Blog

  • Kenan Evren, Tayyip Erdoğan ve Kişiye Özel Anayasa

    Kenan Evren, Tayyip Erdoğan ve Kişiye Özel Anayasa

    scelik44)

    1982 Anayasası Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı olacağı varsayılarak yapıldı. Sanki ondan sonrası olmayacakmış gibi, her şey Kenan Evren’e göre düzenlendi ve Cumhurbaşkanına, Atatürk dönemi dahil, o zamana kadar Cumhurbaşkanlarına verilmemiş birçok yetki verildi. Örneğin, Genelkurmay Başkanını, rektörleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcıvekilini; Devlet Denetleme Kurulu, Yükseköğretim Kurulu, Anayasa Mahkemesi, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri ile Danıştay üyelerinin dörtte birini atamak gibi…

    Diğer yandan aynı anayasaya göre, bu kadar çok yetkisi olan Cumhurbaşkanı sorumsuzdur; sadece TBMM üye tam sayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla, vatana ihanetten Yüce Divan’da yargılanabilir.

    1982 Anayasası hazırlanırken tek kişiye, özellikle hiçbir sorumluluğu olmayan bir kişiye bu kadar çok yetki verilmesinin doğru olmadığını savunanlar oldu. Bunlar hemen “yoksa Kenan Evren’e karşı mısın?” denilerek susturuldular. O dönemde “Kenan Evren’e karşı olmak” büyük suçlamaydı ve Rahmetli Kamer Genç gibi bir iki cesur yürekli yurtseverin dışında, bu suçlamaya göğüs gerecek babayiğit pek çıkmadı.

    Oysa söz konusu olan Kenan Evren de değildi. Kenan Evren Cumhurbaşkanı seçilse bile 7 yıl görev yapacak ve ondan sonra bir daha seçilemeyecekti. Ancak Kenan Evren dahil, anayasayı yapanlar 7 yıl sonrasını göremeyecek kadar öngörüden/ uzak görüşten yoksun kişiler oldukları için 7 yıl sonrasını düşünemediler.

    Kenan Evren’den sonra gelen Turgut Özal ve Süleyman Demirel, seslerini çıkarmadan, bu yetkileri kullandılar. Hatta Turgut Özal, (neden gerek gördü, bilinmez!) Türk Ceza Yasasından “vatana ihanet” suçunu da kaldırdı. Böylece Cumhurbaşkanları tümden sorumsuz oldu.

    Hukukun üstünlüğüne inanmış bir hukukçu olan Ahmet Necdet Sezer, Cumhurbaşkanı seçildiği gün, Meclis’te yaptığı teşekkür konuşmasında “Anayasa’da cumhurbaşkanına verilmiş olan yetkilerin demokratik ilkelere aykırı olduğunu ve bunun düzeltilmesini” istedi. Ama sözleri havada kaldı, kimse bu konuda tek bir adım atmadı.

    Ardından gelen Abdullah Gül, bu yetkileri tepe tepe kullandı.

    Tayyip Erdoğan ise “bu yetkiler bana yetmez” dedi ve tüm yürütme erkini üstlendi. “Anayasayı çiğniyorsun” diyenlere, “Anayasa’yı bana uydurun” dedi. Bunun üzerine, Devlet Bahçeli’nin “baş üstüne” demesiyle gerekli değişiklik yapıldı.

    Ancak değişiklik bu kez de Tayyip Erdoğan’a göre yapıldı. Yani bu kez de 12 sene sonrasını öngöremeyen bir değişiklik yapıldı (2019’dan sonraki iki seçimi de Erdoğan’ın kazanacağını varsaysak 5+5=10 yıl, 2 yıl da şimdi var, toplam 12 yıl).

    Değişikliğe “evet” diyen/ diyecek efendiler, 12 yıl sonra ne olacak? Ki, Allah geçinden versin, her ölümlü gibi Erdoğan daha önce Hakkın rahmetine de kavuşabilir. Ondan sonra kim Başkan olacak, öngörebiliyor musunuz? 1982’de Kenan Evren için tasarımlanmış makama, ileride Tayyip Erdoğan’ın gelebileceği kimsenin aklına gelir miydi? Bu nedenle 12 yıl sonra (belki daha da önce) şu anda kimsenin aklına gelmeyen biri Başkan olabilir!..

    Henüz devletin anlamının bilinmediği yeni oluşmuş kabile devletçiklerinde yasalar kişiler göre yapılır. Binlerce yıllık devlet geleneği olan Türk ulusuna bu değişiklik yakışmaz. Böyle bir birikime sahip sağduyulu halkımızın referandumda “HAYIR” diyerek, bu ayıbın tarihini lekelemesine izin vermeyeceğine inanıyoruz…

  • FEYM GURUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 11 Şubat 2017 )

    FEYM GURUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 11 Şubat 2017 )

    1.. Massispost.com, Ermeni <sözde> soykırımını tanıyan Türk entelektüeller dizisinde Fatih Akın’ ı tanıtıyor. Haberin Özeti : “ Fatih Akın Türk asıllı bir ailenin çocuğu olarak 1973 yılında Hamburg’ da doğdu. Film direktörü, senaryo yazarı ve yapımcı. Akın ilk filmini 1998 yılında ‘Kısa Keskin Şok’ Filmini çevirdi….Daha sonra çeşitli filmler çevirdi ve ödüller kazandı… 2014 yılında çevirdiği ‘Kesik – The Cut’ filmi 71 inci Venedik Uluslar arası Fim Festivalindeki Altın Aslan için yarışmak üzere seçildi. Kesik’ in senaryosu Fatih Akın ve Ermeni asıllı Amerikalı Mardik Martin tarafından yazıldı…..21 Nisan 2015 günü Open Democracy ile yaptığı söyleşide Türk orijinli olmasına rağmen neden Ermeni <sözde> soykırımını konu olarak seçtiği sorusuna ; ‘…..Ermeni <sözde> soykırımı kültürümüzden ve tarihimizden ayrılamaz….Bu filmi yapmamın nedenlerinden biri insanların izleyip bilgi edinmeleri, tartışmaları ve kendi tarih ve travmaları için bir yer açmaları…”
    2. Tert.am’ de yer alan habere göre, Alexander Lapshin’ e açılan ceza davası Azerbaycan lehine Ermenistan üzerinde hayal kırıklığı yaratmış oldu….
    3. Tert.am’ de yer alan habere göre, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ nde 9 Mart’ ta Calouste Gulbenkian Vakfı konferans serileri çerçevesinde Karabağ konusunda bir panel tartışma yapılacak.
    4. Aina.org’ da, Haaretz.com’ a atfen yer alan haberin başlığı : “ Trump’ ın Suriye İkilemi : Türkiye veya Kürtler?” Oldukça uzun olan yazıdan bazı alıntılar : “ Geçen Temmuz ayında Başkanlık Kampanyasının ortasında Donald Trump kendisi ile yapılan bir söyleşide ‘ Kürtlerin büyük bir hayranı olduğunu söylemişti…Suriye’ de IŞİD’ e karşı mücadele ile ilgili olarak, Trump; ‘ ABD tarafından iki yıldır desteklenen Kürt güçlerini düşmanı olan Türklerin yanına alma ümidi olduğunu belirtmişti….‘ Kürtlerin büyük bir hayranıyım, ancak, aynı zamanda Türkiye ile çok başarılı ilişkilerimizin olacağını da düşünüyorum. Onları yan yana getirebilirsek gerçekten mükemmel olacak’ dedi…..Beyaz Saray’ daki üçüncü haftasının sonunda Trump, IŞİD ile mücadele açısından, ABD’ nin Kürtler ve Türkiye arasında bir seçim yapmak zorunda olduğunu düşünmeye başladı…. Kürt Kuvvetleri şu sıralarda Kuzey Doğu Suriye’ de 2013 yılından beri IŞİD karargahı olan Rakka’ ya, Türkiye’ nin canını sıkarak, ABD tarafından sağlanan istihbarat ve hava desteği ile ilerlemekte…. IŞİD’ le mücadelede eden gurubun lideri Suriye Demokratik Kuvvetleri olup YPG olarak tanımlanan Kürt gurubu ile bazı Arap ve Süryani güçleri ile ittifak halindedir.
    5. News.am’ de yer alan habere göre, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ nde , Sırbistan’ın gözlemci statüsüyle Kolektif Operatif Müdahale Gücünde yer alması tartışılıyor….
    Rusya Gn. Sekreter Vekili Valeri Semerikov, Sırbistan Savunma Bakanı Zoran Djordjević’le, güvenlik alanında işbirliği konularını değerlendirdi ve kendisine Sırbistan’a gözlemci statüsüyle Kolektif Operatif Müdahale Gücü bünyesinde ortak tatbikatlara katılım olanağının görüşüldüğü bilgisini verdi.
    6. News.am’ de ve Armenpress’ te yer alan habere göre; Başbakan Karen Karpetyan, Ermeni-Rus Hükümetler arası Ekonomik İşbirliği Komisyonu Rus eşbaşkanı Maxim Sokolov’u kabul etti Maxim Sokolov’la Ermeni-Rus ilişkilerini değerlendirdi…… RF Ulaştırma Bakanı,; Sokolov Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyesi ülkeler Ulaştırma Bakanları 6ncı İstişare Toplantısına katılım amacıyla Erivan’da bulunmakta……Taraflar Ermeni-Rus ilişkilerinin önümüzdeki süreçte gelişimi ve Ermenistan Başbakanının Rusya’ya resmi ziyareti çerçevesinde sağlanan mutabakatların icrasına ilişkin meseleleri değerlendirdiler.
    7. Ermeni Radyosu web sitesinde yer alan haber başlığı : “ Avrupa Ombudsman Enstitüsü Lapshin’ in tutuklanmasını ve sınır dışı edilmesini kınadı.” Haberde Lapshin’ in işkence ve insanlık dışı işleme tabi tutulacağından endişe ediliyor. Daha önceki mesajlarımızda, Rus Musevisi olan Alexander Lapshin’ in Dağlık Karabağ’ daki gezisi sırasında çektiği resimleri blogunda yayımladığını, bu nedenle de Azerbaycan’ ın tepkisini çektiğini ve Lapshin’ in kendilerine verilmesini Ukrayna’ dan talep ettiğini bildirmiştik….
    8. Ermeni Radyosu web sitesinde yer alan haber başlığı : “ Türkiye Erdoğan’ ın güçlerini genişletmek üzere 16 Nisan’ ı belirledi.” Haberde, referandum konusunda bilgi veriliyor.
    9. Armenpress’ te ve Armenianweekly.com’ da yer alan habere göre, California Üniversitesi öğrencileri ABD ve Kanada Üniversitelerinde 9 Şubat’ ta uygulanan “Soykırım Lekesi” adı altındaki yıllık sessiz protestoyu kendi bölgesinde düzenledi.
    10. Armenpress’ te BBC’ ye atfen yer alan haberin başlığı : “ BBC, Mkhitaryan’ ın dünya çapında en meşhur Ermeniler arasında olduğunu bildiriyor.” Henrikh Mkhitaryan, Ermeni medyasında çok sık yer alıyor. Manchester United ‘ da futbol oynuyor, Ermenistan futbol takımının kaptanı…
    http://www.armenpress.am/eng/news/878330/he-is-among-most-famous-armenians-worldwide-–-bbc-refers-to-mkhitaryan.html
    11. Asbarez.com’ da yer alan haberin başlığı : “ Pence, Türk Başbakanı’ na Türkiye – ABD ilişkilerinde yeni gün’ dedi.” Haberin Özeti : “ 9 Şubat günü ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence Başbakan Binali Yıldırım’ la yaptığı telefon görüşmesinde CIA Başkanı’ nın görevi devraldıktan sonra ilk deniz aşırı ziyaretinin bir bölümünde Ankara’ da görüşmeler yaptığını, bunun ABD ve Türkiye için yeni bir gün olduğunu söyledi. Pence ve Yıldırım iki ülke arasındaki işbirliğinin ülkeler arasındaki ittifak ve dostluk , özellikle askeri, güvenlik ve karşı – terör dikkate alınarak geliştirilmesini kararlaştırdılar….Yıldırım, bir kere daha Fethullah Gülen’ in teslim edilmesini istedi…”
  • Her şey iktidarın elindeyken neden bu kadar korkuyor?

    Her şey iktidarın elindeyken neden bu kadar korkuyor?

    Eğitim Sen Ankara Şubesi’nin, 72 akademisyenin ihraç edildiği Ankara Üniversitesi’nde “Büyük Buluşma” çağrısına “hocama dokunma” demek için birçok akademisyen katıldı.

    Gerçek Gündem.com olayları hem resimlemiş hem de ufak bir video koymuş.

