Blog

  • Güney Kore, Jang Bogo N nükleer denizaltısını geliştiriyor; amaç, seçkin uluslar grubuna katılmak

    Güney Kore, Jang Bogo N nükleer denizaltısını geliştiriyor; amaç, seçkin uluslar grubuna katılmak

    Resim: Savunma Bakanı Ahn Gyu-back
    Resim: Savunma Bakanı Ahn Gyu-back

    Güney Kore Savunma Bakanlığı, Amerika Birleşik Devletleri’nden sağlanacak önemli teknik destekle -2030’ların sonlarında hizmete girmesi beklenen-yerli üretim nükleer tahrikli denizaltıların inşasına yönelik bir yol haritası açıkladı.

    Güney Kore, “Jang Bogo N” proje adı altında, yerli üretim ilk nükleer tahrikli saldırı denizaltısının geliştirme yol haritasını resmen açıkladı. Bu, ülkenin 2030’ların sonuna kadar dünyanın en ileri denizaltı teknolojisine sahip güçlerini yakalamasını sağlamayı amaçlayan stratejik bir hamledir.

    “Jang Bogo N” Nükleer Denizaltı Geliştirme Stratejisi

    Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung başkanlığında gerçekleştirilen bir savunma stratejisi toplantısında, Savunma Bakanı Ahn Gyu-back, Seul’ün uzun süredir üzerinde çalıştığı nükleer tahrikli denizaltılar inşa etme planını açıkladı. Uzun süreler boyunca kesintisiz su altı harekatı icra edebilme kabiliyeti sayesinde “Jang Bogo N” projesi, nükleer tehditlere ve füze tehditlerine karşı koyabilecek bir savunma sisteminin temel unsuru haline gelecek.

    Güney Kore Savunma Bakanı Ahn Gyu-back, Mayıs 2026’da “Jang Bogo N” projesinin yol haritasını açıklıyor. 

    Yol haritasına göre Güney Kore, ilk nükleer tahrikli denizaltısını 2030’ların ortalarında suya indirmeyi ve on yılın ikinci yarısında resmen hizmete almayı planlıyor. Proje adındaki “N” harfi üç hedefi temsil ediyor: Yeni Nesil (Next Generation), Nükleer Tahrik (Nuclear Propulsion) ve Yeni Teknoloji (Neo-Technology).

    Teknik özellikler ve uluslararası ticaret engelleri

    Yeni denizaltıların yaklaşık 5.000 ton deplasmana sahip olması ve düşük oranda zenginleştirilmiş (%20’den az) uranyumla çalışması öngörülüyor. Seul, uluslararası nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine bağlı kalma ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ile yakın iş birliği içinde olma konusundaki kararlılığını bir kez daha teyit ediyor.

    Güney Kore halihazırda 24 adet modern, dizel tahrikli denizaltıdan oluşan bir filoyu işletmektedir. Ancak nükleer tahrikli denizaltılar, önemli bir hız avantajı ve aylarca su altında kalabilme kabiliyeti sunmaktadır. İleri teknolojik yeteneklerine rağmen Güney Kore, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) ve Amerika Birleşik Devletleri ile yapılan ikili anlaşmaların getirdiği kısıtlamalara tabidir.

    Güney Kore denizaltısı ROKS Dosan Ahn Chang-ho, Mayıs 2026. 
    Güney Kore denizaltısı ROKS Dosan Ahn Chang-ho, Mayıs 2026. 

    ABD desteği ve finansman zorluğu.

    Proje, geçen Ekim ayında Devlet Başkanı Lee Jae-myung ile ABD Başkanı Donald Trump arasında gerçekleştirilen zirvenin ardından önemli bir ivme kazandı. Washington, Seul’ün konvansiyonel silahlarla donatılmış nükleer tahrikli denizaltılar geliştirmesine izin vermeyi kabul ederken, aynı zamanda yakıt tedarik seçenekleri konusunda iş birliği yapma taahhüdünde bulundu.

    Güvenlik açısından sağladığı faydaların yanı sıra, en az dört yeni denizaltının inşasının 40.000’den fazla istihdam yaratması bekleniyor. Ancak en büyük zorluklar, yatırım bütçesi ve uluslararası müzakere sürecinde ortaya çıkıyor. Şöyle ki:

    Yatırım maliyetleri: Her bir 5.000 tonluk denizaltının maliyetinin -dizel motorlu bir denizaltının maliyetinin üç katı olacak şekilde-yaklaşık 4 trilyon won (2,66 milyar ABD dolarına eşdeğer) olması bekleniyor.

       1) Müzakere engelleri: Orta Doğu’daki çatışmaların etkisi nedeniyle ABD ile yürütülen ayrıntılı görüşmelerin duraksadığı görülüyor.
        2) Uluslararası denetim: Projenin, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) sıkı denetimlerinden başarıyla geçmesi gerekiyor.

    Planlandığı şekilde tamamlandığında Güney Kore, nükleer enerjiyle çalışan denizaltılara sahip “seçkin ülkeler grubu”na resmen katılacak. Bu grup; ABD, Rusya, Çin, Fransa, Birleşik Krallık ve Hindistan’ı içeriyor. Bu gelişme, tarihi bir dönüm noktası teşkil etmekte ve Doğu Asya ülkesinin deniz muharebe kabiliyetleri açısından yeni bir dönemin habercisi niteliği taşımaktadır.

    Selen Atasoy

    Kaynak: Vietnam Haber Ajansı

  • DE NIRO

    DE NIRO

    GİT ARTIK…

    Robert De Nıro ABD başkanı Trump’ı eleştirirken “KES SESİNİ” demiş…

    Başına hiçbir şey gelmemiş…

    Aklıma geldi…

    Yazayım bizdeki rezaleti dedim…

    ***

    Dünkü havaalanı açılışında yaptığı konuşma gösteriyor ki “aklı melekesini” kaybetmiş…

    ***

    Öyle ya, kimin aklına gelir?..

    ***

    96 yıldır hizmet veren Ankara/ Etimesgut havaalanına Trump için pist yaptırmış, 

    adını değiştirmiş, Ankara Havaalanı deyip yeniymiş gibi “havaalanı açıyoruz” diyerek partisinin reklamını yaptırmış…

    *** 

    Tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı…

    Diyeceksiniz ki “kim kaybetmiş de o bulsun tarafsızlığı…”

    Haklısınız!..

    Hayatı boyunca hiç tarafsız ve adil olamadı zaten…

    *** 

    Yazılarımı okuyup “yorum yazma” cesaretini kendin de bulanlar “kafayı mı yedin, seni de tutuklarlar sonra” diyorlar…

    Teşekkür ederim, ama bu beden başka kıyafete uygun değil…

    Hiç olmadı, olmayacak…

    *** 

    Gerekirse “yeter artık, milletin kanını emdin, doymadın çek git” yazan bir pankartı boynuma asıp dolaşırım ..

    *** .

    Deli bu…

    Manyaklık bu yaptığı diyenler olur…

    Olacaktır, ama hiç önemli değil…

    Kinaye yapanlarda…

    ***

    Olsun!..

    Birinin/lerinin yapması lazım…

    Avrupa, AB ülkelerinde Amerika’da 

    Batıda olduğu gibi, özgürce…

    ***

    Ama burada bu dediğimi yapamam…

    *** 

    Diyelim ki dediğim pankartı boynuma astım…

    Kalabalık bir meydanında Sırbistan’da yaptım…

    ***

    Bakın neler oluyormuş…

    Gitmedim…

    Görmedim ama duayen gazeteciler yazmış…

    *** 

    Hapse atılır mıyım?

    Sırp savcılar arka arkaya tutuklama talep edip kodese tıkarlar mı?

    Ya da kendini bilmez troller ve bazı biatçılar tehdit ederler mi?

    *** 

    Hayır!

    Bunların hiçbir olmazmış..

    Şaka değil…

    Peki, ne oluyormuş biliyor musunuz?

    ***

    Diyorlar ki;

    Yanınıza iki polis gelir, demokratik hakkınızı kullandığınız için eyleminizin daha kaç saat süreceğini sorar…

    *** 

    Size ne layn, keyfimin kahyası mısınız?

    Derseniz karga tulumba eder, bir güzel ıslattıktan sonra ters kelepçeyi takar sürükleye sürükleye götürürler…

    *** 

    Sandınız değil mi?

