt bölgesinin inşaasına başlanıyor. Hesaplarda olan Bağımsız Kürt Devleti’nin kurulması hayata geçiriliyor. PYD’lilerin arasındaki PKK’lıların da bu işin göbeğinde oluşuna da dikkat çekelim. Yapılan bütün bu hazırlıkları başka türlü anlamak mümkün mü?
    Sözü fazla uzatmaya gerek yok:
    Ortada ne “dost” ne de “müttefiklik” lik kavramı yok. Ortada olan çıkar çatışmalarıdır. Dış güçler çıkarları neyi gerektiriyorsa o şekilde adım atmaktan kaçınmıyorlar.
    Uçak krizinden sonra başlayan Türkiye-Rusya ilişkilerindeki bahar havasına da değinirken “Putin’e dikkat, kendisine fazla güvenmeyelim” uyarısında da bulunmuştuk. Bugün, Rusya’nın da çok büyük oyunlar oynamakta olduğunu, kendi çıkarları doğrultusunda politikalar üretmekte olduğunu görmekteyiz.

  • Darwin Kuramı!..

    Darwin Kuramı!..

    M.E.B.  tarafından yeni öğretim yılının müfredatı kararlaştırılırken, ünlü Evrim Teorisi gene dışlanmış olmuştu.  Konu üzerinde çeşitli itirazlar ileri sürülmüş olsa da, bellidir ki belirli bir kafa yapısına koşullandırılmış ve skolastik düşünce kalıbına sokulmuş siyasetçilerimiz ve ilgili bakanlık yöneticileri müfredata bu kuramın dâhil edilmesini kabullenemediler.  Aynı direnç, TÜBİTAK yönetiminde de oluşmuştu.

    Geçen hafta Anadolu Ajansı’nın basın masasına konuk olan Sayın Prof. Numan Kurtulmuş, konu üzerinde kendisine yöneltilen soruyu şöyle yanıtlamıştı; “Evrim Teorisi, zaten bilimsel olarak eskimiş ve çürümüş bir teoridir.  İlla bu teori okutulacak diye bir kuralda yoktur”.

    Başbakan Yardımcısı ve hükümet sözcüsü olan Numan Kurtulmuş, İ.Ü. İşletme Fakültesi mezunu bir iktisat hocasıdır.  Kısa sayılmayacak dönemler A.B.D. de değişik üniversiteler bünyesinde de çalışmıştır.   Biyoloji gibi fen bilimlerine yakın olmadığından ve herhalde orta öğretimini İmam Hatip Lisesi sıralarında yapmış olduğundan, Evrim Teorisi kendisine yeterince hitap etmemiş olabilir.  Ancak bu kişisel fikri ve inanç yapısı, Darwin Kuramının bilimsel zeminde yok sayılmasını iddia etmeye yetmeyecek olsa gerektir.  

    AK-ŞAKA, Evrim Teorisi’ne inanan bir tıp mensubu olarak, gerek M.E.B. nın ve gerekse TÜBİTAK’ın bu yanlıştan dönmemekte ısrarlı olmalarına karşı, kendilerine, dünya dönüyor  diye kendisini yargılayan Engizisyon yargıçlarına dönerek; “… gene de dünya dönüyor” diyerek bilimsel temelden geri adım atmayan Galile’yi anımsatmak isterim.

    ***

    Canlı yaşamını bizlere anlatan en özlü ve bilimsel eseri 1859 yılında Charles Darwin yazmıştır.  Kısaca “Türlerin Kökeni” ismi ile biliyoruz bu kitabı.

    Abbasi Rönesans’ı dönemi bilim insanlarından Câhız (786-869), döneminde biyolojik evrim denebilecek ilmi saptamalarda bulunmuştur.  Keza 18. yüzyılda yaşayan Erzurumlu İbrahim Hakkı da, ‘Marifet-name’ isimli kitabında evrimsel varoluş konularını işlemiştir.

    Avrupa’da da, Charles Darwin’den önce, Lamarck’ da evrim konusu ile ilgilenmiştir.

    Benzeri kuramlar ve fikirler bu eserin yazılmasını takiben oldukça hızlı gelmiştir.  Ancak verilerin sağlamlığı ve Darwin tarafından bizzat elde edilen tür örnekleri dikkate alınınca, adına “Evrim Teorisi” denen bu kuramın, birkaç küçük itirazlar dışında tartışılmaz boyutta doğru olduğu kabul ediliyor.  Biyoloji ile ilgilenen bilim insanlarının % 99’u ve tüm bilim insanlarının % 90’ı Darwin ile aynı fikirdedirler.

    Bizim ülkemize gelince, en baba bilim kurulumuz sayılması gereken TÜBİTAK, Evrim Kuramına inanmamaktadır, üstelik kendi raflarından bile atmış bulunuyorlar.  Yetmedi, Harun Yahya mahlasını kullanan Adnan Oktar’ın (hoca bile diyorlar ya!) uyduruk Yaradılış Atlasını okullara tavsiye ediyorlar.

    Darwin, Türlerin Kökeni adlı kitabı ile genetik bilimi adına da bir meşale yakmıştır.

    Darwin’in Kuramı incelenince beş ana başlık dikkati çeker.  Ki, bu bilgileri Douglas Futuyama bize Evolution Dergisi içeriğinde özetlemiş bulunuyor.

    Darwin, bir türün soy hattının zaman içerisinde değişimini kanıtlamıştır.  Bunu yapmak için türlerin geçmişte olabilecek benzerlerinin örneklerini elde etmeye çabalamış ve uzun süren dünya seyahati sırasında olumlu veriler elde etmiştir.

    Darwin’in ikinci adımı ise ilginçtir; canlıların ortak bir atadan türedikleri inancını bizlerle paylaşmaktadır.  Örneğin; bir papatyanın 2.5 milyar önce ki tür atasını saptarken, neandertallerin ortak atasının 500.000 yıl önceye uzandığını anlamış ve kanıtlamıştır.  Şempanze ve insanların ilk atalarının ise 6 milyon yıl öncesine dayanan bir gelişme çizgisi olduğu kanısındadır.

    Evrim Kuramı, canlıların yeni türlerinin oluşmasında ani ve hızlı sıçramalar olmadığını ve türlerin basit ve hatta küçük adımlar atarak bir adaptasyon süreci geçirerek günümüze kadar ulaşabildiklerine inanmaktadır.  

    Türlerin gelişmesi sırasında karakter değişiklikleri de olduğunu ve bunun adına mutasyon dediğimiz farklılaşmalar yolu ile olduğunu kabulleniyor.  Malum, mutasyon yeni yavrunun ana baba türünden bazı farklılıklar içermesi olgusudur.

    Evrim Kuramının en çarpıcı gerçeği, türler gelişirken ortaya çıkan farklıların, yani mutasyon olgusunun yeni yavru için bazen avantaj, bazen ise dezavantaj olabileceği yaklaşımıdır.  Yeni farklılıkları avantaj olarak kullanabilen yeni canlı yaşama tutunurken, dezavantajlı konuma indirgenen yavru türü ortamdan silinmektedir.  Bunu, Doğal Seçilim olarak isimlendiriyor Darwin.   Herhalde Evrim Kuramının ana çekirdeği burası olsa gerektir.

    ***

    Gelelim Yaradılış Atlası isimli lüks basımlı kitaba!

    Adını Adnan Oktar diye bildiğimiz ve bazı çevrelerce kendisine ‘hoca’ unvanı yakıştırılan zat, dinin skolâstik kavramına bağlı kalarak Darwin Kuramı karşıtı bir insan evrimi haritası yaratmıştır.  Burada insan yaşamı din kitaplarına bağımlı kılınarak özellikle Âdem ve Havva kökeni ile başlatılmıştır.  

    Buna inanmak isteyenlere saygı duyabilirim.  Ancak TÜBİTAK gibi bir bilim kurumunun insan gelişimini sadece Yaradılış Atlası ile özdeşleştirerek Evrim Kuramını yok sayabilmesini anlamakta zorluk çekerim  (Gerçi kendisine biat eden kadınları bir evrime sokarak bir tür ‘kedicikler’ adını verdiği özel canlılara dönüştürmesine hayranlık duymuyorum diyemem!).

                                                                                              Erdal Akalın (01.02.2017)

  • BAŞKANLIĞA  HAYIR

    BAŞKANLIĞA HAYIR

    Baştan olaylara yanlış açıdan bakıldı.Türkiyenin acil çözüm bekleyen o kadar sorunu varken,başkanlık konusunu gündeme getirildi.

    En başta ülke güvenliği vardı.Siz,önce ortaya bir ergenekon ve balyoz davaları çıkarıp,ordunun gözbebeği olan değerli elemanlarını hapishanelere gönderip,ya da emekliye zorlayıp,dünyanın en güçlü ordusu olan ordumuzun onuruyla oynayıp, sonra da kandırıldık diyerek,iç ve dış düşmanlara karşı ordumuzu zayıf düşürdünüz ve ülkemizi açık hedef haline getirerek sevr antlaşmasını gerçekleştirmek için pusuda bekleyenlere fırsat yarattınız.

    Hatalı yönetiminizle ülke güvenliğini tehlikeye attığınız için  #HAYIR

    Sizden önceki seçimlerde,insanlar çeşitli partileri tutar,propagandasını yapar,gider istediği partiye oyunu verir,sonra da gelir kahvede,karşı partiye oy veren arkadaşıyla tavla oynardı.

    Ya da Ayşe Hanım,kendi partisine oy vermeyen Fatma Hanım ile oturup çayını yudumlardı.

    Şimdi halk kamplara bölündü bizden olanlar ve olmayanlar diye.Artık komşu komşunun cenazesine bile gitmiyor.Kardeşler farklı partilere güvendiği için birbiriyle görüşmüyor.

    Ülkeyi bölüp,kardeşi kardeşe düşman ettiğiniz için  #HAYIR

    Tarımsal potansiyeli yüksek olan bir ülkede,4,1 milyon hektar arazisi boş dururken bir çok ürünün ithal edilmesi yanlış politikalarınızın sonucudur.Tarımı destekleyıp ekonomiye katkısını artıracak politikalar üretemediniz.Türkiye İstatistik Kurumunun tahminlerine göre tarım ürünlerinin üretiminde %10 ile %65 arasında üretimde düşme kaydedildi.

    Ayrıca yerli tohum ekmeyi yasaklayip,kilosu bilmem kaç lira olan ve yalnızca bir defa ekilip ,tohum üretmeyen hibrit tohumla tarım ülkesi olan ülkemde üretimi durma derecesine getirdiniz.Pancar üretimini kısıtladınız.

    Gübreye,mazota,tohuma,zirai ilaçlara  zam üstüne zam yaptınız ama tarım ürünlerinin fiatı bu oranda artmadı.Tarım üreticisinin rekabet gücü her geçen gün zayıfladı.Bunlar yetmedi,

    pek çok tarım ürününü ihrac eden ülkemi,o ürünleri dışarıdan ithal ederek ülkede tarımı bitirdiniz.Türkiyeyi dışa bağımlı hale getirdiniz.

    Üreten ülkeyi,tüketen ülke haline getirdiğiniz için  #HAYIR

    Hayvancılık ülkesi olan ülkemde,hayvancılık ve tarımı teşvik için düşük faizle kredi vereceğim diyerek söz verdiniz.İnsanlar varını yoğunu harcayıp modern ahırlar ve kümesler yaptılar,üstelik şart koştunuz istediğiniz standartlarda olacak diye.Krediyi verdiniz ama dışarıdan yüksek verimli cins hayvan diye getirtilen hayvanın çok pahalı olması bir yana,hayvan yemine öyle zamlar getirdiniz ki insanlar aldıkları krediyi ödeyemez duruma düşüp,elindeki avucundakinden de oldu.

    Yem bitkileri üretimini destekleyerek üretimi artırıp,maliyeti aşağıya cekebilirdiniz.Böylece et ve süt fiatları da dengede tutulup,üretici de tüketici de korunabilirdi.Canlı hayvan ve et başta olmak üzere bir çok üründe önceleri ihracatçı olan Türkiye,bugün büyük oranda ithalatçı oldu.Yani hayvancılığı cazip olmaktan çıkardınız.

    Köyüme gittiğimde boş ahırları görünce içim paramparça oluyor.

    Ülkemde hayvancılığı bitirip,insanımızı et yiyemez hale getirdiğiniz için  #HAYIR

    Askeri Okullar ülkeye asker,Öğretmen Okulları öğretmen,Hukuk Fakülteleri hukukçu,Tıp Fakületeleri doktor ve sağlık elemanı, İmam Hatip Okulları İmam yetiştirir.Bütün ülkedeki okulları İmam Hatip yaptınız.Eğitimi çağdaş eğitim sisteminden ve Atatürk İlkelerinden uzaklaştırıp,yapısını bozup,düşünen araştıran,yapıcı ve yaratıcı bir sistem yerine,sırf size itaat etsinler diye,ezberciliğe dayanan,düşünmeyen,sadece emre itaat eden nesiller yetiştirdiniz.

    Eğitim sistemini bozup,düşünmeyen,eğitimsiz bir toplum yarattığınız  için #HAYIR

    Terörü bitireceğim diye başa geldiniz,2002 yılından önce terör sadece güneydoğudaydı,şimdi ülkenin her yerinde.İnsanlar sokağa çıkamaya korkuyor.Hava raporu dinler gibi hergün terörde ölen gençlerimizin haberlerini dinliyoruz.Anaların çığlıkları rüyalarımıza giriyor,eli kınalı kalan genç kızlarımızın gözyaşı dinmiyor,babasız kalan çocuklarımız,ölen babasının tabutuna sarılıp”Baba bizi bırakıp nereye gidiyorsun”diye soruyor.

    Ülkede can güvenliğini sağlayamadığın için  #HAYIR

    Halkın refah düzeyini yükselteceğim deyip geldiniz;işci,memur,sanatçı,emekli,çiftçi,dünya standartlarının çok altında yaşıyor ve halk kan ağlıyor.Alım gücü olmadığından sağlıksız besleniyor,hastalıklar her geçen gün artıyor,hastane kapılarındaki kuyruklar artıyor.Hastaneler aylar,yıllar sonrasına gün verdiği icin televizyonlarda ağlayan insanları seyrediyoruz.

    Halkın sağlığıyla oynadığın için  #HAYIR.

    Çocuklara tecavüz,kadınlara taciz ve işkence yapıldığında;sahip çıkıp,suçluları cezalandırmak yerine,görmezden ,duymazdan gelerek olayların üstünü örtmeye çalıştınız.

