Blog

  • FEYM GURUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 09 Şubat 2017 )

    FEYM GURUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 09 Şubat 2017 )

    1.. Hurriyetdailynews.com’ da yayımlanan FEYM Gurubu Üyesi Maxime Gauin’ in yazısının başlığı “ Tarihi tartışmalar Yüksek Mahkeme tarafından yasallaştırıldı.” Yazının Özeti :” 23 Yıllık süreç 26 Ocak 2017’ de sona erdi. Fransız Anayasa Mahkemesi o günkü kararı ile (2016-745 DC) “Vatandaşlık ve Eşitlik” Yasasının 224’ Maddesinden 43’ ünün bazılarının tamamını, bazılarının da bir kısmını değiştirdi. Bu değişiklikler özetle : 173 üncü Madde ‘Irkçı, etnik, ulusal ve dini kin ve şiddete yönelik soykırım suçlarının, insanlığa karşı suçların ve savaş suçlarının inkarı, küçültülmesi ve önemsizleştirilmesi nin yasaklanması.’ Bu madde söz konusu olayla ilgili olarak söz hürriyetine karşı ümitsiz ve beceriksiz bir girişim idi. Yüksek Mahkeme, 2012 yılında Boyer önerisini de söz hürriyeti adına ve Parlamentonun tarihi olaylara yasal etiket veremeyeceği gerekçesi ile reddetmişti…Süreç Paris’ te başlamış ve bitmiştir. Yeni dönemin açılması gerekir; Korku ve kin olmaksızın tartışma….” (Not : Demek ki yalnız Berlin’ de değil, Paris’ te, Washington’ da da hakimler varmış. Darısı Ankara’ nın başına. Sayın Gauin, Avim Konferans Salonunda bu konu ile ilgili olarak 14.00 -16.30 arasında İngilizce olarak bir konferans verecektir…,o.t.)
    2. Aina.org’ da Sputnik News’ a atfen yer alan habere göre, Rus Milletvekili Dmitry Sablin’ in “Esad’ ın , silahlı muhalifler ile görüşmeye hazır olduğunu teyit ettiğini’ bildiriyor.
    3. Massispost.com, Azerbaycan ın, Dağlık Karabağ ve Azerbaycan arasındaki temas hattı ile ilgili inceleme yapmak üzere görevli AGİT heyetini sınıra götürmediğini iddia ediyor.
    4. Tert.am’ de yer alan habere göre, Ermenistan’ ın yeni seçim kanunu çerçevesinde seçmenlere ait elektronik kayıtlarının test edileceği bildiriliyor.
    5. Tert.am’ de yer alan habere göre, Ermenistan Savunma Bakanı Vigen Sargsyan Alman Büyükelçisi Matthias Kiesler’ i kabul ederek Ermenistan – Almanya savunma işbirliği, Ermenistan askerlerinin eğitimi ve NATO’ nun Afganistan’ daki misyonuna birlikte katılım konularını görüştüler…
    6. News.am’ de yer alan haberde, Ermenistan Hükümeti’ nin Diaspora için elektronik ders kitapları hazırlama arzusunda olduğu bildiriliyor. Ermenistan Eğitim ve Diaspora bakanlıkları iki aylık bir zaman zarfında Ermeni Diasporası için «Eğitim Destek Projesi» hazırlayacak. İlgili talimat 9 Şubat’ta yapılan Bakanlar Kurulu oturumunda başbakan Karen Karapetyan’ dan ilgili bakanlara verildi….Karapetyan, yurt dışı Ermeni okulları öğretmenlerinin meslek içi hazırlık kursları yanı sıra basılı ve elektronik kitapların hazırlanmasının önemini kaydederek, Ermeni yüksek öğretim kurumlarıyla ve bilim kuruluşlarıyla işbirliği arzusunda olan Diasporalı bilim adamlarını da aktif şekilde desteklemek gerekiyor ʺ dedi. ( Not: Bu girişimden ders almak gerekmez mi?.., o.t)
    7. Ermeni Radyosu web sitesi, Fransa Başkanı Francois Hollande’ ın, Fransa Ermeni Kuruluşları Koordinasyon Konseyi’ nin yıllık akşam yemeğine katıldığını bildiriyor… Fransa Başkanı olarak katıldığı bu son akşam yemeğinde Anayasa Mahkemesinin Vatandaşlık ve Eşitlik kanunu için yapılan önerileri iptal ettiği hususuna değinerek ;’ Geçmişin soykırımlarını inkar etmek bugünün katliamlarına yetki vermektir….Mayıs ayından sonra da sizinle birlikteyim’ dedi…
    8. Armenpress’ te yer alan haberin başlığı : “ François Hollande – Türkiye, Ermeni <sözde> soykırımını tanımaya doğru adım atmalıdır.” Fransa Başkanı Francois Hollande, Fransa Ermeni Kuruluşları Koordinasyon Konseyi’ nin yıllık akşam yemeğine katıldı. Yemekte yaptığı konuşmada şunları söyledi : “ Fransa, Ermeni <sözde> soykırımının tanınmasına yönelik her girişimi desteklemelidir. Türkiye, en sonunda tanımaya doğru adım atmalıdır……. -Bundestag kararına ve Cem Özdemir’ e atıfta bulunarak – Bu konuda Türk devleti ve Türk Halkının arasındaki farklılığı dikkate almak gerekir. Bu konuda Fransa’ nın vazifesi Ermeni <sözde> soykırımının tanınmasına yönelik tanıma girişimlerini, nereden ve kimden gelirse gelsin desteklemektir…
    http://www.armenpress.am/eng/news/878083/turkey-must-move-towards-recognition-of-armenian-genocide-–-says-françois-hollande.html
    9. Ermeni Radyosu web sitesi, 9 – 12 Mart günleri yapılacak Boston Küresel Film Festivali’ nde 2017 yılı Ermeni Film Akademisi Kısa Filmler Ödülü alan ‘Simon’ un Yolu’ adlı Ermeni belgeselinin yer alacağını bildiriyor. Haberde devamla; ‘ 1983 yılından beri Türkiye –Ermenistan sınırı kapalıdır. Sınırın her iki tarafında da birbirleri ile haberleşmek isteyen akrabalar vardır. Bu film, politikanın insanların kaderini nasıl etkilediğini işliyor…
  • YA SAVAŞ YA DA SAVAŞ

    YA SAVAŞ YA DA SAVAŞ

    Dışişleri Bakanı S.Lavrov “Rusya ve ABD diplomatlarının bir mekanizma kapsamında temasları kesintisiz yürüyor.”
    Suriye Devlet Başkanı B.Esad “Son dönemde yaşanan gelişmeler Şam ve Moskova’nın istediği doğrultudadır” diyor.
    ABD’de Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti’den bir grup senatör, Başkan D.Trump’ın Rusya’ya yönelik yaptırımları kaldırma kararı alması halinde Kongre’de veto hakkını kullanmada elini kolaylaştıracak bir yasa tasarısı sunmuştur. 
    Bu sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD Başkanı D.Trump ile bir telefon görüşmesi yapıyor…
     
    Bu noktada;
    1- Rusya Dışişleri Bakanı S.Lavrov’un “Batı, Ortadoğu’daki devrimler üzerinden siyasi rejimleri değiştirme girişiminden dolayı bedel ödeyecektir. Dış müdahaleler bölgeyi kaos ve istikrarsızlığa sürükledi. Rejimler çöktü ya da zayıfladı. Uluslararası terör örgütleri nüfuz kazandı ve mülteci sorununa yol açıldı” ifadesi geçerlidir.
     
    2- Bu ifade çatışan tarafların önünde sonunda uluslararası hukukun terazisinden geçeceği, dengenin kurulacağı bir sürece girildiğini gösteriyor. 
    Nitekim ABD Başkanı D.Trump, bir röportajında “Putin bir katil. Siz ne düşünüyorsunuz?” sorusuna, “Putin bir katil de, ülkemiz masum mu?” yanıtı bu sürece işaret sayılıyor.
     
    3- Bu işaret ABD eski Başkanı Obama yönetiminin Suriye ve Irak savaşını Amerikan halkına bir insani müdahale olarak satma girişimlerinin bütünüyle yanlış ve başarısız olduğunun teyidi anlamına geliyor.
     
    4- Öyleyse ilerleyen süreçte dünyanın bir kez daha böyle bir katliam, saldırı ve yağma ile karşılaşmaması için savaş suçları işleyenlerin paylarını üstlenmeleri, suçların esaslı bir biçimde kategorize edilmesi, bu sistematik hukukun BM’de yeni bir dünya statüsüne yol açmasının zamanına yaklaşılıyor…
     
    5- Hem ABD hem Rusya’nın bakış açısıyla fail Türkiye değildir.
    Fail olarak, aynı zamanda bir günah keçisi olan küresel cihatçı hareketi örgütleyen, İslamcı Siyaset İdeolojisinin lideri R.T. Erdoğan’ın adı öne çıkıyor.
    Bir zamandır, O’nun tıpkı Mısırlı M.Mursi ve Türkiye’de dini lider Fethullah Gülen gibi tasfiye edilmesi gerekir düşüncesi almış başını gidiyor.
    Ne ki, F.Gülen ve devasa örgütünün tasfiyesinde yaşanan büyük sarsıntının, bu kez devleti her noktasında Gülen’den teslim alan Erdoğan’ın tasfiyesi halinde nasıl da büyük sarsıntılara yol açacağı düşüncesi beyinleri zorluyor…
    Ama İslamcı Cihad ideolojisinin ve yarattığı terörün alt edilmesinin başka bir çözümü de bulunmuyor…
     
    6- Ama Erdoğan; ABD’nin Esad’a karşı İslamcı isyanı destekleme stratejisinin yenilgiye gittiği: Batılıların kendi stratejik çıkarları peşinde aralarındaki rekabeti derinleştirdiği: ABD’nin YPG-PYD terör örgütlerine destek verdiği gibi bahanelere tutunmuştur.
    Aslında ABD’nin kendisine hukukun terazisini hazırladığına inanıyor.
     
     
    7-O yüzden Erdoğan stratejisini savaşta kazanan tarafın tüm başarıların sahibi olacağı bir konuma kurmuştur.
    Rusya, İran ve Suriye Ordusu’yla birlikte Doğu Halep’in özgürleştirilmesi ardından Suriye’nin müzakere edilmesinin yolunun açılmasında etkin olmuştur.
     
    8-  Erdoğan bu durumu “Türkiye savunma durumunu terk edip hücum pozisyonuna geçmiştir. Suriye operasyonlarımızda buna başladık. Terör örgütleriyle mücadelemizi artık bu anlayışta yürütüyoruz. Irak’taki gelişmelere aynı yaklaşımla müdahil olacağız” ifadesiyle açıklıyor. 
     
    9- Bugün AB; ister istemez bu sahneye bağlanmıştır ama NATO; üyesi Türkiye ile Batının ideallerini ayaklar altına alan Erdoğan arasında gereken ayrımı da yapmıştır.
    Erdoğan hem NATO’nun demokrasi savunucusu olarak sunulmaya devam edilebilmesi, hem de Washington’a meydan okuyan hiçbir liderin cezasız kalmaması için artık açık hedeftir. 
     
    10- Rusya ise Türkiye ile NATO’yu ayrıştırma çabasına yönelmiştir.
    Bu suretle Türkiye; ya NATO’da kalarak sadece Suriye’de değil ama dünyanın her yerinde cihatçıları desteklemeye devam edeceği,
    Ya da NATO, Türkiye ile arasına mesafe korken, bu durumda ABD ve Rusya nerede olurlarsa olsunlar cihadçılarla birlikte etkili bir şekilde mücadele etmek için ittifak yapacakları bir pozisyon oluşmuştur.
     
    11-Üstelik R.T.Erdoğan, “Suriye’de ABD’ye suçüstü yapabilecek tek kişi Erdoğan’dır” biçiminde düşünen Rusya’nın tuzağına düşmüş;
    Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamaz bir aralığa hapsolmuştur.
     
    12- Yine de silahlı muhalif güçler; Rusya, İran ve Türkiye’nin arabuluculuğunda Astana’da,
    Suriye krizinde askeri çözümün imkansız olduğunda mutabık kalmış,
    Birlikte “Suriye Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne” bağlılıklarını ilan ederek,
    Ateşkese uyulmasını sağlamak, provokasyonları önlemek ve ateşkesin işleme kurallarını saptamak üzere bir mekanizmayı oluşturmuşlardır.
     
    13-  Fakat Türkiye, hele son zamanda Rusya ile birlikte Suriye’nin kuzeyindeki El Bab kasabası çevresindeki alanda, IŞİD’e karşı ortak hava saldırıları gerçekleştirmekte,
    Ama NATO üyesi Türkiye’nin Rusya ile eşi görülmemiş ortak harekatı, Washington’la arasında şiddetli gerilimi daha da yükseltmeye neden olmaktadır! 
     