    Hayır!

    Biz güvenliğiniz için buradayız, eyleminiz uzun sürecekse bizden sonraki güvenliğe bilgi vereceğiz gerekirse takviye isteyeceğiz, derler…

    *** 

    Sonra!..

    ***

    Yabancı olduğunuz için konsolosluğumuza bilgi verip bir görevli çağıracaklarını söylerler…

    Sonrası ilginç…

    ***

    Görevli gelir, yüzünüze bir bakar…

    Yandaşsanız ona göre davranır…

    Muhalifseniz yandı keten helva…

    Ağzınıza kuş tutsanız nafile…

    ***

    Tıpkı; hakim ve savcıların CHP’li belediye başkanlarına..

    CHP ‘nin il  başkanlarına ve seçmenlerine..

    Hatta iş adamlarına yaptıkları gibi…

    ***

    Konsolosluktakilerin kararları kesindir, kaleminiz kırılmıştır ve bu demokratik (!) eyleminizin bitmesini beklerler…

    Sonra!

    İşte zurnanın zort dediği yer burasıdır…

    ***

    Sen misin gurbet ellerde Reis’e git diyen…

    Sen misin iki bez parçası ile ülkemizi gavurlara(!) şikayet eden…

    ***

    Protesto…

    Yürüyüş ve eleştiri en  “Demokratik ve barışçıl hakmış!..

    Laf’ta…

    Gözlerine bakarsınız Suudi gazetecinin İstanbul’da başına gelenler gelmesin diye aklınıza gelen duaları okumaya başlarsınız…

    *** 

    Onun için dünyada bizi hiçbir ülke halkı sevmiyor…

    Saygı duymuyor…

    Hatta çifte vatandaşlık hakkına sahip çağdaş gurbetçiler bile…

    *** 

    Ne diyeyim?..

    ***

    Kendi düşen ağlamaz…

    25 yıl önce dünyanın en çağdaş ve gelişmekte olan 40 ülkesinden biriydik…

    Şimdi?..

    100 yıl ger kaldık gelişmiş dünya ülkelerinden…

    Nallarını topluyoruz…

    Ama!..

    Nasıl oluyorsa, niyeyse “dünya bizi kıskanıyor”muş…

    Sevsinler Hacı sevsinler…

    Erdoğan ÖZGENÇ

    İstanbul 16.06.2026 16.46

  • ILA 2026 – Elbit Systems Germany, hava konuşlu lazer sistemini ilk kez tanıtıyor

    ILA 2026 – Elbit Systems Germany, hava konuşlu lazer sistemini ilk kez tanıtıyor

    Elbit Systems Ltd.’nin bir iştiraki olan ve Ulm (Şehir) merkezli bir sistem şirketi olan Elbit Systems Deutschland, 2026’daki ILA Berlin Havacılık Fuarı’nda yeniden yerini alacak ve burada Bundeswehr ile diğer Avrupalı ​​ortakların ihtiyaçlarına yönelik geliştirilmiş bir dizi ileri teknolojiyi sergilemeyi planlıyor.

    Elbit Systems, bir dünya prömiyeri kapsamında, hava platformları ve insansız hava aracı karşıtı sistem (C-UAS) uygulamaları için tasarlanmış yüksek güçlü lazer (HPL) sistemlerini ilk kez tanıtacak. Şirkete göre, geniş bir hava tehdidi yelpazesini hızlı, hassas ve asgari ikincil hasarla etkisiz hale getirme kapasitesine sahip bu yeni nesil lazer sistemleri, lazer tabanlı hava savunma alanında önemli bir ilerlemeyi temsil ediyor.

    Yapılan duyuruya göre yeni hava konuşlu lazer sistemleri, İsrail Savunma Bakanlığı’nın “Iron Beam” (“Or Eitan”) hava savunma programı kapsamında tedarik edilen, Elbit’in yer tabanlı yüksek güçlü lazer teknolojisini tamamlıyor.

    Buna ek olarak Elbit Systems; insanlı ve insansız hava ve kara platformlarını tek, bütünleşik ve güvenli bir iletişim ağı içinde birbirine bağlamak üzere tasarlanan ve şirketin kendini kanıtlamış E-LynX Yazılım Tanımlı Telsiz (SDR) ürün ailesinin bir uzantısı olan yeni E-LynX UxS sistemini sergileyecek.

    Şirketin diğer sunumları arasında öz savunma sistemleri ve Hermes 650 insansız hava aracı da yer alacak.

    Şirket ayrıca, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki silahlı kuvvetler tarafından halihazırda tedarik edilmiş olan THOR ve Magni-X çok rotorlu İHA (UAS) ailelerini de sergileyecek. Bu sergileme; güçlü, çok alanlı (multi-domain) bağlantı sağlayan telsiz ve iletişim sistemlerinin yanı sıra, havadan atılan harekatlara yönelik Rampage uzun menzilli hassas güdümlü füze ile destekleniyor.

  • Baba ve oğula

    Baba ve oğula

    Baba ve oğula…,Ruhül kuds eksik kalmış

    Dikkat ederseniz burada yazar ne diyor?
    Baba ve oğula…
    Ruhül kuds eksik kalmış.
    Baba kim, oğul kim?
    Aşağıda muteber mealler var.
    Az değil 54 meal ve bir deç Türkçe transkipti.
    Esas önemli olan Türkçe transkipti.
    Arapça bilmeye dahi gerek yok.
    Validin ve veled
    Baba ve evlat, ya da oğul.
    Bakın mealciler ne kadar büyük ızdırap yaşamışlar.
    Tırnak içine alınmış ekler, kendi yaptıkları tefsirlere göndermeler.
    Zor ama çok zor iş.

    Anlaşılan sanatçının kafası çok karışıkmış.
    Biraz Sabilik, biraz Hinduizm, biraz Yahudilik, biraz da Hristiyanlık.
    Tabii ki, bazen copy/paste yaparken endazeyi kaçırmış.


    BELED (90) SURESİ 3. AYET

    Türkçe Transcript (*)
    Ve vâlidin vemâ veled(e)

    Abdulbaki Gölpınarlı Meali
    Ve babaya ve oğula.
    [Baba Âdem Peygamberdir, oğul da soyu sopu. Soy soptan maksat, soyundan gelen peygamberlerdir diyenler de vardır. Her oğul ve babadır, Âdem Peygamberle… Devamı..]

    Abdullah-Ahmet Akgül Meali
    Her doğurtucu (baba)ya, (doğuran anaya) ve doğan (evlada) da (yemin ederim ki kâfirler aldanıyorlar).

    Abdullah Parlıyan Meali
    Babaya ve oğula andolsun ki,

    Ahmet Tekin Meali
    İnsanlığa atalık edenlere ve onlardan doğan hayırlı nesillere yemin ederim.

    Ahmet Varol Meali
    Babaya ve (ondan üreyip) doğana da (yemin ederim),

    Ali Bulaç Meali
    Babaya ve doğan-çocuğa da.

    Ali Fikri Yavuz Meali
    Ve yemin ederim bir (Âdem) babaya ve (ondan üreyip) doğana ki,

    Bahaeddin Sağlam Meali
    Babalara ve zürriyetlerine(*) yemin ederim ki;
    (*) Peygamber, manevi bir baba olarak İslam âlemini meydana getirmiştir.

    Bayraktar Bayraklı Meali
    1,2,3. Senin yaşamakta olduğun bu beldeye; doğurana ve doğana yemin olsun ki, [759][760]
    [759] Beled sûresi hakkında genel bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎXXI, 129.[760] Yemin edilen üç varlık hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KU… Devamı..

    Besim Atalay Meali (1965)
    Hem ataya, hem oğluna ant

    Cemal Külünkoğlu Meali
    Ve o babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin olsun ki,
    Yani “insanın ilk atasına ve ondan meydana gelen soylara, milletlere ya da İbrahim ve oğlu İsmail’e veya her babaya ve oğluna” andolsun ki,… Devamı..

    Cemil Said (1924)
    Vâlid ve veled nâmına dahî kasem iderim.

    Diyanet İşleri Meali (Eski)
    Doğurana ve doğurduğuna and olsun ki;

    Diyanet İşleri Meali (Yeni)
    1,2,3,4. Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke’ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.