    Ankara Üniversitesi Cebeci Kampusu’nda yapılanları görünce inanın gözyaşlarımı tutamadım.

    Okula girmek isteyenler polis engeline takıldı.

    Önce akademisyenlerin okula girişine izin verilmedi.

    Alınan emir gereği polis çok sert davrandı.

    Neler mi oldu?

    Olanlar resmen bir fecaatti.

    Hocalar, kapıdan yola kadar sürüklenerek engellendi.

    Cüppeler yerlerdeydi.

    Ve akademisyenlere destek için oraya giden CHP li milletvekillerini de tartakladılar ne var ki milletvekilleri polis bariyerini devirerek içeri girdiler.

    Polis köpekleri bir yandan, gazlar bir yandan ve plastik mermiler bir yandan…

    Sanırsınız ki teröristlerle mücadele ediyorlar.

    Bu kadar acımasızca müdahale olamaz ya…

    Bir adamı iki polis yerlerde sürüklediler sonra üçüncü,dördüncü polisin de onlara katıldığı görüldü..

    Hani kurbanlık koyun kesilmemek için çırpınır ya işte öylesine adamcağız  yerde çırpınıp duruyordu.

    Bedenine iki polis dizlerini dayamış bastırıyorlardı.

    Bir yandan da ellerini kollarını tutuyorlardı.

    Adamın canı yanıyordu ki feryat ediyordu.

    Öylesine üzüldüm ki anlatamam…

    Yahu adamı zaten yere yapıştırmışsınız daha ne uğraşıyorsunuz?

    Kaldırın yerden, kelepçe mi takacaksınız, araca mı götüreceksiniz ne yapacaksanız yapın.

    Neredeyse üzerine çıkıp tepinecekler…

    Bu görüntü Türk polisine hiç yakışmadı.

    ***

    Dünyanın demokratik tüm ülkelerinde toplumun tüm kesimleri başta bireysel hak ve özgürlükleri adına kitlesel eylemlere başvurabilirler.

    Bu demokratik hakkını kullanmak demektir.

    Hangi görüşte olursa olsun yurttaşların istediklerini söylemeleri ve taleplerini kitlesel olarak iletmeleri demokrasinin gereğidir.

    Dünkü olayda gördük ki bu ülkede demokrasi diye bir şey kalmamış.

    Korkarım ki bu daha başlangıçtır.

    Böyle düşünmeliyiz…

    Devlet elbette halkın huzuru için önlem alacaktır ama masum bir protesto gösterisinde polisi halkın üzerine teröriste müdahale eder gibi saldırtmamalıdır.

    Antidemokratik olan bu durumlarda halk hem hükümetten uzaklaşır hem de istikrar bozulur.

    Devletin başbakanı  “hayır” diyenleri terörist ilan edince polisi suçlamamak gerek tabi ki…

    Onlar emir kulları ama vur deyince de öldürmemelidirler.

    ***

    Gelelim bir başka konuya.

    MHP de genel başkan adayı olan, delegelerin tümünün desteklediği, bundan ötürü Devlet Bahçeli tarafından, “iktidarın katkıları ile” partiden atılan Meral Akşener’e.

    Referandum için “hayır “çalışmalarına Çanakkale’de bir otelde yasal olarak izin alınmış toplantıda konuşamasın diye elektrikler kesilerek engellemeye çalışıldı.

    Türkiye olarak bunu gördük.

    Meral hanımı yıldıramadılar ama.

    O megafon ile kendisini destekleyenlere zor şartlar altında olsa da yine seslenmesini bildi.

    Helal olsun…

    Şimdi iktidardan hiç kimse elektrik kesiminden haberimiz yok masalları anlatmasın bize.

    Veya benim külahıma anlatsınlar.

    AKP böyle engelledikçe, KHK’meler ile birçok insanı anlamadan dinlemeden işinden gücünden atarsa bu durum ileride aleyhine dönebilir.

    Erdoğan şimdi “Bu sistem var ya, bizim bileklerimizde prangaydı” diyor.

    Oysa cumhuriyet halkın egemenliğine dayanan bir halk rejimidir.

    AKP çok partili sistem yerine tek adamlı rejime gitmek istiyor.

    Her şey bir adamın iki dudağı arasında olacak.

    Ve bu tek adam ne isterse yapacak.

    İşte esas  o zaman özgürlükçülerin hem ayaklarına hem de bedenlerine pranga takılacaktır.

    Bunu aklı başında, her aklı başında AKP li de düşünmelidir.

    Kim tek adama kul olmak ister?

    Kim özgürlüğüne pranga vurulsun ister?

    Anlaşılan elindeki tüm imkânlara rağmen AKP yasaklar getiriyorsa demek ki kendisine güvenmiyor ve halktan korkuyor.

    Ben böyle anlıyorum…

    Tünay Süer

    11 Şubat 2017

  • BAŞKAN TRUMP’IN ÜÇ HAFTASI VE TÜRKİYE

    BAŞKAN TRUMP’IN ÜÇ HAFTASI VE TÜRKİYE

    Başkan D.Trump görevinin ilk günlerinde ABD Anayasası’nın koruduğu basını hedefledi, yönetimin üç eşitinden yargıya saldırdı,Kongre’de konuşmaları sınırlayan bir düzenlemeyi destekledi.
    Bunlar Başkan D.Trump’ın demokrasinin en temel biçimlerinden kopuşunun belirtisi olarak algılandı.
     
    *
    Öte yandan D.Trump, 11 Eylül saldırılarına ilişkin resmi yoruma hep karşı çıktı.
    Çelik iskeletinden dolayı Boeing uçaklarının kuleleri aşmasının olanaksız olduğunu söyledi. 
    Ortada bilinmeyen başka etkenlerin olması gerektiği sonucunu çıkardı.
    Başkanlığının ABD halkının 16 yıldır elinden alınan iktidarının devredilmesi olduğuna işaret etmeye devam ediyor… 
     
    *
    Ama Trump yönetiminin, ABD egemenleri diktatörlüğünün en zalim biçimdeki ifadesi olduğu gerçeğinin üstü örtülmüyor.
    Onun milyarderlerle ve generallerle doldurulmuş olan yönetimi büyük bir savaş hazırlığı içinde orduyu büyük ölçüde genişletmeye kararlıdır.
    Bu sağlık hizmetlerinde kapsamlı kesintileri, kamu eğitiminin imhasını ve şirket kârları üzerindeki tüm sınırlamaların kaldırılması anlamına geliyor.
    Elbette bu politikayı uygulamak  en temel demokratik biçimlerin bir yana bırakılmasını gerektiriyor…
     
    *
    Bunların hiçbirine Demokratik Parti’den bir karşı çıkış olmuyor.
    Demokratlar, Trump’ın çeşitli bakanlık görevlerine aşırı sağcıları ataması konusunda da sessizdir.
    Atamaların gerçekleşmesini engellemek adına hiçbir şey yapılmıyor.
     
    *
    Oysa dünyanın gözü önünde ABD egemenlerinin arasında önemli siyasi bölünmeler oluşuyor. 
    Ama uluslararası güce sahip egemenlerin çıkarları, onların dış politika konuları üzerine yoğunlaşmasına yol açıyor.
    Demokrat egemenler, Trump’la birlikte  ABD ordu-istihbarat aygıtının saldırgan Rusya ve Çin karşıtı politikadan uzaklaşacağı kaygısını taşıyor. 
     
    *
    İnatla Rusya şeytanlaştırılıyor ve Trump’ı Rusya Devlet Başkanı V.Putin’e fazlasıyla yakın olmakla suçlamaya yönelik Bayan H.Clinton’dan miras bir kampanya sürdürülüyor.
    Doğrusu, Trump ise Rusya ve Çin’i ezmeye kalkışmak yerine onlarla bir ortaklığa gidilmesini daha doğru buluyor.
    Başkan Trump’a yönelik saldırıların ana konusunu bu çerçeve belirliyor…
     
    *
    H.Clinton mirası kampanya, üç haftalık Trump yönetimi ile Avrupa Birliği arasında ticari ve askeri politika üzerine çatışmalara yol açıyor.
    Avrupa görülmemiş bir krize yürürken, ABD’nin de Avrupa’daki siyasi otoritesi paramparça olmaktadır.
    Trump’a yönelik muhalefet şovenizme ve savaşa yönelik düşmanlığı ifade ederken;
    Avrupa Washington ile çatışma hazırlığı içinde ordu ve polis güçlerini sağlamlaştırıyor…
     
    *
    Nitekim ABD demokrat egemenlerinin kampanyası kendini Ukrayna’da gösteriyor.
    2014’te ABD ve Almanya destekli bir darbeyle Ukrayna’da aşırı sağcı ve şiddetli Rusya karşıtı bir yönetimin iktidara gelmesi,
    Donbass bölgesindeki isyancıların Ukrayna hükümetinden bağımsızlık istemesinden bu yana çatışmalarda yaklaşık 10 bin insan öldürülmüştür.
     
    *
    ABD ve müttefikleri Rusya’yı doğudaki ayaklanmayı kışkırtmak ve askeri olarak desteklemekle suçlamış,
    Doğu Ukrayna’daki durum ve Kırım’ın Rusya ile birleşmesi, hem ABD hem de AB  yaptırımlarının gerekçesi olarak değerlendirilmiştir.
     
    *
    Şubat 2015′ ten itibaren ABD, BM, AB ve NATO’nun Minsk anlaşması şartları doğrultusunda ateşkes uygulanıyor.
    Ama işte, Ukrayna silahlı kuvvetleri ve müttefik milisler Donetsk bölgesindeki Rusya yanlısı ayrılıkçı güçlerle çatışıyor.
    Doğu Ukrayna’da yeniden başlayan çatışmalarda her iki tarafta ağır kayıplar vermiştir.
    Eş zamanlı olarak H.Clinton’ın öngördüğü Ortadoğu’da Suriyeli Kürtlere de zırhlı araçlar teslim edilmiş bulunuyor.
     
    Ukraynalı askerlerin saldırıya geçmesinde ABD’nin mevcut yönetiminin değil;
    Ama Rusya-ABD ilişkilerini germek, uygulanan yaptırımların devamını sağlamak ve ileride varılabilecek bir anlaşmayı bozmak isteyen Demokratların parmağı olduğu kabul ediliyor.
    Ukraynalıların değişim sürecinin acısız geçmesini  ummaktan başka bir seçeneği bulunmuyor.
    O yüzden mevcut yönetimin değişmesinin kaçınılmaz olduğunda birleşiliyor. 
     
    *
    ABD’li Demokrat egemenler ise ana akım medyasına gaz veriyor. 
    Putin’in “ne kadar ileriye gidebileceğini” ölçmenin gereğini,çünkü ABD’nin tepki vermemesi durumunda Rusya2nın “Moldova’da gücünü göstermek” isteyeceği iddia ediliyor…
    Bu noktada Başkan D.Trump’ın Ukrayna anlaşmazlığını çözümlemek için Devlet Başkanı P.Poroşenko’yu alaşağı etmenin bir yolunu aradığı bilgileri geliyor.
     
    *
    Üstelik Başkan Trump, Çin’e karşı tasarlanan Trans-Pasifik Anlaşması’ndan ABD’nin imzasını geri çekmiştir.
    Ama süren tartışmalar Washington’un Asya Altyapı Yatırım Bankası’na olası kabulü konusu üzerinde yoğunlaşıyor.
    Trump ayrıca ABD’nin “Tek Çin” politikasına bağlı kalacağını da bildiriyor…
     
    *
    Hay Allah! Bütün bunlar ABD Başkanı D.Trump’ın, Çin’e köstek olmak yerine onunla işbirliği yapmayı kabul edeceğini gösteriyor.
    Buysa ABD’nin “İpek Yolu” nun inşa sürecine katılması, bu paralelde Donbass ve Suriye savaşlarını gereksiz olacağı anlamına geliyor.
     
    *
    Öte yanda Trump yönetimi İsrail’in gelecekte HAMAS’la, sonra İran’la doğrudan bir savaş yaşayabileceği olasılığını da dikkate alıyor.
    İran’a karşı savaş kışkırtıcılığını ise;
    İsrail-Filistin Sorunu’nun yürüyen “Arap Çözümü” stratejisi doğrultusunda,
    İsrail’in ivmelediği ve Arap Ligi himayesinde NATO uzantısı olarak oluşturulan ortak Arap Savunma Ordusunun,
    Terörle mücadeleye yönelik Sünni Müslüman ülkeler arasında oluşturulan savunma paktı benzeri  koalisyonun,Ortadoğu’daki güç merkezinin Suudi Arabistan ve İran arasında dağıtımını pekiştirmek adına yapıyor…
     
    *
    Doğrusu Başkan Trump, ABD egemenleri diktatörlüğü karakterinin en zalim biçimdeki ifadesidir ama şu günde;
    ABD egemenlerin arasında önemli siyasi bölünmeler yaşanırken, dünya medyası söz dalaşındayken, sokak gösterileri ve politikacıların tartışmalar sürerken;
    O bütün bunların gerisinde hedefini korumayı sürdürüyor.
     