    Bunu yaparak,geleceğimiz olan çocuklarımızın ruh ve beden sağlığını tehlikeye atarak çarpık bir nesil yetişmesine de gözyummuş oldunuz.

    İnsan Haklarına,Kadın Haklarına, Çocuk Haklarına sahip çıkmadığınız için  #HAYIR

  • ERMENİ FAALİYETLERİ ( 01  Şubat 2017 )

    ERMENİ FAALİYETLERİ ( 01  Şubat 2017 )

    1..  PanARMENIAN.Net,  Almanya’ nın Türkiye ile  IŞİD  istihbaratını  paylaşmayı reddettiğini   bildiriyor. Habere  göre,  Alman Savunma  Bakanı, Türkiye’ nin IŞID hedefleri ile ilgili görüntü istihbaratı paylaşımı isteğini,  Ankara’ nın bu istihbaratı  Kürt hedeflerini vurmak için kullanacağı gerekçesi ile kabul etmediklerini  bildiriyor. IŞİD’ e karşı savaşan küresel  koalisyonun bir üyesi olarak Almanya,  İncirlik Üssündeki Tornado  jet  uçakları ile  keşif  görevleri yaptı. Türkiye  koalisyonun  bir üyesi olmasına  rağmen Almanya’ nın , Kürtlere  karşı yaptığı operasyonlarda  bu yüksek çözünürlüklü  bilgiye Türkiye’ nin sansürsüz  girişini kabul etmediği Reuters tarafından bildirildi….. Türk askeri yetkilileri görüntü bilgilerine tam giriş verilmediği sürece Üs’ teki  geliştirme çalışmalarını onaylamayacakları konusunda  Alman diplomatlarını tehdit  ettiler….Almanya  ve  Türkiye  arasındaki ilişkiler geçen Haziran’ da  Bundestag’ ın  Ermeni <sözde> soykırımını  tanıması üzerine  gerilmişti…Bu gerginlik üzerine Almanya askeri yetkilileri Tornado uçaklarını İncirlik Üssünden çekmeye  karar vermişti. Alman Başbakanı Angela Merkel,  bu hafta Ankara’ yı ziyaret ederek  terörle  mücadelenin koordinasyonu,  sığınmacı krizi ve ekonomik ilişkileri görüşecek…
    2.  Asbarez.com’ da yer alan habere göre, Senatörler Robert Menendez ve  Ed Markey, Trump’ ın DİB olarak önerdiği Nikki Haley’ e  ve BM Daimi Temsilcisi olarak önerdiği Rex Tillerson’  a  onay oturumları  sırasında  ‘  Ermenistan ve  Dağlık Karabağ  ile ilgili ABD Dış politikası’  hakkında  soru sordular. ….Tillerson, Karabağ sorununa  barışçı çözüm için çalışacağını ifade etti.  Ermeni <sözde> soykırımı  ve hali hazır  politikası nedeniyle Türkiye’ yi  sorumlu tutup tutmayacağı konusundaki soruya  cevaben de “ 1915  yılındaki trajik  düşmanlıklar  Ermenistan ve  Türkiye  arasındaki ilişkilerde  acılı bir  konudur ve  iki ülke  arasında barışçı ve  dengeli bir ilişkinin  sağlanması ABD’ nin çıkarınadır.” dedi… Trump’ ın önerdiği kişiler  23  ve  24  Ocak’ ta Senato  Dış İlişkiler  Komitesi tarafından  onaylandılar
    3.  Tert.am’ de yer alan habere  göre,  2016  Raporuna  göre  Türkiye 195 ülke arasında özgürlük konusunda  büyük düşüşle karşı karşıya  kaldı. Dünkü mesajımızın 1 inci maddesinde “Ermeni Radyosu web sitesinde yer alan  haberde, The Freedom House’ ın yaptığı sıralamaya  göre Türkiye’ nin  yarı özgür  ülke kategorisinde yer aldığının iddia  edildiğini bildirmiştik.
    http://www.tert.am/en/news/2017/02/01/freedom-հouse-turkey/2265449
    4.  Aina.org, Suriye’ nin, Güvenlik bölgelerini ABD’ nin koordine  etmesi gerektiğini bildiriyor. Haberde, Suriye’ nin siviller için güvenlik bölgelerinin tesisinde  ABD Başkanı Donald Trump’ ın ‘  Suriye ile  koordine  edilmesi  gerektiğini bildirerek ilgi gösterdiğini, dolayısıyla ABD’ nin koordinatörlüğünde yapılmasını, aksi taktirde  Arap devletinin  egemenliğinin ihlal edileceği ikazında  bulundu…
    5. Ermeni Radyosu web sitesi, Ermenistan Savunma  Bakanı’ nın İran Dışişleri Bakanı ile görüştüğünü,  kaynakların toplantı ile ilgili  bilgi  vermediğini  bildiriyor.
    6. Ermeni Radyosu web sitesi,  dün verdiği  “ AGİT  Minsk Grup  eş başkanlarının  Ermenistan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanları ile Münih  Güvenlik Konferansından önce  buluşmayı, ayrıca, iki Bakanın da  kendi aralarında buluşmalarını önerdikleri haberini tekrarlıyor. Bu günkü haberde,  Ermenistan DİB, Azerbaycan tarafı kabul  ederse  toplantı  gerçekleşir  diyor…
    7. Ermeni Radyosu web sitesinde, Asbarez’ e  atfen  yer alan haberde “Bütün Ermeni Öğrencileri  Derneği”  nin üniversite  kampüslerinde her yıl aynı anda yapılan  “İnkar Lekesi”  adı verilen   sessiz protestoyu  bu yıl 9 Şubat gününe planladığı bildiriliyor….
    8. Massispost.com’ da yer alan habere  göre,  “Tarihi  Kilikya Ermenilerini Anma Konferansı (Hadjin)’ nın 11 Şubat’ ta  Kaliforniya  George  Deukmejian Halk Merkezinde  yapılacağı bildiriliyor.”
    9. Tert.am’ de yer alan haber  başlığı : “   Soykırım kitabının yazarı  başkanlık sistemine  karşı geldi.” Haberde,  Ermeni <sözde > soykırımı kitabı ile  tanınan Elif Şafak’ ın  başkanlık modeline  geçişi  öneren  anayasa  değişikliğine  olumsuz  baktığını bildirdi….(NOT: Bizim vatansever  sandığımız kişiler Futbolcular,  kamudaki statüleri gereği  kampanyaya  katılmaları yasalara  aykırı olan Rektörler, Valiler, Kaymakamlar  ve  diğerleri  ülkemizin iyiliğini  maalesef Ermeni asıllı Türk yazarı kadar  düşünmüyorlar, ibret verici bir  durum…, o.t.)
    10.  Armenianweekly.com,   Lübnan’ lı Ermenilerin  Ermeni Devrimci Federasyonu (ARF)’  nun  126 ncı kuruluş yıldönümünü kutladığını bildiriyor. ARF’ ın Lübnan’ daki Merkezi Komitesi’ nin mesajını Komite  üyesi Hagop Pakradouni okudu. Mesajda, diğerleri ile  birlikte   şu hususlar  da yer alıyor:  “ARF , Ermeni ulusunu  ayakta tutan  omurgasıdır…. O bizim kalbimiz,  beynimiz ve güçlü yumruğumuzdur.  Ermeni Ordusu  ümidimiz  ve  kalemizdir…Onun için her türlü fedakarlığa hazırız. Ve  takdir  etmeliyiz ki o, geçilemez bir  duvardır,  bir kırmızı çizgidir…”
    11.   Aina.org’ da yer alan haberin başlığı : “ Tarih ve  Politika:  Almanya’ nın  Ermeni ve  Süryani <sözde> soykırımının tanıması.” Haberde,  Bundestag’ ın  2 Haziran’ da  aldığı   <sözde> soykırım kararına  atıf yapılıyor. Kararda  Süryani <sözde> soykırımının da  yer aldığı ifade ediliyor.
    12.  Armenpress’ te  yer  alan  habere  göre, Ermeni Ombudsmanı Armen Tatoyan’ ın  kadınlara  karşı  şiddetin  ciddi bir  mesele  olduğunu, istatistiklere  göre giderek arttığını, 31 Ocak’ ta yapılan   “Kadınlara  Karşı Şiddetin Önlenmesi :  Avrupa  Tecrübesinin sunumu” başlıklı konferansta  belirti.
    http://www.armenpress.am/eng/news/876784/violence-against-women-a-serious-concern-–-armenian-ombudsman.html
    13. Armenpress’ te  yer  alan  habere  göre,  2016  yılında  Ermenistan’ da  inşaat hacmi  2015’ e göre  % 10,8  düştü. İnşaat sektörü  finansman desteği de  2015 yılına  göre bu yıl  % 8.6 oranında  düştü…
    14.  Agos Gazetesinde yer alan haberin başlığı : “ Protestan kiliseleri hem hedef hem ‘tehdit.”   Haber  özetle  şöyle : “  Protestan Kiliseler Derneği “2016 Hak İhlalleri Raporu” nu yayımladı: Hıristiyanlara ve kiliselere yönelik fiziksel saldırılar ve nefret suçları devam ediyor, kiliseler ciddi tehdit altında.
    2016 Hak İhlalleri Raporu, kiliselere ve din görevlilerine yönelik saldırılar ve hedef göstermenin yanı sıra, inanç özgürlüğü önündeki engellerin de devam ettiğini ortaya koyuyor.  Rapora göre, son bir senede düzenlenen operasyonlar kapsamında Protestan din görevlileri de ‘milli güvenliğe tehdit’ olarak algılandı, bazı din görevlileri sınır dışı edildi. ….Gaziantep Kilisesi önderi Patric Jansen, 26 Ağustos 2016’da ‘Milli Güvenliğe Tehdit’ nedeniyle ülkeye sokulmayarak, geri gönderildi. İzmir Diriliş Kilisesi önderi Andrew Craig Brunson, ‘Milli Güvenliğe Tehdit’ nedeniyle sınır dışı edilmek üzere gözaltına alınıp 64 gün geri gönderme merkezinde tutuldu. Gönüllü olarak ülkeyi terk etme isteği reddedilen Brunson, 9 Aralık 2016’da FETÖ/PDY üyeliği suçundan tutuklandı…Ankara Kurtuluş Kilisesi üyesi Ryan Keating, 8 Ekim’de bir konferans için yurt dışına çıkarken ikamet izninin ‘Milli Güvenliğe Tehdit’ nedeni ile iptal edildiği ve geri dönemeyeceği kendisine bildirildi. Ailesi ve çocukları Türkiye’de olduğu için 17 Ekim 2016’da yeni vize alarak Türkiye’ye girmek isteyen Keating, ülkeye sokulmadı.
    Raporda ayrıca, operasyonlar sırasında evlerde ve sığınaklarda İncil bulunduğu yönünde basında çıkan haberler hatırlatılarak “İncil’in bazı terörist sığınaklarında bulunması ve örgütsel bir materyal gibi sergilenmesi, resmi açıklamalara konu edilmesi ve bunun basın yayın kuruluşlarında yer bulması toplumumuzda derin bir üzüntüye yol açmıştır. Bu olaylar yabancı uyruklu kilise üyeleri ve önderleri arasında büyük endişe yaratmıştır. Bazı kişiler kendi istekleriyle Türkiye’den ayrılmaya başlamıştır ve bu süreç devam etmektedir….”
  • YANDAŞ FİRMALARI DESTEKLEMEK İÇİN BANKALARA EL KOYMA GÜNDEMDE

    YANDAŞ FİRMALARI DESTEKLEMEK İÇİN BANKALARA EL KOYMA GÜNDEMDE

    Bankalara el koyma gündemde

    S&P’nin 4 büyük bankayla ilgili kararı sonrası Hükümet pusuya yattı. Kredi derecelendirme kuruluşu S&P, Türkiye İş Bankası, Türkiye Vakıflar Bankası, Yapı ve Kredi Bankası ve Garanti Bankası’nın not görünümünün “durağan”dan “negatif”e indirdi. Ayrıca leasing kuruluşu Garanti Finansal Kiralama’nın da not görünümünün “durağan”dan “negatif”e düşürüldü.

    HÜKÜMET ÇARE ARIYOR
    Bankalardaki kötü durum Hükümetin popülist politikalarının sonucu. Özellikle Vakıflar Bankası üzerinden yandaş müteahhitlere verilen milyarlarca dolar kredi büyük risk oluşturuyor ve bir kısmı batık.
    Bankaların aniden batmasından endişe eden Hükümet, çareyi durumu biraz iyi olan bankalarla batık durumdakileri aynı havuzda birleştirmekte arıyor.
    Geçtiğimiz günlerde yandaş Sabah’ın ekonomi yazarı Dilek Güngör’ün yazısında bunun ipuçları yeralmıştı.
    Güngör, Milli Piyango, Halkbank, Vakıflar Bankası ve Ziraat Bankası’nın yeni kurulan Türkiye Varlık Fonu’na devredileceğini yazdı. Güngör, Kanal İstanbul gibi AKP yandaşlarına verilmesi kesin olan büyük müteahhitlik işlerinin ancak bu sayede finanse edilebileceğini de not düştü.

    İŞ BANKASI İÇİN FIRSAT KOLLANIYOR
    Cumhurbaşkanı’nın Başdanışmanı Yiğit Bulut geçen yıl İş Bankası’na açıkça el konulması gerektiğini söylemişti. Bankaya el konulması 2015’te de gündeme gelmiş İş Bankası’nın Genel Müdürü Ersin Özince yaptığı açıklamayla duruma sert tepki göstermişti.

  • RIZA ZARRAB İLE PARA İLİŞKİSİ İÇİNDE OLAN SİYASİLER İLE İLGİLİ PARA BELGELERİ MEYDANA ÇIKMAKDA

    RIZA ZARRAB İLE PARA İLİŞKİSİ İÇİNDE OLAN SİYASİLER İLE İLGİLİ PARA BELGELERİ MEYDANA ÇIKMAKDA

    Subject: ITU68INS HAYDA A A A A A. . . AMERİKANIN MEŞHUR SAVCISI DA BAŞLAMIŞ VİKİLEKS ÇİLİĞE . . . RIZA ZARAB İLE PARA İLİŞKİSİ İÇİNDE OLAN SİYASİLER İLE İLGİLİ PARA BELGELERİ Nİ KAMUYA MAL ETMİŞ . . . TEVEKKELLİ DEĞİL ARKASI GELECEK DİYE KORKTUKLARI İÇİN VERİN BİZİM ZARABIMIZI DEYİP DURUYOR SİYASİLER . . . .