    Kur’an Yolu (Diyanet İşleri)
    Ana babaya ve bunlardan meydana gelen çocuklara!

    Diyanet Vakfı Meali
    1, 2, 3, 4. Bu beldeye -ki sen bu beldedesin-, babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.

    Edip Yüksel Meali
    Doğurana ve doğurduğuna da andolsun.

    Elmalılı Hamdi Yazır Meali
    Ve and olsun baba ve çocuğuna.

    Elmalılı Meali (Orijinal)
    Ve bir validle veledine ki

    Emrah Demiryent Meali
    Babaya (insanlığın ilk atası olan Âdem’e) ve ondan meydana gelen çocuğa (bütün peygamberlere ve sâlih insanlara) kasem olsun ki,

    Erhan Aktaş Meali
    Ant olsun doğurana ve doğurduğuna!

    Hasan Basri Çantay Meali
    Babaya da, doğana da (yemîn ederim),

    Haydar Öztürk-Serkan Yılmaz Meali
    Babaya ve çocuğa (yemin ederim ki),

    Hayrat Neşriyat Meali
    Ve (yemîn ederim) babaya ve doğan (çocuğ)a!

    İhsan Aktaş Meali
    1,2,3. Hayır! (Gerçek, onların sandığı gibi değil.) Senin yaşamakta olduğun bu (şanlı) beldeye (İbrahim Peygamberin başlattığı tevhid mücâdelesinin, son elçiyle yeniden filizlenip yeşerdiği bu bereketli topraklara, halkının huzur ve güven içerisinde yaşadığı bu kutsal ve emin şehre), doğurana ve doğana kasem ederim ki. *
    (*) 1. “Lâ uksimu” başındaki Lâ harfi üzerinde durulmadığı zaman, bu ifadenin birebir çevirisi “yemin etmem” dir. Burada ise “hayır, yok vs.” gibi o… Devamı..

    İlyas Yorulmaz Meali
    Doğurana ve doğurduğuna yemin olsun ki.

    İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu Meali
    Babaya da, doğana da ant olsun ki,

    İsmail Hakkı İzmirli Meali
    Ata/ya ve kendisinin zürriyetine de [³] yemin ederim ki
    [3] Yani ata’n İbrahim’le İsmail’e ve sana. Veya Âdem’le oğullarına.

    İsmail Yakıt Meali
    Andolsun babaya ve oğluna²,
    2 Bazı müfessirlere göre bu ayette Hz. İbrâhim ile oğlu Hz. İsmail kastedilmektedir.

    Kadri Çelik Meali
    Babaya ve doğan çocuğa da.

    Mahmut Kısa Meali
    Ve insanlığın ilk atası olan Âdem ile Havvâ’ya ve onlardan meydana gelerek kabîleler, boylar, milletler oluşturan nesillere andolsun ki,

    Mahmut Özdemir Meali
    Doğurana da, doğurduğuna da (yemin ederim) ki;

    Mehmet Çakır Meali
    Bu şehre emeği geçen baba evlat hakkı için

    Mehmet Çoban Meali
    Doğuranlar ve doğurdukları şahit olsun ki!

    Mehmet Okuyan Meali
    Babaya ve çocuğa (da yemin ederim).

    Mehmet Türk Meali
    Ve yemin olsun babaya ve çocuğuna.¹
    1 Bu baba ve çocuğu; Âdem ve zürriyeti, İbrahim ve oğlu İsmail, Hz. Peygamber ve ümmeti veya her baba ve oğlu olabilir. Doğrusunu Allah bilir…. Devamı..

    Muhammed Esed Meali
    ve [tanıklığa çağırırım] anne-babayı ve çocukları: ²
    2 Lafzen, “doğuranı ve doğurduğunu”. Taberî’nin ikna edici açıklamasına göre bu ibare, “her anne-baba ve bütün çocukları” anlamına gelir: yani, baştan… Devamı..

    Mustafa Çavdar Meali
    O babaya ve o oğula ki. 2/124…134, 6/83…90

    Mustafa İslamoğlu Meali
    ve babaya ve oğluna:[⁵⁷²⁹]
    [5729] Veya: “doğurana ve doğurmayana” (Krş: tek ve çift şahit olsun: 89:3 ve 112:3). Baba, yani vahyin “babanız İbrahim” dediği Hz. İbrahim ve onun o… Devamı..

    Orhan Kuntman Meali
    (Fakat) Baba ile oğluna (Adem a.s. ile Ademoğullarına) andolsun ki,

    Ömer Nasuhi Bilmen Meali
    Ve bir pedere ve zürriyetine de (andolsun).

    Suat Yıldırım Meali
    Hem o değerli baba, hem o değerli evladının hakkı için:

    Süleyman Ateş Meali
    Ve (and içerim) doğurucuya ve doğurduğuna ki,
    Süleyman Tevfik (1927)

    Baba ve zürriyeti ile kasem iderim ki (Adem ve evlâdları olan bütün insânlar ile yemîn iderim ki)

    Süleymaniye Vakfı Meali
    Ana-babaya[*] ve evladına bakın da düşünün,
    [*] Âyette geçen (َوَالِد) Vâlid وَلَدَ = velede fiilinin ismi failidir. “وَلَدَ = doğum yaptı” demektir. Erkek doğum yapamayacağı için el-Kamusu’l-mu… Devamı..

    Şaban Piriş Meali
    Anne, baba ve çocuklara,

    Ümit Şimşek Meali
    Ve babaya ve evlâdına.(1)
    (1) Hz. Âdem ve insanlar; yahut Hz. İbrahim ve nesli; yahut Peygamberimiz ve ümmeti; yahut bütün babalar ve evlâtlar.

    Yaşar Nuri Öztürk Meali
    Ve doğurana ve doğurduğuna da yemin olsun ki,

    Sardorxon Jahongir
    Hamda ota va bolalarga qasamyod qilaman.

    Eski Anadolu Türkçesi
    daħı ŧoġurıcı ataya daħı aña kim ŧoġurdı.”

    Satıraltı Meal (1534)
    Ata ḥaḳḳı‐çun ki Ādemdür, daḫı ẕürriyeti ḥaḳḳı‐çun.

    Bunyadov-Memmedeliyev
    And içirəm ataya və onun övladına (Adəmə və onun nəslinə, yaxud İbrahimə və oğlu İsmailə) ki,

    M. Pickthall (English)
    And the begetter and that which he begat,

    Yusuf Ali (English)
    And (the mystic ties of) Parent and Child;-(6132)

  • ‘Emperyalizm var oldukça…karşısında da Kemalizm…olacaktır!’ diyen M. Aydoğan 16 Haziran 2020’de ölmüştüI

    ‘Emperyalizm var oldukça…karşısında da Kemalizm…olacaktır!’ diyen M. Aydoğan 16 Haziran 2020’de ölmüştüI

    Yakın döneminin Kuvayı Milliyecilerinden biri olan yazar Metin Aydoğan 16 Haziran 2020 tarihinde değerini bilenlerinin gönlüne göç etmişti.

    Ölümünün 6.yıldönümünde  “Emperyalizm var oldukça onun karşısında da Kemalizm her zaman olacaktır!” diyen aydınlanmacıyı sayı ve sevgi ile anıyorum. 16.6.2025 Salı 

    Türkiye’nin sorunların kaynaklarını, nedenleri ile çözüm önerilerini yorulmadan, bıkmadan yurttaşlara anlatmaya çalıştığı çok sayıda eser verdi.

    Kendi yaşamı örneklemi üstünden yaptığı örgütlü savaşımın elli yılını Şubat 2018’de İnkılap Kitabevi çıkan “Ben ve Ülkem” kitabında anlatır.

    Kitaptan kısa özet:

    *Türkiye’nin bugün,

    – Çözülüp dağılmakta olan bir ülkede görülebilecek olumsuzlukların hemen tümünü yaşadığını,

    –  Toplumu ayakta tutan değerlerin yitirildiğini,

    –  Ahlak ve adalet duygusunun bozulduğunu,

     – Birlik ve dayanışmanın ortadan kalktığını,

      – Yolsuzluğun olağan devlet işleyişi haline geldiğini anlattır.

    * Türkiye’nin bugünkü durumunu da şöyle anlatmakta:

    – Ülke, askeri değil ama askeri işgalin amacı olan, siyasi ve ekonomik işgal altındadır.