    *
    En büyük engeli ise  Rusya ve  ABD diplomatlarının bir mekanizma kapsamında temaslarını kesintisiz yürüttüğü Suriye İç Savaşının siyasi çözümüne ilişkin,
    Dünyanın bir kez daha böyle bir katliam, saldırı ve yağma ile karşılaşmaması için savaş suçları işleyenlerin paylarını üstlenmeleri, suçların esaslı bir biçimde kategorize edilmesi, bu sistematik hukukun BM’de yeni bir dünya statüsüne yol açmasının zamanına yaklaşılırken;
    Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta bulundurduğu silahlı kuvvetleridir.
    Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı birlikler her iki coğrafyadas Irak ve Suriye askeri birlikleri ile karşı karşıyadır.
     
    *
    Bu yüzden BM Genel Sekreterinden CIA Başkanı’na, Almanya Başbakanı’ndan Britanya Başbakanı’na ve Genelkurmay Başkanı’na kadar birçok kişi ardarda Türkiye’yi ziyaret ediyor. 
    Kendisi için bir hukuk terazisinin hazırlandığının bilincinde olan İslamcı Cihatçılığın Siyasi ideolojisinin ve Türkiye’nin lideri ise “Ben ne yaptımsa ABD için yaptım. Onlara kandım” mı diyor?
    Yoksa “bir canlı bomba kararlılığında” mıdır?
    Bilinmiyor…
     
    *
    Bunun çok yakın bir zamanda görüleceği çok açıktır….
     
    12.2.2017 
  • “Türk Milli Davası Kıbrıs unutturuluyor…”

    “Türk Milli Davası Kıbrıs unutturuluyor…”

    “Dr.Fazıl Küçük etrafında bir çekirdek kadro oluşmuştu. Bu kadronun içinde 24 yaşlarında genç bir avukat vardı. Adı da Rauf Denktaş. Rumlar Enosis yolunda faaliyet göstermeleri üzerine, Türk halkı da direnişe geçti. 28 Kasım 1948 günü Kıbrıs’ta Selimiye camii avlusunda 10 bin üzerinde Kıbrıslı Türk toplandı. O toplantıda Türk halkına teşkilat adına Rauf Denktaş hitap etmişti. Çok heyecanlı bir konuşma yaptı. Sözlerini de aman Kıbrıs Girit olmasın diye bitirdi. İşte bu ses Torosları aşarak Türkiye’ye ulaştı. Bu ses başta Sedat Simavi’nin başında olduğu Hürriyet Gazetesi başta tüm basında yer buldu. Böylelikle Kıbrıs konusu Milli Dava olarak kabul edildi.”

    Yukarıdaki sözler Emekli Büyükelçi Naci Akıncı’ya ait.
    Kıbrıs konusunun ele alındığı Heredot 3.Yaş Akademisi ve BESİAD işbirliği ile düzenlenen Günbatımı söyleşilerinin bu bölümünde “Kıbrıs’ta Çözüm mü?” konferansı düzenlendi. Konuşmacı olarak etkinliğe katılan Emekli Büyükelçi Naci Akın, özellikle Türk Milli davası Kıbrıs’ın unutturulmaya çalıştığının altını çizdi.

    Bodrum’da düzenlenen Günbatımı söyleşileri çok başarılı geçiyor. Hamdi Topçuoğlu’nun koordinatörlüğünde çok önemli konuların gündeme getirildiği bu toplantılarda yol gösterici mesajların verilmek istenildiğini de görüyoruz. Topçuoğlu hocamıza ve emeği geçenlere öncelikle teşekkür etmek istiyoruz.

    Şimdi konumuza geçelim:
    Kıbrıs, bugünlerde en çok konuşulan konular arasında yer alıyor. İki toplum liderinin kalıcı bir çözüm bulmak için yaptıkları çalışmalarda bugüne kadar bir sonuç alınamadı. Rumların olumsuzlukları, AB’nin ve Yunanistan’ın Kıbrıs Türklerini yok sayan istekleri karşısında beklenen sonucun ortaya çıkmayacağı da görülüyor.
    İşte, bu önemli konu Bodrum’da Günbatımı söyleşilerinde masaya yatırıldı. Emekli Büyükelçi Naci Akıncı, Türk Sanat musikisinin önemli isimleri Prof.Dr.Nevzat Atlığ ve Sadun Aksüt, 1974 Kıbrıs Barış Harekatına katılan gazilerinden Emekli General İhsan Beriş ve yaklaşık 50 kişi katıldığı etkinliğe Bodrumlular da büyük ilgi gösterdi.

    Dışişleri Bakanlığındaki görevine Kıbrıs-Yunanistan Dairesi’nde başlayan ve görev süresi boyunca Kıbrıs konusunda çalışan, aynı zamanda Kıbrıs konusunda en önemli uzmanlardan biri olarak gösterilen Emekli Büyükelçi Tugay Uluçevik, 1967 yılında Dışişleri Bakanlığında göreve başladığını anlatarak “Milli Kıbrıs Davamızın bütün aşamalarına sayın Denktaş’la beraber tanıklık ettim. 15 seneye yakın sayın Denktaş’la New York’da müzakereleri yürüttük” diyerek konuşmasına başladı. Kendisini dinleyelim:.

    “Dikkat edecek olursanız Kıbrıs davamız gazetelerde yer almıyor. Kıbrıs davası bizim kuşağımızda daha heyecanlıydı. Hepimiz sahipleniyorduk. Ancak, şimdiki kuşağın Kıbrıs davasını önemsediğini, bu konuda heyecanlandığını görmüyoruz. Bu durum da hali ile bizleri üzüyor. Türkiye’nin Milli Davası Kıbrıs, son 16 yıldır unutulmuş ve unutturulmaya çalışılmaktadır. Kıbrıs davası dünyada çözüme kavuşturulmamış 3 konudan bir tanesidir. Biz, yavru vatanda yaşayan soydaşlarımızın eşit şartlarda, insanca yaşaması gerektiği savunuyoruz. Dünya durdukça vaz geçemeyeceğimiz Kıbrıs konusunda adil çözüm bulunmazsa adaya barışın gelmesi de mümkün olmayacaktır. Kıbrıs davası Türkiye’nin en önemli davasıdır. Gençlerimizi bilinçlendirmek, davamızı daha iyi anlatmak zorundayız. Bunda medyanın da rolü olmalıdır. Bu heyecanı millet olarak yaşarsak mücadelemiz daha rahat hedefine ulaşır. “

    Biraz da derneğin çalışmaları ile ilgili bilgiler aktaralım:
    Günbatımı Söyleşilerinin 4.sü Aspat Müzik Topluluğu Şefi Mustafa Köker’in piyano resitali ile başladı. Açılış konuşmasını yapan Herodot 3. Yaş Akademisi Derneği geçmiş dönem başkanı Selçuk Şahin, Günbatımı Söyleşilerinin Hamdi Topçuoğlu’nun önerisi ile başladığının bilgisini vererek, her ayın ikinci Çarşamba günü bu toplantıları sürdürmeye kararlı olduklarını kaydetti. Şahin konuşmasını şöyle sürdürdü “Dernekler ya da kurumlar büyüdükçe problemler artıyor. Heredot 3.Yaş Akademisi Derneği 100-150 kişilik bir dernekken hepimiz birbirimiz tanıyorduk. Şimdi 500’e yakın bir sayıya ulaştık. Bu gün katılımın alışılagelmişten daha az olması başka bir etkinlikle çakışmış olmasından kaynaklı. Ancak oldukça nitelikli bir katılım söz konusu” dedi.

    BESİAD Başkan Yardımcısı Neslihan Nazlıoğlu’da BESİAD ile ilgili kısa bir tanıtım yaparak, bu tür nitelikli etkinliklere her zaman destek vereceklerini ifade etti. Daha sonra söz alan Firdevs Şengül’de Emekli Büyükelçi Tugay Uluçevik’in biyografisini katılımcılar ile paylaştı.
    Herodot 3. Yaş Akademisi Derneği geçmiş dönem başkanı Selçuk Şahin, Günbatımı Söyleşileri’nin Hamdi Topçuoğlu’nun önerisi ile başladığının bilgisini vererek, her ayın ikinci Çarşamba günü bu toplantıları sürdürmeye kararlı olduklarını kaydetti. Şahin konuşmasını şöyle sürdürdü;
    “Dernekler ya da kurumlar büyüdükçe problemler artıyor. Heredot 3. Yaş Akademisi Derneği 100-150 kişilik bir dernekken hepimiz birbirimiz tanıyorduk. Şimdi 500’e yakın bir sayıya ulaştık. Bugün katılımın alışılagelmişten daha az olması başka bir etkinlikle çakışmış olmasından kaynaklı. Ancak oldukça nitelikli bir katılım söz konusu”

  • Bu Mücadele, Bir Var Olma Ya Da Yok Olma Mücadelesidir…

    Bu Mücadele, Bir Var Olma Ya Da Yok Olma Mücadelesidir…

    Şeriatçı ile Cumhuriyetçi arasındaki kavgada Cumhuriyetin yanındaysan,

    Atatürk ile Vahdettin seçiminde Atatürk’ün yanındaysan,

    Kubilay ile Derviş Mehmet arasındaki mücadelede Kubilay’ın yanındaysan,

    Yalan ile gerçek arasındaki kavgada gerçeğin yanındaysan,

    Vatan ile vatansız arasındaki savaşta vatanın yanındaysan,

    Cehalet ile bilim arasındaki kavgada bilimim yanındaysan,

    Demokrasi ile kölelik düzeni seçiminde demokrasinin yanındaysan,

    Kısaca aydınlıkla karanlığın mücadelesinde aydınlığın yanındaysan

    REFERANDUMDA “HAYIR” DİYECEKSİN…

    Peki, “EVET” dersen ne olur?

    Tüm okullar imam hatip olur…

    Herkesin başında türban, takke, üzerinde çarşaf olur…

    Türkiye, Malezya, Arabistan, Katar, Afganistan olur…

    Hukuk guguk olur…

    Parlamento, bakan, başbakan, milletvekili toz olur…

    Ülke eyalet eyalet ayrılır, Federatif İslam Cumhuriyeti olur…

    Devletin adı Cumhuriyet kalsa da başında padişah olur…

    Başkan, alikıran, baş kesen olur…

    BU SAVAŞ, BİR VAR OLMA YA DA YOK OLMA SAVAŞIDIR…

    Bu savaşı kazanmak içim tüm gücümüzle, hiç kimseden, hiçbir şeyden korkmadan mücadele vermeliyiz…

    Vereceğiz…

    Halkın yanında, Atatürk Cumhuriyetinin, demokratik rejimin yanında olmalıyız…

    Olacağız…

    Namık Kemaller gibi “Ne mümkün zulüm ve baskı ile özgürlüğü ortadan kaldırmak” diye haykırarak mücadele vermeliyiz…

    Verececeğiz…

    Bu mücadelede tüm üniversite akademisyenlerini, hukukçuları, sendikacıları, vatanını seven tüm yurtseverleri de yanımızda görmek istiyoruz…

    Ve asla sol gösterip sağ vurmamalıyız…

    “Erdoğan’ı tercih edersin, beni tercih edersin, Erdoğan terörle mücadele ediyor” gerekçesine sığınarak, onun laiklik, Atatürkçü Cumhuriyet düşmanı yanını gözlerden gizlememeliyiz…

    Ve “İzmir’in dağlarında yeniden çiçeklerin açacağına,

    Altın güneşin orada yine sırmalar saçacağına” tüm yüreğimizle inanarak,

    “Motorları maviliklere süreceğimiz” günlerin de çok uzak olmadığını tüm benliğimizde duyarak yürümeliyiz…

    Yürüyeceğiz…

    Yürüyeceğiz aydınlığa…

    Yürüyeceğiz kara cehaletin üzerine…

  • GÜLEN ÖRGÜTÜNÜN MİLLET ADINA EL KONAN VARLIKLARININ AKIBETİNİ BİLEN, KULLANAN VARMI?

    GÜLEN ÖRGÜTÜNÜN MİLLET ADINA EL KONAN VARLIKLARININ AKIBETİNİ BİLEN, KULLANAN VARMI?