    14- Bugün Suriye Ordusu, Suriye’nin kuzeyini doğu bölgesiyle birleştiren stratejik öneme sahip yolun güvenliği sağlamış,
    Türkiye ordusu ve Suriyeli muhalif grupların oluşturduğu Fırat Kalkanı güçleri de El Bab’ın kuzeyinden IŞİD’i tamamen çembere almış bulunuyorlar.
    Öyle ki, Türk ve Suriye ordularının yüzyüze gelmeleri artık işten bile sayılmıyor…
     
    *
    Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı D.Trump ile telefon görüşmesinde;
    Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla Müttefiklik ve yakın işbirliği: Terörden arındırılmış güvenli bölge: F.Gülen’in iadesi:Mülteci krizi: Mümbic ve Rakka operasyonları, İslamcı terör ve PKK terörüyle mücadele: PKK-PYD’ye destek verilmemesi başlıkları üzerinden şöyle bir  geçiliyor.
    Henüz hiçbir konuda net uzlaşı görülmüyor.
     
    *
    Ama görüşmenin ardından,bugün CIA Başkanı M.Pompeo Türkiye’dedir.
    ABD,Türkiye ile ilişkisinde görülmemiş bir yöntem deniyor:
    İlk kez bunca önemli konular bir istihbaratçının Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi üzerinden kuruluyor…
     
    *
    Tarafların “Terörden arındırılmış güvenli bölge”den ne kastettikleri belli değildir.
    Çünkü iki tarafta terörizmle mücadelede farklı tanımlamalara sahiptir.
    Mesela ABD, İslamcı Cihad terörünün sona erdirilmesi için terörün siyasi ideolojisi odaklarının da mutlaka tasfiye edilmesi gereğini düşünüyor.
     
    *
    Öyleyse Cumhurbaşkanı Erdoğan da, Fırat Kalkanı operasyonuyla bilhassa El Bab’ta Suriye Ordusu ile karşı-karşıya gelirken; 
    Bu durumu bir savaş tehditi olarak sunuyor.
    Bu noktada Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin yürüttüğü Fırat Kalkanı operasyonuna ilişkin pozisyonunun değişmediğini, operasyonun Şam yönetiminin onayıyla düzenlenmesi gerektiğini,
    Türkiye’nin şu anda Suriye’nin kuzeyinde tampon bölge kurmayacağını düşündüklerini açıklıyor… 
     
    *
    Erdoğan’ın ise giderek Suriye Kürtleri ile F.Gülen’in Türkiye’ye  iadesi konularında Kürtler ile F.Gülen’in trampası düşüncesine kaydığı düşünülüyor.
    Bu düşüncenin taraf bulması halinde, Erdoğan’ın mütemadiyen yaptığı gibi bütün suçların gömleğini Gülen ve taraftarlarına giydireceği,
    Bu aklanma ile beraber Türkiye’nin ABD, Batı ile müttefiklik ve yakın iş birliğini yürüteceği bir senaryodan bahsediliyor.
    Üstelik FETÖ ile NATO arasındaki ilişkinin ne olduğunu da belgeli bir şekilde ortaya konulabilecek, Türkiye NATO ittifakında yeniden güvenirlik kazanacaktır.
     
    *
    Türkiye; Erdoğan ve ABD’nin getirdiği seçeneklerle özel bir durum yaşıyor.
    Özel durumu “Ya Savaş, ya da Savaş” alternatifi oluşturuyor.
    Ya İslamcı Cihad’ın Siyasi İdeoloji odağı bir savaşa eşdeğer tahribatın ardından imha edilecek ya da Türkiye savaşacaktır…
    CIA Başkanı bunları görüşüyordur…
     
     
    10.2.2017
  • “Türkiye bölünürse İslam dünyası da bölünür…”

    “Türkiye bölünürse İslam dünyası da bölünür…”

    Türk dostu, Azerbaycan Parlamentosu Milletvekili ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) üyesi Ganire Paşayeva ile ilgili bu köşede çok yazdık. Paşayeva, “Türkiye karşıtı harekette bulunan bizi de karşısında bulur. Yıllardır Türkiye üzerinde bölmeye yönelik oynanmak istenilen oyunları üzüntü ile izliyoruz. Şurası unutulmasın, Türkiye bölünürse İslam dünyası da bölünür” diyerek hep Türkiye-Azerbaycan dostluğu ve güçlerin bütünlüğü için yıllardır çaba gösterdiğni bir kez daha ortaya koydu. Paşayeva, zamanının büyük bir bölümünü de Türkiye’deki çalışmalarına ayırıyor.

    Paşayeva’yı Türkiye’de hemen hemen tanımayan kalmadı.
    Birçok etkinlikte birlikte olduğumuz zamanlar da Ganire Paşayeva ile genelde Türkiye-Azerbaycan ilişkileri konusunda görüşmelerimiz oldu. “Türkiye’yi doğup büyüdüğüm ata toprağım olarak görüyorum” diyerek Türkiye sevgisini de her daim ortaya koydu. Türkiye hayranlığını, Türk sevgisini ülkesinin dışına da başarı ile taşıyor.
    Açıkça ifade edelim, biz Ganire Paşayeva ile ilgili bir şey yazdığımızda müthiş bir keyif almaktayız. Kendisi, nasıl ki Türkiye’yi ata toprağı olarak görüyor, bu topraklarda yaşayan her Türk’ü kan bağı olan kardeşi olarak görüyorsa biz de kendisini içimizden biri olarak görüyoruz.

    Paşayeva, geçenlerde yine Türkiye’deydi ve katıldığı bir toplantıda konuşmacı olarak bulundu. Azerbaycan-Türkiye ilişkileri ve bölgedeki gelişmeleri değerlendiren Paşayeva “Ben de her zaman şunu söylerim; Türkiye’nin parmağına atılan taş bizim başımıza değer. Dolayısıyla ister içeride ister dışarıda kim Türkiye karşıtı bir harekette bulunursa bizi karşısında bulur” diyerek her zamanki duruşunu sergiledi.

    Paşayeva,değerlendirme konuşmasında bakınız neler diyor,kendisini dinleyelim:
    “Maalesef bugünlerde Türkiye’nin güçlenmesini istemeyen, Türkiye’yi zayıflatmaya çalışan bir takım dış güçler Türkiye’nin kalkınıp büyümesi yerine bölünüp parçalanmasını arzu ediyorlar. Avrupa ve Amerika’da bulunan bu dış güçlerin yüzde 90’ı Türkiye’nin güçlenmesini istemiyor. Çünkü yönetebildikleri bir Türkiye istiyorlar. Bunu başaramadıkları için şimdi bu güçler birlik olmuş hep beraber bölmeye, parçalamaya çalışıyorlar. Türk devletleri olarak dışarıdaki Türk toplumlarını yani Türk diasporasını da içine alan bir birlik oluşturmak zorundayız. Eğer bir takım güçler hedefe Türkiye’yi koymuşsa biz dünyanın her tarafındaki Türk toplulukları olarak Türkiye’nin yanında durmak, Türkiye’yi desteklemek ve korumak zorundayız ve Türk birliğini bozmaya, parçalamaya çalışan bu güçlere gücümüzü göstermek zorundayız. Nasıl İstiklal Savaşı’nda Çanakkale’de birlik olduk ve bizi yenemediyseler, yine aynı ruhla birlik olacağız ve yine yenemeyecekler. Şunu çok açık bir şekilde gittiğim her yerde söylüyorum. Türkiye bölünürse İslam dünyası da bölünür. Türkiye’nin gücü İslam dünyasının da gücüdür. İslam dünyasındaki ülkeler de artık bunu anlamak ve ona göre bu dış güçlere karşı durmak ve Türkiye’yi korumak zorundadır.”

    Uçak krizinden sonra Türkiye ile Rusya Arasındaki ilişkileri değerlendiren Azerbaycan Milletvekili Ganire Paşayeve, bu konuda da şunları söylüyor:
    “Türkiye – Rusya ilişkilerinin yolunda gitmesi bölgenin yararınadır. İki ülke arasındaki gerginlik hem bölge için hem de her iki ülkenin çıkarları açısından da çok tehlikeli. Ayrıca Türkiye-Rusya ilişkilerinin yolunda gitmesi Kafkasya için de çok önemli. Özellikle Türkiye ile Rusya ilişkilerinin yeniden normalleşmesi Suriye açısından oldukça önemli bir adım oldu. Çünkü iki ülke, Suriye’deki krizi çözmek için önemli karar vericiler. Biz biliyoruz ki Suriye’de çok sayıda oyuncu ve bu oyuncuların bu ülkede yapmak istedikleri projeler var ama umuyorum ki Türkiye- Rusya arasındaki bu normalleşme bir an önce Suriye’de barışın gelmesini sağlar.”

  • VARLIK FONU NEDIR? … : Bartu Soral röportajı

    VARLIK FONU NEDIR? … : Bartu Soral röportajı

    Kurulan VARLIK FONU nun mahiyeti, tarifi, kapsamı, yönetimi… gibi konularda hepimiz bilgi sahibiyiz, amacını da biliyoruz. Sözkonusu olan kamu kurumları hepimizin varlıkları ve endişeliyiz. Konunun önemini sadece aramızda değil, halkın tüm katmanlarıyla paylaşmalıyız. Her katman için farklı diller kullanmazsak anlatamayız.

    Halkın bir kısmı, en azından bankaya gitmiş, bankalarla çalışmış olanları aşağıdaki iletişimden anlayacaktır :

    Bankaya kredi almaya gittiğinde, işin var, gelirin var, kredi ratingin iyiyse imzayı attırır krediyi verirler. Gelirin ve kredi ratingin düşüşte ise senden ipotek isterler. Evini ipotek etmeden krediyi vermezler.

    Devletler de paraya ihtiyaçları olduğunda kredi almak için uluslararası bankalara başvururlar. Normal durumda bu Bankalar, istenen kredileri T.C. Devletine güvenerek teminat vs. istemeksizin verirler. Ancak ekonomisi kötü olan, yönetim sorunları olan ve geri ödemesinde sorun sezilen ülkelere kredi vermez veya vermek için ilave teminatlar ister.

    Varlık fonu, devlete dışarıdan para lazım olduğunda varlıklarını toplu halde rehin ederek borç para alabilmesi için teşkil edilmiş bir fondur.

    Hükümet, kısa bir süre sonra “ T.C hazine garantisi ” vererek borçlanamayacağını düşünmekte ve gerekirse varlıklarını ipotek vererek tefeciden borçlanabilme imkanını yaratmaya çalışmaktadır.

    Bir gün bütün bu kamu şirketleri ve gayrımenkulleri borçlarımızı ödemeye yetmeyebilir ve başka kutsal varlıklarımızın da bu pakete konularak rehin edilmesi gündeme gelebilir..

    işte bizi korkutan ve endişelendiren budur.

    MNK

  • Kiliselere siyaset yasağı kalkıyor

    Kiliselere siyaset yasağı kalkıyor

    Trump ‘Dünya Düzeni’ni tekrar kuracağını, kiliselerin ve diğer kar amaclı olmayan vakıf ve kurumların siyaset yapmalarını yasaklayan düzenlemeyi kaldıracağını açıkladı.

    Trump düzenlemeyi nasıl ve ne zaman yapacağını açıklamadı.

  • Hayır’ın 41 Sebebi

    Hayır’ın 41 Sebebi

    Gazeteci Çiğdem Toker referandumda Hayır oyu vermenin 41 sebebini açıklamış

    SİYASET

    ♦Olağanüstü Hal koşullarında referandum yapmak yanlış olduğu için.
    Özgürlüğün olmadığı ortamda seçme özgürlüğünden söz edilemeyeceği için.
    ♦“Hayır” diyecekler, korkutma ve yıldırmayla hizaya getirilmek istendiğiiçin.
    Anayasa değişikliği TBMM’de vekillere angarya yaptırılarak geçirildiği için.
    ♦Gizliliği anayasa kuralı olan oylama göstere göstere yapılıp, uyarılarkabalıkla, meydan okumayla karşılandığı için.
    6 milyon oyu temsil eden bir siyasi partinin, HDP milletvekillerinin tutuksuz yargılanması mümkünken, tutuklu yargılanmaları demokrasiye uygun olmadığı için.
    ♦Üç çocuktan sezaryene, kürtajdan evde çocuk bakımına kadar toplumsal hayatın gericileştirilmesine dönük hamleler aile kutsallığı makyajı altında kadınların üzerinden tasarlandığı için.
    Başkanlığı savunan hiç kimse şu basit soruya ikna edici cevap veremediği için:
    “15 yıl boyunca ne isteyip yapamadınız?”