    – Sevr, toprak paylaşımı dışında hemen tüm maddeleriyle, üstelik daha kapsamlı olarak (halen ) uygulanıyor.

    – ( Közkaman )İşbirlikçiler aracılığıyla yönetime el konuyor.

    – Ordu dağıtılıyor, devletin Cumhuriyetçi ve laik yapısı yıkılıyor, yerine ılımlı İslam adı verilen kişi egemenliğine dayalı fakat ulusalcılığı yadsıyan gerici bir yapı kuruluyor…..

    – Ulusu ilgilendiren hemen her önemli karar ülke dışında alınıyor, içerde eksiksiz uygulanıyor….    

    – Ulusal değerler korunmuyor. Kültürel bozulma yaygın.

    – Emperyalizmin örgütleyip eğittiği etnik ve dinsel terör, Türk ulusuna kafa tutuyor.

    – Parayla donatılmış yerli ya da yabancı misyonerler, bu ülke için bir şeyler yapmaya çalışan yurtseverlerden daha geniş olanaklarla serbestçe çalışıyor.

    – Vatanseverlik baskı altında; İhanet, getirisi yüksek bir meslek durumunda,…

    – Basın yalanı yayıyor. İşgal İstanbul’u koşulları sanki yeniden yaşanıyor.” tümceleriyle tespit yapmakta.

    Ve şöyle devam etmekte :

    Türkiye bugün 1938’in değil, 1919’un koşullarını yaşıyor.

    – Gizli işgale dönüşen dışa bağımlılık, ulusal varlığı yok etmeye yönelen kalıcı sorunlar yaratıyor.  —– Durumun ayırdına varanlar henüz yeterince örgütlü değiller…

    – Yoksullaşan örgütsüz halk, dostunu düşmanını seçemiyor.

    – Ekonomik çöküntüyle yaratılan kavram karmaşasının ve yoksullaşmanın içinde Türkiye göz göre dağılmaya götürülüyor…”

    Bu girdaptan kurtulmanın açkısını(anahtar) ise,

    – Büyük bir mücadeleyle elde edilen ve toplumu aydınlık bir geleceğe taşıyan Devrim, çok güç kazanıldı ama kolay yitiriliyor. 

    -Silahla sağlanan bağımsızlık, barış içinde karşıtına dönüştürüldü….

    -Önderini erken yitiren ve kendisini koruyacak kadroyu yetiştirmeye zaman bulamayan  Devrim, zamana yayılmış karşı devrim uygulamalarıyla ve bir programa bağlı kalarak ortadan kaldırıldı. 

    -Türk Devrimi, olağanüstü bir olaydır ama bu devrimin bu denli kolay yitirilmesi de olağanüstü bir olaydır.”

    Yaşamını karşı devrimle savaşıma adanmış bir ömrün  “ Devrim’in boyutunu kavramış bir insan olarak, yaşananlardan üzüntü duyuyorum ama bu üzüntünün beni karamsar bir edilgenliğe götürmesine izin vermiyorum. Duyguyu, bilginin süzgecinden geçirerek bilinç haline getiriyorum ve gücümün tümünü, Devrim’i tanıtmada, kazanımlarını kurtarma mücadelesinde ve hedeflerine ulaşmada kullanıyorum. Yazıyor ve anlatıyorum.” demektedir.

    METİN AYDOĞAN’IN KİTAPLARI

    ·  Nasıl Bir Parti Nasıl Bir Mücadele? (1996)

    ·  Bitmeyen Oyun/ Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler (1999)

    ·  Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye: 20. Yüzyılın Sorgulanması (2 cilt, 2000)

    ·  Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma (2001)

    ·  Avrupa Birliği’nin Neresindeyiz?-Tanzimattan Gümrük Birliğine (2002)

    ·  Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler (3 cilt:1-Küreselleşme ve Siyasi Partiler, 2-Batı ve Doğu Uygarlıkları, 3-Türk Uygarlığı, 2004)

    ·  Ülkeye Adanmış Bir Yaşam (2 cilt: 1- Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı-2005, 2- Atatürk ve Türk Devrimi-2006)

    ·  Ne Yapmalı?: Türkiye İçin Bir Çözüm  (2006)

    ·  Küreselleşme ve Siyasi Partiler (2006)

    ·  Türkiye Nereye Gidiyor? (2006)

    ·  Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005 (2006)

    ·  Türk Devrimi (2014)

    ·  Geri Dönüşten Çöküşe (2018)

    ·  Ben ve Ülkem (2018)

    ·  Türkiye Üzerine Notlar: 1918-2015 (2015)

    ·  Geçmişten Günümüze Parti ve Örgütlenme (2018)

    ·  Yol Haritası (2019)

    ·  İnönü (2020).

     KISACA METİN AYDOĞAN KİMDİR?

    1945’de Afyon’da doğar. İlk ve orta öğrenimini İzmir’de, yüksek öğrenimini Trabzon’da tamamlar. 1969’da Karadeniz Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi’ni bitirir.Yüksek öğrenimi dışında tüm yaşamını İzmir’de  geçirir. Örgütlü toplum olmayı uygarlık koşulu sayan anlayışla, değişik mesleki ve demokratik örgütlere üye oldu, yöneticilik yapar. Çok sayıda yazı ve araştırma yayınlar,Sayısız panel, konferans ve kongreye katılır.Sürekli ve üretken bir eylemlilik içinde, , yaşamı boyunca yazdı, yaptı ve anlattı. Evli ve iki çocuk babası olan Aydoğan 16 Haziran 2020’de ölür.

     (BU YAZI DERLEMEDİR)

  • Mirach, Merach, Miraç, Mizar, β And, Beta Andromedae…

    Mirach, Merach, Miraç, Mizar, β And, Beta Andromedae…

    Kanatlı At ya da Pegasus Takım yıdızında yer alır.

    Merak yıldızı, Miraç yıldızı aynı yıldızdır.

    Resme dikkatli bakın.

    Merak yıldızını artık tam olarak bilemiyorum, kuyruğu mu, boynu mu oralarda göreceksiniz.

    Malum hemen hemen güney gök kürede yer alan gök cisimlerinin isimleri Arapçadır.

    Cahiliye döneminde başarmışlar, her nasılsa.

    Arapların çok iyi bildiği bir yıldız.

    Yıldızların gök küredeki yerleri büyük oranda değişmez.

    Onbinlerce hatta çok daha fazla zaman gerek.

    İşte Hz. Muhammed Miraç hadisesinde Burak adlı binitine(?) binerek bu yıldıza gitmiş ve Allah-u Teala’nın huzuruna çıkmıştır.

    Miraç, Beta Andromedae Andromeda takımyıldızı yönünde bulunan bir kırmızı dev yıldızdır. tayfsal sınıfı M0 olan yıldız, yaklaşık olarak 200 ışık yılı uzaklıktadır.

    Yakındır yani.

    Milyar, milyon, yüzbin, bin ışıkyıllarına göre oldukça yakındır.

    Işık hızıyla gitseniz 200 yıl sürer.

    Ata binerseniz çok daha fazla zaman alır.

    Dayanıklılık atları, özel eğitim ve molalarla günde 100 ila 160 kilometreye kadar çıkabilirler.

    Burak böyle bir at olsa, 300.000km*200= 60.000.000 km/160= 375.000 gün/365= 1027,39726027397260273973 yıl.

    Belki de, Hz. Muhammedin bir gününün on bin yıla denk düştüğünü düşünmek de mümkün.

  • MUTLAK BUTLAN, ÖZGÜR ÖZEL VE CHP

    MUTLAK BUTLAN, ÖZGÜR ÖZEL VE CHP

    CHP’nin 38. Olağan Kurultayı sonrasında açılan dava ve verilen “mutlak butlan” kararı ise sadece bir parti içi mesele olmaktan çıkmış, doğrudan Türk demokrasisinin tartışıldığı bir başlığa dönüşmüştür.