    Darbe girişiminin ardından FETÖ’nün mal varlıklarına koyulan hükümet blokajı, örgütün ‘taşınmaz serveti’ni ortaya çıkardı. Şu ana kadar örgütün elinde, milyarlarca liralık değeri olan 62 bin 317 gayrimenkul olduğu belirlendi.

    Örgütün taşınmazlarını kaçırmak için hamle yapmasını engelleyen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da FETÖ’nün himmet paraları ile kurduğu serveti bir gecede bloke ederek örgüte ağır bir darbe vurdu. İçinde yurt, okul, üniversite ve örgüt evi de bulunan mülklerin 4 bin 548’i devletin envanterine geçirildi.

    İlgili Haber:

    ÖRGÜTÜN TÜM MAL VARLIĞININ SATIŞININ ÖNÜNE GEÇİLDİ

    Sabah’ta yer alan habere göre, Maliye Bakanlığı 6 bin 619, adli merciler ise 49 bin 228 taşınmazın örgüte ait olduğunu belirledi. FETÖ’nün bir önceki satış işlemini de mercek altına alan bakanlık yetkilileri Kayyum atanmış şirketlerin kayyum atanmadan önce devrettiği şüpheli 6 bin 470 gayrimenkulü de tespit ederek örgütün mülk kaçırmasının önüne geçti. Tespit işleminin ardından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkililerinin hummalı çalışması sonucu bloke işlemi uygulanarak örgütün tüm mal varlığına yönelik satış işlemlerinin iptali gerçekleştirildi.

    ‘RİSK BİLDİRİM VE SORGULAMA EKRANI’ OLUŞTURULDU

    Yetkililer ilk KHK’nın çıkacağı gece, sabah saatlerine kadar çalışma yaparak bloke işlemlerini tamamladı. Bir yandan kanun hükmünde kararname ile FETÖ’nün taşınmaz varlığı deşifre edilirken bir yandan da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tapu sisteminde “Risk Bildirim ve Sorgulama Ekranı” oluşturuldu. Sisteme emniyet, valilik gibi birimler tarafından teyit edilen 10 bin ‘şüpheli taşınmaz’ girişi yapıldı.

  • T.C. yeni kurulmakta olan bir devlet değildir

    T.C. yeni kurulmakta olan bir devlet değildir


    OKUYUN ve LÜTFEN DAGILIMINA YARDIMCI OLUN…

    Türkiye Cumhuriyeti bugün yeni kurulmakta olan bir devlet değildir.

    Yaklaşık yüz yıldır giderek güçlenen ve değerlenen çok köklü bir devlettir.

    Devletlerin de Anayasaların da soyağaçları vardır.

    Türkiye Cumhuriyeti’nin de kurucu iradesi, kökü, tarihi, gerçekleri ilk günkü gibi yaşıyor ve yaşayacaktır.

    Cumhuriyet’in kurucusu; bir İstiklal savaşını yöneten, 30 Kongreden sonra, halk tarafından Ankara’da tescil edilen Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

    İsminde “Türkiye” vurgusu olan biz Türklerin kurduğu son Türk devletidir.

    Millete dayalı, Milli Misak sınırlarını çizen bir Milli devlettir.

    Cumhuriyetimizin tarifi, bugün yürürlükte olan Anayasamızın ön sözünde ayrıntılı biçimde tarif edilmiştir.

    Anayasanın 176. maddesi, bu başlangıç kısmının metne dahil olduğunu açıkça ifade etmektedir. Yürürlükteki Anayasamızın 174. maddesi ile de sadece sekiz Kanun korunmamakta, başlangıç bölümündeki ilke ve İnkılâpların yorumunu “Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin laik niteliğini koruma amacı güden” yaptırımlar olarak belirlenmektedir.

    Yürürlükteki Anayasanın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerini “başlangıçta belirtilen temel ilkelere” gönderme yaparak açıklamaktadır.

    Anayasanın 4. Maddesi ise Cumhuriyet’in niteliklerinin değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğini söylüyor, yasaklıyor.

    Türkiye Cumhuriyeti’nin, temel niteliği Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurucu iktidarına dayalı hukuk düzenidir.

    Atatürk’ün belirlediği inkılâp ve ilkeleri de parlamenter rejimdir.

    Amasya tamimini yapan Atatürk’ün, savaşlar yaparken de, zaferden sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlı, saygılı ve itaatkâr olduğu gerçektir.

    Yüce Meclis’in ilk Başkanı da Atatürk’tür.

    Bizim Anayasalarımızda Atatürk bir şahıs değil, Cumhuriyet’in asli kurucu iktidarının bir belirleyici kurumu olarak yer almıştır.

    Son Anayasa değişikliği, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Cumhuriyet’in üst organı olmaktan çıkarıyor. Bir Danışma Meclisi işlevine indiriyor.

    Bu Kenan Evren modelidir.

    1980-1983 döneminde Kenan Evren’in tayin ettiği Bakanlar hiç denetime girmeden yürütmeyi üstlenmiş, beş kişi bir yandan kararnameler çıkarmış, partiler kapatmış, vetolar, yasaklar getirmiş ve kurduğu Danışma Meclisine de kısıtlı yasa ve Anayasa hazırlama görevi vermiştir.

    Bugünkü Anayasa değişikliği teşebbüsü bir Kenan Evren modelidir.

    • a) Başbakan ve Bakanlar Kurulu mülgadır.
    • b) Cumhurbaşkanı yürütmeyi belirleyeceği sekreterler eli ile alır götürür.
    • c) Güvenoyu ve güvensizlik olanağı da yoktur.
    • d) Gensoru da, soruşturma da askıya alınmıştır.
    • e) Cumhurbaşkanı, 600 kişilik Mecliste yüksek oy oranları ile korumaya alınmıştır.
    • f) Cumhurbaşkanı da norm koyan kararname çıkarır.

    Bunların ne farkı var Evren döneminden?

    Hem Meclis, hem de Başkan Kanun ve Kanun hükmünde kurallar koyarsa aralarında çekişme çıkması kaçınılmaz olur.

    Böyle bir uygulama ihtilaf üretir.

    Yasaların genel, tartışılmaz olma, ilkesi de yok olur.

    Bu Anayasa bir Af kanunudur.

    Geçmişte görev alan Başbakan ve Bakanlar hakkında Meclis’in soruşturma ve Komisyon kurma hakkı yok edilmektedir.

    Mevcut Anayasa maddelerinde yer alan Başbakan ve Bakanlar Kurulu üyeleri için soruşturma hakkı Meclis’ten alınmak istenmektedir.

    Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve Binali Yıldırım bu Anayasa değişikliği ile adeta ibra edilmek istenmektedir.

    Aynı şekilde geçmiş hükümetlerde görev alan Bakanların da, vazifeleri nedeni ile takipsizlik kararı almalarına imkân getirilmektedir.

    Böylece 17/25 Aralık dosyaları da Meclis arşivine kaldırılmaya çalışılmaktadır.

    Bu teklifin 16-17-18nci maddeleri ise, şekil yönünden tümden Anayasaya ve iç tüzüğe aykırıdır.

    Anayasa bir üst kanundur. Torba madde ile değiştirilemez.

    Anayasanın değiştirilecek maddesi açıkça ve yeni bir metin olarak yazılır, iki kez görüşülür ve iki kez oylanır. Anayasanın 175. Maddesinde her maddesinin ayrı ayrı halk oylamasına sunulma usulü gösterilmiştir.

    Çünkü halk üst kanun olan Anayasadaki her değişikliği açıkça tek tek öğrenerek oy kullanacaktır.

    Bu biçimi ile Anayasa değişikliği halk oylamasına sunulamaz.

    Tam bir şekil bozukluğudur.

    Üstelik bu teklifin ilk iki maddesinde bir kelimelik değişiklikler bile ayrı ayrı maddelere bağlanmıştır.

    Torba madde ile Anayasa değişikliği şeklen geçersizdir. Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir.

    Bir Anayasada her kelimenin, her ibarenin, her virgülün özel bir etkinliği vardır.

    Yönetmelik, sözleşme diğerleri gibi maddelerle kaldırılan, gerekçeleri belirsiz kurumlar arasında Başbakanlık, Bakanlar Kurulu, Jandarma Genel Komutanlığı, Askeri Yargıtay ve benzeri tarihsel Anayasal Kurumlar vardır.

    Ayrıca, Anayasamızın 21 maddesinin yürürlükten kaldırıldığı bir cümle ile belirtiliyor.

    Bu Anayasa paketi ile çok partili düzen ve siyasi partiler “düzen” dışına çıkarılmıştır.

    Partiler, Kongre partilerine dönüşmüştür.

    Böylece, partiler, siyasi programlarını ve siyasi ideolojilerin iktidara taşımak, bir hükümet ve yürütme gücüne kavuşturmak gücünü yitireceklerdir.

    Siyasi iktidar, Bir Cumhurbaşkanı otoritesine devir ve teslim ediliyor.

    Bu bir “adrese teslim” belgesidir.

    Yürürlüğe girerse, bugünkü Cumhurbaşkanı hemen devlete el koyacaktır.

    Yürürlük maddeleri açıktır.

    Son olarak çok önemli bir nokta;

    Bunları bir sistem veya rejim değişikliği tartışması olarak görmek mümkün değildir. Çünkü dünyada benzeri yok.

    Bu gidişat, bir kamp ve cephe değiştirme, çağdaş batı demokrasilerinden ayrılma, din devletine kapı açma ve Avrupa Konseyinden çıkarılma planıdır. Adalet Bakanı, bir arzuhalci üslubu ile ifade ediyor.

    Artık sadece Muhafazakârların yönettiği bir ülke olacağız diyor. Hâlbuki muhafazakârlıkla, yobazlık ve bağnazlık arasında dağlar kadar fark vardır.

    Türkiye, bir asırdır yaşadığı büyük siyasi birikiminden, bir uygarlık ve demokrasi cephesinden sinsice çekilmek ve uzaklaştırılmak isteniyor.

    Cumhurbaşkanına verilmek istenilen yetkiler bir kuvvetler birliği düzenidir.

    Bu gidişatla 1949’da kurucusu olduğumuz Avrupa Konseyinin ana sözleşmesine, ek protokollerine, bağlayıcı kurallarına, ulusal üstü hukuka ve kuvvetler ayrılığı bağlayıcı ilkesine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ve kararlarına veda dönemi kısa bir süre içinde başlayacaktır.

    Milli Merkez, Cumhuriyetin ve ülkemizin bölünmez bütünlüğünü ve demokrasiyi korumak için, özellikle milliyetçi, yurtsever, demokrat ve insan haklarına yürekten bağlı tüm kurum, kuruluş ve yurttaşlarımızı uyarmaya devam edecektir.

    Saygılarımızla arz ederiz.

    Milli Merkez Yönetim Kurulu adına

    Hüsamettin CİNDORUK

    TBMM E. Başkanı – Milli Merkez Başkanı”

  • FEYM GURUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 10 Şubat 2017 )

    FEYM GURUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 10 Şubat 2017 )

    1.. Middleeastmonitor.com’ da yer alan haberin başlığı : “ Trump’ a darbe, ABD hakimleri Müslümanları hedef alan seyahat yasağını reddediyor.” Haberin Özeti : “ ABD 9 uncu Temyiz Mahkemesi , Trump’ ın ülke güvenliği gerekçesi ile İslam ülkeleri için koyduğu yasağı, güvenliğe yönelik tehdit gerekçesi gösteremediği için, oybirliği ile reddetti…( Not: Korkusuz ABD Hakimlerine bir kere daha bravo diyoruz.., o.t.)
    https://www.middleeastmonitor.com/20170210-in-blow-to-trum…/

    2. Aina.org, Süryani Meselesi’ nin İnsan Hakları Forumunda tartışıldığını bildiriyor. Haberde; Süryani Meselesinin ulusal ve uluslar arası ortamda tanıtılması için bir kampanya açıldı. Kampanyaya katılan kuruluşlar Süryani Üniversal İttifakı ve Süryani Avustralya Ulusal Federasyonu 9 Şubat günü Canberra’ daki Avustralya Ulusal Müzesindeki İnsan Hakları NGO Forumuna katıldı.

    3. News.am’ de yer alan habere göre, İsviçre’nin Erivan Büyükelçisi Lukas Gasser, 10Şubat’ta «Ermenistan-İsviçre ilişkileri» temalı basın toplantısı esnasında verdiği bildiride “”hazır oldukları taktirde Ermenistan ve Türkiye’ye tekrar yardımcı olmaya hazırız” dedi.
    Ermeni-Türk protokollerine ilişkin olarak Büyükelçi Gasser, bunların Türkiye ve Ermenistan tarafından onaylanmadığını kaydederek Ermenistan ve Türkiye’ye her zamankinden daha fazla tekrar yardımcı olmaya hazırız ʺ dedi.