    ÇOCUKLAR VE EĞİTİM

    ♦Milli Eğitim Bakanlığı, Atatürk’ü müfredattan çıkarmayı planladığı için.
    Evrim teorisi müfredattan kaldırılıp bilimsel ve laik eğitim reddedildiği için.
    ♦Türkiye’nin adını dünyanın her köşesinde temsil etmesi gurura vesileolması gerekirken Fazıl Say adı eğitim müfredatından çıkarıldığı için.
    Cezaevlerinde devlete emanet çocuklar dövülerek öldürüldüğü için.
    ♦Kız çocuklarının okulda başörtü örtmesini mümkün kılan kurallar Bakanlar Kurulu kararıyla değiştirildiği ve dinsel saiklerle yapılan bu değişiklik özgürlük olarak sunulduğu için.
    Aladağ’da yanarak ölen 11 kız çocuğunun mahkûm edildiği derme çatma yurtlar yerine, inşaat teknolojisi, bütçesi, uygar mimarisiyle pırıl pırıl devlet yurtları yapmak pekâlâ mümkünken bu temel ihtiyaç, tarikatlara taşere edildiği için.

    HUKUK

    ♦15 Temmuz darbe girişimini planlayan darbecilerle mücadele etmek ve olası tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla ilan edilen OHAL rejimikalıcılaştırıldığı için.
    OHAL, iktidarı eleştiren kesimler üzerinde tasfiye aracına dönüştürüldüğü için
    ♦OHAL kararnameleriyle, OHAL ile hiç ilgisi bulunmayan onlarca yasa ve yaşam alanı yeniden düzenlendiği için.
    OHAL KHK’leriyle avukat hakları, dolayısıyla savunma hakkına büyük kısıtlamalar getirildiği için.
    ♦Fotoğrafları rahatlıkla servis edilen gözaltında işkence meşrulaştırıldığıiçin.
    Gazetemizden 98 günü 10 arkadaşımız, 37 günü de bir arkadaşımız olmak üzere toplam 11 arkadaşımız haber, manşet, yayın politikası gibi nedenlere dayalı sorular dışında bir maddi delil olmaksızın tutuklu olduğu için. 11 arkadaşımızla ilgili iddianame hâlâ hazırlanıp doğal hâkim önüne çıkarılmadıkları için.
    ♦Kadın cinayetlerinin sıradanlaşması ile toplumu “evdeki kadın” “annekadın” üzerinden yeniden inşa politikası arasında politik bağ olduğu için.
    Yasadışı yeraltı faaliyetleriyle bilinen tanınmış bir isim “hayır” diyecekleri videoyla tehdit etme cesaretini bulabildiği için.
    ♦Suçu ve cezası sabit uluslararası üne sahip bir katilin kanbağı olmayan kişilere cezaevi ziyareti mümkünken, haberlerinden başka delil sunulamayan cezaevindeki gazetecilere meslek örgütü ziyaretiyapılamadığı için.
    Roboski’de 34 çocuğun terörist sanılarak savaş uçaklarının bombardımanıyla parçalandığı davada adalet sağlanamadığı için.

    EKONOMİ

    ♦Bugün itibarıyla vatandaşların kullanılabilir gelirinin yarısından fazlasıborca gittiği için.
    Büyük altyapı projelerine döviz kuru üzerinden garanti verildiği halde, “Devletin cebinden bir kuruş çıkmadı” denildiği için.
    ♦Şehir hastanelerinde devlet her bir hastane için, hastaneyi yapanşirketlere 25 yıl kiracı olmayı kabul ettiği, yatak garantisi verdiği ve toplamda ne ödeyeceğini açıklamayıp bunu ucuz bir yol gibi sunduğu için.
    Köprü ve tünel projelerinde araç geçişi, havalimanında 10-15 yıl sürelerle yolcu garantileri verildiği için.
    ♦Bu yolla, Türk Lirası üzerinden hazırlanan milli bütçelere, peşin peşinmüteahhit şirket paraları ayrıldığı için.
     Az sayıda şirket iktidar aktörü haline getirildiği için.
    ♦Çocuklarımızın geleceği, şirket çıkarlarına rehin edildiği için.
    Cerattepe’de olduğu gibi Çevresel Etki Değerlendirme raporları, çiğnenip geçilen birer formaliteye dönüştüğü ve doğal zenginliklerin talanına engel olmaktan çıkarıldığı için.
    ♦Sadece ocak ayında 161 iş cinayeti yaşandığı için.
    Kamunun dövizli alacaklarında döviz kuru sabitlenerek, iktidar eliyle kamu zararı yaratıldığı ve şirketlere servet transferi yapıldığı için.
    ♦Kamu kurumlarına TL’ye dön baskısı yapıldığı halde, davetli kamuihaleleri hâlâ döviz üzerinden bağlandığı için.

    İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

    ♦İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve anayasada yer verilen “herkesin düşüncelerini anlatma ve açıklama özgürlüğü vardır” ilkesi hemen her alanda ağır biçimde rafa kaldırıldığı için.
    Yüz binlerce üyeyi temsil eden Kamu- Sen Başkanı, “hayır” vereceğini açıkladıktan sonra saldırıya uğradığı için.
    ♦15 Temmuz darbe girişimi ardından, etkili soruşturmalar yapılmaksızınkararnamelerle kapatılan medya kuruluşunun ardından 2300 medya çalışanı işini kaybettiği, 131 gazetecinin 2017 yılına cezaevinde girmesi umut vermediği için.
    Akademisyenler, bir daha geri dönmemek üzere ve özlük hakları da kaybettirilerek ihraç edildiği için.
    ♦Hâkim ve yargıçların maddi delil gösterilmeksizin bir gecede ihraçedilmesi hukuka güveni sarstığı için.
    OHAL KHK’leriyle ağır baskı altına alınan sanat, milli ve milli olmayan diye bölündüğü için.

  • AKP’lilerin yaydığı metin

    AKP’lilerin yaydığı metin

    Anlamıyormusunuz ;

    Bu referandum değil, Bu yıllardır bu ülkenin kaymağını yiyenlerle son karşılaşmanız…

    Bu referandum değil, Üniversite kapılarında bacılarınızın başındaki örtüyü çekip indirenlerle, Onları yerlerde sürükleyenlerle son karşılaşmanız…

    Bu referandum değil, Seçtiğiniz başbakanları indirip ASAN darbecilerle son karşılaşmanız…

    Bu referandum değil, “İsterlerse %90 oy alsınlar, Bu ülkede ASIL biziz, bizim dediğimiz olur” diyenlerle son karşılaşmanız…

    Bu referandum değil, 15 Temmuz gecesi TANKLARIN önüne dikilip, vatan için canını veren YİĞİTLERLE, Bağdat caddesinde Darbecileri-Tankları ISLIK ve ALKIŞLARLA karşılayanların karşılaşması…

    Bu referandum değil, 10yılda bir darbe yapıp, halkın seçtiği iktidarı yıkan, Koalisyonlarla ülkeyi soyan Amerikan çocuklarıyla Anadolu çocuklarının son karşılaşması…

    Bu referandum değil, Yıllardır bize Koyun, Baldırı çıplak, Dağdaki Çoban, Bidon kafa, Cahil, Köylü, Bilmez, diye aşağılayan NAMUSSUZLARLA son karşılaşmamız…

    Bu referandum değil, Mazlumların ümidi, İslamın hizmetkarı Türkiye’nin 90 yıllık aradan sonra yenidien dirilişinin oylanması… Biz daha Boğazlarından geçen gemileri bile durdurup denetleyemeyen bir ülkeyiz. Ne diyordu gazeteci Ergün Diler “İlk kez ülkemizi geri almak için bu kadar yaklaştık.” Bu 90 yıl sonraki ilk dönüm noktamız, Ya sandıkları patlatıp Osmanlının torunları olarak masaya yumruğumuzu vurup sahaya inecez, Yada bir 90 yıl daha sürünmeye devam edecez…

    Ne diyorlar ya bir MANYAK gelirse, Mecliste kendilerinin seçtikleri akıllı, Ama halkın %51’nin seçtiği MANYAK oluyor. Daha düne kadar “TÜRK MİLLETİ ZEKİDİR.” diye Atatürkün sözünü tabela yapıp duvarlara asanlar, İşlerine gelmeyince Halk cahildir, gider bir manyağı seçer demek istiyorlar. Bu halk sizi cebinden çıkarır…

    “Başörtülü okumak isteyen Arabistana gitsin” diyen bir cumhurbaşkanını halk mı getirdi? hayır Siz getirdiniz.

    250 tane PKK ve DHKP-C’li teröristi affeden cumhurbaşkanını Halk mı getirdi? Hayır siz getirdiniz.

    Müthiş bir algı operasyonu yapılıyor ve benim saf kardeşlerim bu şeytanların tuzağına düşüyor. Ne diyorlar, Başkan öldü yardımcısı bir manyak olursa. Şu an başkanlık sistemi olsaydı, Yardımcıları , Devlet Bahçeli, Binali Yıldırım, Süleyman Soylu olurdu. Hepside vatanı için canını veren insanlar…

    Ne diyorlar, Başkanlık gelirse ülke bölünür diyorlar. O zaman PKK neden hayır diyor? Türkiyeyi düşündükleri için mi? 40 bin insanımızı öldürenler, Hergün bombalı araçlarla saldıranlar kim? 6 ay Diyarbakır SUR’da Ezanı Muhammediyeyi susturanlar kim? Camileri yakanlar kim? Kuranı Kerim’in yaprakları arasına bomba düzeneği kuran alçaklar kim? PKK’lılar değil mi? Ne diyordu İmamı Şafi hazretleri, “Fitne zamanı, düşman oklarını takip edin, o sizi Hakka götürür.”

    Bugün CHP, HDP, FETÖ, PKK, YPG, AB, ABD, Almanya hepsi “HAYIR” diyor. İşte şimdi Ya bunların safındasınız? Yada Abdülhamitin varisinin.

    Mesele bu kadar net. Daha ne diyeyim… Uyanık olun, tezgaha gelmeyin… Yıllardır bizi sömürdüler, Artık yeter… Bu sefer bunlara Osmanlı tokadını indirelim…

  • FEYM GURUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 08 Şubat 2017 )

    FEYM GURUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 08 Şubat 2017 )

    1.. Armenpress ve  Vestnikkavkaza.net’ e göre ,  Türk Dışişleri Bakanı  Mevlut Çavuşoğlu’ nun Türk Ordusu’ nun müteakip hedefinin Rakka olduğunu  bildirdi.  Habere  göre, El Bab’ ın kurtarılması önemli bir  gelişme  idi ve  müteakip hedef olarak Rakka  seçildi. Çavuşoğlu, Ankara’ da yaptığı basın toplantısında ;’ El Bab’ ın kurtarılması önemli bir  gelişme idi, müteakip hedef IŞİD’ in fiili başkenti durumundaki Rakka’ dır’  dedi…( Not : 5 Şubat  tarihli mesajımızda ABD’ nin desteğinde Suriye Demokratik Kuvvetlerinin Rakka’ yı  ele geçirmek üzere  operasyonlarda  bulunduğunu  bildirmiştik. Hatta, Trump’ ın generallerine  bu konuda  bir plan geliştirmeleri için çok kısa bir miat verdiğini  de  biliyoruz. Ne  diyelim, bu güçler  arasında  koordinasyonsuzluk sonucu  son derece  kötü  olaylar meydana  gelmesin…, o.t.)

    http://www.armenpress.am/eng/news/877872/turkey-announces-plans-to-launch-military-operations-in-syria’s-raqqa.html