    Türkiye son yıllarda alışık olmadığı kadar yoğun siyasi ve hukuki tartışmaların yaşandığı bir dönemden geçiyor. CHP’nin 38. Olağan Kurultayı sonrasında açılan dava ve verilen “mutlak butlan” kararı ise sadece bir parti içi mesele olmaktan çıkmış, doğrudan Türk demokrasisinin tartışıldığı bir başlığa dönüşmüştür. Siyaset

    Açık konuşmak gerekirse, CHP hakkında verilen kararın siyasi sonuçları, hukuki sonuçlarından çok daha büyük olacaktır.
    Türkiye’de seçimlerin ve seçim sonuçlarının nihai denetim makamı bellidir. Bu makam Yüksek Seçim Kurulu’dur. Yıllardır uygulanan teamüller ve hukuk sistemi de bu doğrultuda işlemiştir. Ancak bugün ortaya çıkan tablo, yargının siyaset alanına ne ölçüde
    müdahil olduğu tartışmalarını yeniden alevlendirmiştir.

    Zeynel Abidin Kıymaz *Gapolaygazetesi

  • 10 Haziran 1916’da, Mekke’deki Osmanlı garnizonuna yapılan şiddetli Arap saldırısı

    10 Haziran 1916’da, Mekke’deki Osmanlı garnizonuna yapılan şiddetli Arap saldırısı

    10 Haziran 1916’da, Mekke’deki Osmanlı garnizonuna yapılan şiddetli Arap saldırısı, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Arap Ayaklanması’nın başlangıcını işaret etti; bu olay İslam dünyasını temelden sarsacak ve Orta Doğu’nun jeopolitik yapısını kalıcı olarak değiştirecekti. Müslümanların kutsal şehri Mekke’deki garnizona yapılan saldırı, etkili Haşimi hanedanının lideri ve o zamanlar muhtemelen dünyanın en güçlü Arap’ı olan Mekke Şerifi Hüseyin bin Ali tarafından emredildi. Siyasi hırsları çok büyüktü; daha sonra kendisini Hicaz kralı, tüm Arap ülkelerinin kralı ve hatta İslam halifesi ilan etti

    Fotoğraf Osmanlı İmparatorluğu’na karşı başlatılan Arap Ayaklanması’na katılan Hicaz ordusu üyeleridir. Askerlerin taşıdığı bayrak, Arap İsyanı’nın ve daha sonra bağımsız Hicaz Krallığı’nın sembolü olarak tasarlanmıştır

  • Osmanlı Padişahı 2. Murad’ın emriyle idam edilen son Selçuklu mezarları bulundu

    Osmanlı Padişahı 2. Murad’ın emriyle idam edilen son Selçuklu mezarları bulundu

    2015’te arkeolog ve tarihçilerin çalışmalarıyla son Anadolu Selçuklu Sultanı II. Mesud’un mezarının Samsun’un Tatar Kalesi köyünde, “Sultan Mezarı” olarak bilinen yerde olduğu ortaya çıkmıştı. Ayrıca bölgede, 1422’de Sultan II. Murad’ın döneminde idam edilen son Selçuklu hanedan mensuplarının toplu mezarları var..Peki hikayeleri neydi?

    10 yıl Moğolların elinde esir kalan son Anadolu Selçuklu Sultanının oğlu Şehzade Selçuki Taceddin Altunbaş geri döndüğünde artık bir tahtı kalmamıştı.O da Selçuklu ailesiyle yakın bağları olan ve kendisine Sinop dirlik olarak verilmiş Kayı boyundan Candaroğulları Beyliği’ne sığındı (Candar, Selçuklu muhafızlarına verilen ünvandır).

    Burada etrafına Türkmen alpleri toplayan Altunbaş gazaya başlayarak Samsun ve Ladik yörelerinde hakimiyet kurup “Gazi” ünvanını aldı. Lakin meşru bir sultan namzetinin Anadolu’da gazaya başlaması hem bazı Türk beylerini hem de Moğollar ile Bizans’ı rahatsız etti; pusuya düşürülüp öldürüldü. Ölümü sonrası Keykubad Bey beyliğini ilan ederek babasının intikamı için mücadele etti.

    Kubadoğlu Ali Bey döneminde ise beylik, çeşitli imtiyazlarla Osmanlı’ya katıldı. Lakin Yıldırım Bayezid’in bir süre sonra Bulgar çarının devşirme oğlu İskender’i bölgeye vali tayin etmesi, imtiyazları kaldırması ve bu kişinin Türkmenlere zulmetmesi üzerine bölgede Kubadoğlu Cüneyd Bey liderliğinde uzun yıllar sürecek bir Türkmen isyanı başladı.

    Türkmenler, devşirmelerin bölgeye vali tayin edilmemesini ve Türkmen beylerinin kendi aralarından seçtiği birinin sancakbeyi olmasını istiyorlardı. Kubadoğlu Cüneyd Bey’in oğlu Selçuki Hüseyin’in 1422’de Samsun’u ele geçirmesi üzerine, II.Murad han isyanı bitirme gereği duydu, isteklerini kabul etmiş gözüktü.

    Barış toyu bahanesiyle Lala Yörgüç Paşa tarafından tuzağa davet edilen Selçuklu ve Türkmen liderlerinin hepsi ani baskınla öldürüldü; geride hiçbir erkek soyu bırakılmadı. Böylece Tuğrul beylerin, Alpaslanlar’ın bize anadolu kapısını açan, hanedanın nesli kesildi.Bu sert tavrın arkasında;o yıllarda vergi verdiği Timurluların meşruiyet krizi yaratması ve Sultan Murad’ın, Selçuklu gibi meşru bir hanedan rakip bırakmak istememesi yatıyor olabilir

  • DEVRİMCİLİKTEN SİSTEM İÇİ MUHALEFETE: BİR CÜMLENİN YARATTIĞI HAYATİ DÖNÜŞÜM

    DEVRİMCİLİKTEN SİSTEM İÇİ MUHALEFETE: BİR CÜMLENİN YARATTIĞI HAYATİ DÖNÜŞÜM

    24-25 Mayıs 2025 tarihlerinde; Prof. Dr. Ahmet Saltık, Prof. Dr. Barış Doster, gazeteci-yazar Barış Terkoğlu, TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, gazeteci-yazar Mehmet Ali Güller ve Prof. Dr. Oğuz Oyan gibi isimlerin de katkılarıyla toplanan 1. Cumhuriyetçiler Kurultayı’na davet üzerine katılmıştım. 1. Kurultay’da söz alarak Kurultay’ın, tarihsel sorumluluğuna yakışır, tutarlı bir siyasi çizgiye oturması adına şu önerilerde bulunmuştum:

    “Bugün cumhuriyetçiler, 16 Nisan 2017’de gerçekleştirilen mühürsüz halk oylamasıyla yürürlüğe sokulan anayasanın ve bu anayasaya dayanan iktidarın gayrimeşru olduğu konusunda hemfikirdir. Bu nedenle yapmamız gereken anayasanın, iktidarın ve Yüksek Seçim Kurulu’nun gayrimeşru olduğunu açıkça ortaya koyarak gayrimeşru düzene karşı direnme hakkımızı kullanmaktır.

    (…) Önümüze er ya da geç bir sandık koyulacak. O gün geldiğinde cumhuriyetçiler, bu iktidarı ve anayasayı meşru kabul ederek ‘cici’ demokrasinin sandığına mı gidecekler?

    Yoksa, gayrimeşru iktidara sözde meşruiyet kazandıran, rıza üreten seçimleri boykot mu edecekler?

    Seçime hazırlanmak ya da hazırlanan bir siyasi partiyi veya adayı desteklemek bizim için artık bir seçenek değildir. Bu düzenin oyununa katılmak, onun meşruiyetini zımnen kabul etmek demektir. Bu nedenle, kapsamlı ve örgütlü bir seçim boykotu, halk hareketinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Bu bir strateji önerisinden öte, içinde bulunduğumuz şartların dayattığı bir sorumluluktur. Bizler, bu düzene sözde meşruiyet kazandıracak hiçbir tavrın parçası olamayız.

    İsterlerse 600 milletvekiliyle Meclis’e otursunlar. Bu iktidarın, yapacakları yasaların, anayasalarının, seçimlerinin hiçbir meşruiyeti yoktur.

    Bugün egemenliğimiz gasp edilmiş durumdadır.

    Cumhuriyetçiler Kurultayı ile kurmayı hedeflediğimiz yapı, direnme hakkını kullanarak tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden kurması için halka öncülük edecek bir kurucu meclis niteliğinde olmalıdır.