    4. Ermeni Radyosu web sitesi ve Asbarez.com’ da yer alan habere göre , ABD ve Kanada’ daki öğrenciler Ermeni <sözde> soykırımı inkarını sessiz biçimde protesto ediyor. Haberde, 9 Şubat’ ta “ İnkar Lekesi” adlı yıllık sessiz protesto “Bütün- Ermeni Öğrenciler Derneği” nin koordinasyonu ile gerçekleştirildi…
    http://www.armradio.am/…/students-accross-us-canada-stage-…/
    http://asbarez.com/…/all-asa-stain-of-denial-silent-protes…/

    5. Ermenistan Radyosu web sitesinde yer alan habere göre, Rusya’ nın Ermenistan Büyükelçisi Ivan Volynkin ; “ Moskova’ nın Karabağ sorununun çözümü için gayretlerini devam ettirmektedir… Rusya, Güney Kafkasya’ da barış ve istikrarın tekrar tesisini istemektedir.” dedi.
    http://www.armradio.am/…/moscow-to-maintain-efforts-toward…/

    6. Ermenistan Radyosu web sitesinde yer alan habere göre, AGİT Minsk Grup Eş- Başkanları, Ermenistan ve Azerbaycan DİB’ larını Münih’ te yapılacak Güvenlik Konferansı sırasında buluşturmayı öneriyor.
    http://www.armradio.am/…/minsk-group-offers-armenian-azerb…/

    7. Armenpress’ te yer alan habere göre ; Letonya Dışişleri Bakanı Edgars Rinkevics, Dağlık Karabağ anlaşmazlığının uluslar arası hukuka göre çözümüne önem verdiklerini bildirdi…. DİB Rinkevics, 11 – 14 Şubat’ ta Azerbaycan’ a resmi bir ziyarette bulunacak
    http://www.armenpress.am/…/latvia-attaches-importance-to-nk…

    8. Massispost.com’ da yer alan habere göre , Ermeni Amerikan İş Konseyi 18 – 19 Şubat’ ta yapılacak 2017 Los Angeles Seyahat ve Macera Şovunda yer alacak.
    https://massispost.com/…/armenian-american-business-counci…/

    9. Agos Gazetesinde Baskın Oran’ ın “Söke söke dönecekler” başlıklı yazısı yer alıyor. Baskın Oran, 12 Eylül’ de Mülkiye’ den atıldığını ve kendisine yapılan tebligat üzerine ‘Söke söke geri döneceğim!” dediği yazısında özetle şu hususlar yer alıyor; “ ……Dün, Erdoğan rejimi benim artık profesör olmuş asistanlarımı attı. (Tek tesellim, Mülkiyeli bir dekan tarafından değil, Tıp Fakülteli bir rektör tarafından attırılmış olmalarıdır). Söyleyeceğim şudur:
    Erdoğan rejimi sanıyor ki bu hocalar geri dönemeyecek. Söke söke dönecekler……Sebep olanlar, çocuklarının ve torunlarının utançlarına ne yapacaklar, şimdi onu düşünmeye başlasınlar. Yeter ki: Sabır, Metanet, Mücadele. Bunlar rehberimiz olsun. ……”
    http://www.agos.com.tr/…/1…/baskin-oran-soke-soke-donecekler

  • 2017  UYE CERTIFIKLARI  – TURKISH FORUM- DUNYA TURKLERI BIRLIGI

    2017 UYE CERTIFIKLARI – TURKISH FORUM- DUNYA TURKLERI BIRLIGI

    Değerli Turkish Forum Dünya Türkleri Birliğinin Seckin ve Önder Üyeleri

    2017 Senesi için Yönetim Kurulumuzca Onaylanmış Üye sertikaları Hazırlanması başlamışdır. Küçültülmüş örneği aşağıda verilmişdir. Hazırlanan sertifikalar Şubat.2017 ikinci yarısı 2017 Aidatlarını ulaştırmış veya bağış yapmış olan Üyelerimize Değerli Üyemizin bulunduğu bölge veya Ülkeye bağlı olarak Posta yolu ile veya e*mail yolu ile iletlecekdir.

    2017 Yılının herseyden önce Türkiyemize hayırlı ve Ugurlu olmasını ve Sıhhatlı bir ulusun önder kişileri olarak Türkiyemize katkılarımızın eksilmeden devam etmesini 22 Ülkede ve 5 kıtada örgütlemis Turkish Forum Dünya Türkleri Birliği Olarak ve hepizin adına dileriz.

    Yönetim Kurulu

    Turkish Forum, Dünya Türkleri Birliği

    Mektup ile iletisim kurma veya Çek ile Bagış Yeni Adresi

    Turkish Forum, PO Box 1228, Marblehead MA 01945 USA

    On line Web Üzerinden Bağış veya Üye aidatı göndermek içın

    Lütfen Tıklayınız

    <<><><><><><><><<<<><><><><><><><><><><><><><<><><><><><>

    Değerli Turkish Forum Üyeleri ve Değerli Dostlarımız

    Üye Aidatları veya bağışlarınızı BU MESAJIN SONUNDA VERiLMiS BAGIŞ LİNKLERiNi TIKLAYARAK veya sitemizde bize ulaşın bağlantısına giderek ve şahsi çekinizi göndererek (Turkish Forum, PO Box 1228, Marblehead MA 01945 USA) yapabilirsiniz. Projelerimize hayat verecek bağışınızı kırmızı yuvarlak içinde gösterdiğimiz sitemizdeki PayPal bağlantısındanda tek adımda kredi kartınız ile en güvenli şekilde yapabilirsiniz. (https://www.turkishnews.com/bize-ulasin/#tab-1427285466658-3-8 )

    Saygılarımızla

    Turkish Forum

    TURKISH FORUM’A DESTEK VERİNİZ

    Turkish Forum – Dünya Türkleri Birligine bağışlarınız kanunun müsaade ettiği çerçeve içinde vergi mathanızdan düşülebilir.

    .BECOME A SPONSOR TODAY!

    Turkish Forum – Dünya Türkleri Birligi is a non-profit organization.Your donation is tax deductible as allowed by law.

    MAKE A TAX DEDUCTABLE

    DONATION

    Turkish Forum Dünya çapında kurulmuş, üye ve takipçi sayısı 5 milyonu çokdan aşmış Tek sivil toplum kuruluşudur. Turkish forum 22 ülkede ve 5 kıtada örgütlenmişdir ve dünya Çapında Türk federasyonları ve Türkiyenin dost gurupları ile birlikde , elele çalışmaktadır.. Ana gaye Dünya çapında Türk Topluluklarının ve Türkiyenin temel sorunlarının çözümüne yardımcı olmak / destek vermekdir..

    Turkish Forum Eğitimci ve Birleştirici çalışmaları ile Dünya Türk Toplumunun müşterek hareket etmesini ve Türkiye yi her bir yönü ile desteklemeyi gaye edinmişdir .. Turkish Forum Kar gayesi olmayan bir Sivil Toplum Kuruluşudur ve Vergiden muaf olarak çalışmaktadır.Tüm yöneticileri gönüllü olarak ve hiç bir ücret veya masraf almadan çalışmaktadırlar..Turkish Foruma gönderilen Aidat ve bağışlar ise vergi matrahından düşülebilir.

    Sizin Maddi veya manevi destekleriniz olmadan gayeye yonelik projelerimizi gerçekleştirmek imkansızdır. Görev isteyiniz, kitap veya yayınları scan edip gönderiniz . Şayet aidat ödeyen üye değilseniz Üye olunuz.. veya Üye iseniz aidatınızı geciktirmeyiniz Vergi matrahından düşebileceğiniz Yıllık ve yönetimde yer alma imkanını size saüğlıyacak üyelik aidatı $100 dır bu konuda kısa izahat,

    https://www.turkishnews.com/bagislar-ve-uye-aidatlari/

    Asagıdaki daırelerı tıklayarak Uye Aidatinizi odeyebilirsiniz veya Bağıs yapabilirsiniz.


    Bağış Yapın

    TURKISH FORUM YAPILANMASI VE YONETIM KURULUNU TANIMAK için lütfen aşsğıdaki LİNKleri Tıklayınız

    • Üye işlemleri (UYE OLUNUZ)
    • Bize Yazın
    • Reklam Verin
    • Yönetime Ulaşın (Yonetim Listesi)
    • Takip Edin

    Dr. Kayaalp Büyükataman, Başkan-CEO Turkish Forum, Dünya Türkleri Birliği

    Mektup ile iletisim kurma ve Çek ile bagış Amerika Adresi

    Turkish Forum, PO Box 1228, Marblehead MA 01945 USA

    <><><><><><><><><<><><><><><><><><><><<>><

    Notlar : eTurkiyeyizBiz Biz dagitim listesi Turkish Forum – Dünya Türkleri Birliğinin anlık yayın organıdır ve günlük dagıtım yapan web sitesi https://www.turkishnews.com () ile birlikde calışır.. facebook siteleri ve ve Twitter sitesi ise twitter.com/turkishforum olarak seçilmişdir

    Dagıtım ve bilgi iletimi siteleri

    Email Dağıtım Listeleri

    www.turkishnews.com/lists/?p=subscribe&id=3

    eTurkiyeyizBiz-subscribe

    Twitter

    twitter.com/turkishforum

    Facebook

  • Tüm gemileri Yaktılar, Geriye Dönüş Yok Artık…

    Tüm gemileri Yaktılar, Geriye Dönüş Yok Artık…

    Suç… Suç… Suç…

    O kadar birikti ki suçlar…

    Dünyanın tüm adaleti, tüm hukuku birleşse, bir araya gelse, bu suçlara verilecek ceza yeterli gelmez…

    Her gün şehit geliyor…

    Şehitler durmadan geliyor. Anaların, babaların, sevdalıların gözleri yaşlı…

    Onlar bir zamanlar “Bebek katilleri” ile kapı arkalarında gizli gizli pazarlıklar yaparken, PKK, kınalı kuzularımızı vuruyordu… “Vatan sağ olsun” diyorduk…

    Yiğitlerimiz, ülkemizin bölünmesine engel olmak için canlarını veriyorlardı.

    Ne yazık ki şehitler yine gelmeye devam ediyor…

    Bu kez vatan topraklarından değil, yabancı diyarlardan, El Bap’lardan, bilmem nerelerden geliyor…

    Sadece dün 8 şehit geldi. Daha öncekilerle birlikte 64 yiğidimiz kara toprakla buluştu…

    Ne için?

    Kimin için bu canlar feda ediliyor?

    Şimdi bazıları diyecek ki “Türkiye’nin bağımsızlığı için, emperyalizme karşı savaş veriyoruz…”

    Güzel… İyi…

    Türkiye’nin bağımsızlığına  canımız kurban. Ama bu mücadelenin başka bir yolu olmalı… Başka yöntemler bulunmalı…

    Biz diyoruz ki:

    Askerlik çağına gelmiş, 425 bin Suriyeli genç ülkemizde davullar, trampetler, sazlar, cazlar eşliğinde dans edip, kalça kıvırırken ve köpekler gibi çoğalırken, bizim çocuklarımız el kapılarında can vermemeli…

    Yazıktır, günahtır beyler…

    Onların da ocakları, aileleri, sevenleri, sevdalıları var…

    Suçtur bu… Ölüme “Sebebiyet vermektir…”

    Bu suç bile tek başına ağır bir mahkûmiyet nedenidir… Müebbet hapislik nedenidir…

    Öteki suçları saymıyoruz…

    Yolsuzlukları, hırsızlıkları saymıyoruz…

    Gizlenen, yok edilen “Deniz Fener’lerini, bu dava yüzünden açığa alınan savcıları, dolarlarla dolu ayakkabı kutularını, yatak odalarında yakalanan para sayma makinelerini saymıyoruz…

    Şanlı Türk ordusuna kurulan kumpasları, boş yere hapislerde çürütülen ömürleri, boş yere alınan canları, intiharları, Gezi parkında öldürülen gençleri, kozmik odalardaki belge talanlarını, Diyarbakır meydanında PKK’lı sanatçılarla yapılan horonları, kucaklaşmaları, Habur kapısında davulla zurnayla terörist karşılamalarını, bu ülkenin kurtarıcı ve kurucularına söylenen “İki Ayyaş” sözünü, milletin orasına koyacağız diyenlere verilen kredileri, maden ocakları katliamlarını ve şehit babalarının yırtık lastikli ayakkabılarını,  devlet tabelalarından silinen TC’leri, çocuk tecavüzlerini, ömrünü bilime adamış profesörlerin üniversitelerden atılmasını, canlı – cansız bombaları, dört parmaklı Rabia işaretleri ile laikliğin paspas gibi çiğnenmesini, Atatürk heykellerinin kırılmasını, yakılmasını, yıkılmasını, sökülmesini ve nihayet parlamentonun ilgası girişimlerini saymıyoruz…

    Bu suçlar o kadar çok, o kadar çok ki… Ummana sığmaz…

    Hani ozan demiş ya: “Nesini söyleyim canım efendim /  arzuhal eylesem deftere sığmaz / omuzdan kesilmiş kolumuz bizim”

    Bu suçları sıralamaya kalksak kitaplar almaz…

    Suç o kadar çoğaldı ki bu yolun sonu yüce divanlara varır… Onlar da biliyorlar bunu… Geriye dönüşleri kalmadı… Gemiler yakıldı artık…

    Yani…

    Tüm seçimler ya kazanılacak, ya kazanılacak…  Tüm planlar ya gerçekleştirilecek, ya gerçekleştirilecek…

    Bu nedenle her çeşit baskı, her çeşit kısıtlama, gözaltı, tutuklama, yayın yasağı, kısaca zulüm genişleyerek, artarak devam edecektir…

    Kendilerine her çeşit imkân, propaganda, (buna yalan – riya, sahtekârlık da dâhil) serbest olacak, ama muhaliflerine yasak…

    PKK ile yaptıkları müzakereleri, görüşmeleri unutup seni PKK’lı olmakla suçlayacaklar; FETÖ ile kurdukları dostça, kardeşçe ilişkileri, kucaklaşmaları unutup seni FETÖ’cülükle suçlayacaklar…

    Peki, bunlar bizi yıldıracak mı? Korkutacak mı? Sindirecek mi?