    1. Aina.org’ da yer alan haberin başlığı : “ Orta Doğu Hristiyanları Amerikalı Hristiyanların kendilerine ihanet ettiklerini düşünüyorlar.” Haberin Özeti : “ 27 Ocak’ ta  Başkan Donald Trump bir icra  emri imzalamış ve  bazı İslam ülkelerinden ABD’ ye girişi geçici olarak  durdurmuştu….Trump,  bu emirde  ülkelerinde  dini  azınlık olanları  bu emir dışında  mütalaa  etmiş, …, acı çeken Hristiyanlara  giriş önceliği vereceğini, onlara  ardım etmek istediğini  söylemişti….Bunun üzerine  Müslümanlar ne olacak?, sorusu twiterde  dolanmaya  başladı… New York Times,  Hristiyan liderlerin  Trump’ ın Hristiyanlara   lütuf gösterdiği  bu kararı kınadıklarını  dünyaya  duyurdu…..”
    1. Tert.am’ de yer alan habere göre, Dağlık Karabağ Cumhurbaşkanı sözcüsü David Babayan 2017 yılının Ermeniler için zaferlerin yılı olacağını , Azerbaycan’ ın  ise  yenilgilerle karşı karşıya kalacaklarını söyledi…
    1. News.am’ de yer alan habere  göre,  Dağlık Karabağ Cumhuriyeti Ulusal Güvenlik Kurulu Sekreteri General Vitali Balasanyan, Ermeni tarafı Dağlık Karabağ’da kaybettiği toprakları hızla geri alır  dedi… Balasanyan, tüm taşların yerini bulacağı zamanın geleceğini ifade etti.ʺTaliş ne durumda?ʺ sorusuna Taliş köyünde ihya çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Balasanyan «Evet, Karabağ’ın her tarafının  güvenli olduğunu kesinlikle söyleyebilirim » dedi ve Taliş’e yerleşmeye hazır olduğunu belirtti…
    1. Mirrorspectator.com’ da yer alan haberin başlığı : “ Holokost’ a ‘Üzücü’ demek onun hiç olmadığına, inkarına ilk  adımdır.” Haberin Özeti : “ Holokostu anma  gününde  Beyaz Saray yayımladığı bildiride  Musevilerden veya  anti semitizmden  bahsetmedi, fakat bu  yeni yönetimin  dikkatsizliği  değil…. ‘İnkar’ filmini izlemiş olanlar Holokost inkarının  çeşitli şekilleri olduğunun işlendiğini hatırlayacaklardır….Bütün delillere  bakıldığında,  altı milyon  Musevi Nazi’ ler tarafından öldürülmediler, veya  gaz  odaları  yoktu, veya  Hitler’ in   bu konuda  yapabileceği herhangi bir  şey yoktu diyenler  var…Başka bir yaklaşım da  Musevilerin  yok edilmek üzere özel olarak  seçildikleridir…Bazıları  da  Dünya  Savaşı sırasında pek çok insanın  öldüğü, Musevilerin de  ne  fazla, ne  noksan aynı acıyı çektiklerini ifade etmektedirler…”
    1. Ermeni Radyosu web sitesi, Ermeni <sözde> soykırımı ile ilgili ‘ Vank Çocukları’ belgeselinin  9 Şubat günü İstanbul’ daki Beyoğlu Sinemasında  gösterileceğini bildiriyor. Belgesel’ in konusu,  ‘1938 Dersim <sözde> katliamından kurtulan bir  Ermeni ailesi  fertlerinin  değişik yerlere  ve  değişik kültürlere  gönderildiklerini işliyor. (Not :  Wikipedia’ da yer alan bilgiye  göre, Vank, Tunceli Merkez ilçesine  bağlı şimdi Çalışlar olan köyün Ermenice adı, o.t.)
    1. Armenpress, Adalet Bakanı Arpine Hovhannisyan’ ın Parlamento’ da  yaptığı konuşmada, Hükümetin  yolsuzluk  suçunun araştırılması ile ilgili planlama  yaptığını bildiriyor.
    1. Panarmenian.net’ te yer alan haberin başlığı : “ Türk Ordusu, Suriye Muhalifleri  IŞİD kasabası olan El Bab’ a yaklaşıyor.” (Not: Bizim muhalif dediğimiz  güçler haberde Asi –  Rebel olarak ifade  edilmiş. .,o.t)  Haberin Özeti : “ Türk Silahlı Kuvvetleri ile  desteklenen  Muhalifler IŞİD  kontrolündeki  El Bab’ ın  çevresinde  yer alan stratejik önemi olan tepeleri  ele  geçirdi….
    1. Armenianweekly.com, Columbia Üniversitesi misafir  profesörü  Nikit ve  Eleanora Ordjanian  ile   Armenian Weekly’ nin  eski  editörü Dr. Khatchig Mouradian  3 Mart’ ta Columbia Üniversitesi’ nde Çin’ deki  Ermeni toplumu ile ilgili konferans verecekler…
    1. Asbarez.com, Amerikan Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA) ve ABD’ nin Ermenistan  Büyükelçisi Richard Mills’ in ABD ile  Ermenistan arasındaki ekonomik ilişkileri facebook üzerinden  canlı yayında   müzakere  ettiklerini bildiriyor..
  • Turkiye Varlik Fonu Sirketi Kuruldu.. SIRKETLER VE BANKALAR VARLIK FONUNA DEVREDILMEYE BASLIYACAK

    Turkiye Varlik Fonu Sirketi Kuruldu.. SIRKETLER VE BANKALAR VARLIK FONUNA DEVREDILMEYE BASLIYACAK

    ZEKI SAHIN <zekisahin>

    AKP YONETIMI, kasıtlı hatalarıyla ve bu hataların ağır sonuçlarıyla “güvenilirlik” bakımından inandırıcı olma kabiliyetlerini kaybetmişlerdir.

    İşleri güçleri yalan-dolan ve ellerindeki imkanlarla, sürekli gündemi değiştirerek halkı “cambaza bak” numarasıyla uyutmak ve sürekli – zaman kazanmak için – atraksiyon icat etmek olmuştur.

    Varlık fonu şu amaca hizmet edecektir;

    1. Devlet şirketleri, hiçbir kanun-tüzük-yönetmelik ve usul hükümlerine uymadan, yabancılara – yok pahasına – peşkeş çekebilecektir. Zıraat Bankası, Halkbank, Botaş, TPAO ve diğer kurum ve kuruluşlar bu şekilde, blok halde değil, bölüm bölüm yabancı görünümlü malum kesime devredilecektir.

    2. Varlık fonuna devredilen bu şirket, kurum ve kuruluşları, ayrı ayrı yönetemeyen kadroların, tüm bu dev kurum ve kuruluşları 5 kişinin tepeden yönetebileceğine inanmak için çok hayalperest olmak gerekir.

    Hasılı, birilerinin gözünü hırs bürümüş ve “mutemet eleman” kullanılarak tüm “milli servet” ele geçirilmek üzere harekete geçilmiştir.

    Allah milletimizi ve devletimizi korusun.

  • Referandum, AKP’nin Sonu, Yeni Bir Dönemin Başlangıcı Olabilir…

    Referandum, AKP’nin Sonu, Yeni Bir Dönemin Başlangıcı Olabilir…

    AKP zorda…

    AKP bataklığa düştü… Kurtulmak için çırpınıyor… Ama kurtuluş imkânsız gibi…

    Dolar gelmiyor artık. Ilımlı İslam iktidarını kuran Amerika, AKP iktidarının yaşaması için, onun ilk yıllarında ona her çeşit desteği veriyordu…

    Sular, seller gibi dolar akıtıyordu…

    AKP bu yardımlarla da yetinmiyor, elini daha da güçlendirmek için, bir taraftan da baba mirası yiyen hayırsız evlatlar gibi, atadan, babadan kalan malları “Babalar gibi satıp”, geçimini sağlıyordu.

    Kamu mallarının altından girip üstünden çıkmıştı…

    Sanayiye, tarıma yatırım yapmıyordu… Üretim durmuştu. Her çeşit ihtiyacımızı dışarıdan alıyorduk…

    Rant ekonomisiyle, yol, inşaat yapmakla, TOKİ’lerle bu işin sürgit yürüyeceğini sandı.

    Ama yanıldığını yeni yeni anlamaya başladı, çözüm arıyor. Ne var ki şarkıda söylendiği gibi, “Dönülmez akşamın ufkundadır şimdi o, vakit çok geç…”

    Çünkü deniz bitti. Samanı bile ithal etmek zorundayız artık… Tarım dibe vurdu…

    AKP ve AKP’nin sultanları perişan bir vaziyette, şaşkın… Çaresiz… Eskisi gibi para da gelmiyor…

    Çünkü Kredi notu düştü, düşmeye de devam ediyor… Bu yüzden artık para bulamıyor… Bırakın para bulmayı, yıllardan beri çalışan yabancı şirketler de kaçmaya başladı…

    Peki, ne yapmak lazım bu durumda? Ne yapıp da üç beş kuruş para bulmalı?

    Büyük kuruluşlara el koymak gerekir… Büyük şirketleri “Varlık Fonu”na almak gerekir.

    “Ziraat Bankası, Halkbank, Türk Hava Yolları, Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ), Türkiye Petrolleri AO (TPAO), PTT, Borsa İstanbul AŞ, TÜRKSAT, ETİ Maden İşletmeleri, Türk Telekomünikasyon AŞ, ÇAYKUR, …” bunun için fona katıldı…

    Bu yol çok rahat, denetimsiz, sorgusuz sualsiz bir yol… Kuruluşları dilediğin gibi, istediğin gibi kullanabilir, yönlendirebilirsin… Hatta onları ipotek yaptırıp, borç para da bulabilirsin… Sana ne Danıştay karışabilir, ne Sayıştay?

    Kimse hesap soramaz…

    Osmanlının Düyun-u Umumiye dönemine yeniden döndük yani… Şu benzerliğe bakınız ki, o kuruluş yabancıların denetimindeydi… Varlık fonu da yabancıların denetiminde…

    Türk kuruluşları, Türk halkı bu fonu denetleyemeyecek ama yabancı kuruluşlar denetleyebilecek, yargılayabilecek…

    Benzerliği gördünüz mü? Osmanlının çöküş dönemini yeniden yaşıyoruz…

    Ama sesimiz çıkmıyor… Çıkamıyor… İktidar bunun önlemini aylar öncesinden aldı çünkü… OHAL ilan etti… OHAL devam ediyor… Ne zamana kadar sürecek, o da belli değil…

    Gerçi OHAL’in olmadığı dönemlerde bizim aydınlarımızın sesi yine çıkmıyordu… Koca koca komutanlar içeri atılıyor, ordunun kozmik odalarına giriliyor, gazeteciler tutuklanıyordu; Üniversiteler, üniversitelerin anlı şanlı profesörler seyrediyorlardı… Koltuk değneği muhalefetle iktidar, kardeş kardeş, kuzu kuzu geçinip gidiyordu…

    Biz de hep bağırıyorduk: “SUSMA, SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK…” Isınan Kurbağa masalları anlattık, Hitler döneminde tutuklananların ve onu seyredenlerin öykülerini yazdık… Ne yazık ki sesimizi duymadılar, duyuramadık, dinletemedik…

    ŞİMDİ SIRA ONLARA GELDİ… ATILIYORLAR… İŞLERİNE SON VERİLİYOR. ACIYORSAM NAMERDİM.

    Evet, bu AKP’nin ekonomik çıkmazı… Bir de sosyal, politik çıkmaz içerisine düştü şimdi…

    Referandum yapacak, tereddütte… Çekimser, korkak, kötümser… Yaptığı anketlerde hep “HAYIR” önde çünkü… Belli etmiyor ama, gel, sen, ne halde olduğunu bir de ona sor…

    Bu yüzden muhalefeti susturmak için “Belden aşağı” vuruyor… Saçma sapan bir propaganda çizgisi izliyor… Halkı yıllardan beri yaptığı gibi uyutmaya, kandırmaya çalışıyor… Ne söylüyor?

    “Neden ‘evet’ diyoruz? PKK ‘hayır’ diyor, onun için ‘evet’ diyoruz. FETÖ ‘hayır’ diyor, onun için ‘evet’ diyoruz. HDP ‘hayır’ diyor, onun için ‘evet’ diyoruz…”

    Peki, PKK ile yıllarca “Kürt Açılımları” yapan, meydanlarda Kürt sanatçılarla ele ele Kürtçe türküler söyleyen, FETÖ ile birlikte orduya “Kumpaslar” düzenleyen kimdi?

    Bu konuşmalarla CHP ve “HAYIR” diyen muhalefet cephesi terör örgütleriyle aynı küfeye konmaya çalışılıyor…

    Bunlar boşuna çabalardır…

    Babaannem, “Her şeyde bir ‘Hayır’ var” derdi… Günümüzde de bu referandumdan bir “HAYIR” çıktı. Ve yıllardan beri birleşemeyen, birleştirmek için o kadar yoğun çaba harcadığımız muhalif gruplar, partiler, örgütler, AKP’ye ve onun yandaşı bir avuç “Bahçeli Hayranı MHP’liye” karşı “TEK CEPHEDE” bir araya geldiler. “Hayır” cephesinde yerini aldılar…

    Bugün Türkiye’mizde “HAYIR” rüzgârı esmektedir…

    Halkın büyük bir çoğunluğu vatanın, Cumhuriyetin, rejimin tehlikede olduğunu gördü. Artık stadyumlarda, futbol maçlarında bile “İzmir Marşı” söylenmektedir:

    “Yaşa Mustafa Kemal Paşa, yaşa;  Adın yazılacak mücevher taşa…”

    Bu durum karşısında, analarımızın, atalarımızın dediğini yineliyoruz: “Her şeyde bir ‘HAYIR’ vardır…”

    REFERANDUM, AKP’NİN SONU, YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLANGICI OLABİLİR… Halkımız Kurtuluş Savaşında olduğu gibi yeniden geleceğine, özgürlüğüne, bağımsızlığına sahip çıkabilir…

    Umalım ki bu “HAYIR RÜZGÂRI” fırtınalara dönüşsün… Hak arama savaşına dönüşsün… Demokrasimiz, dağların ardından yeniden bir güneş gibi doğsun…

    Umalım ki halkımız, sivil toplum kuruluşları “Oy hırsızlarına”, düzenbazlara göz açtırmasın, sandık namusuna sahip çıksın… Oylarını korumasını bilsin…

  • Trump da PKK konusunda Obama’nın izinde…

    Trump da PKK konusunda Obama’nın izinde…

    Amerika’nın PKK’ya destek verdiği ve bugün bu konuma gelmesinde de etkin rol oynadığı çok açık biçimde görülüyor.