    Bu meclis, halkın farklı kesimlerinin katılımıyla oluşan, demokratik, katılımcı bir meclis olmalıdır.”

    7 Haziran 2026’da toplanan ve katkı sunma imkanından yoksun bırakıldığım 2. Cumhuriyetçiler Kurultayı’nın sonuç bildirgesi, yukarıda ortaya koyduğum tarihsel ve siyasal tutarlılıktan oldukça uzak bir noktaya savrulmuştur.

    Bildirgede şu tespite yer verilmiştir:

    “Siyasi iktidarın seçme ve seçilme hakkına yönelik saldırıları, her tür seçimin ve siyasal partilerin işlevsizleştirilmesi biçimini almıştır.”

    Bu doğru tespitin ardından, 1. Kurultay’daki uyarılarıma da paralel olarak şu iradenin sergilenmesi beklenirdi:

    “Her türlü seçimin ve siyasal partilerin işlevsizleştirildiği şartlar altında Cumhuriyetçilerin Birliği, seçim boykotu başta olmak üzere siyasete kökten müdahalelerde bulunarak ve cumhuriyetçiliği güçlü, bağımsız bir seçenek olarak örgütleyerek inşa edilebilir.”

    Ancak bildirge, “her tür seçimin işlevsizleştirildiğini” doğru olarak tespit etmesine rağmen; çözüm olarak yine sistemin sınırları içine çekilmiş ve “Cumhurbaşkanı adayı belirleme komisyonu” kurma kararı almıştır:

    “Cumhuriyetçilerin Birliği, Cumhurbaşkanlığı seçimi de dâhil olmak üzere siyasete müdahalelerde bulunarak ve cumhuriyetçiliği güçlü bir seçenek olarak örgütleyerek inşa edilebilir. Bu doğrultuda Kurultayımızın kurulları, Cumhuriyetçilerin Cumhurbaşkanı adayını belirleme hedefiyle çalışacak yetkin bir komisyon oluşturacaklardır.”

    Açıkça ifade etmek gerekir ki; işlevsiz olduğu kabul edilen bir seçimde aday çıkarma arayışı, gayrimeşru düzene can suyu vermekten başka bir işe yaramayacaktır. Cumhuriyetçiler Kurultayı, halkımızın temel ihtiyacı olan devrimci enerjiyi, gayrimeşru düzene sözde meşruiyet sağlayan ‘seçimcilik’ oyununa feda ederek sistem içi muhalefet saflarında konumlanmıştır. Bu kararla Kurultay, halkımız için gerçek bir seçenek ve umut olma şansını —şu an için— kaybetmiştir.

    Bu vesileyle, Cumhuriyetçiler Kurultayı’nda bugünü öngörerek yaptığım ve aradan geçen zamana rağmen güncelliğini koruyan konuşmanın kaydını da paylaşıyorum:

  • Özgür Özel ekibi istifa edince ne olur?

    Özgür Özel ekibi istifa edince ne olur?

    57 üyeli CHP Parti Meclisinden Özgür Özel ekibi olan 28 üye istifa edince ne olur?

    Mahkeme verdiği KARAR’da bunu yapabilirsin, bunu yapamazsın, kurultay yapabilirsin vs diyerek tedbire açıklık getirmemiştir. Güdümlü mermi atışı gibi “FIRE FORGET” AT UNUT yapmıştır. Ben yaptım oldu gibi sadece partiyi zamanda geri götürmüştür.

    Bu nedenle artık sadece Parti Tüzüğü uygulanır. Parti tüzüğüne göre de elde kalan CHP Parti Meclisi üye sayısı SALT ÇOĞUNLUĞU sağlayamadığından, CHP herhangi bir PM KARARI alamaz. Mahkeme ile sadece parti geriye döndürülmedi, aynı zamanda Zaman makinesinde parti KARAR alamaz duruma getirilerek dondurulmuştur

    Olcay Uyar

  • KİMİNE GÖRE FELLUCE DESTANI, KİMİNE GÖRE FELLUCE CEHENNEMİ

    KİMİNE GÖRE FELLUCE DESTANI, KİMİNE GÖRE FELLUCE CEHENNEMİ

    Arapçadan tercüme: Abdülhamid Doğan

    Birinci Felluce Muharebesi, Irak’ta Amerika’nın tattığı en ağır yenilgilerden biri olarak tarihe geçti.

    Bu muharebe, Amerikan güçlerinin Felluce şehrine girip kontrol altına alma girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasıydı.

    Her şey, 2004 yılında Felluce’de Amerikan Blackwater şirketine mensup dört paralı askerin öldürülmesiyle başladı. Cesetleri sokaklarda sürüklendi, ardından Fırat Nehri’ne bakan bir köprünün üzerine asıldı. Bunun üzerine dönemin Irak Başbakanı İyad Allavi’den, katillerin ve onlarla birlikte savaşan Arap mücahitlerin Amerikan tarafına teslim edilmesi istendi ve şehir halkına birkaç günlük süre tanındı.

    Felluce’nin ileri gelenleri bu talebi kesin bir dille reddetti. Bunun üzerine Amerikan ordusu şehri kuşattı, bombardıman hazırlıklarını tamamladı ve Nisan 2004’te saldırı başladı.

    Bu muharebede Amerikan ordusu öylesine ağır kayıplar verdi ki, dönemin ABD Başkanı George W. Bush şu sözleri söylemek zorunda kaldı: “Güçlerimiz çok zor bir hafta geçirdi… Kayıpların azalması için her gün dua ediyorum.”

    Bağdat’ın yaklaşık 50 kilometre batısında yer alan Felluce, aşiret yapısının hâkim olduğu, Bağdat’a en yakın direniş şehirlerinden biriydi. Amerikan sivil yöneticisi Paul Bremer’in deyimiyle: “Felluce, eğilmeyen, kırılmayan sert bir şehirdi.”

    Amerikan ordusu ve Blackwater paralı askerleri; Ebu Musab ez-Zerkavi ve Ebu Enes eş-Şami liderliğindeki Tevhid ve Cihad grubu, İslami Ordu mensupları, eski Cumhuriyet Muhafızları ve aşiret savaşçılarıyla karşı karşıya geldi.

    Amerikan ordusu, karşılaşacağı direnişin büyüklüğünü asla tahmin edememişti. Şehrin birkaç saat içinde düşeceğini sanıyorlardı. Ancak yaşananlar, modern savaş tarihine kazınacak bir ders oldu.

    Şehir içinde çatışmalar son derece sert ve acımasızdı. Direniş liderleri, sıkı bir örgütlenme ve disiplinle savaş alanını kontrol altına aldı. Basit silahlarla, gerilla taktikleriyle; pusu kurarak, vur-kaç yöntemleriyle Amerikan birliklerini şaşkına çevirdiler. Ön cephe ile arka cephe arasındaki koordinasyon çöktü. En gelişmiş askeri teknoloji, en basit silahlar karşısında çaresiz kaldı.

    Bu çaresizlik, Amerikan ordusunu rastgele hava bombardımanına yöneltti. Evler yerle bir edildi, çok sayıda sivil hayatını kaybetti.

    Gerçekte olan şuydu: Amerikan ordusunun tüm ikmal hatları kesildi. Mücahitler ve şehir halkı, Felluce çevresinde bir çember oluşturdu. Kuşatan ordu, kuşatılan hâline geldi.

    Amerikan ordusu, hava saldırılarını artırdı; ancak sonuç değişmedi. Felluce’ye gelen konvoylar imha edildi, askeri mühimmat hızla tükendi. Amerikan ordusu, mühimmat ikmali için Blackwater uçaklarına bağımlı kaldığını itiraf etti.

    Yeşil Bölge’ye giden yiyecekler artık kara yoluyla değil, hava yoluyla getiriliyordu. Daha önce yakın restoranlardan temin edilen yemekler, zehirleme girişimi korkusu nedeniyle durdurulmuştu. Mücahitler havaalanı yolunu tamamen kesti; Amerikan ordusuna ait hiçbir araç geçemedi. Nakliye araçları imha edildi.

    Gıda stokları tükenmeye başladı. Asyalı hizmetlilerin yemekleri kesildi; birçoğu açlıktan hayatını kaybetti. Amerikan ordusu, hiç beklemediği bir çıkmazın içine sürüklendi. Günler geçiyor, Felluce dimdik ayakta duruyordu.