    HAYIR… HAYIR… BİN KERE HAYIR…

    Biz ülkemizin kurtuluşu, aydınlığa kavuşması, güzel günlere ulaşması için var gücümüzle, tüm vatanseverliğimizle ateşten gömleği giyeceğiz, mücadelemize devam edeceğiz…

    Ta ki suçluları adaletin güçlü kollarına teslim edene dek…

    DİYORUZ Kİ:

    “Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekete kurtuluş yoktur…”

  • Rusya neden rahatsız?..

    Rusya neden rahatsız?..

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Amerika’nın yeni Başkanı Trump arasında yapılan telefon görüşmesinden sonra Türk-Amerikan ilişkileri arasındaki gerginliğin, yerini bahar havasına bıraktığını gördük.

    Erdoğan cephesi, görüşmelerin olumlu yansıdığını söylüyor. Trump ile daha iyi anlaşmalara varılabileceği görüşünde. Erdoğan’ın da “Trump ile daha iyi anlaşacağız” dediği ifade ediliyor.

    Trump’un, telefon görüşmesinden sonra CIA Başkanı Mike Pompeo’yu hemen Ankara’ya göndermesi, birici ağızdan sıkıntıların dinlemesi, Türkiye’nin isteklerinin not edilmesi hiç kuşkusuz ileriye dönük iyileşmelerin de ilk adımı olarak değerlendirilmelidir.

    Şimdi şu noktaya dikkat:
    CIA Başkanı’nın Ankara’da bulunduğu sıralarda Rusya’nın Suriye’de El Bab’da Mehmetçiğin bulunduğu binayı vurması, 3 şehit haberi ve ardından gelen “Yanlışlık oldu, baş üzüntülerimizi iletiyoruz” açıklamaları gündemin alt-üst olmasına neden oldu.
    Rusya, bununla da yetinmedi ve hemen yeni bir açıklama daha yaptı ve “PKK ile PYD bizim için terör örgütü olarak listemizde yer almıyor” dedi.

    Putin’in bundan sonra daha nasıl adımlar atacağını tahmşn etmekte zorlanıyoruz. Nedenine gelince: Putin’e güvenmiyoruz. Bu görüşümüzü daha önceki yazılarımızda da detayları ile ortaya koymuştuk.

    Türkiye ile Amerika’nın yakınlaşmaya başladığı bir dönemde bu olay ve açıklama acaba tesadüf olabilir mi? Bize göre “hayır olamaz.”

    Burada Rusya’nın bir rahatsızlığının var olduğunu söyleyebiliriz.
    ABD, Suriye konusunda baştan bu yana “Munbiç’e giremezsin Rakka’ ya İSİD’ le savaşmak için gideceksin, PYD’ ye kesinlikle dokundurtmam” diyor. Rusya: “Suriye’ de benim sayemde bulunuyorsun, PKK – PYD’ de benim kontrolümde “mesajını vermeye çalışıyor.
    “Fırat Kalkanı Harkatı”na Amerika destek vermiyordu. Trump’un son günlerde bı-u operasyona Türkiye için destek vermeye başlaması da Rusya’yı rahatsız etmiş bulunuyor.
    Türkiye şimdi bu ikilem arasında sıkışmış durumda.
    CIA Başkanı’na çok geniş kapsamlı bir brifingin verilediği söyleniyor. Bu brifingde FETÖ terör örgütü lideri Gülen’in Türkiye’ye iade edilmesi, PYD’nin terör örgütü olarak kabul edilmesi ve silah desteğinin kesilmesi gerektiği ifade ediliyor.

    Münbiç’e bir askeri harekât yapılacaksa, Türkiye’nin bunu Amerika ile birlikte yapmaya hazır olduğu, böyle bir operasyonda da PYD’nin yerinin olmaması gerektiğinin altı çiziliyor.
    Türkiye’nin haklı istekleri var. Bu istekler Obama döneminde de bir çok kez gündeme geldi. Dosyalar dolusu bilgi ve belgeler sunuldu. Ancak, bugüne kadar Amerika’dan olumlu yanıt alamadık.

    Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:
    Türkiye, en büyük müttefiki Amerika ile iyi ilişkilerin sürdürülmesini istiyor. Karşılıklı işbirliğinin yine karşılıklı çıkarların gözetilerek sürdürülmesini doğru atılmış bir adım olarak görüyor.

    CIA Başkanı’na verilen brifingin sonuçlarının beklentisi içine girildi.
    Eğer, Trump olumlu adımlar atar, Obama gibi isteklerimizi görmezden gelmez ise Türkiye’nin bölgedeki tercihi Amerika olacaktır.
    Rusya’nın en büyük sıkıntısı ve rahatsızlığının da bu noktadan kaynaklandığını düşünüyoruz.

    Putin, Suriye ve bölgede şu anda üstünlüğü eline geçirdi. Bunu kaybetmek istemiyor. Bu üstünlükte Türkiye ile olan işbirliğinin de önemi çok büyük. Amerika’nın yeniden bölgede sahneye çıkması Rusya’nın bugünkü çıkarlarını da alt-üst edebilir.
    Bölgede her ülkenin ayrı bir beklentisi ve hesabı bulunuyor. Bu noktada önemli olan Türkiye’nin çıkarlarının gözetilmesi ve sıkıntılarının giderilmesi olmalıdır.

    Trump ve yönetim kadrosunun vereceği kararlar Türkiye için olduğu kadar Rusya için de çok büyük önem taşıyacaktır. Bu konuda yeni Başkan nasıl adımlar atacak bekleyip göreceğiz.

  • Hepsi iki gün içinde oldu… Rus uçakları El Bab’ta Türk askerinin bulunduğu bir binayı vurdu

    Hepsi iki gün içinde oldu… Rus uçakları El Bab’ta Türk askerinin bulunduğu bir binayı vurdu

    Türkiye’de iki gündür baş döndüren gelişmeler yaşınıyor. Erdoğan ile ABD’nin yeni Başkanı Trump arasındaki telefon görüşmesiyle başlayan hareketlilik Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun “Rakka’ya da gireriz” açıklamasıyla devam etti. Bugün ise Suriye’den Türkiye’yi yasa boğan bir haber geldi… Rus uçakları El Bab’ta Türk askerinin bulunduğu bir binayı vurdu, 3 askerimiz şehit oldu. Tüm bu fırtınalı gelişmeler arasında Rusya’nın BM Büyükelçisi Aleksey Borodavkin’in, “Suriye’de Kürtler de, Cenevre’de yapılacak barış görüşmelerine dahil edilmeli” sözleri dikkat çekti.

    Zeynep GÜRCANLI

    Suriye konusunda, başta PYD-YPG’ye verilen destek olmak üzere, Obama yönetimi ile büyük anlaşmazlık yaşayan Türkiye, ABD’nin yeni Başkanı ile “beyaz bir sayfa” açmak üzere ilk adımı attı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump’la, göreve gelmesinin ardından ilk telefon görüşmesini yaptı.

    Gerek Beyaz Saray’dan, gerekse Ankara’dan yapılan açıklamalarda, görüşmenin “iyi geçtiği”, Ankara ile Washington’un el Bab’da ve Rakka operasyonlarında “işbirliği imkanlarını ele aldıkları” duyuruldu.

    Erdoğan-Trump görüşmesinden sadece saatler sonra ise Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “El Bab’dan sonra sırada Rakka operasyonu var” diyerek, Mehmetçiğin Rakka’ya gidebileceğinin sinyalini verdi.

    RUS UÇAKLARI KAZAEN EL BAB’DA MEHMETÇİĞİ VURDU

    Çavuşoğlu’nun bu açıklamasının üzerinden 24 saat geçmeden ise, Suriye’den acı haber geldi; Rus uçakları, El Bab yakınlarında Mehmetçiğin içinde olduğu bir binayı vurdu.

    Rusya Lideri Vladimir Putin, olayın “kazaen” gerçekleştiğini söylemek üzere Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı aradı, şehit olan Türk askerleri için “üzüntüsünü bildirdi.”

    RUSYA’DAN KÜRT ÇIKIŞI

    Öte yandan Rus yönetiminden Ankara’yı çok rahatsız edecek bir açıklama geldi. Rusya’nın Cenevre BM ofisi nezdindeki Büyükelçisi Aleksey Borodavkin gazetecilere açıklama yaparak, “Suriye’de Kürtler de, Cenevre’de yapılacak barış görüşmelerine dahil edilmeli” dedi.

    Borovkin, “Suriye’de muhalefet delegasyonuna Moskova, Kahire, Astana ve Hmeymim platformları ile, Riyad grubu ve Astana’da temsil edilen silahlı gruplar dahil edilmeli” dedi.

    Rus Büyükelçi’nin bahsettiği “Hmeymim platformu”, Rusya’nın Suriye’deki Hmeymim üssünde bir araya getirdiği, aralarında Türkiye’nin “bölücü terör örgütü PKK’nın uzantısı” ilan ettiği PYD-YPG’nin de bulunduğu Kürt gruplardan oluşuyor.

  • Askerlik vatan borcu, namustur.

    Askerlik vatan borcu, namustur.

    Cumhur Başkanı Erdoğan,  görkemli Sarayında 36. Kez topladığı muhtarlara başkanlık sistemi için talimat verdi.

    Muhtarlar bundan böyle “evet “oyları için mahallelerinde çalışacaklar.

    Erdoğan sistemin anayasaya ne getirdiklerini kendisine göre öyle güzel anlattı ki Türkiye’de yaşamasam “aman ne güzel, ülkede her şey tıkır, tıkır işleyecek ve bu değişiklik millete ilaç gibi gelecek” diyeceğim.

    Muhtarlar hayranlıkla dinliyorlar.

    Erdoğan “bu anayasa kabul edilirse milletvekili seçilme yaşını 18’e indireceğini söyledi (!)

    Anayasada belirlenen kanunlar gereği “20 yaşını doldurmuş bedenen ve aklen sağlıklı olan her erkek askerlik hizmetini yerine getirmekle yükümlüdür” denmesine rağmen gençlere askerlikten muaflığı vaat etti.

     “Askerlik diyorlar. Bunları tutarsın, askerlikten muaf tutarsın.”Tecil demiyorum bak” dedi.

    Hatırlarsanız Can Dündar ve Erdem GÜL için “AYM’nin verdiği beraat kararına çok kızmıştı.

    Sessiz kalırım ama bu kararı kabul etmek zorunda değilim. Bu karara uymuyorum, saygı da duymuyorum diyerek tepki göstermişti.

    Bu sözleri ile Anayasayı çiğnediğini ilan ediyordu.

    Aslında Erdoğan 10 Ağustos 2014 de halk tarafından seçildiği zaman “Artık ülkede sembolik değil fiili gücü olan bir cumhurbaşkanı var.

    İster kabul etsinler, ister kabul edilmesin.

    Türkiye’nin yönetim sistemi bu anlamda değişilmiştir.

    “Şimdi yapılması gereken, bu fiili durumun Anayasal olarak kesinleştirilmesidir” demişti.

    Oysa hukuk der ki “kanunda tanımlanmayan yetki kullanılamaz ve genişletilemez.”