    Obama yönetimi son gününe kadar Suriye’deki PKK’nın uzantısı PYD ve onun silahlı gücü YPG’ye silah ve mühimmat yardımında bulunduğunu biliyoruz. Daha açık ifade ile, müttefikimiz PKK ile olan ilişkilerini PYD kanalı ile gerçekleştiriyor. PYD’nin elindeki silahların PKK’ya gitmesi bunun açık bir göstergesidir.

    Bizi yakından ilgilendiren ve kafalarımızdaki soru şuydu:
    “Trump, görevi devraldığında PYD ile aynı ilişkileri sürdürecek mi? Yoksa frene basıp, Türkiye’nin önceliklerini mi dikkate alacak?”

    Şimdi görüyoruz ki değişen bir şey yok.
    Trump ve yönetimi de Obama’nın izinden gidiyor. PYD’ye ard arda gönderilen zırhlı araçlar, modern ve geliştirilmiş silahlar Trump’un da PYD’ye destek vereceğini gösteriyor.
    Öyle görünüyor ki Suriye’de bundan sonra işlerimiz daha da zorlaşacak.

    Geçmişe bir göz atalım:
    İncirlik Üssü’nü “Çekiç Güç” için yıllardır kullanan Amerika, Kuzey Irakta oluşturduğu “güvenli bölge” ile Barzani’yi ödüllendirmişti. PKK’nın da Kuzey Irak’ta hem askeri hem siyasi açıdan güçlenmesi bu döneme denk geliyor.

    Şimdi aynı durum Suriye’de sahneye konuluyor. Deyim yerindeyse 2.Kuzey Irak oluşturuluyor. Kuzeyimizde PYD unsurlarının güçlenmesi ve bu bölgenin de Kuzey Irak’taki gibi özerk bir bölgeye dönülmesine çalışılıyor. Yapılanlardan bunu anlamaktayız.
    Trump’un açıkladığı “Suriye’de güvenli bölge”nin PYD’nin korunmasına yönelik adım olabileceğinden kuşkulanmıştık. Yapılan çalışmalar, ard arda gelen açıklamalar bu kuşkularımız daha da artırıyor. Kaldı ki, yeni Başkan Turump’un sağı solu da hiç belli olmuyor ve verdiği bir karardan sonra da arkasına dönüp bakmıyor.

    Aslına bakılacak olursa Trump’un sözünü ettiği “güvenli bölgenin” şu an için neyi kapsayıp, neyi kapsamayacağını bilemiyoruz. Bu konuda ortada netlik de yok. Belki de Türkiye’nin istediği bir bölge oluşumuna adım atılacaktır. Bu konuda da Türkiye şu an için beklemeyi daha uygun görüyor.

    Amerika’nın ve Batı’nın kafasında “Büyük Birleşik Kürdistan” var. Yıllardır bunun için çalışılıyor. Kuzey Irak tamamlandı. Sıra Suriye’de. Ardından Türkiye’nin Güneydoğusu geliyor. Hazırlanan haritalarda da bu sergileniyor.
    Bu hiç kuşkusuz PKK eli ile yapılacak. PKK’nın şu anda Suriye’de Kuzey Irak’takinden çok daha rahat hareket ettiğine de dikkat edelim.

    Eğer PKK/PYD işbirliği ile Suriye’de bir devletçik kurulursa, Kuzey Irak’da da Barzani’yi devirip, orayı da tam egemenliği altına alıp gözünü Türkiye’deki topraklara dikecektir. Böylece 3 parçanın birleştirilip Konfederal Kürdistan planı da yürürlüğe girmiş olacaktır.

    Şu noktaya da dikkat:
    Daha önce Barzani PKK’ya destek veriyordu. Bugün öyle bir noktaya gelindi ki, PKK’yı Barzani’de artık kendisi için bir düşman olarak görüyor. Barzani, gelecekte başına nelerin gelebileceğini görmeye başlamıştır.

    Zaten, PKK’nın Kuzey Irak’ta bazı kritik noktalara yerleşmiş olması Barzani’yi çok rahatsız etmeye başladı. Bunun için de Türkiye ile PKK’nın bulunduğu bölgelerden atılması konusunda işbirliğine bile “evet” demek durumunda kaldı.

    Amerika ve Batı’nın da desteği bunun için yeter mi?
    Türkiye’nin bugünkü tutumu çok daha değişik, sert ve ilerisi için kararlıdır.
    Cumhurbaşkanı Erdoğan, konu ile ilgili yaptığı her açıklamada “Böyle bir gelişmeye kesinlikle izin vermeyeceğiz” diyor. Kararlılığı da ortaya koyuyor. TSK’nın da Suriye’de başlattığı “Fırat Kalkanı”nın PYD’yi de gelecekte hedef alacağı düşünülüyor.
    Ortada Türkiye, Rusya ve İran’ın ortaya koyduğu siyasi ve askeri irade var. Her ne kadar Amerika, bölgede kendi çıkarları doğrultusunda hareket edip, adım atıyorsa da karşısındaki bu blok caydırıcı olabilir.

    Zaten son günlerde Amerika ile hem Rusya’nın, hem İran’ın arası oldukça gerginleşti. Türkiye-Amerika ilişkileri de uzun zamandır gergin durumda bulunuyor. Bölgede böylesine bir blok karşısında Amerika ne kadar ileri adımlar atabilir bu da düşündürücüdür?

  • KUR’AN ve NUTUK -3

    KUR’AN ve NUTUK -3

    Ulusal Kuruluşlar, Siyasal Amaçlar

    Bu derneklerin kuruluş amaçları ve siyasal erekleri üzerine kısaca bilgi vermek uygun olur düşüncesindeyim.

    Trakya-Paşaeli Cemiyeti’nin ileri gelenlerinden kimisiyle daha İstanbul’da iken görüşmüştüm. Osmanlı Devleti’nin çökeceğini kesinliğe yakın bir olabilirlik içinde görüyorlardı. Osmanlı yurdunun parçalanacağı korkusu karşısında Trakya’yı, olabilirse Batı Trakya’yı da birleştirerek, İslam ve Türk topluluğunu bir bütün olarak kurtarmayı düşünüyorlardı.

    Bu amaca ulaşmak için o zaman akıllarına gelen tek çıkar yol, İngiltere’nin, olmazsa Fransa’nın yardımını sağlamaktı. Bu düşünceyle kimi yabancı devlet adamlarıyla ilişki kurmak ve konuşmak yollarını da aramışlardı. Amaçlarının bir Trakya Cumhuriyeti kurmak olduğu anlaşılıyordu.

    Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti’nin kuruluş amacı da (tüzüklerinin ikinci maddesi), doğu illerindeki bütün halkın dinsel ve siyasal haklarının özgürce gelişimini sağlayacak yasal yollara başvurmak; adı geçen illerdeki Müslüman halkın tarihsel ve ulusal haklarını, gerektiğinde, uygar toplumlar önünde savunmak; doğu illerinde yapılan zulüm ve cinayetlerin nedenleriyle etmenleri ve bunları yapanlar ve yaptıranlarla ilgili tarafsızca soruşturma açarak suçluların çabuklukla cezalandırılmalarını istemek; Türklerle azınlıklar arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesine ve eskisi gibi iyi bağların pekiştirilmesine çaba göstermek; doğu illerindeki savaştan doğma yıkım ve yoksulluğu, hükümet katında girişimlerde bulunarak elden geldiğince giderme yollarını aramaktı.

    İstanbul’daki yönetim merkezlerinden verilmiş olan bu yönerge gereğince, Erzurum Şubesi, doğu illerinde Türklerin haklarını korumakla birlikte Ermenilerin göçü sırasında yapılan kötü işlerle halkın hiçbir ilgisi bulunmadığını ve Ermeni mallarının, buralara Ruslar girinceye dek korunduğunu; buna karşılık Müslümanlara çok kıyasıya davranıldığını ve dahası, buyruk dışı olarak göçten alıkonulan kimi Ermenilerin, koruyucularına yaptıkları kötülükleri, kanıtlanmış belgelerle uygarlık dünyasına sunmaya ve bildirmeye ve doğu illerine dikilen açgözlü bakışları söndürmek için çalışmaya karar veriyor (Erzurum Şubesinin bildirisi).

    Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti’ nin ilk Erzurum Şubesini kuran kişiler, doğu illerinde yapılan propagandaları ve bunların amaçlarını, Türklük-Kürtlük- Ermenilik sorunlarını, bilim, teknik ve tarih bakımından inceleyip araştırdıktan sonra, gelecekteki çalışmalarını şu üç noktada topluyorlar (Erzurum Şubesinin basılı raporu):

    1- Kesinlikle göç etmemek;

    2- Hemen bilim, iktisat, din örgütleri kurmak;

    3- Saldırıya uğrayacak doğu illerinin herhangi bir bucağını savunmada birleşmek.

    Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti’nin İstanbul’daki yönetim merkezinin, bilim ve uygarlık yöntemleriyle amacı sağlayabileceği konusunda çokça iyimser olduğu anlaşılıyor. Gerçekten bu yolda çaba göstermekten geri durmuyor.

    Doğu illerinde Müslüman halkın haklarını savunmak için Le Pays (Yurt) adında Fransızca bir gazete yayımlıyor. Hâdisat (Olaylar) gazetesinin sahipliğini üzerine alıyor. Bir yandan da İtilâf devletleri başbakanlarına ve İstanbul’daki temsilcilerine birer andırı (muhtıra) veriyor. Avrupa’ya bir kurul yollamaya girişiyor. (belge: 7)

    Bu açıklamalardan kolaylıkla anlaşılacağını sanırım ki, Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti’nin kurulmasına yol açan önemli neden ve kaygı, doğu illerinin Ermenistan’a verileceği olasılığına dayanıyor. Bu olasılığın da, doğu illeri nüfusunda Ermenileri çoğunlukta göstermeye ve tarihsel haklar bakımından öncelikli saydırmaya çalışanların, bilimsel ve tarihsel belgelerle dünya kamuoyunu aldatmayı başarmaları; bir de Müslüman halkın Ermenileri toptan öldüren yabanıl olduğu iftirasını doğruymuş gibi kabul ettirmeleri durumunda gerçekleşebileceği varsayımı üstün geliyor. Bundan dolayı dernek, aynı gerekçe ve araçlarla donanmış olarak tarihsel ve ulusal hakları savunmaya çalışıyor.

    Karadeniz kıyılarındaki bölgelerde de, bir Rum Pontus hükümeti kurulacağı korkusu vardı. Müslüman halkı Rumların boyunduruğu altında bırakmayıp yaşama haklarını ve varlıklarını koruma amacıyla, Trabzon’da da birtakım kişiler ayrıca bir dernek kurmuşlardı.

    Merkezi İstanbul’da olan Trabzon ve Havalisi Ademi Merkeziyet Cemiyeti’nin siyasal erek ve amacı, adından anlaşılmaktadır. Her durumda merkezden ayrılmak amacını güdüyor.

    BAKARA SURESİ : 31-45 .Ayetler

    31.Ve Âdem’e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: “Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz.”

     32.Dediler ki: “Yücedir şanın senin. Bize öğretmiş olduğunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız sen Alîm’sin, her şeyi en iyi şekilde bilirsin; Hakîm’sin, her şeyin bütün hikmetlerine sahipsin.” 

    33.Allah buyurdu: “Ey Âdem, haber ver onlara onların adlarını.” Âdem onlara onların adlarını haber verince, Allah şöyle buyurdu: “Dememiş miydim ben size! Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim, A’lem’im. Ve ben, sizin açığa vurduklarınızı da saklayageldiklerinizi de en iyi biçimde bilmekteyim.” 

    34.O vakit biz meleklere, “Âdem’e secde edin” demiştik de İblis dışında tümü secde etmişti. İblis yan çizmiş, kibre sapmış ve nankörlerden olmuştu. 

    35.Ve Âdem’e şöyle buyurmuştuk: “Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin ve orada dilediğiniz yerde, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zulme sapanlardan olursunuz.” 

    36.Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de şöyle buyurduk: “Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. Belli bir süre kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet/bir yararlanma imkânı olacaktır.” 

    37.Bunun üzerine Âdem, Rabbinden bazı kelimeler öğrenip belledi de O’na yöneldi. O da onun tövbesini kabul etti. Gerçekten de O, evet O, Tevvâb’dır, tövbeleri cömertçe kabul eder; Rahîm’dir, rahmetini cömertçe yayar. 

    38.”Hepiniz oradan aşağı inin.” dedik. Benden size bir yol gösteriş ulaşır da kim bu yol gösterişime uyarsa artık böylelerine hiçbir korku yoktur. Onlar kederle de yüzyüze gelmeyeceklerdir. 

    39.Nankörlüğe sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar, ateşin dostu olacaklardır. Onlar orada sürekli kalacaklardır. 

    40.Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi hatırlayın; bana verdiğiniz söze vefalı olun ki, ben de size ahdimde vefalı olayım. Ve yalnız benden korkun. 