  • GÜVENİLMEZ

    GÜVENİLMEZ

    GÜVENİLMEZ
    İsrail; Sünni Arap Dünyası ile ilişkilerini geliştiriyor.
    “Arap Çözümü” olarak adlandırılan bir strateji, İsrail-Filistin meselesini çözmeye rehber oluyor.
    Ortadoğu’da herşey İsrail-Filistin meselesinin bu çözümü paralelinde gelişiyor.
    Üstelik İsrail kendi güvenliğini sağlamak üzere bölgedeki Rusya ile yeni bir ittifakı da dizayn etmiş, böylece Rusya’nın Suriye içerisindeki etkisini ve İran’la olan ittifakını kullanmanın yolu oluşmuştur.
    Bu sonuç, “Ortadoğu meselelerinde” ABD ve Rusya arasında zımnî bir uzlaşının olduğunu gösteriyor…
     
    *
    Bu gelişmelerin ardından Türkiye; stratejisini Suriye’deki savaşta kazanan tarafın tüm başarıların sahibi olacağı bir konuma kurmuştur.
    Rusya ise Türkiye’nin bu konumunu “sakla samanı gelir zamanı” mantığı ve “Suriye’de ABD’ye suçüstü yapabilecek tek kişi Erdoğan’dır” kurgusuyla satın almış ve yeni bir ittifak oluşmuştur.
     
    *
    Şimdi Türkiye; Rusya ve İran ile ittifakının Astana Toplantısı’nda alınan kararları takip etmesi gerekiyor.
    Ateşkesin uygulanması ve izlenmesi, Suriye trajedisinin yarattığı iç dinamiklerin sağlıklı bir şekilde dengelenmesi,
    Bölgede barışın ve Türkiye’nin de dış politikasının yeniden belirlenmesinin önü açılmıştır. 
    Türkiye bu çerçevede, Suriye’de güvenlik tesis edilmeden reformların yapılamayacağı esasında tüm muhalif tarafların ateşkes anlaşmasına riayet etmelerini sağlamanın yükümlüsüdür.
    Bu yüzden Rusya ve ABD, diğer örgütlere etkisinin olacağını düşündüklerinden Türkiye’nin bu gruplar için kullandığı ılımlı tanımlamasına göz yumuyor…
     
    *
    Fakat  YPG/ PYD, Suriye’de Kürtlerin ayrı bir kimlik halinde öne çıkacağını göstermiştir.
    Ne ki, Türkiye’nin hesapları doğrultusunda, Suriye’deki en büyük dinamiklerden biri olmalarına rağmen Astana toplantısına alınmamıştır.
    Rusya, Suriye ve ABD bir çözüme gidilmesini istedikleri için şu anda Türkiye’nin bu isteğini kabul etmiştir ama hiçbirinin Kürtleri dışlama gibi bir niyeti bulunmuyor…
    Aksine şimdi, ABD ve Rusya’nın Kürtlere “bir süre bekleyin” dedikleri bir taktik işliyor.
    Yakın gelecekte Şam ve Kürtlerin kendilerini diğerine mecbur hissedeceği bir sürece girileceği gerçeğiyle,Suriye yönetiminin Kürtlerle masaya oturacağı ve bunun ayrı bir başlık altında ele alınacağı öngörülüyor.
     
    *
    Türkiye, YPG/PYD’nin Astana toplantısına katılması engellenmiştir ama onların yerine kendisinin belirlediği Suriye Ulusal Kürt Konseyi (ENKS) temsilcilerini çağırmıştır.
    Bu Türkiye’nin  Rusya ve ABD’nin de bilgisi dahilinde ENKS örgütlerine  destek sağlayarak Kuzey Suriye ve Rojava’ya dönük yeni bir planı devreye sokması olarak kabul ediliyor.
     
    *
    Suriye’deki Kürtler ve Türkiye’deki Kürtler arasında sadece bir sınır bulunuyor.
    Rojava’da ilan edilecek bir özerklik Türkiye Kürtleri için de birtakım haklar doğuracaktır.
    Bu durum güvenlik tanımlamaları açısından Türkiye için kabul edilemez  görülüyor.
    Nitekim bu durumun Türkiye tarafına da sirayet edebilir düşüncesiyle Türkiye Suriye’deki Kürtleri engellemeye çalışıyor.
    Türkiye, YPG/PYD’nin Astana toplantısına katılması engellenmiştir ama onların yerine Türkiye’nin belirlediği Suriye Ulusal Kürt Konseyi (ENKS) temsilcileri çağrılmıştır.
    Ve Türkiye  Rusya ve ABD’nin de bilgisi dahilinde ENKS örgütlerine  destek sağlayarak Kuzey Suriye ve Rojava’ya dönük yeni bir planı devreye sokuyor.
     
    *
    Bu paralelde ABD resmi bir davetle Suriye barış görüşmeleri kapsamında Anayasa taslağı ve
    Kürt sorununun çözümüne katkı sunmak üzere ENKS’le görüşmek talebinde bulunuyor.
    Öte yanda ENKS, tüm Suriye için federalizm talep ediyor ve “‘Suriye’de Kürt Bölgelerinin Yönetimi İçin Öneri” başlığıyla hazırladığı bir anayasa metnini Rusya ile görüşmeye hazırlanıyor…
     
    *
    Ekim 2010’da kurulan ENKS, bünyesinde yedi parti bulundurmaktadır ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı ve KDP lideri Mesud Barzani’ye yakınlığıyla biliniyor.
    Geçen süreçte M.Barzani’nin, ENKS ve YPG/ PYD’yi, ABD’nin arabuluculuğuna rağmen yakınlaştırmaya çalışması sonuçsuz kalmıştır.
    Bu durum gündemi PKK ve KDP’nin belirlemesi gerçeğinde Kürtlerin Suriye Kürdistanı’nda kazanımlarını zora sokuyor…
     
    *
    Üstelik Rojava’nın Irak Kürdistan’ı, Irak Kürdistan’ının da Rojava’sız güvende olamayacağı gibi bir durumda bulunuyor.
    Kürdistan çıkarları için PYD ile ENKS’nin bir araya gelmek zorunda olduğuna dikkat çekiliyor.
    Aksi taktirde Batı’nın uzlaşamayan Kürdlere piyade rolü vermekle yetineceği,
    Suriye rejiminin de muhalefeti tasfiye etmesi halinde sıranın Kürtlere geleceğine işaret ediliyor.
     
    *
    Şöyle bir görüntü vardır;
    Esad rejimi ENKS’nin Rojava’da ortak olmasını, siyasi ve askeri alanda çalışma yürütmesini kabul etmiyor.
    Rejim sadece PYD’yi kabul ediyor.
    PYD ise kimseyi kabul etmiyor.
    Ama PYD/YPG’nin yüzde 70-80’i Arap’tır ve kararları PYD ve YPG içindeki Araplar ile Şam’ın almasını da ENKS kabul etmiyor… 
    Nihayetinde Kürd partileri Kandil, Erbil ve Şam arasında bölünmüş durum gösteriyor.
    Astana’daki toplantıya katılan ENKS yetkililerinin tamamının Müslüman Kardeşlerin silahlı grupları olması da diğer bir sorunu oluşturuyor…
     
    *
    Yeni plana göre Rojava peşmergesi denilen gerçekte KDP peşmergeleri,
    ENKS’in askeri gücünü yükseltmek için yeniden Suriye, Kuzey Suriye ve Rojava topraklarına sokuluyor.
    Rusya Kürdistan’ı ordusu da Rojava’ya gelmek üzere hazırlanıyor. 
    Bir kısım peşmerge ise Rojava peşmergesi olarak Türkiye’nin Cerablus harekâtından beri bölgedeki Sultan Murad, Nurettin Zengi  ve diğer grupların yürüttükleri “Fırat Kalkanı” güçleri arasında yer alıyor.
     
    *
    Türkiye bu konudaki faaliyetlerini yürütmek için Rojava’da Tel Cibrin köyünde bir karargah kurmaktadır.
    Ama bu faaliyetler de Kürtler arasında bir siyasi kimlik satma savaşının başlamasına destek veriyor.
    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye savunma durumunu terk edip hücum pozisyonuna geçmiştir. Suriye operasyonlarımızda buna başladık. Terör örgütleriyle mücadelemizi artık bu anlayışta yürütüyoruz. Irak’taki gelişmelere aynı yaklaşımla müdahil olacağız” stratejisi doğrultusunda hareket edildiği anlaşılıyor.
     
    *
    Erdoğan’ın Suriye ve Irak macerası, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk Dünyasında Dil ve Kültür Birliği” ülküsü hilafına,
    Batı’ya karşı birlik, dirlik ve azmi parlatmak üzere Türk ve Arap dünyasında ” Arap-Türk- İslamcı”ları avına yönelmesi,
    Nihayet bu ülkelerin askeri ve ekonomik gücüne, kültürel gücüne, rıza yaratmaya ve küresel bir cazibe oluşturmaya dayanan bir merkez ülkenin lideri olmak hedefine dayanıyor ve bütün dünyayı ürkütüyor.
    *
    Bu hedef doğrultusunda Türkiye’nin; Suriye’nin kuzeyinde MİT ve TSK’ya bağlı komutanların silahlı grupları yönettiği ve onları ateşkesi suiistimal etmeye ve yeni terör eylemleri gerçekleştirmeye teşvik ettiğine ilişkin iddialar bulunuyor.
    “Ankara, Suriye krizinin siyasi olarak çözümünü engelleme konusunda başarılı olacak mı  ya da Rusya ve İran ile anlaşma sağladıktan sonra Ankara yeniden ABD tarafına dönecek mi” soruları soruluyor.
    Türkiye’ye güvenilmiyor…
     
    2.2.2017
  • Trump Erdoğan’ı nasıl ikna edecek?

    Trump Erdoğan’ı nasıl ikna edecek?

    ABD eski Başkanı Barack Obama Yönetimi’nde Dışişleri Bakanı Yardımcısı olarak görev yapan Antony J. Blinken, New York Times gazetesine yazdığı makalede, Başkan Trump’ın Pentagon’un SDG’yi silahlandırma tavsiyesini kabul edip, Erdoğan’ı da hala devrede tutabilmek için diplomatik yeteneklerinin sınanacağını söylüyor. Bunun başkanın ilk ve aşırı zorlu denemesi olacağını söyleyen Blinken başkana 5 öneride bulunuyor:

    Öncelik Rakka

    Trump, IŞİD’i yenmekten ziyade başka ivedi bir önceliğinin olmadığını ve Rakka’nın beklemeyeceğini açıkça belirtmeli.

    Silahlar Türkiye’ye karşı kullanılmamalı

    Suriye Demokratik Güçleri’ne sağlayacağımız her yardım görev bazlı olmalı; Rakka’da kullanmak için yeterli fakat PKK’ya dağılma riski olmamalı. ABD Özel Harekât güçleri, SDG’nin kaynakları yalnızca planlanmış hedefler için kullanıldığını garanti altına almalı.

    Silahların Türkiye’ye karşı kullanılmayacağının, özgürleştirilmiş Rakka’nın yerel güçlere terk edileceğinin, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı gösterileceğinin ve SDG’nin kendini PKK’dan ayıracağının üzerinde durmalıyız.

    SDG güçleri Türkiye sınırından uzak durmalı

    Rakka’ya yoğunlaşan SDG güçlerini, Türkiye sınırından uzak tutmalıyız. Ve Suriyeli Kürtlerin kontrol ettikleri bölgeleri bitişikteki Kürt bölgesi ya da eyaletiyle birleştirme çabaları önlenmeli.

    Türkiye’ye hava desteği sağlanmalı

    Türkiye IŞİD kontorlündeki El Bab’ı Kürtlerden önce almak istiyor. Başkan Trump, Türkiye’nin oradaki operasyonuna tekrar güçlü hava desteği sağlamalı ve Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde daha geniş bir tampon bölge konsolide etmesine yardım kararlılığımızı yinelemeliyiz.

    PKK’ya karşı Türkiye’ye desteği arttırmalıyız

    Trump, Türkiye’nin PKK’ya karşı mücadelesinde verdiği desteği, ki buna örgütün Irak’ın Kandil Dağları’ndaki liderliğini bulmaya yardımcı olmak da dahil, ikiye katlamalı.

  • “SEYİR İCRA EDİLMİŞ”

    “SEYİR İCRA EDİLMİŞ”

    “SEYİR İCRA EDİLMİŞ”

    Hüseyin MÜMTAZ

    Demek işin aslı (ş)böyleymiş;

    Benim gibi sâde vatandaşlar “seyreder”…

    Komutanlar ise “seyir icra eder”…

    Ama çok geçmeden son tahlilde ikisi arasında hiç fark olmadığı, her iki faaliyetin de aynı kapıya çıktığı anlaşılır; komutanların “da” sadece ve ancak sâde vatandaş gibi uzaktan seyredebildiği kayaların önünde hâtıra fotoğrafı çektirebildiği görülür.

    Hâlbuki haber daha “ham”ken ne heyecanlanmıştık!

    Yunanistan; Türk Ordu-Millet tarihinin en rezil sayfasını teşkil eden “helikopterle Yunanistan’a sığınma” olayından sonra sayıları ve rütbeleri ile ilgilenmeye hiç lüzum görmediğim “düşmana (Almanya’ya da 50 kişi kaçmış) iltica eden” firari askerleri teslim etmemiş; 15 Temmuz travmasından yara alan Türk Ordusu’nun (bir ihtimal) imkân ve kabiliyetlerini test etmek için de Kardak kıyılarında anlamsız tahrik hareketlerine girişmişti.

    Dişlerimizi sıkarak uygun cevabın zaman ve zemininin nasıl olabileceğini sorguluyorduk kendi kendimize.

    Derken ekranlara ajansların bomba haberi düştü.

    “Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, bugün saat 12.00 sıralarında Kardak Kayalıkları’nı ziyaret etti. Yunan botunun, Orgeneral Akar’ın Kardak’a girmesini önlemeye çalışması gergin anların yaşanmasına neden oldu. Yarım saat süren gerginlikten sonra Genelkurmay Başkanı Akar, Bodrum’a geri döndü”.

    İlk heyecanla “Tamam” dedik, “Cevap işte böyle olmalıydı!”… Akar ve beraberindekilerin Kardak’a çıkıp biraz dolaşıp, gerekli mesajı verdikten sonra döndüklerini düşündük.

    Yakışanı buydu.