    Yaklaşık otuz gün sonra Amerikalılar, Irak İslami Partisi’ni araya sokarak ateşkes istemek zorunda kaldı. Direnişçilere, aksi takdirde şehrin nükleer bombalarla vurulacağı tehdidi savruldu.

    Sonuçta Amerikan ordusu yenilgiyi kabul etti ve savunmacıların şartlarını onayladı. Bu, Amerikan yönetiminin tarihte bir şehirle imzaladığı tek anlaşma olarak kayıtlara geçti.

    Savaşın ardından Felluce, Irak’taki en ağır yıkımı yaşayan şehir oldu. Binalar harabeye döndü, altyapı yok edildi. Ancak işgal güçleri bununla yetinmedi; Ebu Gureyb Hapishanesi’nde yaşanan insanlık dışı işkenceler, Felluce halkından alınan intikamın bir simgesi hâline geldi.

    Felluce tecrübesi, Irak’ın diğer şehirlerine de bir gerçeği öğretti:

    İşgal, asla dost ya da müttefik değildir.

    O, işgal edilen ülke halkının bir numaralı düşmanıdır.

  • Liyakat ve mesleki onur

    Liyakat ve mesleki onur

    TSK’da sivil denklik tartışmasının sonu

    Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hiyerarşik dokusuna sivil bürokrasiyi eklemleme amacıyla 2017 yılında yayımlanan yönetmelik, devlet geleneğimizde “unvan gasbı” tartışmalarını beraberinde getirmişti.

    Milli Savunma Bakanlığı bünyesindeki sivil genel müdürlere tümgeneral, daire başkanlarına ise albay rütbesine eşdeğer haklar tanıyan bu düzenleme; sivil memurların askeri kimlik kartı taşımasından lojman önceliğine kadar geniş bir imtiyaz alanı yaratmıştı.

    Ancak bu durum, o yıldızları omuzlarına takmak için onyıllarca ter döken, hayatını kışlada ve cephede geçiren askerler arasında, rütbenin sadece bir “makam aksesuarı” olarak görülmesi nedeniyle büyük bir liyakat yarası açmış, mesleki onuru zedelemişti.

    Bu etik aşınmaya karşı Emekli Korgeneral Abdullah Yaşar Cihansız’ın başlattığı kararlı hukuk mücadelesi, Danıştay nezdinde tarihi bir zaferle sonuçlanmıştır.

    Danıştay 2. Dairesi, 2021 yılında verdiği ve 2022’de kesinleşen kararlarında; askerliğin kendine has disiplin, eğitim ve hiyerarşik uzmanlık gerektiren bir meslek olduğunu vurgulamıştır.

    Mahkeme, sivil bir devlet memurunun sadece bir koltuğa oturduğu için “general” veya “albay” gibi unvanları sembolik olarak dahi kullanamayacağına hükmederek yönetmeliğin ilgili maddelerini iptal etmiştir.

    Bu yargı kararı üzerine MSB, 2023 yılı başında yönetmelikte değişikliğe giderek sivil personelin askeri rütbe karşılıklarını kullanmasına imkan tanıyan ibareleri resmi metinlerden tamamen çıkarmak zorunda kalmıştır.

    Bu çarpık uygulamayı diğer hayati mesleklerle kıyaslamak, durumun vahametini daha net ortaya koymaktadır.

    Tıpkı tıp eğitimi almamış bir hastane yöneticisinin, idari makamı gereği “Doktor” veya “Profesör” unvanıyla beyaz önlük giyip ameliyata girmesi ya da reçete yazması nasıl meslek etiğine ve toplum sağlığına aykırıysa; askeri eğitim almamış bir sivilin general rütbesini temsil etmesi de ordu disiplini için aynı derecede tehlikelidir.

    Doktorlukta diploma ve ihtisas ne ise, askerlikte de rütbe; can emniyeti, operasyonel tecrübe ve hukuki sorumluluk demektir.

    Bir sivilin, askeri suçlar kapsamına girmeden askeri rütbenin yetkilerini kullanması, hukuk devletinin en temel ilkelerinden olan “yetki ve sorumluluk paralelliği” ile taban tabana çelişmektedir.

    Sonuç olarak yargı, “Rütbe, Mercan Yokuşu’ndan alınan bir aksesuar değil, uğruna ömür verilen bir sorumluluktur” mesajını vererek kışlaya usulsüz unvanların sızmasını durdurmuştur.

    2023’teki yönetmelik değişikliğiyle birlikte sivil bürokratların imza bloklarından ve kimliklerinden askeri unvanlar resmen silinmiş, ordunun emir-komuta zincirinin sivil memurlar eliyle sulandırılmasının önüne geçilmiştir.

    Bu süreç, TSK’nın profesyonel kimliğinin korunmasının sadece askeri bir zorunluluk değil, aynı zamanda devletin kurumsal ciddiyetini ve “Mustafa Kemal’in askeri” olma bilincini koruma meselesi olduğunu tüm topluma bir kez daha hatırlatmıştır.

  • ADAY OLMAK

    ADAY OLMAK

    UTANMAYACAK…

    Asrın, dünya lideri dediler…

    Utanmadı…

    Başkomutan dediler..

    Utanmadı…

    ***

    Ulan ben ne savaş kazandım…

    Ne terör örgütlerinin köküne kibrit suyu dökebildim…

    ***

    Ne ülkemin itibarını yükselttim…

    Ne halkımı dünyanın en çağdaş, en eğitimli, en redah toplumları arasına soktum…

    ***

    Ne de ülkemde hukukun üstünlüğünü dünyaya gösterdim…

    Ülkemin enflasyonu TÜİK’e rağmen dünyanın en yüksek enflasyonlarından birisi…

    ***

    Milli paramızın peçeteden farkı yok…

    Ekonomi çöktü…

    Eğitim ve yargı sistemi kokuştu…

    Ülke uyuşturucu ve kara para cenneti oldu…

    Demografik yapısını ellerimle bozdum…

    ***

    Bu durumda ben nasıl dünya lideri olurum, demedi…

    ***

    Allahın vasıflarına haiz adam, dediler…

    Haşaaa!

    Benim ne haddime demedi…

    İtiraz bile etmedi…

    *** 

    Peygamberin işaret ettiği adam, dediler…

    Olur mu öyle şey, peygamberimiz Arap ben Gürcüyüm..

    Ne alaka demedi…

    ***

    Karısı çıktı “son Halife” dedi kendisine.,.

    Duydu…

    100 sene önce toprağa gömdük halifeliği, 

    hem ben kim Halifelik kim?

    Demedi…

    ***

    Gevrek gevrek gülerek kabul etti…

    Hiç ama hiç utanmadı…

    *** 

    Ergenekon davalarında askere tuzak kuruldu…

    Ben bu davaların avukatıyım dedi, davaların müsebbibi “Muhterem Hocaefendi” dediği adam darbe yapmaya kalktı…

    ***

    Zerre-i miskal kadar utanmadı…

    *** 

    Parmağındaki alyansı göstererek tek servetim bu dedi…

    Bir kaç yıl sonra oğluna 40 milyon dolar değerinde “gemicik” aldı…

    Utanmadı…

    ***

    Üniversite hatta lise diplomasının sahte olduğu ortaya çıktı…

    Hiç ama hiç utanmadı…

    *** 

    Milyonlarca dolar kazandığı:

    AKBİL sahteciliğinden yargılanıyordu..

    CB yetki ve makamını kullanarak davaya takipsizlik kararı aldırdı ve zaman aşımına uğrattı…

    ***

    Yine utanmadı..

    ***

    ABD’nin sapık başkanı Donald Trump

    Salak aptal olma dedi..

    Hilenin…

    Sahtekarlığının en iyisini sen bilirsin, dedi…

    Utanmadı…

    *** 

    Başkomtanım dedi..

    Ama ABD askerleri Türk askerlerinin başına çuval geçirildi…

    Ruslar; uçağımızı düşürdü daldı konvoya

    Mehmetçikleri şehit etti..

    Yine utanmadı…

    *** 

    Anayasa bir kişiye en fazla iki kez Cumhurbaşkanı olma hakkını tanımış…

    Üçüncü kez aday gösterildi

    Aday oldu…

    Devletin tüm gücünü kullanarak..