    41.Beraberinizdekini doğrulayıcı olarak indirmiş bulunduğuma inanın. Onu ilk inkâr eden siz olmayın. Benim ayetlerimi az bir bedel karşılığı satmayın. Ve yalnız benden sakının. 

    42.Hakkı bâtılla/saçmalık ve tutarsızlıkla kirletmeyin. Bilip durduğunuz halde gerçeği gizliyorsunuz. 

    43.Namazı/duayı yerine getirin, zekâtı verin; rükû edenlerle birlikte rükû edin. 

    44.İnsanlara hayırda erginliği/dürüstlüğü emredip de öz benliklerinizi unutuyor musunuz? Üstelik de Kitap’ı okuyup durmaktasınız. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? 

    45.Sabra ve namaza/duaya sarılarak yardım dileyin. Hiç kuşkusuz bu, kalbi ürperti duyanlardan başkasına çok ağır gelir.

  • FEYM GURUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 07 Şubat 2017 )

    FEYM GURUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 07 Şubat 2017 )

    1..   Armenpress’ te  yer alan  habere  göre,   CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ nun , Parti  Gurup Toplantısında özetle  şunları  söylediği  belirtiliyor ; “ Yeni Anayasa, Türkiye’ nin karşı karşıya  bulunduğu terörizm, işsizlik, TL’ nin  korunması,  komşularla  gergin ilişkiler gibi konulara  çözüm getiremeyecektir. Türkiye,  bir kişinin  konuştuğu, diğer  insanların dinlediği bir ülkeye, Kuzey Kore’ ye  benzeyecektir…..”

    http://www.armenpress.am/eng/news/877703/after-constitutional-changes-turkey-to-become-country-like-north-korea-kemal-kılıçdaroğlu.html

    1. Armenianweekly.com ve   Asbarez.com’ da  yer  alan haberin   başlığı  ; “ Zoryan Enstitüsünden  Türk  DİB Mevlüt Çavuşoğlu’ na bir  cevap.” Haberin özeti : “DİB Mevlüt Çavuşoğlu’ nun  bir  müşterek komisyon kurulması konusundaki önerisine  Zoryan Enstitüsünden  verilen  cevap haberde  yer  alıyor. Cevaba  Fransızca  okunuşu ile “ deja vu”, daha  önce  görmüştük, aynı şey tekrarlanıyor  anlamına,  diyerek  başlanmış. Davutoğlu ve  Erdoğan’ ın da  aynı öneriyi  yaptıkları belirtilmiş… Her yıl Nisan ayından bir iki ay önce, tanıma  önerileri  hükümetlerin, özellikle  ABD yönetiminin önüne  geleceği düşünülerek  Türkler gerçekte  ne  oldu  konusunun güya  açığa  çıkarılmasını, Türkiye’ nin açık kalplilikle  Ermenistan ile ilişkileri normalleştireceğini  düşündüğü  fikrini yaymak istiyor. Bu  davetler, 2003 yılındaki  Türk – Ermeni Uzlaşma Komisyonu (TARC)  tarafından  ICTJ ‘ nin  1915 olaylarını  bir  soykırım olarak incelemesi  davetini  göz  ardı  ediyor. Türkiye’ nin  TARC Temsilcilerinin,  ICTJ’ nin bulgularını kabul etmemesi sonucu  Komisyon dağıldı……2010 Yılında  ABD, İsviçre  ve  diğer  devletler  Türkiye  ve  Ermenistan  arasında  imzalanmak üzere  bir  protokol hazırladılar, Türkiye  bugüne  kadar imzalamadı.  Haberde, Prof. Taner Akçam’ ın  ödül kazanan “  Jön Türkler’ in  İnsanlığa  Karşı  Suçu –  Ermeni <sözde> Soykırımı ve  Osmanlı İmparatorluğunda  Etnik Temizlik”  başlıklı  kitabını ispat için  belirtiyor. Kitaptan; “ ….  Alman, Osmanlı ve  diğer  arşivlerin “Yönetim’ in  Ermenileri Anadolu’ dan temizlemek amacını  esas  aldığının belirlendiği”  alıntısı yapılıyor. Bu cevaba, Dışişleri Bakanlığımızın  gereken cevabı  vereceğine  inanıyor  ve takip ediyoruz…..” (Not; Bu web siteleri  maalesef yorumlarımızı  yayımlamıyor. Zoryan Enstiüsü’ ne  doğrudan bir  cevap imkanını bizler  de  aramalıyız, o.t.)
    1. Panarmenian.net, Fransa  eski Cumhurbaşkanı  Nicolas Sarkozy,  2012 yılındaki başkanlığa  tekrar  seçilebilmek için  yaptığı  kampanyada usulsüz  harcamaları nedeniyle yargılanma ile  karşı karşıya  kalacaktır. Sarkozy,  24 milyon dolar olan harcama  limitini  büyük miktarda  aşmıştı. (Not: Bu Fransız  Yargı  da  bir  tuhaf,  adam  Başkan, istediği  kadar  harcar, kime  ne!!!…, o.t.)
    1. Massispost.com ve  Ermeni Radyosu web sitesi,   Ermeni Etütleri ve Araştırmaları  Ulusal Derneği’ (NAASR) nin düzenlediği bir konferansta  Dr. Ümit Kurt’ un  23 Şubat’ ta  “Ali Cenani Bey’ in  Meraklı Hikayesi:   Ermeni <sözde> soykırımı  öncesinde ve  sonrasında bir soykırım failinin  Hikayesi” başlıklı kitabı ile ilgili olarak Antep’ teki  suçlular hakkında   konuşacağını bildiriyorlar. Konferans  NAASR ve  Clark Üniversitesinin ilgili kürsüsü tarafından organize  ediliyor.
    1. Tert.am’ de yer alan habere  göre,  Ermenistan, İsveç’ in  Dağlık – Karabağ barış sürecindeki  dengeli yaklaşımını  takdirle  karşıladığını  bildiriyor.
    1. Aina.org’ da yer alan  haberde Trump’ ın Suriye’ de  Türkler  ve  Kürtler  arasında  zor  bir  dengeleyici  eylem ile  karşı karşıya  olduğu bildiriliyor. Haberde, Trump’ ın ilk iş olarak  generallerine  bir  aylık bir  süre  vererek IŞİD’ in yenilmesi için bir plan hazırlamalarını istedi. IŞİD’ in  Suriye’ deki başkenti olan Rakka’ nın ne zaman ve nasıl  ele  geçirileceği meselesi önemli bir  soru… Diğer  açık bir konu  da  bu operasyonu  kimin  yöneteceği…. Bu görev Suriyeli Kürtlere  bırakılırsa   NATO Müttefiki  Türkiye   kızdırılmış olur….( Not: Suriye  konusunu  özel  alanı  kabul edenler  bu uzun yazıyı incelemelidirler. Şu sıralar   Referandum programlarını  da  izlemekte  olduğum için  akşamları bu mesajlarımda  daha  detaylı özetler için  zaman ayıramıyorum, o.t.)
    1. Ermeni Radyosu web sitesinin ve  Vestnikkavza.net’ in  bildirdiğine  göre,  Rusya 2018 – 2019 yıllarında Ermenistan’ a  SSJ – 100  süper jeti satabilir. Beş yıllık  süre içinde  satın alınacak uçak sayısının  10’ u geçmeyeceği  belirtiliyor.
    1. Ermeni Radyosu web sitesinin bildirdiğine  göre,  Ermenistan Başbakanı  Karen Karapetyan ile  Büyükelçi Piotr Switalski Başkanlığındaki  AB Delegasyonu yolsuzluğa  karşı yapacakları işbirliği konusunda müzakerelerde  bulundular.
    1. Armenpress’ te yer alan  habere  göre,  İsveç Parlamentosu  Dış  İlişkiler Komitesi Başkanı Erivan’ daki  Ermeni <sözde>  soykırımı  anıtını  ziyaret ederek  saygı duruşunda  bulundu ve  çelenk  koydu.  Daha  sonra  da  <sözde> soykırım müzesi  ziyaret edildi.

    http://www.armenpress.am/eng/news/877666/swedish-parliament’s-chairman-of-foreign-relations-committee-visits-armenian-genocide-memorial-in.html

    1. Armenpress’ te yer alan  habere  göre,  Bağımsız  Devletler Topluluğu  (BDT)  İcra Komitesi Başkanı  Sergey  Lebedev’ in,   Ermenistan’ ın Nisan ayındaki parlamento  seçimlerinde BDT Gözlemci Heyetine  liderlik edeceği bildiriliyor.

    http://www.armenpress.am/eng/news/877732/sergey-lebedev-to-head-cis-observation-mission-during-armenia’s-parliamentary-elections.html

    1. Armenianweekly.com, Azerbaycan yetkililerinin sınırlarda AGİT’ in yapacağı gözlemlere  izin vermeyeceğini bildiriyor.

     

    13 .  Agos  Gazetesinde yer alan haberin başlığı : “  Eğitim Sen raporu: 600 bin kız çocuğu okula gidemiyor.”  Haberin Özeti : “  Eğitim-Sen 2016 yılı ‘Eğitimde Cinsiyetçilik Raporu’nu hazırladı.   Eğitim-Sen, Milli Eğitim Bakanlığı’nın kayıt altına almadığı istismar vakalarını incelemek için kadın örgütlerinin istatistiklerine ve mahkemeye yansıyan davalara yer verdiği “Eğitimde Cinsiyetçilik Raporu” nu yayımladı……  rapor Türkiye’deki kız çocuklarının hala yeterli oranda eğitime ulaşamadığını ve cinsel istismar vakalarının çoğunluğunun okullarda yaşandığını ortaya koyuyor…. Rapora göre, çocuk istismarı ve erken yaşta evlilikler çocuk intiharlarını da arttırıyor; intihar edenlerin yüzde 34.3’ü 15-19 yaş grubundan çocuklar oldu. Rapora göre, 600 bin kız çocuğu okula gidemiyor. 2015-2016 öğretim yılında, önceki dönemlere göre, okula giden kız çocuklarının sayısı da azaldı. ….. Rapor, 4+4+4 yasası ile zorunlu ilköğretim yaşının 6-13 yaş aralığına çekilmesinin çocuk işçi sayısını da arttırdığını gösteriyor… Raporda yer verilen bir diğer ayrıntı da, eğitimde dini referansların artması oldu.  100 Temel Eser’den verilen örneklerde, aslından farklı olarak kullanılan dini referanslı kelimelere dikkat çekiliyor.   Oscar Wilde’ın Mutlu Prens’inde Miller ve Hans “Hayırlı sabahlar” diyerek selamlaşırken, Pinokyo da, “Allah rızası” için ekmek istiyor. Leo Tolstoy’un ‘İnsan Ne ile Yaşar’ adlı kitabında “Bana acıdınız, Allah sizden razı olsun” deniyor,……”.

  • İSLAMCI EKONOMİYLE BİR KESİMİN YOKSULLAŞTIRMASI VE SONRASI

    İSLAMCI EKONOMİYLE BİR KESİMİN YOKSULLAŞTIRMASI VE SONRASI

     
    Türkiye Varlık Fon’u; Fon’a yapılan hisse devirlerinin şirketler üzerindeki siyasi kontrolü arttıracağı ve yavaşlayan ekonominin canlandırılması için mega projelerin finansmanında kullanılacağı teziyle Ağustos’ta kuruldu.
    Dün aralarında Ziraat Bankası, Borsa İstanbul, BOTAŞ, PTT, THY gibi kamuya ait özelleştirilmesi mümkün olmayan ya da bir şekilde özelleştirilemeyen kamu kurumlarının hazine hisseleri ve birçok kentte hazine arazisi Türkiye Varlık Fonu’na devredildi.
     
    *
    Ve anlaşıldı Vehbi’nin kerrakesi….
     
    *
    Fon’un kurulduğu günden beri bilinen ve eleştirilen amacı yeniden gündeme geldi.
    İşin özü şuydu:
    İslamcı hükümetin denetiminde Fon’a bağlanan kurum ve kıymetlerin gelirleri, hisse senetleri, varlıkları bu fona aktarılacak, fon bunları teminat göstererek iç ve dış piyasalardan borçlanacaktır.
    Sonra borçlanmayla sağlanan kaynaklar; Sayıştay denetimi olmaksızın 3.havalimanı, sağlık kampüsleri, otoyollar gibi yeni ya da batık durumdaki mega projeleri taahhüt eden ya da sıkıntıya düşen başka sektörlerdeki İslamcı sermayenin yararlanmasına açılacaktır…
    Böylece İslamcı bir rejimin oluşturulmasının gereği İslamcı sermayenin hizmetine açık, neredeyse merkezi bütçeye paralel bir bütçe oluşturmak yolunda bir hamle daha yapılmıştır…
     
    *
    Bakınız, süreç nerelerden geliyor, bir örnekle nasıl çalışıyor ve nereye gidiyor?
     