    Ancak yukarıdaki ilk haberi dikkatle okuyunca da bazı soru işaretleri uyanmadı değil.

    Kardak kayalıklarını “ziyaret” ne demekti; Yunan botu Türk Genelkurmay Başkanı’nın Kardak’a girmesini nasıl önleyebilirdi; “yarım saat süren gerginlik”te Yunan botu amacına ulaşmış mıydı da Akar Bodrum’a geri dönmüştü?

    Genelkurmay’ın “geciken” açıklaması “gecikmedi”.

    “Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi AKAR, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile birlikte 29 Ocak 2017 tarihinde, Aksaz Deniz Üs Komutanlığı ve Donanma Komutanlığı bağlısı gemilerde inceleme ve denetlemelerde bulunmuştur.

    Ziyaret sırasında Kardak Kayalıkları bölgesinde Deniz Kuvvetlerimize ait iki hücumbot ile seyir icra edilmiştir. Orgeneral AKAR, TSK olarak Ege Denizinde icra etmiş olduğumuz tüm faaliyetlerde deniz alaka ve menfaatlerimizin korunmasında daima dostluk ve barışı göz önünde bulundurduğumuzu belirtmiştir”.

    Meğer “Aksaz Deniz Üs Komutanlığı ve Donanma Komutanlığı bağlısı gemilerde inceleme ve denetlemelerde bulunduktan sonra Kardak Kayalıkları bölgesinde Deniz Kuvvetlerimize ait iki hücumbot ile seyir icra etmişler”.

    Yâni “bağlısı” gemilerde inceleme ve denetleme yaptıktan sonra Kardak kayalıklarını “seyretmişler”.

    Pek de iyi etmişler.

    (İki gün önce, 27 Ocak’ta sivil kıyafetle yapılan Nuri Pakdil ziyaretinin, bu seyir icrasının gölgesinde kaldığını düşünüyorum).

    Sonuçta Çiller’in 1996’da “O bayrak inecek, o (Yunan) asker gidecek” kararlılığı neticesi “bir tim”le çıkılan Kardak’a en üst düzey komuta heyeti tarafından 21 sene sonra “iki hücumbotla” ancak “seyir icra edilebilinmiştir”.

    Atılan taş, kurbağayı ürkütmemiş, üstelik AB’nin bir de “kulak çekmesine” neden olmuştur.

    “AB Komisyonu’nun günlük basın toplantısında bir soru üzerine Akar ve kuvvet komutanlarının Ege Denizi’ndeki Kardak Kayalıklarına gidişi gündeme geldi. Sözcülerden Maja Kocijancic, geçmişte Türkiye ve Yunanistan arasındaki gerilime ilişkin itidalli olmaları yönünde açıklama yaptıklarını hatırlatarak, bu değerlendirmelerin hâlâ geçerli olduğunu söyledi.

    Yunan Başsözcü Schinas ise ekleme yapmak istediğini belirterek, ‘Azami iyi komşuluk ilişkilerine sahip olmak katılım öncesi ortaklarımız için belirlediğimiz önemli bir kriter’ dedi”.

    Benzer terminoloji ile ifade edecek olursak “Avrupa Birliği –bağlısı- Kocijancic ve Schinas fırça -icra etti-”.

    Yâni 50 yıldır hâlâ “Katılım öncesi ortak” statüsünde sayılan/görülen/oyalanan Türkiye için “en önemli kriter” azami “iyi komşu”luk ilişkilerine sahip olmak.

    Uslu çocuk olmak.

    Kardak’ı uzaktan “seyrettikten” sonra önünde poz verip fotoğraf çektirmek bu lâfı, bu “diplomatik azar”ı işitmemize değmiş midir ey ahali? 1 Şubat 2017

    NOT: Mersin’in Anamur ve Kayseri’nin Develi İlçelerinde “PKK terör örgütüne ’terör örgütü’ diyemeyen ve operasyonlara karşı gelen, Türkiye Cumhuriyeti’ni suçlayan” kişilerin senaryosunu yazarak, çalıp, oynadığı bir filmin gösterilmesi Belediyelerce yasaklanmış.

    Başkanları kutluyor, örnek olmasını diliyorum.

  • “Türk Milliyetçileri (hayır) diyor…”

    “Türk Milliyetçileri (hayır) diyor…”

    MHP, referandumda “kilit parti” olarak gösteriliyor.
    Konsensus’un yaptığı son kamuoyu araştırmasını açıklayan Murat Sarı, ilginç verileri ortaya koydu. Deneklerin % 50’si kadın, % 50’sinin erkeklerden oluştuğu tespitler milliyetçi oyların önemini ortaya koyuyor.
    MHP içinde Genel Merkez’in doğrultusunda referandumda “evet” oyu verecekler % 23 olarak belirlenmiş. % 23 oranındakiler“Sandığa gitmeyeceğim” diyor. MHP tabanında % 52 ise kesin olarak “hayır” oyu vereceğini söylemiş.
    Murat Sarı, bu rakamları açıklarken şunu da ekliyor:
    “Şimdi (evetçiler) MHP tabanı için uğraş verecekler. İkna turları yapılacak. Eğer, durumda bir değişiklik olmazsa (evet) çıkmama ihtimali görülüyor. Bu nedenle MHP’nin referandumdaki konumu çok önemlidir.”
    MHP içindeki gelişmelere dönmeden şu konuyu da vurgulayalım:
    Kamuoyu araştırmalarında şu anda “kararımı vermedim” diyenler % 18 olarak gösteriliyor. Aynı seçmenler “Referanduma kadar kararımı değiştirebilirim” diye de görüş belirtiyor. Nisan’ın ortasında yapılacak olan referanduma katılımın da büyük olabileceği tahmin ediliyor.
    Bu tabloyu değerlendiren KONDA’nın patronu Hakan Bayraktar’ın görüşünü de yansıtalım:
    “Bundan sonra her olumsuzluk “hayır” oylarının yükselmesine neden olacaktır. Terör, pahalılık ve diğer konulardaki sıkıntıların referandumu etkileyebileceğini düşünüyoruz. Saflar aşağı yukarı belirlenmiştir. Referanduma son bir hafta kala gerçek araştırma sonuçlarını daha net görebiliriz. Şu anda her şey flu görünüyor. “
    Siyasi analistlerin referandum ile ilgili görüşleri de şöyle:
    “Geleceğimizin kaderini tayine edecek olan referandumda eğer “evet” çıkacaksa bunun en az % 70-75 olması gerekir. Eğer böyle bir sonuç çıkmaz ise sonuç her zaman tartışılır, toplumsal rahatsızlık artar. Şu anda referandumun sonucu bıçak sırtında görünüyor. “
    Ümit Özdağ ile kısa bir görüşmemiz oldu. Söylediklerini aktaralım:
    “Biz, umutluyuz. Milliyetçi oylar üzerinde oynamak isteyenler, Milliyetçilerin nasıl bir tavır içinde olduğunu görmüyorlar, bilmiyorlar. Sahaya ineceğiz. Neden “hayır” dediğimizi anlatacağız. Paramız yok ama, inancımız var. Bizi hedefe bu inanç götürecektir. Taban bizi kucaklıyor, böyle bir şey olmazsa ortaya çıkabilir miyiz? Mücadelemiz her alanda sonuna kadar sürecektir ve bizi hiçbir şey de korkutamayacaktır.“
    Milliyetçi Harekette muhalefettekiler şimdi sahaya inmeye hazırlanıyor. Bunun için de strateji belirlenecek. Kimlerin nerelere gideceği, konuşma yapacağı belirlenecek.
    MHP Genel Merkezi’nin “evet” kampanyasına karşılık muhalif cephe de bir araya gelerek, “Türk Milliyetçileri Hayır Diyor Organizasyonu Komitesi” kurdu. Bu kapsamda aylar sonra ilk kez Meral Akşener, Koray Aydın, Sinan Oğan ve Ümit Özdağ bir araya geldi. Komiteye daha sonra Meclis Genel Kurulu’ndaki oylamada da anayasa değişiklik teklifine “hayır” oyu veren MHP’li İsmail Ok, Nuri Okutan, Atila Kaya, Yusuf katılacak. 18 Şubat’ta Ankara’da büyük bir toplantının yapılacağı belirtiliyor.
    Bu konuda muhalefet cephesi, ilk toplantıda alınan kararları da kamuoyuna şu şekilde duyurdu:
    “30 Ocak 2017 tarihinde, Türkiye’yi tek adam rejimine götürecek olan başkanlık sistemine geçiş için yapılan anayasa düzenlemelerini istişare etmek ve yürütülecek olan ‘hayır’ kampanyasının detaylarını görüşmek üzere bir araya geldiğimizi ve aşağıdaki kararları aldığımızı Türk milletine saygıyla duyururuz. Dört genel başkan adayı, MHP’nin Meclis’te referanduma ‘hayır’ diyen 26. dönem milletvekilleri, önceki dönemlerde TBMM’de partimizi temsil etmiş milletvekillerimiz ve ülkücü hareketin aksakallarının önemli bir kesimi ile yapmış olduğumuz istişare toplantısında Türk milletinin kaderini belirleyecek süreçle ilgili önemli kararlar alınmıştır. Referanduma kadarki dönemde ‘hayır’ kampanyasının verimli yürütülmesi adına çeşitli alanlarda çalışmalar yapılması ülkemizin geleceği açısından son derece kritik rol oynamaktadır. Bu çerçevede ilk olarak 18 Şubat 2017 tarihinde, Ankara’da, MHP’de geçmiş dönemlerde ve şimdi siyaset yapan değerli şahsiyetlerin de iştirak edeceği ‘Türk Milliyetçileri Hayır Diyor’ temalı, geniş katılımlı bir toplantı düzenlenmesi ve yürütülecek ‘hayır’ kampanyası için ilk adımın atılması kararlaştırılmıştır. Bunun yanı sıra fikir alışverişinde bulunmak amacıyla referandumda ‘hayır’ kampanyası yapacağı düşünülen merkez sağda siyaset yapan partilerimize de ziyaretlerin yapılması planlanmaktadır.”

  • FEYM GURUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 31 Ocak 2017 )

    FEYM GURUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 31 Ocak 2017 )

    1.. Ermeni Radyosu web stesinde yer alan haberin başlığı : “ 2017 Dünyada Hürriyet: Ermenistan ve Karaba yarı özgür.” Haberde; The Freedom House’ ın yaptığı sıralamaya gore Ermenistan’ ın komşuları Gürcistan ve Türkiye de yarı özgür, Azerbaycan ve İran ise özgür olmayan ülke kategorisinde yer alıyorlar. Ermenistan’ ın Avrasya Ekonomik Birliği ortaklarından Rusya, Belarus ve Kazakistan özgür olmayan, Kırgızistan ise yarı özgür kategorilerinde…. “Dünyada Özgürlük” politik haklar ve insan hakları dikkate alınarak hazırlanan yıllık bir küresel rapor….
    http://www.armradio.am/…/freedom-in-the-world-2017-armenia…/

    2. Tert.am’ in bildirdiğine göre, Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandian, Ermenistan – AB görüşmelerinin son aşamaya geldiğini bildiriyor. Bu aşamada, Şubat ayında yeni bir yasal belge konusunda görüşmeler planlanmış durumda…

    3. Tert.am’ de yer alan haberin başlığı : “ Türk Hükümeti Trump’ ın İslam ülkelerine koyduğu göç yasağını tenkit ediyor.” Haberde özetle şu hususlar yer alıyor: “ Üst düzey bir Türk hükümeti yetkilisi ( Numan Kurtulmuş) ABD Başkanı Donald Trump’ın yedi İslam ülkesine koyduğu yasağı tenkit ederek hata dolu, ayrımcı bu yasağın düzeltilmesini istedi…

    4 . Aina.org ; Kilisenin, Irak’ ta sıkıntı içindeki Hristiyanlar için hayatta kalma planı açıkladığını bildiriyor. Erbil Başpiskoposu Bashar Warda Irak’ tan ayrılmış Hristiyanlardan gelecekler için hazırlanan planı açıkladı. Warda, Kilisenin hedefinin yeniden inşa ederek sığınmacı durumuna düşmüş kişilerin atalarının köylerine ümit ve güvenlik içinde dönmelerini sağlamak….Kilise halen 13.200 aileye ayda çeyrek milyon sterlinden fazla yardım yapıyor. …. 2014 Yılından beri acil ev desteği, yiyecek içecek desteği olarak kilise tarafından 13,7 milyon sterlinlik bir destek sağlandı..

    5. Aina.org, bir Süryani kadının halkının geleceği için mücadele ettiğini bildiriyor. Haberde, Mardin Belediye eş başkanı 26 yaşındaki Süryani kadın Februniye Akyol, muhafazakar Güneydoğu Türkiye’ de cinsiyet ve dini ayrımcılıkla mücadele ediyor, Suriye’de IŞİD’ in elinden kaçan dindaşları için bir köprü oluşturuyor. Aradan bir asır geçmesine rağmen karşı taraftaki aile üyeleri ile irtibatı hala devam ettiriyorlar. Akyol’ u, Hristiyan ismi olan Fabronia Benno’ yu Türk politikasına girebilmek için Türk versiyonu olan Februni’ ye çevirmeye zorladılar. Kendi toplumu için dil ve kültür serbestisi için çalışıyor. Bir zamanlar 200.000 Süryani yaşayan Tur Abdin’ in kalbi olan bu bölgede şimdi 5.000’ den az insan var…( Not: TBMM’ deki MV’ leri – Markar Eseyan, Garo Paylan- neden adlarını değiştirmemiş, sormak lazım, o.t.)