    Prof Dr. Ersan Şen hiçbir olağan hukuk düzeni koşulunda, bir toplumsal mutabakat metni olan ve yazılı hukuk düzeninde normlar hiyerarşisinin tepesinde olan Anayasa devre dışı bırakılamaz ve etkisizleştirilemez.

    Anayasa; kamu otoritesi dâhil herkesin, tüm hak, hürriyet ve yetkilerinin güvencesidir.

    Kimse dayanağı Anayasa ve Anayasaya uygun kanunlarda olmayan bir yetkiyi kullanamaz.

    Erdoğan başına buyruk her istediğini yapıyor.

    14 senede ne istedi de yapamadı acaba merak ediyorum.

    Saraylarda yaşıyor, yüzlerce koruma ile dolaşıyor.

    Maşallah, Allah ya kulum yürü demiş dünyanın en zenginleri arasına girmeyi de başardı.

    Para, pul, gemi, yat, kat, araba,  makam her şeyi var ama yetmiyor.

    Tek adamlığını meşrulaştırmak, yargılanmamak ve saltanatını sülale boyu sürdürmek istiyor.

    Gelelim askerlikten muaf edilmeye.

    Yasalar şöyle diyor.

    Bedenen askere alınacağı yaş itibariyle gelişmemiş ve yetersizliği açıkça belli olanlar askerlikten muaf tutulur.

    Uzun tedavi gerektiren kanser gibi hastalığı bulunanlar bunu tam teşekküllü devlet hastanesinden aldıkları raporla belgelendirirlerse tedavi süreleri boyunca iyileşene kadar muaf tutulur.

    Askerlik çağı geldiği halde adli soruşturma ve kovuşturması devem eden veya hüküm giymiş mahkûmlar mahkûmiyet süreleri boyunca askerlikten muaf tutulur.

    Kısaca böyle.

    Şimdi sorarım hangi vatansever genç böyle bir şeyi kabul eder?

    Askerlik vatan borcu, namustur.

    Askerler olmasa düşmanla kim savaşacak?

    Zaten emirkomutayı kaldırarak askeri bitirdi.

    Daha ne yapmak istiyor?

    Erdoğan bana kalırsa anayasa yatırımı yapıyor.

    Tıpkı bir takım vergileri 2 aylığına kaldırdığı gibi.

    Yatlardan tamamıyla kalkan vergiler kimlere yarayacak?

    Hangimizin yatı, gemisi var Allahaşkına?

    İnsanın ağrına giden ne biliyormusunuz?

    Daha dün El Bap’a ilerleyen kahraman ordumuzdan acı haber geldi yine.

    IŞİD saldırısı ile 5 evladımız şehit oldu,13 askerimiz yaralandı.

    Yine yüreklerimiz kavruldu.

    Gencecik fidanlarımız neden şehit oluyorlar?

    Çıkara dayalı ve yanlış yürütülen iktidar politikaları yüzünden elbette.

    Umurlarında değil.

    Varsa yoksa başkanlık.

    Bu arada 4 bin 464 memur kamudan çıkartılırken, KHK’ lardan en büyük darbeyi de bilim ve sanat dünyası yemiş oldu.

    Türkiye hızla değiştiriliyor.

    Artık başımızı kumdan çıkartmalıyız.

    Tünay Süer

    10.02.2017

  • Rumların Rusya müdahalesi endişesi … Prof. Dr. Ata ATUN

    Rumların Rusya müdahalesi endişesi … Prof. Dr. Ata ATUN

    Rumların Rusya müdahalesi endişesi

    Geçen hafta Kıbrıs Rum tarafında yaşanan bir olay, Kıbrıs Rum Yönetiminin müdahalesi ve telkinleri ile Kıbrıs Rum basınına kasten yansıtılmadı. Olay ufak tefek boyutlarda, iç sayfalarda önemsiz haberler arasında geçiştirildi, örtüldü.

    Yaşanan olay, Rusya Federasyonunun Lefkoşa Büyükelçisi Stanislaw Osadchiy’in geçen hafta Lefkoşa’nın Rum kesiminde, Rum şahinler tarafından organize edilen “Müzakerelerin bir anlaşma ile sonuçlanmaması” seminerine katılmasıydı. Söz konusu semineri Rum şahinleri olarak anılan aralarında EDEK, DIKO, Vatandaşlar İttifakı, Ekologlar ve Dayanışma Hareketi’nin yer aldığı Rum sağcı partiler organize etmişti.

    Rusya Federasyonunun Lefkoşa Büyükelçisi Stanislaw Osadchiy’in bu seminere katılması, adada çözümü istemeyen Rum siyasi partileri ve seminer organizatörlerini memnun ederken, Kıbrıs Rum Yönetimini pek memnun etmedi, hatta endişelendirdi. Endişeleri de Rusya’nın çözüm müzakerelerine bundan sonra fiilen katılmak istemesi. Kıbrıs Rum Yönetimi yıllardır Rusya’yı bir şekilde müzakerelerin içine çekmeye çalışıyordu ama belli ki günümüzde Türkiye-Rusya yakınlaşması, Rum Yönetimini fena halde korkutmuş. Bu nedenle de Rusya’nın müzakerelerde direkt veya endirekt taraf olmasının kendilerine zarar vereceğini inancındalar ve kesinlikle de istemiyorlar.

    Özellikle AB üyesi ve diğer diplomatların katılmaktan kaçındığı bu seminere Rusya Federasyonunun Lefkoşa Büyükelçisi Stanislaw Osadchiy’in katılması Anastasiadis’i fena halde sinirlendirmiş. Söz konusu “Çözüm karşıtı” bu semineri, Annan Planı Referandumunda “Evet”e karşı bir cephe kuran aynı kişilerin oluşturduğu beş siyasi partinin organize ettiğini çok iyi bilen Anastasiadis, elinden daha fazlası gelemediği için de, Rus Büyükelçinin “seminerin içeriğini yanlış anladım” demesini iyi niyetle karşılamak zorunda kalmış. Zaten Rus Büyükelçiyi “Personna non grata” yani “İstenmeyen kişi” ilan etmeye de asla cesaret edemezdi Anastasiadis, Rusya’nın her zaman ve her koşulda BM Güvenlik Konseyinde desteğine gerek duyduğu için.

    Kıbrıslı Rumlar Hristiyan olmalarını Avrupa Birliği üyesi devletleri yanlarına almak için tepe tepe kullanırken, Ortodoks olmalarını da Rusya’yı yanlarına almak için kullanıyorlar. Zaten bir dönem yoğun bir şekilde Kıbrıs Rum Yönetimi için “Rusya’nın AB içindeki Truva Atı” tabiri kullanılıyordu. Halen de devam ediyor bu tanımlama. Özellikle de AB’nin Rusya’ya karşı yaptırımları olduğu vakit, daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor Kıbrıs Rum Yönetiminin Rusya’nın AB içindeki eli ayağı ve kuklası olduğu.

    Günümüzde Rusya’nın Avrupa Birliği içinde “Birlik karşıtı” güçleri desteklemesi, Kıbrıs Rum tarafında olduğu gibi, AB’yi de bayağı endişelendiriyor. Özellikle şimdi Kıbrıs Rum tarafındaki endişe, Rusya’nın adada bir çözümü şimdilik istemediği algısından kaynaklanmakta.

    Rum tarafındaki tarafsız ve göbeğinden bir yerlere bağlı olmayan, AB’den para almayan ve Rum hükümetinden bir beklentisi olmayan gazeteci ve köşe yazarları, Anastasiadis’in endişelerini destekler yönde yazılar yazmakta, özellikle de Rus Büyükelçi Osadchiy’i “Çözüm karşıtı güçlerin sevgilisi” olarak tanımlamaktalar.

    İddiaları iki tane.
    Birincisi, Türkiye-Rusya yakınlaşmasının dünyadaki politik dengeleri Rusya lehine bozduğu ve Rusya’nın bundan büyük mutluluk duyduğu. Bu nedenle de Kıbrıs konusunu, ön sıralardan arka sıralara attığı.
    İkincisi de, Kıbrıs’ta varılacak bir anlaşmanın, Yunanistan ile Türkiye’nin arasını düzelteceği ve Doğu Akdeniz’den çıkarılacak doğalgazın Türkiye üzerinden AB’ye gönderileceği nedeni ile Gazprom’un zarara uğrayacağı, Rusya’nın da elindeki güçlü doğalgaz kozunu kaybedeceği.

    Rusya’nın söz konusu “Kıbrıs’ta çözümsüzlük siyasetine” en iyi ve belirgin örneği de, 24 Nisan 2004 tarihinde oylanan Annan Planı Referandumunda, Rusya destekli AKEL’in başından beri sürdürdüğü “Evet” propagandasını oylamadan bir gece evvel, 22 Nisan 2004 Cuma gecesi “Hayır”a dönüştürmesi…

    Prof. Dr. Ata ATUN
    e-mail: [email protected] veya [email protected]

    Facebook: AtaAtun1

    10 Şubat 2017

  • FEYM GURUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 09 Şubat 2017 )

    FEYM GURUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 09 Şubat 2017 )

    1.. Hurriyetdailynews.com’ da yayımlanan FEYM Gurubu Üyesi Maxime Gauin’ in yazısının başlığı “ Tarihi tartışmalar Yüksek Mahkeme tarafından yasallaştırıldı.” Yazının Özeti :” 23 Yıllık süreç 26 Ocak 2017’ de sona erdi. Fransız Anayasa Mahkemesi o günkü kararı ile (2016-745 DC) “Vatandaşlık ve Eşitlik” Yasasının 224’ Maddesinden 43’ ünün bazılarının tamamını, bazılarının da bir kısmını değiştirdi. Bu değişiklikler özetle : 173 üncü Madde ‘Irkçı, etnik, ulusal ve dini kin ve şiddete yönelik soykırım suçlarının, insanlığa karşı suçların ve savaş suçlarının inkarı, küçültülmesi ve önemsizleştirilmesi nin yasaklanması.’ Bu madde söz konusu olayla ilgili olarak söz hürriyetine karşı ümitsiz ve beceriksiz bir girişim idi. Yüksek Mahkeme, 2012 yılında Boyer önerisini de söz hürriyeti adına ve Parlamentonun tarihi olaylara yasal etiket veremeyeceği gerekçesi ile reddetmişti…Süreç Paris’ te başlamış ve bitmiştir. Yeni dönemin açılması gerekir; Korku ve kin olmaksızın tartışma….” (Not : Demek ki yalnız Berlin’ de değil, Paris’ te, Washington’ da da hakimler varmış. Darısı Ankara’ nın başına. Sayın Gauin, Avim Konferans Salonunda bu konu ile ilgili olarak 14.00 -16.30 arasında İngilizce olarak bir konferans verecektir…,o.t.)
    2. Aina.org’ da Sputnik News’ a atfen yer alan habere göre, Rus Milletvekili Dmitry Sablin’ in “Esad’ ın , silahlı muhalifler ile görüşmeye hazır olduğunu teyit ettiğini’ bildiriyor.
    3. Massispost.com, Azerbaycan ın, Dağlık Karabağ ve Azerbaycan arasındaki temas hattı ile ilgili inceleme yapmak üzere görevli AGİT heyetini sınıra götürmediğini iddia ediyor.
    4. Tert.am’ de yer alan habere göre, Ermenistan’ ın yeni seçim kanunu çerçevesinde seçmenlere ait elektronik kayıtlarının test edileceği bildiriliyor.
    5. Tert.am’ de yer alan habere göre, Ermenistan Savunma Bakanı Vigen Sargsyan Alman Büyükelçisi Matthias Kiesler’ i kabul ederek Ermenistan – Almanya savunma işbirliği, Ermenistan askerlerinin eğitimi ve NATO’ nun Afganistan’ daki misyonuna birlikte katılım konularını görüştüler…
    6. News.am’ de yer alan haberde, Ermenistan Hükümeti’ nin Diaspora için elektronik ders kitapları hazırlama arzusunda olduğu bildiriliyor. Ermenistan Eğitim ve Diaspora bakanlıkları iki aylık bir zaman zarfında Ermeni Diasporası için «Eğitim Destek Projesi» hazırlayacak. İlgili talimat 9 Şubat’ta yapılan Bakanlar Kurulu oturumunda başbakan Karen Karapetyan’ dan ilgili bakanlara verildi….Karapetyan, yurt dışı Ermeni okulları öğretmenlerinin meslek içi hazırlık kursları yanı sıra basılı ve elektronik kitapların hazırlanmasının önemini kaydederek, Ermeni yüksek öğretim kurumlarıyla ve bilim kuruluşlarıyla işbirliği arzusunda olan Diasporalı bilim adamlarını da aktif şekilde desteklemek gerekiyor ʺ dedi. ( Not: Bu girişimden ders almak gerekmez mi?.., o.t)
    7. Ermeni Radyosu web sitesi, Fransa Başkanı Francois Hollande’ ın, Fransa Ermeni Kuruluşları Koordinasyon Konseyi’ nin yıllık akşam yemeğine katıldığını bildiriyor… Fransa Başkanı olarak katıldığı bu son akşam yemeğinde Anayasa Mahkemesinin Vatandaşlık ve Eşitlik kanunu için yapılan önerileri iptal ettiği hususuna değinerek ;’ Geçmişin soykırımlarını inkar etmek bugünün katliamlarına yetki vermektir….Mayıs ayından sonra da sizinle birlikteyim’ dedi…
    8. Armenpress’ te yer alan haberin başlığı : “ François Hollande – Türkiye, Ermeni <sözde> soykırımını tanımaya doğru adım atmalıdır.” Fransa Başkanı Francois Hollande, Fransa Ermeni Kuruluşları Koordinasyon Konseyi’ nin yıllık akşam yemeğine katıldı. Yemekte yaptığı konuşmada şunları söyledi : “ Fransa, Ermeni <sözde> soykırımının tanınmasına yönelik her girişimi desteklemelidir. Türkiye, en sonunda tanımaya doğru adım atmalıdır……. -Bundestag kararına ve Cem Özdemir’ e atıfta bulunarak – Bu konuda Türk devleti ve Türk Halkının arasındaki farklılığı dikkate almak gerekir. Bu konuda Fransa’ nın vazifesi Ermeni <sözde> soykırımının tanınmasına yönelik tanıma girişimlerini, nereden ve kimden gelirse gelsin desteklemektir…
    http://www.armenpress.am/eng/news/878083/turkey-must-move-towards-recognition-of-armenian-genocide-–-says-françois-hollande.html
    9. Ermeni Radyosu web sitesi, 9 – 12 Mart günleri yapılacak Boston Küresel Film Festivali’ nde 2017 yılı Ermeni Film Akademisi Kısa Filmler Ödülü alan ‘Simon’ un Yolu’ adlı Ermeni belgeselinin yer alacağını bildiriyor. Haberde devamla; ‘ 1983 yılından beri Türkiye –Ermenistan sınırı kapalıdır. Sınırın her iki tarafında da birbirleri ile haberleşmek isteyen akrabalar vardır. Bu film, politikanın insanların kaderini nasıl etkilediğini işliyor…
  • YA SAVAŞ YA DA SAVAŞ