    *
    2008’den beri “Batılı şirketler” merkez bankalarının sağladığı aşırı ucuz parayı;
    Şirket birleşmeleri, şirket satın alımları, hisse senedi geri alımları ve emlâk piyasası yatırımlarında kullandılar.
    Biriktirdikleri kârları yeniden yatırıma sokmak yerine malî piyasalarda spekülatif faaliyetlere yönelttiler.
     
    *
    Kâr oranları, yalnızca şirketlere ve finans kurumlarına akan ulusal gelir kısmının arttırılmasıyla ayakta tutulabildi ya da yükseltildi.
    Ama üretkenlik artışı ya da ulusal gelirler düştü.
    Bu tür bir asalaklık firmaların kâr-zarar hanesini yukarıya çekiyordu ama bütün olarak reel ekonomide daha fazla durgunluğa yol açıldı…
     
    *
    Giderek halklara yoksullaşma dayatıldı.
    Halbuki halkların sonu gelmeyen kemer sıkması asla doğal bir gelişme değildir.
    Bu kâr sisteminin bir kutupta olağanüstü bir servet, diğerinde ise yoksulluk ve sefalet üreten işleyişinin acımasız mantığının sonucudur.
     
    *
    Halbuki ABD, küresel sisteme karşı yapılacak hareketleri demokrasi karşıtı olarak tanımlamakta,
    Ulusal devletlerin sisteme başkaldırmasının engellenmesinin ideolojik aygıtı olarak açık toplum modelini geliştirmektedir…
    ABD, bu durumlarla karşılaşınca şimdilerde, küresel krizlere karşı yapılacak ön müdahalenin krizin faturasını düşüreceği  tezinden ilerliyor.
    Nitekim 28 Ekim’de BM Güvenlik Konseyi’nde, birleşmiş milletlerin Rusya ve Çin’in fiili olarak içinde yer aldığı Şanghay İşbirliği Örgütü ile çalışmasını reddetmiş,
    Böylece iki ayrı yönetimin olduğu tek bir dünya oluşturmuştur.
    Biri, ABD’nin yönettiği tek kutuplu dünya,
    Diğeri, kurallarını koyduğu bir esasta, Rusya ile Çin’in çevreleriyle kendi aralarında işbirliği yaptıkları devletlerin dünyası…
     
    İki farklı dünya arasında çok az geçiş olacaktır.
    Bu küresel serbest ticarete, ekonomik küreselleşmeye ara verilmesidir.
    Artık bütün ülkeler için üretmek,üretmek,üretmek ve tasarruf vazgeçilmez unsurlardır.
     
    *
    2003-2014’de Türkiye’ye de yabancı sermaye yatırımı girişi Cumhuriyet tarihinde görülmemiş büyük bir artış sağlamış ne ki, bu artış büyümeye pozitif katkı sağlamamıştır.
    Çünkü yabancı sermayenin önemli bölümü inşaat sektörüne yatırım için gelmiş, büyümeye bir defalık katkı yapmış, 
    Ya da yeni yatırımdan çok özelleştirmelerden mevcut tesisleri ve şirketleri satın almak için kullanılmıştır…
     
    *
    Bu yüzden şimdilerde gelen yabancı sermaye kâr transferlerine hız veriyor.
    Yani büyümeye katkı yapmıyor sadece cari açığın finansmanına katkı sağlıyor,
    Bundan böyle de cari açığa ek finansman sorunu yaratacaktır.
    Bütün bu durum Türkiye Varlık Fon’unun da geleceğine  işaret sayılmalıdır…
     
    *
    Üstelik, mesela 2016’da Türkiye ekonomisi küresel ve jeopolitik gelişmelerin etkisiyle daralmıştır.
    OHAL şartları: İŞİD ile süren savaş ortamı: Avrupa Parlamentosunun Türkiye ile görüşmeleri durdurma tavsiyesi: Siyasi gelişmeler ve jeopolitik risklerin turizmi etkilemesi: Özel sektöre yönelik operasyonların hız kazanması: Kredi derecelendirme kuruluşlarının not kırması: Büyük projeler hayata geçirilmesi gibi unsurlarla birlikte,
    ABD’de D.Trump’ın başkanlık seçimini kazanması ve açıkladığı mali gevşeme programı nedeniyle Dolar’ın bütün dünyada değer kazanmaya başlamasıyla,
    TL diğer dünya paralarından daha fazla değer kaybetmiştir.
     
    *
    Merkez Bankası MB), “TL’yi güçlendirmek için faizi yükseltse ekonominin büyüme ivmesi düşebilir, ekonomiyi canlandırmak için faizi düşürse bu kez kur yükselir ve enflasyon azar” açmazında kalmıştır.
    Üstelik ekonomideki sorun sadece faiz artırımıyla ve ekonomide yapısal reformlarla çözülebilir olmaktan da çıkmış, konu İslamcı siyasetin alanına girmiştir…
     
    *
    Faiz ekonominin bir aracı olmaktan çıkmış, dinin siyasete alet edilmesinin unsuru haline gelmiştir.
    Cumhurbaşkanı Erdoğan sürekli düşük faizden bahsederek İslamcı seçmeninin gönlünü yaparken, Merkez Bankası ufuktaki “Başkanlık referandumu” öncesinde;
    Önce faizi değiştirmeden döviz likidetesini artırmış, TL likiditesini kısmış fakat Dolar/TL kurundaki artışı engelleyememiştir.
     
    *
    Bu kez MB İslamcı seçmenin gönlünü almak ama esasen gözünü boyamaya yönelik farklı bir işlem yapmıştır.
    Nasıl? Bu noktada bir kısa açıklama gerekiyor:
    Bankalar, ellerindeki tahvil ve bonoları teminat olarak MB’a veriyor ve repo yaparlarken kendilerine fon oluşturuyorlar.
    Politika Faizi, bir hafta vadesi olan repo ihale faiz oranıdır.
    MB bankaların repo taleplerini bu politika faizi üzerinden belirliyor.
    Bu faiz oranı da kredi faizleri, döviz kuru, mevduat faizleri, kredi miktarlarını etkiliyor ve fiyat istikrarı üzerinden sosyo-ekonomik politikaların uygulanmasına yol açıyor.
     
    *
    Merkez Bankası, yukarıda belirtildi gibi Dolar/TL kurundaki artışı engelleyemeyince,
    Bu kez TL likiditesini sıkıştırmaya ve döviz likiditesini gevşetmeye yönelik  adımlar atmıştır.
    Haftalık repo ihalelerini iptal etmiş, bankalara verilen borcun vadesini gecelik vadeye çekerek iyice kısaltmış,neticede politika faizini oluşturmaktan vazgeçmiştir.
    BM bunun yerine son borç veren makam olarak, gün sonu ödeme sistemlerinde oluşabilecek sorunların önüne geçmek amacıyla bankalara verdiği limitsiz vadeli TL borçlanma imkanı ve aynı koşullarda TL borç verme imkanı  anlamına gelen Geç Likidite Penceresi’ni (GLP) politika faizi yerine kullanmaya başlamıştır…
     
    *
    Peki bu noktada faiz nasıl belirleniyor?
    MB’nın haftalık ve gecelik faizlerinin ağırlıklı ortalamasına Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti (AOFM) adı veriliyor.
    MB kurlara müdahale için bu kez bu maliyetten hareket ediyor.
    Mesela müdahale kararı verildiği akşamında AOFM ya da faizi yüzde 8.28 dir.
    Haftalık repo ihaleleri iptal edilerek, bankaları gecelik borçlanmaya ve GLP imkânı kullanmaya yönelince; MB’nın ortalama faizi de yükselmiş yüzde 9.01 olmuştur.
    Bu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın isteğinin gerçekleşmesi, İslamcı seçmenin gözünün boyanması anlamına geliyor.
    Görünürde faiz artmamıştır ama gerçekte artmıştır…
    Artık politika faizi alışıldığı üzere yüzde 8.0 gibi bir düzeyde tutuluyor ve bu faiz mevduat ve kredi faizlerinin belirlenmesinde esas alınıyor…
     
    *
    İslamcı iktidarın son bir ay içinde Türkiye Varlık Fon’una işlerlik kazandırması ve olası sonuçları ile Merkez Bankası eliyle dolar kurundaki artışın engellenmesinde uyguladığı şaşırtmaca;
    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’yi bir zaman Selçuklu’nun, Osmanlı’nın egemen olduğu İslam toplumlarındaki siyasal kültürün kadim kurumları ve kültürel kodları yönünde değişiminden yana olan politikalarının bir sonucudur.
     
    *
    Bir taraftan bir kesim için Osmanlı zımnî sözleşmesi demokrasi kuramı haline getirilmiş,
    Osmanlı liberalizminin felsefi dayanakları giderek artıyor,
    İslami lehçenin siyasallaşma ve örgütlenmesi tüm devleti ele geçirmiş,
    Ekonomi uygulamaları dahi İslamcı bir anlayışla yapılmakta,
    Sosyal seferbercilikle halkın İslamcı kodlarda bütünleşmesi tüm hızıyla sürmektedir. 
    Giderek Osmanlı Devletinin yıkılması ve halifeliğin kaldırılmasıyla başsız ve karmakarışık kaldığı düşünülen İslam ülkelerini;
    Ümmetçi anlayışla güçlü kentler üzerinden devletler konfederasyonu oluşturmak hedefiyle şimdi referanduma gidiliyor.
     
    *
    Kamu sermayesi, fazlası ve eksiği ile birlikte bu milletindir.
    Ama alınan kararlarla varlığını “muassır medeniyet düzleminde” kuranlara yoksullaşma dayatılıyor.
    İslamcı; yabancılaştırıyor, vatansızlaştırıyor ve devletsizleştiriyor…
    8.2.2017
  • Rusya Türk malı istemiyor

    Rusya Türk malı istemiyor

    Türkiye ile Rusya arasında düzelen siyasi ilişkilere rağmen Rusya 2020’ye kadar tarım ve tekstilde Türkiye’den daha az mal almak istiyor. Bu amaçla ünlü markalara üretimlerini Türkiye’den Rusya’ya kaydırmalarını söylüyor.

    Rusya aynı zamanda 2020’ye kadar domates ve salatalık dahil, tüm yaş meyve ve sebze talebini yerli üretimle karşılamak istiyor.

    Zaten Türkiye ile Rusya arasında çok büyük olan dış ticaret açığının bu gelişmelere göre daha da büyümesi bekleniyor.

  • Depremin sebebini açıkladı

    Depremin sebebini açıkladı

    Ankara büyükşehir belediye başkanı Melih Gökçek deprem’in neden olduğunu açıkladı.

    Melih Gökçek’e göre Çanakkale merkezli son depremler Türkiye’yi ekonomik çöküntüye uğratmak ve hükümete karşı darbe yapmak isteyen dış güçlerin işi.

    Gökçek, Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere yetkilileri Ege Denizi’nde ‘önlem’ almaya çağırdı ve İstanbul, Marmara, Çanakkale civarında tüm denizaltı ve büyük teçhizatlı gemilerin kontrol altında tutulmasını istedi.

  • Doğu Türkistan, Türk-İslam medeniyetinin beşiği…

    Doğu Türkistan, Türk-İslam medeniyetinin beşiği…

    Yücel Tanay, genellikle Doğu Türkistan konusundaki araştırmalar ve yazıları ile tanınıyor. Aynı zamanda Özbekistan Demokrasi Vakfı Türkiye Temsilcisi ve Uygur insan hakları actıvıstı araştırmacısı olan değerli kardeşimizin bu paylaşımlarını sürekli takip ediyor ve faydalanıyoruz.

    Geçenlerde gidip, 15 gün kaldığımız Doğu Türkistan’da izlenimlerimizi ve bazı fotoğrafları sizlerle paylaşmıştık. Türklerin ana yurdu Tanrı Dağları ve Tanrı Gölü’ne kadar da çıktığımızda buradaki Türk izlerini ve zenginliğini daha yakından tanıma fırsatımız da olmuştu. Bu konuda daha geniş bir yazıyı da hazırlayıp yine sizlerle paylaşacağız.
    Tanay, son paylaşımında “Doğu Türkistan-Türk İslam Kültür Medeniyetinin Beşiği” başlığı altında güzel bir derlemeyi bizlere taşıdı. Son gelişmelere ışık tutan bu yazı Doğu Türkistan’daki kültür zenginliğini de gözler önüne seriyor. Her hali ile tam bir Türk yurdu olan bu topraklar üzerinde çok büyük ve yüksek bir medeniyetin yattığı da son araştırmalar ışığı altında ortaya çıkarıldı.
    Sizlerin de önemseyeceğini ve ilgi ile okuyacağınıza inandığımız Yücel Tanay’ın bu yazısını sütunlarımıza alıp, paylaşıyoruz:

    “Doğu Türkistan,Türk İslam kültür ve medeniyetinin beşiği olduğu kadar, aynı zamanda dünya medeniyeti için çok önem arzetmektedir. Doğu Türkistan’da şimdiye kadar açığa çıkarılmasına izin verilmeyen büyük ve yüksek bir medeniyetin var olduğundan bahsedilir.
    Kıruvan Mumyası,son yıllarda Teklemakan çölünün binlerce yıl öncesinde kumların altına gömülmüş eski ören yerlerinde bulunan mumyalar ve çeşitli objeler bu görüşlerin doğruluğunu güçlendirmektedir.
    Bir kaç ay evvel Tekelemakan kumluğunda bulunan bir kadın mumyasının yanında bir kutu bulunmuştur. Bu mumya ve kutunun M.O.4 bin yılın öncesine ait olduğu tesbit edilmiş ve açıklanmıştır. Bu kutunun içinde bulunan madde ise, kokulu bir kadın makyaj kozmetiğidir.