    6. Aina.org’ da yer alan yazı Gatestone Enstitüsü’ nden Burak Bekdil tarafından “ Türkiye’ de tasfiyeler devam ediyor.” başlığını taşıyor. Yazıdan kısa alıntılar şöyle : “Philipp Schwartz, Macaristan’ da doğan bir Nöro patolog idi ve 14 yıl Frankfurt’ taki Goethe Üniversitesinde çalışıyordu. 1933 Yılında Musevi olduğu için işinden kovuldu. Kendisi ve işlerinden atılan diğer akademisyenlere, 10 yıllık mazisi olan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı laik cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ e Türk Üniversitelerinde görev verilmesini önerdi. Türkiye, 150 Alman Musevi profesöre heyecanla görev verdi…….Schwartz, İstanbul Üniversitesi Patoloji Departmanına atandı…2017 Yılının ilk haftasında, 2016 yılında tasfiye edilenlere ilave olarak 631 Türk araştırmacısı ve profesörü üniversitelerinden atıldı… Philipp Schwartz’ ın anısına Almanya’ da oluşturulan girişime, savaştan harap olmuş Suriye ve diğer ülkelerden görev için yapılan başvurudan daha fazlası Türkiye’ den yapıldı. Bu kuruma Türkiye’ den yapılan başvuru, dünyanın diğer ülkelerinden yapılanın % 46’ sını oluşturuyor….Brüksel’ de yayımlanan European Affairs haftalık dergisi, yazısında “Türkiye beyinlerini kaybediyor” diyor….(Not : Birkaç yıl önce kaybettiğimiz komşumuz bir doktor, eğitimini Alman profesörden aldığını anlata anlata bitiremezdi. Bu vesile ile kendisine rahmet diliyorum. Peki, bu kayıplarımız için ne diyeceğiz? Bir tarafta Hitler’ in neden olduğu Alman kayıpları, diğer tarafta da bizdeki durum…… Rektörler, kendilerine verilen yetkiyi çiğneyip referandum propagandası yapacaklarına akademisyenlerini korumak zorundadırlar …, o.t.)

    7. Aina.org’ da yer alan Haberin başlığı : “ Rusya: Suriye taslak anayasası Kürt ve Muhalif elemanlarını ihtiva ediyor.” Haberde özetle , TASS ajansına göre, üst düzey bir Rus askeri yetkilisi, Astana görüşmelerinde Rusya’ nın önerdiği taslak anayasa, demokratik bir cumhuriyeti öngörüyor dedi….”

    8. Aina.org’ da yer alan haberin başlığı : “ Kuzeydoğu Suriye’ de Kürt yönetimindeki Süryaniler.” Haberden özet alıntılar : “ Suriye’ deki iç savaşın sonucu Suriye kuzeyinde Kürt otonomisinin, özellikle Al-Hasakah ve Halep bölgesinde yükselmesi için uygun şartlar yarattı…Bu bölge Kürtler tarafından ‘Rojova – Batı Kürdistan’ olarak biliniyor ve 2012 yılında Kürt sosyalist ‘ Demokratik Birlik Partisi- PYD’ nin kontrolü altına girdi. 2016 Yılında otonom federasyon niyetini açıkça ifade eden PYD bu bölgeyi Kobani, Afrin ve Cezire kantonları olarak isimlendirdi… Elde edilen bilgilere göre, söz konusu otonom bölgede kalan ve Kürt organizasyonlarına katılmak istemeyen Süryaniler, Kürtler tarafından etnik temizliğe tabi tutuluyorlar……”

    9. News.am, biraz geç kalmış olmakla beraber, İspanya’nın Sabadell kentinin Ermeni <sözde> Soykırımını tanıdığını bildiriyor.

    10. News.am’ de yer alan haberin başlığı : “ Fitch’ten Ermenistan’a kredi notu: B+ Stabil.” Haberin Özeti : “ Uluslar arası derecelendirme kuruluşu Fitch, Ermenistan’a B+ Stabil kredi notu verdi.
    Reuters’in verdiği habere göre Fitch, korporatif hisselere erişimde risk notu BB-; hisse senetleri ve ulusal para birimiyle kısa vadeli IDR’ler için B düzeyinde not verdi….Fitch, 2017 yılı parlamento seçimleri sonrasında Ermenistan’ın ekonomi politikasında önemli değişiklikler öngörmüyor…. Fitch değerlendirmesinde olumsuz etmenler olarak yüksek dış borç ve bütçe açığı, bankacılık alanında yüksek dolarizasyon  yanısıra komşu ülkelerle sorunlar anıldı…… Fitch verilerine göre devlet dış borçları GSYİH’nın %56.8’ni (B Grubu ülkeleri ortalama göstergesine yakın) oluşturmakta…..”

    11. Ermeni Radyosu web sitesi, İspanya Kralı Alfonso XIII’ ün <sözde> soykırım sırasında Ermeni entelektüellerini kurtarma gayretleri çerçevesinde ilave kanıtlar bulunduğunu bildiriyor. Son zamanlarda elde edilen belgelere göre, İçişleri Bakanı Talat’ ın bu şöhretli kişilerin hayatı ile ilgili sahte bir belge hazırladığını bildiriyor. Talat, 25 Temmuz 2016’ da Dışişleri Bakanı Halil Bey’ e bir mektup yazarak; ‘ İspanya Büyükelçisine , durumları sorulan Ermenilerin Diyarbakır Askeri Mahkemesinden kaçarak Rusya’ ya sığındıklarını söyle’ dediği iddia ediliyor.
    http://www.armradio.am/…/further-proofs-of-the-spanish-kin…/

    12. Ermeni Radyosu web sitesi, Minsk Grup eş başkanlarının Ermenistan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanları ile Münih Güvenlik Konferansından önce buluşmayı, ayrıca, iki Bakanın da kendi aralarında buluşmalarını önerdiklerini bildiriyor.
    http://www.armradio.am/…/co-chairs-propose-organizing-a-me…/

    13. Panarmenian.net, Amerikalıların % 57’ sinin Trump’ ın yedi İslam ülkesinden gelecek sığınmacıları yasaklayan kararını desteklediklerini bildiriyor.

    14. Panarmenian.net’ te yer alan habere göre, 2016 yılında Ermenistan’ a turist girişinin bir önceki döneme göre % 5,7 oranında artış gösterdiği bildiriliyor.

    15. Asbarez.com, Ankara’ nın Ermeni <sözde> soykırımını incelemek üzere ‘ Müşterek Komisyon’ önerisini tekrar ettiğini bildiriyor. Bu haberin özetini Massispost’ a atfen dünkü mesajımızın 1 inci maddesinde vermiştik.
    http://asbarez.com/…/ankara-renews-call-for-joint-commissi…/

    16. Agos Gazetesinde yer alan haberin başlığı : “ Arjantinli Ermenilerden Latin Amerika turundaki Çavuşoğlu’na kınama.” Haberin Özeti : “ Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Arjantin, Paraguay, Dominik Cumhuriyeti ve Meksika’yı kapsayan Latin Amerika turu kapsamında ziyaret ettiği Arjantin’deki Ermeni dernekleri, Çavuşoğlu’na yönelik bir kınama mektubu yayımlayarak…. Çavuşoğlu’nun ziyaretini ‘reddettiklerini’ açıkladı. …… Ortak açıklamada “Çavuşoğlu’nun Türkiye’nin inkar politikasını yürütme kolu olduğu” ifade edilirken, Dışişleri Bakanı’nın “Ermeni Soykırımı’nı tanıyan ve soykırım kelimesini kullanan Avrupa Parlamentosu, Vatikan, Almanya, Rusya, ABD (‘) ye gözdağı vermek ve hedef göstermek için mesai harcadığı” ifade ediliyor….”
    http://www.agos.com.tr/…/arjantinli-ermenilerden-latin-amer…

  • Tek adam rejimine hayır stratejisi

    Tek adam rejimine hayır stratejisi

    Prof. Dr. Hakkı Keskin 27.01. 2017

    Tek adam rejimine hayır kampanyasında strateji

    AKP ve MHP’li milletvekillerinin tamamına yakın bir kesimi kendi meclislerine ve onurlarına sahip çıkamadılar. Anayasal güvenceyle korunan TBMM’sinin Türk Halkını, Milli İradeyi, temsil etmesini ve yönetimi denetleme yetkilerini, bir kişiye, başkana, devretme kararı aldılar. Gizlilik ilkesi çiğnenerek ve çoğu Milletvekilinin kendi özgür iradesine sahip çıkamayarak, verilen talimatlara göre oy kullandıkları söyleniyor.

    Artık son kararı seçmen verecektir. Ne var ki seçmenin, bu anayasal değişikliğinin nasıl bir rejimi öngördüğünü, engelsiz ve özgürce öğrenebilmesi gerekir. Bu nedenle en öncelikli görev, seçmenin bu konuda bilgilenme hakkının güvence altına alınmasının sağlanmasıdır. Daha şimdiden, hayır görüşünü savunanlara engellemeler ve baskılar yapıldığını öğreniyoruz.

    Bu durumda en öncelikli sorun, hayır ve evet kampanyasının hiç bir engel ve baskı olmaksızın yapılabilmesidir. Özellikle ana muhalefet partisi olarak CHP’nin, meclis yoluyla bu yönde bağlayıcı karar alınmasına tüm gücüyle çalışması gerekir. Ayrıca evet kampanyasını yapacakların, devlet kurum ve kaynaklarını bu amaçla kullanamayacakları da bu ilke kararında yer almalıdır.

    Tek adam rejimine hayır diyenlerin, tek amaçlarının seçmeni en doğru ve geniş biçimde bilgilendirmeleri ve bu anayasal değişikliğin beraberinde getireceği çok yönlü sakıncaları aydınlatmak olmalıdır. Mart sonu Nisan başı gibi kısa bir süre sonra yapılacak bu referandumda, “hayır” oyundan yana olan siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının birbirleriyle asla dalaşmamaları ve birbirlerine sataşmamaları da son derece önemlidir.

    Bu nedenle CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, referandum kampanyalarına ilişkin olarak, “81 ilin her yerine milletvekillerimizi, kadrolarımızı, eski siyasetçileri herkesi seferber edeceğiz. Eski yeni milletvekili, CHP’li ya da bir başka siyasi partiden hangisi olursa olsun ya da siyasetten aktif olarak çekilmiş ama Türkiye için kaygı duyan herkesi mobilize edeceğiz, harekete geçireceğiz. Girmediğimiz kapı kalmayacak.” “Bu kampanya demokrasi isteyen herkesin kampanyası. Bu kampanya tek adam rejimi istemeyen herkesin kampanyası.” açıklamasıyla doğru bir politika ve yaklaşıma vurgu yaptı.

    99 ESKİ MİLLETVEKİLİNE ÇAĞRI: KAMPANYADA AKTİF ROL ALINIZ

    Gerçektende bu kampanyada Türkiye’nin geleceği için kaygı duyan herkes aktif olarak sahaya inmeli, toplantılarla halka gerçekleri anlatmalıdır. Aralarında eski AKP kurucuları da bulunan 99 eski milletvekilinin, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan`a yaptıkları çağrı da sonuçsuz kaldı. Bu milletvekilleriyle ve özellikle de AKP ve MHP’den bu rejim değişikliğine karşı çıkanlarla birlikte, Türkiye’nin dört bir yanında toplantılar düzenlenmelidir. AKP ve MHP kurucularından ve milletvekillerinden olup, bu tehlikeli rejim dönüşümüne karşı olan ve aktif politikada bulunmayanların, yurtseverlik duygusuyla önümüzdeki iki-üç ay yoğun bir kampanyaya katılmaları için, bu kişilerle diyaloga geçilmesi önemlidir.

    AKP’li seçmenlerin, kendi partilileri üzerinden bilgilendirilmesi kanımca çok etkili olacaktır. Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek de önemle bunu belirtiyor: “Hayır oyunun kazanması için, bu güne kadar AKP ve MHP’ye oy vermiş seçmen kitlesinden anlamlı bir bölümü ikna etmemiz gerekiyor.”

    MHP TABANINDA BAHÇELİ YÖNETİMİNE TEPKİLER YOĞUNLAŞIYOR

    MHP tabanında Türkiye ve Avrupa’da, Bahçeli’ye tepkiler organize biçimde giderek yoğunlaşıyor. Avrupa Ülkücüleri Dayanışma Komitesi, Almanya’nın Duisburg şehrinde Başkanlık rejimine karşı kampanya başlattı. Komite tarafından hazırlanan pankarttaki şu cümle çok anlamlıdır. “İlkokul mezunu bir vaizin kandırdığı birine ülke’nin tamamını teslim edip, başkan yapacak kadar aklımı yitirmedim. Başkanalığa Hayır.” Avrupa Ülkücüleri İstişare Komitesi tarafından yapılan açıklamada ise şöyle denilmektedir. “Anavatan’ımızın, ebedi liderimizin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve vatanperver Kuva-i Milliye teşkilatlarının kanıyla kurulan, Yüce Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Yüce Türk Milleti, tarihinde olmadığı kadar, imha amaçlı bir iç ve dış koordinasyonlu suikasta uğramaktadır. Siyasi iktidar ve onun baş yardımcısı Devlet Bahçeli ve ekibi bu suikast koordinasyonunda tetikçi olarak baş görevlidir. Yüce Türk Milleti’nin evlatları olarak biz, Anayasa değişikliği ve ‘Başkanlık’ adı altında Milletimizi, devletimizi ve parlamenter sistemimizi imha ettirilmesine kesinlikle karşıyız.”

    Evet, Türkiye’de Cumhuriyetin, Demokrasi ve Hukuk Devletinin geleceği ve toplumsal birlik ve beraberlik için bu denli yaşamsal öneme sahip bir konuda, sen-ben ayrışması bir yana bırakılarak, farklı siyasi görüşlere sahip kişiler tarafından ve değişik platformlarda, il, ilçe, köy ve kahvelerde, seçmene gerçekler anlatılmalıdır. İnanıyorum ki bu yaklaşım ve uygulama son derece etkili olacaktır.

    Hayır kampanyasında seçilecek sloganlar ve ana söylemler, ikna edici ve inandırıcı olmalıdır. 15 yıldır Başbakan ve Cumhurbaşkanı sorumluluğunda izlenen politikalarla toplumun ayrıştırıldığı, toplumsal barışın ve huzurun temelden zedelendiği, ekonominin darboğaza sokulduğu, işsizliğin ve yoksulluğun artırıldığı, yanlış dış politikalarla üç milyondan fazla savaş kaçkınının Türkiye’ye gelmesine, sınır güvenliğinin kalmamasına ve terörün tırmanmasına yol açıldığı, kanıtlarıyla halka anlatılmalıdır.

  • Trump, kararlarını daha ileriye taşır mı?..

    Trump, kararlarını daha ileriye taşır mı?..

    ABD’nin yeni Başkanı Trump, göreve gelir gelmez İslam Dünyasını ayağa kaldıracak iki önemli karara imza attı. Bunlardan birisi İsrail ile olan ilişkilerin geliştirilmesi ve İsrail’in yayılmacı politikasına destek ve ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması için yapılan çalışmalar. İkincisi de 7 İslam ülkesini kapsayan “Amerika’ya artık giremezler” diyerek bu uygulamayı başlatmış olmasıdır.

    Trump’un bu kararlarının tüm dünyayı sarstığını izliyoruz. Trump, aynı zamanda Meksika sınırına da duvar örüyor ve Meksika’ya karşı da aşırı sağ ve ırkçı yaklaşımı ile aldığı tepkileri çoğaltıyor.