    YA SAVAŞ YA DA SAVAŞ

    Dışişleri Bakanı S.Lavrov “Rusya ve ABD diplomatlarının bir mekanizma kapsamında temasları kesintisiz yürüyor.”
    Suriye Devlet Başkanı B.Esad “Son dönemde yaşanan gelişmeler Şam ve Moskova’nın istediği doğrultudadır” diyor.
    ABD’de Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti’den bir grup senatör, Başkan D.Trump’ın Rusya’ya yönelik yaptırımları kaldırma kararı alması halinde Kongre’de veto hakkını kullanmada elini kolaylaştıracak bir yasa tasarısı sunmuştur. 
    Bu sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD Başkanı D.Trump ile bir telefon görüşmesi yapıyor…
     
    Bu noktada;
    1- Rusya Dışişleri Bakanı S.Lavrov’un “Batı, Ortadoğu’daki devrimler üzerinden siyasi rejimleri değiştirme girişiminden dolayı bedel ödeyecektir. Dış müdahaleler bölgeyi kaos ve istikrarsızlığa sürükledi. Rejimler çöktü ya da zayıfladı. Uluslararası terör örgütleri nüfuz kazandı ve mülteci sorununa yol açıldı” ifadesi geçerlidir.
     
    2- Bu ifade çatışan tarafların önünde sonunda uluslararası hukukun terazisinden geçeceği, dengenin kurulacağı bir sürece girildiğini gösteriyor. 
    Nitekim ABD Başkanı D.Trump, bir röportajında “Putin bir katil. Siz ne düşünüyorsunuz?” sorusuna, “Putin bir katil de, ülkemiz masum mu?” yanıtı bu sürece işaret sayılıyor.
     
    3- Bu işaret ABD eski Başkanı Obama yönetiminin Suriye ve Irak savaşını Amerikan halkına bir insani müdahale olarak satma girişimlerinin bütünüyle yanlış ve başarısız olduğunun teyidi anlamına geliyor.
     
    4- Öyleyse ilerleyen süreçte dünyanın bir kez daha böyle bir katliam, saldırı ve yağma ile karşılaşmaması için savaş suçları işleyenlerin paylarını üstlenmeleri, suçların esaslı bir biçimde kategorize edilmesi, bu sistematik hukukun BM’de yeni bir dünya statüsüne yol açmasının zamanına yaklaşılıyor…
     
    5- Hem ABD hem Rusya’nın bakış açısıyla fail Türkiye değildir.
    Fail olarak, aynı zamanda bir günah keçisi olan küresel cihatçı hareketi örgütleyen, İslamcı Siyaset İdeolojisinin lideri R.T. Erdoğan’ın adı öne çıkıyor.
    Bir zamandır, O’nun tıpkı Mısırlı M.Mursi ve Türkiye’de dini lider Fethullah Gülen gibi tasfiye edilmesi gerekir düşüncesi almış başını gidiyor.
    Ne ki, F.Gülen ve devasa örgütünün tasfiyesinde yaşanan büyük sarsıntının, bu kez devleti her noktasında Gülen’den teslim alan Erdoğan’ın tasfiyesi halinde nasıl da büyük sarsıntılara yol açacağı düşüncesi beyinleri zorluyor…
    Ama İslamcı Cihad ideolojisinin ve yarattığı terörün alt edilmesinin başka bir çözümü de bulunmuyor…
     
    6- Ama Erdoğan; ABD’nin Esad’a karşı İslamcı isyanı destekleme stratejisinin yenilgiye gittiği: Batılıların kendi stratejik çıkarları peşinde aralarındaki rekabeti derinleştirdiği: ABD’nin YPG-PYD terör örgütlerine destek verdiği gibi bahanelere tutunmuştur.
    Aslında ABD’nin kendisine hukukun terazisini hazırladığına inanıyor.
     
     
    7-O yüzden Erdoğan stratejisini savaşta kazanan tarafın tüm başarıların sahibi olacağı bir konuma kurmuştur.
    Rusya, İran ve Suriye Ordusu’yla birlikte Doğu Halep’in özgürleştirilmesi ardından Suriye’nin müzakere edilmesinin yolunun açılmasında etkin olmuştur.
     
    8-  Erdoğan bu durumu “Türkiye savunma durumunu terk edip hücum pozisyonuna geçmiştir. Suriye operasyonlarımızda buna başladık. Terör örgütleriyle mücadelemizi artık bu anlayışta yürütüyoruz. Irak’taki gelişmelere aynı yaklaşımla müdahil olacağız” ifadesiyle açıklıyor. 
     
    9- Bugün AB; ister istemez bu sahneye bağlanmıştır ama NATO; üyesi Türkiye ile Batının ideallerini ayaklar altına alan Erdoğan arasında gereken ayrımı da yapmıştır.
    Erdoğan hem NATO’nun demokrasi savunucusu olarak sunulmaya devam edilebilmesi, hem de Washington’a meydan okuyan hiçbir liderin cezasız kalmaması için artık açık hedeftir. 
     
    10- Rusya ise Türkiye ile NATO’yu ayrıştırma çabasına yönelmiştir.
    Bu suretle Türkiye; ya NATO’da kalarak sadece Suriye’de değil ama dünyanın her yerinde cihatçıları desteklemeye devam edeceği,
    Ya da NATO, Türkiye ile arasına mesafe korken, bu durumda ABD ve Rusya nerede olurlarsa olsunlar cihadçılarla birlikte etkili bir şekilde mücadele etmek için ittifak yapacakları bir pozisyon oluşmuştur.
     
    11-Üstelik R.T.Erdoğan, “Suriye’de ABD’ye suçüstü yapabilecek tek kişi Erdoğan’dır” biçiminde düşünen Rusya’nın tuzağına düşmüş;
    Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamaz bir aralığa hapsolmuştur.
     
    12- Yine de silahlı muhalif güçler; Rusya, İran ve Türkiye’nin arabuluculuğunda Astana’da,
    Suriye krizinde askeri çözümün imkansız olduğunda mutabık kalmış,
    Birlikte “Suriye Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne” bağlılıklarını ilan ederek,
    Ateşkese uyulmasını sağlamak, provokasyonları önlemek ve ateşkesin işleme kurallarını saptamak üzere bir mekanizmayı oluşturmuşlardır.
     
    13-  Fakat Türkiye, hele son zamanda Rusya ile birlikte Suriye’nin kuzeyindeki El Bab kasabası çevresindeki alanda, IŞİD’e karşı ortak hava saldırıları gerçekleştirmekte,
    Ama NATO üyesi Türkiye’nin Rusya ile eşi görülmemiş ortak harekatı, Washington’la arasında şiddetli gerilimi daha da yükseltmeye neden olmaktadır! 
     
    14- Bugün Suriye Ordusu, Suriye’nin kuzeyini doğu bölgesiyle birleştiren stratejik öneme sahip yolun güvenliği sağlamış,
    Türkiye ordusu ve Suriyeli muhalif grupların oluşturduğu Fırat Kalkanı güçleri de El Bab’ın kuzeyinden IŞİD’i tamamen çembere almış bulunuyorlar.
    Öyle ki, Türk ve Suriye ordularının yüzyüze gelmeleri artık işten bile sayılmıyor…
     
    *
    Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı D.Trump ile telefon görüşmesinde;
    Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla Müttefiklik ve yakın işbirliği: Terörden arındırılmış güvenli bölge: F.Gülen’in iadesi:Mülteci krizi: Mümbic ve Rakka operasyonları, İslamcı terör ve PKK terörüyle mücadele: PKK-PYD’ye destek verilmemesi başlıkları üzerinden şöyle bir  geçiliyor.
    Henüz hiçbir konuda net uzlaşı görülmüyor.
     
    *
    Ama görüşmenin ardından,bugün CIA Başkanı M.Pompeo Türkiye’dedir.
    ABD,Türkiye ile ilişkisinde görülmemiş bir yöntem deniyor:
    İlk kez bunca önemli konular bir istihbaratçının Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi üzerinden kuruluyor…
     
    *
    Tarafların “Terörden arındırılmış güvenli bölge”den ne kastettikleri belli değildir.
    Çünkü iki tarafta terörizmle mücadelede farklı tanımlamalara sahiptir.
    Mesela ABD, İslamcı Cihad terörünün sona erdirilmesi için terörün siyasi ideolojisi odaklarının da mutlaka tasfiye edilmesi gereğini düşünüyor.
     
    *
    Öyleyse Cumhurbaşkanı Erdoğan da, Fırat Kalkanı operasyonuyla bilhassa El Bab’ta Suriye Ordusu ile karşı-karşıya gelirken; 
    Bu durumu bir savaş tehditi olarak sunuyor.
    Bu noktada Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin yürüttüğü Fırat Kalkanı operasyonuna ilişkin pozisyonunun değişmediğini, operasyonun Şam yönetiminin onayıyla düzenlenmesi gerektiğini,
    Türkiye’nin şu anda Suriye’nin kuzeyinde tampon bölge kurmayacağını düşündüklerini açıklıyor… 
     
    *
    Erdoğan’ın ise giderek Suriye Kürtleri ile F.Gülen’in Türkiye’ye  iadesi konularında Kürtler ile F.Gülen’in trampası düşüncesine kaydığı düşünülüyor.
    Bu düşüncenin taraf bulması halinde, Erdoğan’ın mütemadiyen yaptığı gibi bütün suçların gömleğini Gülen ve taraftarlarına giydireceği,
    Bu aklanma ile beraber Türkiye’nin ABD, Batı ile müttefiklik ve yakın iş birliğini yürüteceği bir senaryodan bahsediliyor.
    Üstelik FETÖ ile NATO arasındaki ilişkinin ne olduğunu da belgeli bir şekilde ortaya konulabilecek, Türkiye NATO ittifakında yeniden güvenirlik kazanacaktır.
     
    *
    Türkiye; Erdoğan ve ABD’nin getirdiği seçeneklerle özel bir durum yaşıyor.
    Özel durumu “Ya Savaş, ya da Savaş” alternatifi oluşturuyor.
    Ya İslamcı Cihad’ın Siyasi İdeoloji odağı bir savaşa eşdeğer tahribatın ardından imha edilecek ya da Türkiye savaşacaktır…
    CIA Başkanı bunları görüşüyordur…
     
     
    10.2.2017