    Bu maddeyi 6 bin yıl önceki ecdatlarımız süslenmek için kullanmışlardır. Ayrıca,3 bin 500 yıl öncesine ait bir çizme de bulunan eşyalar arasındadır.Bütün bu buluntuların bilim dünyasına açıklanmasına İşgalcı Çin izin vermemektedir.Çünkü,bunlar açıklandığında kendi iddialarının yanı Han Çinli’lerinin 5 bir yıllık kültür tarihi arka planda kalacaktır.
    1920’lı yıllarda Tekmlemakan’i ziyaret eden Amerikalı Bilim Tarihçisi ve Arkeologu W.Morgan Tarım medeniyeti ile ilgili şu tarihi açıklamayı yapmıştır ;
    ” DÜNYA MEDENİYETİNİN ANAHTARI,DOĞU TÜRKİSTAN’İN TEKLEMAKAN ÇÖLÜNDÜ SAKLIDIR.NE ZAMANKİ BU ANAHTAR BULUNUR, OZAMAN DÜNYA MEDENİYETİNİN SIRRI YENİDEN ÇÖZÜLECEK VE TARİH YENİDEN YAZILACAKTIR.”

    Türkistan toprakları ister Batı, ister Doğu olsun buranın Kadim Türk yurdu olduğuyla ilgili işaretlerle doludur. Atalarımız bu kadim vatanımıza Türk mührünü vurmuşlardır.
    Tarihi MÖ 200’lü yıllara (Göktürkler ve Hunlar dönemine) kadar dayanan Türkistan toprakları, tarihin ilk dönemlerinden beri Türklerin ana yurdu, bin yıldan beri de İslam toprağıdır. Tarih boyunca Türkistan adı ile bir devlet veya hanlık kurulmamış olmasına rağmen, Orta Asya’nın büyük bölümünü oluşturan söz konusu alan, eski çağlardan beri Türklerin yerleşim merkezi olduğu için Türkistan olarak adlandırılmıştır. Özellikle de araştırmacılar tarafından tarihin ilk medeniyet merkezlerinden biri
    olduğu belirtilen Doğu Türkistan, jeo-stratejik konumu itibariyle Batı ve Doğu kültürlerinin kaynaştığı bir alan olmuştur.

    Tarih boyunca büyük imparatorluklara ev sahipliği yapan bu topraklar, Halife Abdülmelik Mervan döneminde Türklerin kendi rızaları ile İslam’ı kabul edişinden sonra İslam aleminin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Özellikle Hakan Satuk Buğra’nın İslam’ı kabul etmesinin ardından 751–1216 yılları arasındaki dönem Doğu Türkistan’ın altın devri olarak bilinir.

    Medreseleri ve öğretim kurumları ile ünlenen Türkistan, bu dönem boyunca dünyanın dört bir yanından gelen öğrencileri misafir etmiş, tarihe yön veren devlet ve bilim adamları yetiştirmiştir. Bu bölgeden dünyanın dört bir yanına göç eden Türkler ise İslam’ı dünyanın çeşitli ülkelerine taşımışlardır.

    Bu topraklarda doğan Karahanlılar, Gazneliler, Harzemşahlar, Selçuklular, Saidiler İslam’ın bayrağı altında devlet kurup, Türk-İslam uygarlığının en güzel örneklerini vermiş ve insanlığa büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Mahmut Gaznevi, Abdülkerim Satuk Buğra, Timur, Selçuk Bey, Babürşah, Melikşah gibi büyük devlet adamları da bu topraklarda yetişen değerli isimlerdendir.

    İmam Buhari, İmam Tirmizi, İbn-i Sina, Ebunasril Farabi, Fergani, Zimahşeri, Sekkaki gibi eserleri ile İslam kütüphanelerini zenginleştiren, dünya bilim adamlarına yol gösteren bilginler de bu toprakların evlatlarıdır.

    Ayrıca Divan-ı Lügat-it Türk’ün yazarı Kaşgarlı Mahmud, Kutadgu Bilig’in yazarı Yusuf Has Hacib, Atebet’ül Hakayık adlı dev eserin sahibi Ahmed Yüknek gibi dünya tarihine kültür hazineleri ile yazılan isimler de Türk-İslam uygarlığının beşiği olan bu topraklarda yaşamıştır. Bu Doğu Türkistanlı alimler Doğu Türkistan’ın İslam ve Türk dünyası için taşıdığı değeri ortaya koyması açısından büyük önem taşır.”

  • Ermeni Soykırım Lobisi Fransa’da Bir Kez Daha Tökezledi

    Ermeni Soykırım Lobisi Fransa’da Bir Kez Daha Tökezledi

    Fransa, 1915 olaylarının soykırım olduğunu tanıma kararını 2001 yılında almıştı. Ermeni lobisi, İsviçre’de olduğu gibi bu ülkede de Ermeni soykırım iddialarını reddetmeyi suç sayan bir yasa çıkarılması için harekete geçti. Buna göre 1915 Tehciri’nin soykırım olmadığını söylemenin cezası bir yıl hapis, 45.000 Euro para cezası olarak belirlendi. Tarihçiler veya bilim insanlarının bundan muaf tutulması önerisi dahi reddedildi. Fransa Anayasa’sına göre belirli sayıda milletvekili ve senatörün yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne (Konseyi’ne) başvuru hakkı var. Yasa tasarısına karşı, Türkiye’dekinin aksine cumhurbaşkanı tarafından onaylanmadan Parlamento’dan 65, Sanato’dan 77 üyenin imzasıyla iptal başvurusunda bulunuldu. Mahkeme, Ocak 2012’de itiraz gerekçelerini haklı bularak tasarının iptali yönündeki başvuruyu haklı buldu.

    İptal kararının arkasındaki temel gerekçe hukukun saygınlığı ile fikir ve ifade özgürlüğüdür. Tarihi gerçeklerin, ilgili ülke arşivlerindeki belgelerin ve soykırımla ilgili uluslararası hukuk düzenlemelerinin de Türkiye’nin lehine olması işleri kolaylaştırmaktadır. Buna karşın batıdaki İslamofobi veya Hıristiyan toplumunun bilinçaltındaki “Türkler Geliyor” korkusu, soykırımcı lobi açısından suistimal edilmeye son derece müsaittir. Ancak, Ortaçağ’dan kalan bu bilinçaltı problemlerini çağdaş diplomasi ve bilim yöntemleriyle aşmak çok daha kolay olduğu halde bu konuda akademik ve diplomatik kurumlar ile diğer ilgili kuruluş ve kadrolar görevlerini yeterince yerine getirememektedirler.

    Ermeni lobisi, 2012’de yaşanan Anayasa Mahkemesi “kazasına” karşı yeni bir strateji uygulamıştır. 2016 başında Anayasa Konseyi’nin Yahudi Soykırımı ile ilgili kararı, Ermeni lobisini cesaretlendirmiştir. Yürürlükte olan Gaysot Yasasının (Yahudi soykırımını inkârı cezalandırmayı düzenler) iptali için bir Fransız vatandaşı, Konseye başvurdu. Bu aşamada Türk dernekleri 2001’de kabul edilen “1915 olaylarının soykırım olduğunu tanıma yasası”nın iptali, Ermeni vatandaşlar ise “Ermeni soykırım iddialarını inkâr edenin de cazalandırılması gerektiği” talebiyle davaya taraf oldular. Konsey, Yahudi Soykırımı ile 1915 Tehcirinin hukuki bakımdan bütünüyle farklı olduğunu belirterek Ermenilerin talebini reddetti. 2001 kararının iptalini isteyen Türk kuruluşların talebi de kabul edilmedi.

    En azından Türk kuruluşlarının da talebinin reddinden hareketle 2016 sonunda Eşitlik ve Vatandaşlık Kanunu’na ufak bir ekleme yapmak üzere Ermeni lobisi yeni bir tasarı hazırladı. “Savaş, soykırım ve insanlık suçlarının inkârı ve sıradanlaştırılması” konusundaki cezanın kapsamının genişletilmesi yönündeki tasarı parlamentodan geçti. Bu tasarıda Ermeni soykırım iddiaları zikredilmemekte, ancak 2001’de kabul edilen yasadan hareketle Ermeni lobisi hedefe ulaşmayı beklemektedir. Buna göre Ermeni soykırım iddialarını inkâr, nefret suçları kapsamına alınarak bir yıla kadar hapis ve 40.000 Eura’ya kadar para cezası öngörülmektedir. Tasarı yasalaşmadan Türk dernekleri, yetkin bir Fransız hukukçu ile Konsey’e başvurdu. Konsey, böyle bir başvuruyu kabul etmeme yetkisine sahip olduğu halde gerekçeleri ciddiye aldı ve tasarıyı 26 Ocak 2017’de iptal etti. Bu süreçte Türk derneklerini, hassasiyet ve başarısından dolayı tebrik ediyoruz. Böylece “bizim yapacağımız birşey yok” tembelliğine ve ihanetine karşı, başta diplomasi ve akademi camiası olmak üzere herkesin karşı çıkması gerektiği yeniden anlaşılmış oldu.

    Fransa Anayasa Konseyi’nin kararını açıkladığı gün Danimarka Parlamentosu Ermeni yalanlarını tanımayı reddetmiştir. Bunda Türk kuruluşlar yanında önemli ölçüde diplomatik gayretlerin etkisi vardır. Parlamento’da 1915 olaylarının trajik ve üzücü olduğunu belirten öneri yasalaşırken Türkiye’yi soykırım ile suçlayan tasarı gündemden düştü. Bu arada tarihi belgelerin tarihçilere açılması ve anlaşmazlığın diyalog yoluyla çözülmesi önerildi.

    Danimarka Dışişleri Bakanı Anders Samuelsen’in beyanatı ise Türkiye’nin önerisiyle birebir örtüşmektedir. Bakan, daha önceki hükümetlerin de 1915’de yaşananları soykırım olarak tanımadığını belirtmiş ve hükümetin tarihi bir konuda otorite olamayacağını, parlamentonun da bu tür işlere kalkışmaması gerektiğini söylemiştir. Belirtmek gerekir ki Türkiye’nin başından beri temel politikası, bu konuda parlamentoların karar alamayacağı, konunun tarihçilerin, bilim adamlarının gündeminde olması gerektiği, ilgili ülke arşivlerinin ortak komisyonu tarafından incelenerek sonuca varılması gerektiği yönündedir.
    Soykırım yalanları üzerinden ulusal kimlik kurma hevesi ile hareket eden Ermeni lobisinin bundan sonra da boş durmayacağını hatırlatmak isteriz. Nitekim Fransa Anayasa Komisyonu kararını öfkeyle karşılayan Ermeni kuruluşlar bu niyetlerini izhar etmişlerdir.

    Ancak Türkiye’de, bir dönem Haçlı dayanışması kaygısıyla ümit kesilmesine karşın (en azından belirli bir kesim tarafından) kifayetsiz de olsa araştırmalar, yayınlar, sivil toplum kuruluşlarının bilinçlenerek gerçeklere sahip çıkması, nihayet diplomatik alandaki hareketlilik ile son derece önemli başarılara imza atılmıştır. Daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Birliği Adalet Divanı kararları ile yargısal alanda dönüm noktası yaşanmış, Ermeni soykırım iddialarının hukuki temeli çökmüştür. Danimarka ve Anayasa Konseyi’nin dur demesiyle dolaylı da olsa Fransa örneğinde, en “güvenilir” parlamentolarda da Ermeni lobisinin yapabileceği şeyler azalmıştır. Bununla beraber siyaset zemininin doğası gereği daha fazla yayın, propaganda, kulis yoluyla soykırımcı çevrelerin boş durmayacağı kesindir. Buna karşın Türkiye’de öncelikle diplomatik kadroların ve daha sonra diğer ülkelerdeki sivil toplum kuruluşlarının, bugüne kadar elde edilen başarılardan, özellikle Türkiye’nin görüşlerini paylaşan mahkeme kararlarından, hükümet yetkilileri beyanatlarından ve diğer hukukçuların görüşlerinden haberdar edilmesi, bu konuda çantalar dolusu evrak, kitap, dosya ve diğer malzemenin ilgili birimlere ve görevlilere ulaştırılması son derece önemlidir.

    Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya
    [email protected]
    Öncevatan, 30 Ocak 2017