    Amerika’nın Yeni Başkanı’nın aldığı bu kararlar Amerika’da ve bazı İslam ülkelerinde protestolara neden oldu. Halen de olayın sarsıntıları sürüyor.
    Trump’un yasak getirdiği Suriye, Irak, Libya, İran, Yemen, Sudan ve Somali vatandaşları Amerikan vatandaşı olsalar bile yine de Amerika’ya giremeyecekler. Karar onları da kapsıyor.

    ABD Başkanı Donald Trump, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan yedi ülkenin vatandaşlarına kapıları kapatan kararnameyi uygulamayacağını açıklayan Adalet Bakanı Vekili Sally Yates’i görevden aldı. Eski Başkan Barack Obama döneminde Adalet Bakanı yardımcılığı görevine getirilen Sally Yates, Trump’ın aynı koltuğa aday gösterdiği Jeff Sessions Senato onayı alana dek “vekaleten” bakanlık görevini yürütüyordu.

    Şimdi kafalardaki soru şu:
    Trump, ilerleyen zaman içinde bazı diğer İslam ülkelerine de Amerika’ya giriş yasağı uygulayabilir mi? Bu halkayı genişletir mi?
    Trump’un kararlarının ileride Türkiye’yi de etkileyip etkilemeyeceği konusu tartışılıyor. Bazı Ortadoğu uzmanları “Türkiye yasaklı ülkeler arasında değil,ancak bizi iyi günler beklemiyor” diyorlar.

    Şunu da hemen ekleyelim:
    Trump’un İslam karşıtı duruşu birçok Avrupa ülkesini de cesaretlendirecektir. Zaten dikkat edilecek olursa Batı’da da bir aşırı sağ ve ırkçılık adeta patlama yapıyor. Daha önce Suriyeli sığınmacılara kapıları kapatanlar, bundan böyle çok daha katı kararları devreye sokabilirler.

    Başkanın İsrail yanlısı politikaları da önemlidir. İsrail’i genişletme ve güçlendirme yolunda atılan her adım İslam ülkelerini, özellikle de Arap dünyasını sarsabilir.

    Bu konuda yeni bir gelişmeyi de sütunlarımıza alalım:
    NATO’ya üye bile olmayan İsrail, 19 Ocak’tan bu yana ittifakın Brüksel’de bulunan Genel Merkezi’nde daimi ofis sahibi oldu. İsrail cephesinden “İsrail’in güvenliği için çok önemli bir adım” olarak değerlendirilen bu gelişme İsrail’in NATO’ya resmen üyeliğinin yakın olduğunu göstermesi bakımından da önemsenmelidir.

    Nitekim, AB Komisyonu Baş Sözcüsü Schinas vize kararının çifte vatandaşlığa sahip Avrupalıları etkileyip etkilemeyeceğini araştıracaklarını söylemiştir. ABD’nin Londra’daki elçiliği ise çifte vatandaş İngilizlerin vizelerini askıya almaya başladı. Bazı AB üyesi ülkeler ise sınırlarını daha çok kontrol etmek için yeni kararlar almaya başladı.

    Kafasına estiğini yerine getiren ve arkasına bakmayan Trump’un bundan sonra daha nasıl kararlar alabileceğini tahmin etmek zor. Ancak görünen şu ki Trump’lu yıllar oldukça sıkıntılı ve güç geçecektir. Hatta Amerika’da “Trump 5 yılını doldurmadan gidebilir” diyenlerin sayısı da artıyor. Özetle yeni Başkana az ömür biçiliyor. “Amerikan derin devleti buna dur diyecektir” deniliyor.

    işin ilginç tarafı, Trump’un bu İslam karşıtı tutum ve davranışları karşısında İslam dünyasının sessizliğidir. Türkiye’nin de bu konuda şu ana kadar sessiz kaldığının altını çizelim.

    Trump’un kararlarına ne kadar tepki yağarsa yağsın, bazı Avrupa ve İslam ülkelerinden yükselen “Amerika süper güç, çok önemli bir müttefik. Konuyu uzun vadeye yaymak ve düşünmek gerekir” görüşleri de damgasını vuruyor.

    Amerika ile bizi yakından ilgilendiren konular var. Böyle karmaşalık arasında Suriye’deki PYD konusu ile FETÖ Terör örgütünün lideri Gülen’in Türkiye’ye iade edilmesi gündeme geldiğinde Trump nasıl bir tavır sergileyecek? Sağı-solu belli olmayan ve aldığı kararları uygulayıp arkasına bile bakmayan Amerika’nın yeni Başkanı ile bizim de sıkıntılarımızın tavan yapabileceğini göz önünde bulundurmakta yarar var.

  • Medine Sözleşmesi ve T.C. Anayasası

    Medine Sözleşmesi ve T.C. Anayasası

    Mahmut Emin Bey’in “Türküm ne mutlu bana” isimli facebook grubunda da paylaştığı yazısından öğrendim(1); Yeni Şafak Yazarı Yusuf Kaplan, İki asırlık İngiliz-Yahudi nüfûzu sona erecek..” başlıklı yazısında: “Anayasa değişiklik paketi, 339 Evet oyuyla geçti. Devleti ele geçiren iki asırlık İngiliz-Yahudi güdümlü ittihatçı bürokratik oligarşi bitecek, dün olduğu gibi bugün ve yarın da herkese kol kanat gerecek Yeni Türkiye adım adım inşa edilecek biiznillah.”(2) diyerek, anayasa değişiklik teklifinin TBMM’den geçmesinden duyduğu sevinci dile getirmiş.

    Yazısının sonunda da “…Her şeye rağmen Rahmet Peygamberinin ümmeti olduğumuz şuuruyla bütün farklı kesimleri yine kucaklayacağız. Her şeye rağmen… Tıpkı Medine’de Peygamberimizin (sav) yaptığı gibi… Dik durur ve dikkatli olursak, Allah cc önümüzü açacaktır biiznillah.” diyerek, inşa edilecek Yeni Türkiye’nin alacağı şekli tarif etmiş; Hz. Peygamber’in Medine’de kurduğu devlet! Yani “Medine Sözleşmesi” denilen belgeye dayanan, çok dinli, çok bölgeli ve çok hukuklu bir devlet şekli! Özetle; özerk bölgelerden, yani güncel tabirle söyleyecek olursak eyaletlerden oluşan federal bir devlet yapısı! Çünkü Medine Sözleşmesi, böyle bir devleti öngörmektedir(3).

    “İki asırlık İngiliz-Yahudi nüfuzu da sona erecek!” Oldukça iddialı bir söz.  Demek oluyor ki, sayın yazara göre; Türk Devleti, 1800’lerin başından beri, en azından Tanzimat Fermanı’nın ilanından (1839) bu yana, İngilizlerin ve Yahudilerin nüfuzu altındadır! Demek oluyor ki; o çok sevdikleri ve TRT’de dizisini yaptıkları “Ulu Hakan Abdülhamit Han” da Yahudilerin nüfuzu altındaymış! Elbette cevapları hazırdır bu konuda; “Abdülhamit Yahudilere ve Siyonizme karşı mücadele etmiştir. Filistin’de bir İsrail devleti kurulmasına izin vermemiştir. Bu maksatla kendisiyle görüşmeye gelen Teodor Herzl’in taleplerini reddetmiştir… vs”  

    “Devleti ele geçiren iki asırlık İngiliz-Yahudi güdümlü ittihatçı bürokratik oligarşi bitecek!” sözüne bakılırsa, Osmanlı’nın son dönem yöneticileri ve Milli Mücadele’yi verip Türkiye Cumhuriyeti’nin kuranlar da İngiliz ve Yahudi güdümlü kişilerdir ki; bunların içinde Mustafa Kemal Paşa da vardır! Çünkü bidayette o ve birçok yakın arkadaşı da İttihat ve Terakki Üyesidirler!

    Gelin görün ki; Milli Mücadele’yi başlatan ve Yusuf Kaplan’ın “İngiliz-Yahudi güdümlü ittihatçı bürokratik oligarşi” dediği grubun mensupları hakkında İdam Fermanı çıkaran Padişah Vahidettin bir İngiliz gemisiyle kaçmıştır ülkeden! İdam Fetvasını kaleme alan Eski Şeyhülislam Mustafa Sabri, fetva metnini imzalayan Şeyhülislam Dürrizâde Abdullah Beyefendi de öyle! Onlar da her nedense İngiliz hakimiyetindeki ülkelere sığınmışlardır! Dürrizâde Abdullah Beyefendi, Rodos adası üzerinden Hicaz’a gidip, İngilizlerin kuklası durumundaki Hain Şerif Hüseyin’e sığınırken, ondan bir önceki Şeyhülislam Mustafa Sabri de yine İngilizlerin nüfuz bölgesi olan Mısır’a kaçmıştır.

    Milli Mücadele’ye karşı çıkan İslamcı Hürriyet ve İtilaf Fırkası Hükümeti’nin Sadrazamı ile diğer pek çok üyesi ve onların emirleriyle hareket eden sivil ve asker pek çok bürokrat da öyle. Hemen hepsi Osmanlı’yı pay eden İtilaf Devletleri’nin kucağına sığınarak onların topraklarında ölme sefaletine düşmüşlerdir(4).

    İngiliz-Yahudi Nüfûzu 

    İngiliz düşmanlığını (ki; Türk Milleti’nin en büyük düşmanlarından birisi İngiliz milletidir) başka bir yazıya bırakmak üzere belirtelim ki; Müslümanlardaki Yahudi düşmanlığının temeli, binlerce yıl öncesine, ta Filistilere (Philisti), yani günümüz Filistin Halkının ataları sayılan insanlara kadar gider. Filistilerin tarih sahnesine çıkışları, bugün yaşadıkları bölgedir ve M.Ö.13. yüzyıla, yani Hz. Musa’nın yaşadığı döneme kadar gider. Böyle olunca, İslami literatürde (elbette Kur’an-ı Kerim’de de) peygamber olarak zikredilen, Davud (M.Ö. 1000-962) ve Süleyman (M.Ö.970-928) gibi ünlü İsrail kralları da aynı bölgede yaşamakla bu Filistilerle ilişki içinde olmuşlardır.

    Kur’an’da ismi geçmekle birlikte İslami literatürde peygamber olduğu tartışmalı olan Üzeyir (Yahudi kaynaklarında Ezrâ) ise M.Ö. 5-4. yy.larda yaşamıştır. Üzeyir ismi, Yahudi tarihinde önemli bir isimdir. Bilindiği gibi; Babil Hükümdarı Buhtunnasr (Nebukadnezar) M.Ö. 598-587 yıllarından Kudüs’ü işgal edip, yakıp yıkmış, bu arada Tevrat nüshalarını da toplatıp yakmış ve arkasından Yahudileri Babil ülkesine Sürgüne göndermiştir. Yahudilerin bu sürgün hayatı, Pers hükümdarı Büyük Kiros (Cyrus)’un, 538 yılında Babil ülkesini fethedip, İsrailoğulları’nın Filistin’e dönmesine izin vermesine kadar yaklaşık 60 yıl devam etmiştir. İşte İsrailoğuları’nın Persler tarafından kurtarılıp tekrar Filistin’e dönmeleri sırasında, kendilerine liderlik yapan kişi, bir peygamber veya bir rahip olan bu Üzeyir’dir. Yani İbranice adıyla Ezrâ. Ayrıca, Babillilerin yaktıkları Tevrat nüshalarının yerine, Tevratı yeniden kaleme alan kişi veya komisyonun başındaki adam da yine bu rahip Ezrâ’dır. Üzeyir ya da Ezrâ, Yahudi milli şuurunun temelini atan adamdır aynı zamanda. Birçok araştırmacı, mesela ünlü Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, Tevrat’ın yeniden kaleme alınması sırasında, pek çok Sümer ve Babil efsanesinin de Tevrat’a aktarıldığını söyler.

    Yeri gelmişken dikkatlerden kaçıranlar için söyleyelim; siz bakmayın bugün İsrail ile İran’ın düşman oduklarına. Aslında İsrailin minnet borcu vardır İranlılara. Çünkü Yahudileri ve Tevratı, büsbütün yok olmaktan kurtaranlar, İranlıların ataları olan Perslerdir!

    İşte bu tahrif edilmiş Tevrat’ı temel alan bir çok Yahudi kaynağında Filistiler ile İsrailoğulları arasındaki kanlı mücadelelerden bahsedilir. Demek oluyor ki; Sami ırkından olmakla bir birinin amcaoğlu, yani birbirinin kuzeni olan Filistinliler ve İsrailoğulları arasındaki mücadelenin geçmişi, M.Ö.13. yüzyıla kadar gider. Belki de çok daha eski tarihlere kadar.

    Bir kaynakta bu mücadele şöyle anlatılır:

    “Bir Deniz Kavmi olan Filistinliler Anadolu, Kıbrıs ve Suriye’yi yerle bir ettikten sonra M.Ö. 1190’da Antik Mısır’ı işgal ettiler. Mısırlılar tarafından geri püskürtülünce Filistin’in güney sahilinde, bugünkü Telaviv-Yafa arasındaki Joppa denilen bölgeye yerleştiler. Sonradan Yunanlar tarafından Filistin olarak adlandırılan bölgede 5 şehirden oluşan bir konfederasyon (Pentapolis) kurdular. Bu şehirler Gazze, Aşkelon, Aşdod, Gat ve Ekron’du. Filistinliler bölgede yayılmaya başlayınca komşuları İsrailoğulları ile mücadele etmeye başladılar. Bu konudaki temel kaynak Eski Ahit’teki Hakimler 13-16 bölümüdür. İsrailoğullarından daha üstün silahlara ve daha iyi askerî düzene sahiptiler.  M.Ö. 1050 yılı civarında Yehuda dağlık bölgesini topraklarına kattılar. M.Ö. 10. yüzyılda Birleşik İsrail Kralı Davut(İslam’da Davut peygamber) tarafından mağlup edildiler. Bu dönemden sonra Antik Filistinlerin tarihine dair kayıtlar halktan ziyade bireysel şehirler hakkındadır. 10. yüzyılda gerçekleşen Yehuda ve İsrail krallığı bölünmesinden sonra Filistinliler bağımsızlıklarını yeniden kazandılar ve bu iki krallıkla savaşmaya başladılar.”(5).

    Dolayısıyla; bu mücadelede bizim yerimiz olmamalıdır. Çünkü bizim yaşadığımız coğrafya onlarınkinden farklıdır. Filistiler’in, yani Filistinlilerin tarihsel kinini devam ettirmek bizim görevimiz değildir. Aksi halde, Araplara uşaklık yapmış oluruz ki; Araplar, bizi kendilerini yönettiğimiz 400 sene boyunca “Etrâk-ı bî idrâk” olarak, yani “Ahmak Türkler” şeklinde nitelendirmiş bir toplumdur. Hatta Araplardaki Türk düşmanlığının geçmişi, Büyük Selçukluların Abbasi Devletini fiilen yönettiği tarihlere, yani bin yıl öncesine kadar gider. Çünkü Türkler, Arapların Mevlası ve kölesi iken, birden başlarına amir ve yönetici oluvermişlerdir! İktidarı söküp almışlardır Arapların elinden(6)!

    Elbette İsrailoğulları da bizim dostumuz değildir. Onlarla olan ilişkilerimizin boyutu, Araplarla olan ilişkilerimizin boyutunu asla geçemez. Bu ilişki, karşılıklı çıkar ilişkisidir.

    Üstelik Araplar bizim kardeşimiz de değildir! “Din kardeşliği” diye bir şey de yoktur! Din kardeşliği dedikleri şey, düpedüz Ümmetçiliktir. Oysa en azından bize göre; Kur’an’daki “Bütün mü’minler kardeştir…”(7) ayeti, sadece Müslümanları değil, Allah’a inanan bütün insanları kapsamaktadır. Hatta ismi bizde mahfuz olup yakın zamanlara kadar Diyanet’in üst yöneticileri arasında bulunan bir akademisyene göre bugünkü Hıristiyan ve Yahudiler de “Mü’min” ve “Ehli Kitap”tırlar…

    Ayrıca Hz. Peygamber’e ait olduğu söylenen “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir…” şeklindeki rivayet doğru olsa bile, bu rivayet Hz. Peygamber döneminde yaşayan ve İndirilmiş İslam’a inanan Müslümanlar ve bunların yolunu takip eden günümüz Müslümanları için geçerlidir. Oysa bugün yeryüzünde birbirinden farklı ve çoğu yozlaştırılmış, uydurulmuş, insan imalatı bir sürü Müslümanlık vardır! Biz bütün bu Müslümanlarla kardeş olamayız! Onların kendi hataları yüzünden başlarına gelen dert ve sıkıntıları üstlenemeyiz! Böyle bir düşünce, Türk Milleti’nin kazanımlarını ve birikimlerini ona buna hovardaca peşkeş çekmek anlamına gelir. Bunu neden bir türlü idrak edemiyoruz biz…

    _____________

    1-

    2-http://www.yenisafak.com/yazarlar/yusufkaplan/iki-asirlik-ingiliz-yahudi-nufzu-sona-erecek-2035684,

    3- ,

    4-

    5-https://tr.wikipedia.org/wiki/Antik_Filistinliler,

    6- Bu konuda Hz. Peygamber’in “Türkler size dokunmadıkça, siz de onlara dokunmayınız. Zira bu Kantura Oğulları, Allah’ın (ilk önce) ümmetime (Araplar’a) verdiği saltanatı, (onların elinden) çekip alacaklardır.” şeklinde bir hadisi bulunduğu söylenir (bkz. Zekeriya Kitapçı, Hz. Muhammedin’in Hadislerinde TÜrkler, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1986, sf.96, 16

    7-Kur’an-ı Kerim, 49/10

  • ERMENİ FAALİYETLERİ ( 30 Ocak 2017 )

    ERMENİ FAALİYETLERİ ( 30 Ocak 2017 )

    1..  Massispost.com,  Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ nun  Ermenistan’ a  müşterek bir  komisyon kurulmasını  önerdiğini bildiriyor. Çavuşoğlu, basın mensupları ile yaptığı  toplantıda ; “  Fransa  Anayasa  Mahkemesinin Ermeni <sözde> soykırımını inkarın cezalandırılmasını reddeden kararını takdir etti. Danimarka  Parlamentosunun  “soykırım”  kelimesini kullanmamasından  memnuniyet duyduğunu  bildirdi….”  DİB,  hükümetimizin daha  önce  yaptığı çeşitli ülkelerin tarihçilerinden müteşekkil bir  gurup  kurulması ve  arşivlerin açılması önerisini tekrarladı. Habere  yaptığım  yorum : “  Does anyone  believe  that the Armenian side could  accept  such a  fair  proposal? I do not  think, since  the  Turkish Government’ s similar  proposal for  more  than   ten years  still  exists ….That means  Turks  are  ready to face  with  their  past, but  the  Armenians  are not …
    2.  Tert.am,  Rusya’ nın  Ermeni  öğrencilere burs  önerdiğini bildiriyor.  Rusya’ nın önerisi, ülkenin değişik  yerlerinde 187 öğrenciye  ücretsiz  öğrenim yapma  imkanı veriyor.
    3.   Tert.am,  Ermenistan Başbakanı’ nın, Ermenistan – Avrupa  görüşmelerinin tamamlanması derhal anlaşmanın başlatılacağı veya  imzalanacağı anlamına  gelmez  dediğini  bildiriyor.
    4.   Aina.org’ un  Radio Free  Europe ve  Radio  Liberty’ ye  atfen,  White House’ ın  Suudi’ lerin Suriye’ de bir  güvenli bölge ihtiyacını kabul ettiklerini bildiriyor. White House’ tan bildirildiğine  göre , Başkan Trump ve  Suudi Arabistan Kralı Selman’ ın bir  saatlik bir telefon görüşmesi sonucu,  Suriye  ve  Yemen’ de güvenli bölge  tesisini desteklemeyi kabul ettiler.
    5.   Aina.org,   Süryanilerin  Irak’ taki yeniden inşa  planına  dahil edilmediklerini bildiriyor. Ayrıca,  Kuzey Irak’ taki  Hristiyanlar  yeniden yapılanma planlarından  hariç tutuldular,  ayrıca, IŞİD askeri olarak yenilse  de  geriye  dönüşleri  ihtimali  az. O bölgedeki Hristiyan varlığı   en azından 3 üncü yüzyıla  gidiyor. …..2003 Yılından önce o bölgede  yaklaşık  1.5 milyon  Hristiyan yaşıyordu.  Şu anda  200.000 ile  500.000 arasında oldukları tahmin ediliyor.
    6.   News.am, daha  önce  birkaç  web sitesinde  yer almış olan ve  bizim de  duyurduğumuz   İspanya’nın Sabadell kentinin Ermeni  <sözde> soykırımını tanıdığını bildiriyor.
    7. Ermeni Radyosu  web sitesi, Türk  tarafının  garanti  vermeyişi nedeniyle  Batı Ermenistan (!) ConIFA Dünya  Futbol  şampiyonasına  katılamıyor….  2017 ConIFA (Uluslar Arası  Bağımsız  Futbol  Kulüpleri Konfederasyonu)  Avrupa  Futbol Kupası  4 – 11 Haziran’ da KKTC’ de yapılacak.  Batı Ermenistan ve  Karabağ bu federasyonun üyeleri. Konfederasyon 2013 yılında kuruldu ve ilk şampiyonasını   Haziran 2014’ te İsveç’ in  Ostersund şehrinde  yapılmıştı….
    8.  Ermeni Radyosu web sitesi, 30 Ocak günü Hrant Dink’ in ölümünün  10 uncu yılında Avustralya’ da  yapılacak anma  töreninde  açış konuşmasını Rakel Dink’ in  yapacağını bildiriyor.
    9. Ermeni Radyosu web sitesi, Ermenistan’ da 41.000 Gürcü asıllı kişinin yaşadığını  bildiriyor. Haberde  şöyle  bir  açıklama  var :  1990 lı yıllarda Gürcistan vatandaşı etnik Ermeniler, Ermenistan’ a  gittiler, Gürcistan vatandaşlığından çıkmadılar….
    10.  Ermeni Radyosu web sitesi, Kanada’ nın  Quebec şehrindeki camiye yapılan silahlı saldırı sonunda  altı kişi öldü, sekiz kişi yaralandı.
    11.  Vestnikkavkaza.net , Karapetyan  devlet mülkiyet  programı üzerinde  özenle  çalışılması talimatını  verdi.
    12.  Panarmenian.net’ in bildirdiğine  göre,  ABD Ermenilerinin  Rus Musevisi blogcu Alexandr Lapshin’ e yapılan baskıyı  Washington, DC ve  New York City’ deki Belarus  diplomatik misyonu önünde  protesto eyleminde  bulundular…. ArmenianWeekly’ deki haberde   de  Avustralya’ daki  Ermeni asıllı toplumunun  aynı amaçla  Ermeni Gençlik Federasyonu ve  Ermeni Öğrencileri Derneğinin öncülüğünde Canberra’ daki  Belarus  Büyükelçiliği önünde  sessiz bir  protestoda  bulundular…

    13. Panarmenian.net’ te  yer alan habere  göre  Leonardo DiCaprio  Ermeni Çocukları Fonu’ (COAF)  na  65.000 dolar  bağışladığı  bildiriliyor.  9 Aralık’ ta New  York’ ta  yapılan  ve DiCaprio’ nun  da  katıldığı Yıllık COAF Galasında  3.1 milyon dolar bağış  toplanmıştı.
    14. Asbarez.com,  daha  önce  Danimarka  Parlamentosunun   Ermeni <sözde> soykırımı  önerisini  benimsediğini  bildirdikleri  haberi  tekrarlıyor
    http:// /159479/danish-parliament-adopts-armenian-genocide-bill/
    15. Middleeastmonitor.com, İsrail İçişleri  eski bakanı  Uzi Baram’ ın,  Hahamlar  Trump’ ın  Torah kehanetini  gerçekleştireceğine inandıklarını söylediğini bildiriyor. Eski Bakan, halen İsrail hükümetinin dini sağ kanadının  Donald Trump’ ın  Kaya  Cami kubbesini yıkacağına inandıklarını söylüyor… Dini sağ,  caminin varlığının  Musevi kurtuluşunu  temsil eden Üçüncü  Tapınağın  inşasını  önlediğini iddia  ediyor.
    16.  Armenpress’ te yer alan habere  göre , ekonomi uzmanların  olumsuz  dış etkenlere rağmen  2017’ de geçen yıldan daha yeterli düzeyde  ekonomik faaliyet olacağını ümit  ediyorlar….. 2015 Yılı Ermenistan Ekonomik Faaliyet Endeksinin 2014 yılına  göre  3.1  yükseldiği belirtiliyor.
    17.  Armenpress’ te yer alan habere  göre ,  Ermenistan’ da  çalışan öğrencilerin  % 25,5 ‘ inin işveren  sözleşmesi yok.  İşçi ve Sosyal Etütler Ulusal  Enstitüsü’nün yaptığı ankete  katılan öğrencilerin % 27’ si uzmanlıklarına  uygun ve  yeterli ücret  alabilecekleri iş bulamazlarsa Ermenistan’ ı terk edeceklerini bildirdiler…
  • DELİDİZGİN KIYAMETE DÖRTNALA

    DELİDİZGİN KIYAMETE DÖRTNALA

    DELİDİZGİN KIYAMETE DÖRTNALA

    Hüseyin MÜMTAZ

    Trump geldi, böyle oldu.

    “Doludizgin” değil, “delidizgin”.

    Gelir gelmez Amerikan ordusunun mevcudunun arttırılması talimatı verdi, göçmen kabulünü askıya aldı; “terörle ilişkili olduğu varsayılan” Suriye ile Irak, Libya, Suriye, Iran, Sudan, Somali ve Yemen’den mülteci alımını durdurdu.

    (Amerikan ordusunun yüzde on beşi Amerika’dadır. %85’i “dünyada”dır. Mevcudu “fazlalaştırılan” ordu acaba dünyanın neresinde görev yapacaktır sizce?)

    Meksika sınırına duvar örüyor.

    (4 milyon Suriyeli geçtikten sonra Türkiye’nin, Suriye sınırına duvar örmesinin mantığını akıllara düşürdü).

    Putin’le görüşüp terör örgütü IŞİD’a karşı birlikte hareket etme kararı aldı…

    “Suriye’de kesinlikle güvenli bölge kuracağım” diyerek bir anda gündemi değiştirip, Rakka’da strateji değişikliğinin işaretini verdi. Pentagon’dan IŞİD’in kalesi Rakka’yı ezmek için kara unsurları ve helikopterlerin devreye girmesini, yeni planın bir ay içinde hazırlanıp hayata geçmesini istedi.

    Suudi Kralı Selman’ı telefonla arayarak “Suriye ve Yemen’de güvenli bölgeler oluşturulmasını desteklemesini; S.Arabistan’ın bölgedeki rakibi İran’a karşı dikkat edilmesini” rica etti.

    (Yemen’i anladık da, S.Arabistan’ın Türkiye dururken “Suriye’deki güvenli bölge” ile ne ilgisi vardır? Bir süre önce kurulan, karargâhının Riyad’da olduğu ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu varsayılan “İslâm Ordusu” dolayısı ile olmasın?)

    Topa Ali Kemal’in torunu da girdi; parlamento’nun üst kanadı olan Lordlar Kamarası’ndaki Uluslararası İlişkiler Komisyonu’nda konuşan Johnson, “Esad gitmeli söylemi işe yaramadı, seçime girmesine izin verilmeli” dedi.

    (May’in, Trump dönüşü ayağının tozuyla bayram değil seyran değilken gerçekleştirdiği Türkiye ziyareti; “eğer altında başka bir şeyler yoksa” acaba “sadece” bu bağlamda mı değerlendirilmelidir?)

    Evet, resmen binmişiz bir alâmete…

    Ama bu safhada gidiş kıyamete değilse bile; 100 yıllık Sykes/Picot, Rice/Ralph Peters haritalarının, kısa adı GOP olan felâket senaryosunun “son düzlüğe” ulaştığını göstermektedir.

    Ortalıkta uçuşan haritaların bini bir para.

    Debka’ya göre Suriye’de; ABD, Rusya ve Türk güvenlik bölgeleri kurulacak. Adı geçen üç ülke bölgede kendi kontrolleri altında, sınırlarını da kendilerinin belirleyeceği üç güvenlik bölgesi kuracaklar.  ABD ordusunun Suriye’de iki güvenlik bölgesine sahip olacağını öne süren Debka’ya göre, bu bölgelerden biri Kürt bölgeleri dahil olmak üzere Fırat nehrinin doğusundan Irak sınırına kadar olan tüm bölgeyi kapsayacak. Bu gelişmenin 2015’in sonlarına doğru Obama ve Putin arasında aynı doğrultuda yapılan anlaşmayı kısmen dirilteceği öngörülürken, Rusya’nın ise Fırat nehrinin batısından Akdeniz’e kadar olan bölgede sorumluluk sahibi olacağı söyleniyor. Yeni anlaşma kapsamında Türkiye, Suriye-Türkiye sınırının tamamında yaklaşık 650 km uzunluğunda bir alanda ve Suriye içine doğru 35-50 km genişliğinde bir bölgeyi kontrolü altında tutacak. Türkiye’nin kontrolüne bırakılacak bölgenin El-Bab’a kadar uzanacağı belirtiliyor.

    Nereye kadar? El Bab’a kadar.

    27 Ekim 2016 günü Gazi ve Şehit Yakınları Atama Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti?

    “Fırat Kalkanı Harekâtı kapsamında El Bab’a ilerliyoruz. IŞİD Cerablus, Rai ve Dabık gibi El Bab’ı da terk edecektir. Ondan sonra Münbiç’e, Rakka’ya yöneleceğiz”.

                   

    Trump’tan sonra, Afrika dönüşü 27 Ocak 2017’de yâni tam 3 ay sonra bu söylemde radikal bir değişiklik gözlüyoruz;

                    “El Bab’da bundan sonraki süreçte süratle mesafe almak suretiyle oradaki işi bitirmek, daha derinliğine gitmemek lazım. Yapılan çalışma bu istikamettedir”.

                    http ://www.hurriyet.com.tr/ohal-yorumu-netice-alana-kadar-devam-40347628

                   

                    Bu yeni “taktik hedef değişikliği”nde Trump’ın “gemi azıya almış” söylemlerinin mi yoksa Debka’da sızdırılan planın mı etkili olduğunu zaman gösterecek.

    Ama neresinden bakılırsa bakılsın Amerika’nın Suriye’de S.Arabistan desteği ile kuracağı “güvenli bölge” mide bulandırıyor.

    Biz aynı filmi görmeye Baba Bush/Özal zamanında başlamıştık.

    “Uçuşa yasak bölge” ve “36’ıncı Paralel”i hatırlıyor musunuz?

    Hikâyenin sonunda 4 Temmuz 2003’de başımıza “Chuwall” geçirilmiş ve “Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi” ete kemiğe bürünmüştü.

    Sonradan kırmızı halılarda ağırlayacağımız o Barzani dilinin altından da baklayı çıkaracaktı; “Dört parçanın ilk parçası ve bağımsızlık”…

    Sakın Suriye’deki o müstakbel Amerikan/Rus ortak yapımı PKK/PYD/YPG güvenli bölgesi, o “dört parçanın” ikinci parçası olmasın?

    Bu sefer GOP/BOP’a Rusya da ortak çünkü hem PYD/YPG’nin halen Moskova’da “dış temsilciliği” var hem Rusya’nın Astana görüşmelerinde muhaliflere sunduğu Anayasa taslağında, Arapçanın Suriye’nin resmi dili olduğu fakat ülke içerisindeki “özerk Kürt yönetim organları”nın Arapça ve Kürtçeyi eşit düzeyde kullanacağına ilişkin bir madde bulunuyor.

    Demek Irak’tan sonra Suriye’de de “Özerk Kürt Yönetimi”…

    Sıra nereye gelecek?

    Üçüncü, dördüncü bölge neresi?

    Bir “Chuwal”ı, bir zilleti daha kaldırabilecek mi bu millet?             30 Ocak 2017

  • DUVAR

    DUVAR

    DUVAR
    Son zamanda Amerikan emperyalizminin ekonomik ve toplumsal çürümesi, resmi siyasi gargaralar ile temel gerçeklik arasındaki uçurumu gizlemeye hizmet eden söylemlerde gizlendi.
    Şimdi Başkan D.Trump, “Önce Amerika” korumacı politikasıyla ülkeyi kontrol eden kapitalistlerin yozlaşmasını, acımasızlığını, asalaklığını ve  faşizan zihniyetini kişiliğinde cisimleştiriyor…
    Artık herşey bütün çıplaklığıyla görülüyor…
     
    *
    Trump, imzaladığı iki başkanlık kararnamesiyle Meksika sınırında 3 300 kilometre duvar inşasına başlanmasını ve kayıtsız göçmenlerin suçlu olarak kabul edilmesinde bir artışı istiyor.
    Meksika Devlet Başkanı Enrique Pena Nieto, Trump’a yapılan nefret çağrıları ve artan hayat pahalılığı nedeniyle yaygın bir halk muhalefetiyle karşı karşıya iken;
    Karşı konulmaz bir baskıya maruz kalmıştır ve planladığı Beyaz Saray ziyaretini iptal ediyor.
    İki ulus arasında ticareti, güvenliği ve göçü kapsayan konularda dostça ilişkiler şimdi çökme belirtisi veriyor…
     
    *
    Aslında Trump’ın “Önce Amerika” adına önlemleri, servetin şirketlere ve mali egemenlere aktarımının hızlandırılması ile birlikte halkların demokratik haklarına ve toplumsal koşullarına yönelik topyekün bir saldırı gerçekleştirmek için yabancı düşmanlığını ve göçmen karşıtı şovenizmi kışkırtmayı amaçlıyor…
    Böylece, süper zenginlere getirilecek büyük vergi indirimlerinin ve yoğun askeri güçlendirmenin bedelini;
    Sosyal programların içinin boşaltılması, vahşi sömürü ve temel demokratik haklardan geride kalanların ortadan kaldırılması ve herkesin  birbiriyle kapıştığı bir ticaret politikasının da sağlanmasıyla, başta Amerikalılar olmak üzere tüm insanlığın ödeyeceği bir zamana giriliyor…
     
    *
    Trump’ın “Duvar” hamlesinin, 1994’ten beri işleyen ve ABD-Meksika ticari bağlarının temelini oluşturan Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nı (NAFTA) yeniden görüşme tehdidinde bulunduğu bir sırada gelmesi dikkat çekicidir.
    Esasen ülkelerin ekonomik güvenliklerini belirleyen küresel ya da bölgesel organizasyonlar;
    İş bölümünü: Malların, hizmetlerin ve üretim faktörlerinin serbestçe dolaşımını: Mal ve hizmetler ile üretim faktörlerinin kaynağı ve gideceği yere göre ayrıcalıklı olmayan uygulamaları temel alıyor…
     
    *
    Amerika kıtasında en önemli ekonomik bütünleşme olan NAFTA da, üye ülkeler arasında tüm ticareti ve yatırımları sınırlayıcı engellerin kaldırılarak bölgede serbest ticaret alanı oluşturulmasını öngörüyor.
    Ama artan kutuplaşma ya da  ekonomik yapıda oluşan çift yönlülük; mesela, Meksika’da NAFTA’nın yıkıcı etkisine neden oluyor.
    Nitekim Amerika pazarına hizmet sunmak amacıyla kurulan, Kuzey sınırının ötesinden de işler alan çok uluslu Meksika’da yerleşik “Maquiladoras- Montaj Fabrikaları”;
    Sahipleri ve yöneticileri için yüksek kazançlar sağlamasına rağmen ana ekonomiye katkıda bulunacak çok az yerel bağlantı kanalları meydana getirmiştir…
     
    *
    Daha 1994’de NAFTA’nın yürürlüğe girdiği sırada ABD Başkanı Bill Clinton yönetimi Meksika sınırına duvar inşasına başlamış,
    Sermaye ve sermayedarların serbest dolaşımına kapıları açılırken, Meksikalı işçilerin ABD ve Kanada’ya girişlerine engel olunmaya başlanmıştı.
    29 Eylül 2006’da, Başkan George W. Bush yönetimi sırasında 1 100 kilometrelik fiziki engellerin inşasına ilişkin “Güvenli Çit Yasası – Secure Fence Act ” onaylandı..
    ABD’li şirketler, vergi muafiyeti rejimi sayesinde buraya montaja yönelik yarı mamuller ihraç ettiler.
    Sonra ABD’ye ithal ettikleri bitmiş mamullerden, Meksika işgücünün çok daha düşük maliyetli oluşu ve başka kolaylıklar sayesinde çok yüksek kârlar yaptılar.
    Bilhassa Meksika iç pazarı devlet destekleriyle düşük fiyatlı ABD ve Kanadalı tarımsal ürünlere boğuldu.
    Tarımsal üretimin düşmesiyle kırsal kesimin ekonomisi çöktü.
    Maquiladoras’lar ABD’li şirketlerin denetimindedir, sınırın Meksika tarafında bulunan binlerce sanayi kuruluşu için düşük maliyetli bir işgücü havuzu görevi yapıyorlar.
     
    *
    Buralarda çalışma saatleri çok ağırdır, toksik etkiler çok yüksek, ücretler çok düşük ve sendikal haklar hemen hiç yoktur.
    Yaygın yoksulluk, uyuşturucu kaçakçılığı, fuhuş, artan suçluluk bu bölgelerde hayatı fazlasıyla zorlaştırıyor.
    Nitekim Credit Suisse’in 2014 tarihli bir raporu Meksika’da, en tepedeki yüzde 10’un servetin yüzde 64,4’ünü kontrol ettiğini gösteriyor.
    Meksikalıların yarısından fazlası yoksulluk sınırı altındadır, yoksulluk oranı son on yılda yüzde 10 artmıştır.
    Yalnızca tepedeki yüzde 20’nin hızla yoksulluğa sürüklenecek kadar kırılgan olmadığı düşünülüyor.
     
    *
    Üstelik E.P.Nieto yüzde 25 ile ülke tarihinin en az desteğe sahip Devlet Başkanıdır.
    Seçmenlerin yüzde 80’i yalnızca iktidardaki Kurumsal Devrimci Parti’ye değil,  muhalefet partileri Ulusal Eylem Partisi ve Demokratik Devrim Partisi’ne de güvenmiyor.
    Görülmemiş bir meşruiyet krizi yaşanıyor…
    Bu yılın başında Meksikalılar, hükümetin benzin sübvansiyonu kesintisine yoğun protestoda bulundular.
    Eşitsizliğe, yolsuzluğa ve artan hayat pahalılığına karşı ortak hoşnutsuzluğu açıkça ortaya çıkardılar.
    Ama Meksika egemenleri, sübvansiyon kesintisini geçirdi ve protestoları bastırdı.
    ABD’de yeni Trump yönetimine ülkenin Amerikan bankaları ve şirketleri için bir ucuz emek gücü ve kaynak cenneti olarak kalacağını kanıtlamayı başardı…
     
    *
    Şimdi Trump yönetimi, Meksika’ya bağımlı bir yarı-sömürge gibi davranıyor.
    Ticari ilişkilerin devam etmesinin bedeli olarak aşağılayıcı ve kabul edilemez koşullar dayatmanın tehdidinde bulunuyor.
    Trump “Duvar” inşasıyla kalmıyor, ABD’de yaşayan milyonlarca Meksika yurttaşının çoğunu ciddi bir tehlike içine sokan göçmenlik önlemlerini de açıklıyor.
    Sınır devriyesine 5 bin kişi ekleyen, Göç ve Gümrük Muhafaza memurlarının sayısını üçe katlayan, göçmenlerin yakalanıp gözaltına alınması için yerel polise destek sağlayan ve mahkeme gününü bekleyen yüz binlerce göçmenin hapsedilmesi emri veren yönetsel talimatlar yayınlıyor.
     
    *
    Meksika’ya ve ABD’deki göçmen nüfusa yönelik saldırı “Önce Amerika” programının ya da ABD emperyalizminin, 
    D.Trump eliyle Latin Amerika’daki egemenliğini, son yıllarda bölgedeki ekonomik alanı giderek artan Çin’in zararına genişletme yönünde saldırgan bir hamleyi içerdiği de açıkça görülüyor…
     
    *
    Ne ki, Trump “Önce Amerika” sözü vermeden önce Çin ve Rusya zaten ulusalcılığa dönmüştür.
    Almanya, yalnızca Avrupa içinde bir güç işlevi görmeyeceği ve küresel ölçekte etki oluşturması gerektiği iddiasını sürekli tekrarlıyor.
    Birleşik Krallık, bir dünya gücü olduğu dönemin anılarına seslenme girişimi olan “Küresel Britanya” vurgusu yaptığı Brexit referandumunda ulusalcılığa güçlü bir başvuru yapmıştır…
    Hindistan’da, Başbakan Narendra Modi “Hindistan’ı modernleştirme” uğraşını Hindu gururuna seslenme ile birleştiriyor.
    Japonya’da Başbakan S.Abe “ulusal diriliş” kampanyasının başını çekiyor.
    *
    Ekonomik ulusalcılığa dönüş bu ülkelerdeki siyasilerin kişiliğinden ya da psikolojisinden kaynaklanmıyor.
    Özgür demokrasilerde hep iktidar sahiplerinin, parlamentoların ve mahkemelerin genel ahlak kurallarını koruyup kolladığına güvenen insanlar, şimdilerde tepeden devre dışı bırakılmaktan endişe ediyor.
    Siyasilerde halklarda var olan ekonomik ve siyasi düzene yönelik kaynayan hoşnutsuzluklarından zenginler adına yararlanmaya çalışıyor…
     
    *
    Türkiye ise varını yoğunu kaptırdığı Erdoğan eliyle müthiş bir hayale yuvarlanıyor.
    O, İslamcı ülkelerin askeri ve ekonomik gücüne, kültürel gücüne, rıza yaratmaya ve küresel bir cazibe yaratmaya dayanan bir merkez ülkenin lideri olmayı hedefliyor!
    İslam Ümmeti oluşturmak hayali üzerinden Batı’ya karşı birlik, dirlik ve azmi yükseltmek üzere;
    Türkiye’de, “Egemenlik, kayıtsız ve koşulsuz ulusundur; kişiye devredilmez” ilkesini ayaklar altına alıyor.
    Demokratik rejimin en önemli özelliği kuvvetler ayrılığını yok etmek pahasına parlamenter demokratik sistemi ortadan kaldırmayı test ediyor…
     
    *
    “Duvar” şiirinde Nazım Hikmet,
    “Biz bugünün kahramanı,
    yarının
    münadisiyiz. 
     
    Bu durmadan akan,
    yıkıp yapan 
    akışın
    çizgilenmiş sesiyiz.
     
    Biz,
    adımlarını tarihin akışına uyduran 
    temelleri çöken emperyalizme vuran,
    yarını kuran
    larız.
     
    O duvar
    o duvarınız 
    vız gelir bize vız!…”diyor.
     
     
     
    31.1.2017