    Ve hileli oylarla kazandı…

    ***

    Utanmadı…

    ***

    Görev süresi 2028’de sona erecek…

    Dün sözcüsü 4 ncü kez Cumhurbaşkanı adayı olacağını açıkladı…

    İtiraz etmedi…

    Yani yanıltmadı bizi yine “utanmadı…”

    ***

    Utanmayacak!..

    *** 

    Kim mi?

    ***

    Navigasyona karaktersiz…

    Yalancı…

    Kalpazan, sahtekar yazın adı çıkar…

    ***

    Bu arada; Tıp ne kadar ilerlerse ilerlesin onun gibi “ar damarı” çatlayanların çatlağını kapatmayı başaramıyor…

    Salı gününüz dünden güzel olsun…

    Erdoğan ÖZGENÇ

    İstanbul 16.06.2026 12.38

  • ATATÜRK için, Şapka giymedi DİYE adam astı DİYENLER…..

    ATATÜRK için, Şapka giymedi DİYE adam astı DİYENLER…..

    ATATÜRK için, Şapka giymedi DİYE adam astı DİYENLER…..

    Osmanlı Avrupai yaşıyordu.. . AMA Anadolu halkı tarikat ve cemaatlere, ağalara beylere, yoksulluğa cehalete teslim edilmiştir.

    Üretime yönelik hiçbir yatırım yok, onun yerine borç parayla yeni saraylar yapılıyor, saray lüks içinde yaşıyordu. Sarayda KADINLAR yabancı dil öğreniyor, piyano çalıyor, resim yapıyordu.

    Anadolu halkı Avrupa’nın yaşadığı HER türlü TEKNOLOJİK bilimsel gelişmeyi ANCAK 200 yıl SONRA görmüştür. Osmanlı’da şeriat kuralları saraya değil, halka işliyordu. Nasıl Belçika vatandaşı aile bakanımızın, milli eğitim bakanımızın kızı gibi özel Fransız LAİK okullarında, kolejlerde okurkenhalkın çocuğu için imam hatipleri uygun görmesi; HER dönemde güçlü ve makam sahibi olanların yazısız kanunları halk için dayatıklarını BİZE gösteriyor.

    Değişen dünyaya ayak uyduramayan Osmanlı battı, yerine TC tarih sahnesine çıktı. İktidarlarının bekası için kardeş katlini meşru sayan Osmanlı padişahları aslında yeniliğe açıktır AMA çıkarlarından olma korkusuyla devşirme yöneticiler, dinci ulema HEP engel olmuştur. İlime bilime ” şeytan icadı “ dersen ölürsün ve öldün.

    Latin alfabesini İLK dillendiren 2. Mahmud VE Abdülhamid’dir. Abdülhamid, Anadolu halkının cehalet ve yoksulluğunu yazması ve okuması zor olan ” elifba “ ya bağlıyordu…. AMA ” kutsal Arapça harfleri gavur icadı makinelerde basılamaz “ DİYEN…. VE geçimini el yazması kitaplarla sağlayan dinci takım yine isyan etmişti.

    2. Mahmud, devlet yönetiminde, askerde ve bürokraside sarık ve cübbe yerine fes, pantolon, setreyi zorunlu kılmıştı. BUNA karşı gelenler cezalandırıldılar…. VE adını ” gavur padişah “ koydular.

    Osmanlı’da kılık kıyafet zorunluluğu bürokrasiye ” istediğini giyemezsin “ sınırlaması şeklinde olurken….

    Mustafa KEMAL PAŞA’NIN kılık kıyafet devrimi ” modern dünyaya entegre olmak, yurttaşlık bilinci oluşturmak “ içindir. Aslında ATATÜRK yeni bir şey yapmamış, var olanı kural haline getirmiş, devlette kamuda bir nizam oluşturmuştur.

  • ABD’nin İsrail’e sağladığı askeri desteğin büyüklüğü

    ABD’nin İsrail’e sağladığı askeri desteğin büyüklüğü

    Süpernova Festivali saldırısından (7 Ekim 2023) sonra ABD’nin İsrail’e sağladığı askeri desteğin büyüklüğü

    ABD yönetimi, Ukrayna’ya yaptığı yardımların aksine İsrail’e gönderilen mühimmat ve silahların tam listesini kamuya açıklamamaktadır. Bu nedenle elimizdeki veriler; Kongre raporları, Pentagon açıklamaları, Reuters’ın ABD’li yetkililere dayandırdığı haberler, Brown Üniversitesi’nin Costs of War çalışması ve çeşitli silah satış bildirimlerinden derlenmektedir. Dolayısıyla aşağıdaki tablo “bilinen ve kamuya yansıyan” kalemleri içerir; gerçek rakamlar muhtemelen daha yüksektir. (The Associated Press)

    Toplam Maliyet

    Ekim 2023 – Eylül 2025 arasında ABD’nin İsrail’e sağladığı askeri yardımın:

    KaynakTahmini Tutar
    Brown Üniversitesi / Costs of War21,7 milyar $
    İlk yıl (Ekim 2023–Ekim 2024)17,9 milyar $
    Normal yıllık yardım (MOU kapsamında)3,8 milyar $ / yıl
    2024 Ek Acil Paket8,7 milyar $
    Füze savunma sistemleri için ayrılan bölümyaklaşık 6,7 milyar $

    (costsofwar.watson.brown.edu)


    Bilinen Mühimmat ve Silah Teslimatları

    SistemMiktar
    Mk-84 (2000 lb / 907 kg) bomba14.000+
    Mk-82 (500 lb / 227 kg) bomba6.500+
    AGM-114 Hellfire füzesi3.000+
    GBU-39 Small Diameter Bomb2.600+
    JDAM güdüm kitleribinlerce

    (Reuters)


    İlk Aylarda Acil Hava Köprüsüyle Gönderilenler

    ABD kaynaklarından sızan ve Wall Street Journal tarafından aktarılan listelerde:

    MühimmatTahmini Miktar
    Toplam bombayaklaşık 15.000
    155 mm topçu mermisiyaklaşık 57.000
    Mk-84 bombası5.400+
    Mk-82 bombası5.000+
    BLU-109 bunker delici bomba100+
    JDAM kitleriyaklaşık 3.000
    GBU-39yaklaşık 1.000

    (Reddit)


    Stok Yenileme (Replenishment)

    • İsrail’e kendi stoklarından mühimmat aktardı.
    • Ardından ABD ordusu için yeni üretim siparişleri verdi.
    • Bu kapsamda yaklaşık 4,4 milyar doların ABD stoklarının yeniden doldurulmasına ayrıldığı bildirildi. (The Associated Press)

    Bunlar arasında:

    • 155 mm topçu mühimmatı
    • tank mühimmatı
    • hava bombaları
    • güdüm kitleri
    • çeşitli füzeler

    bulunmaktadır. (CFR)


    Füze Savunma Sistemleri

    En büyük kalemlerden biri mühimmat değil, hava savunmasıdır.

    SistemYardım
    Iron Domemilyarlarca dolar
    David’s Slingmilyarlarca dolar
    Arrow-2ortak finansman
    Arrow-3ortak finansman
    Iron Beamgeliştirme desteği

    Sadece füze savunma sistemleri için ayrılan yardım yaklaşık 6,7 milyar dolar düzeyindedir. (CFR)


    Tank ve Kara Kuvvetleri Mühimmatı

    Kamuya açıklanan sevkiyatlarda:

    • 120 mm tank mühimmatı
    • 155 mm obüs mühimmatı
    • hassas topçu mühimmatı
    • çeşitli roket sistemleri mühimmatı

    yer almıştır. Ancak Pentagon bu kalemlerin miktarlarını çoğunlukla açıklamamıştır. (The Guardian)


    Hava Kuvvetleri İçin Sağlanan Başlıca Kalemler

    • Mk-84 2000 lb bombalar
    • Mk-82 500 lb bombalar
    • BLU-109 bunker delici bombalar
    • JDAM güdüm kitleri
    • GBU-39 küçük çaplı hassas bombalar
    • Hellfire füzeleri
    • AMRAAM hava-hava füzeleri (onaylanan paketlerde)
    • çeşitli uçak mühimmatı

    (Reuters)


    Helikopter ve Araçlar

    SIPRI ve çeşitli satış bildirimlerine göre:

    • AH-64 Apache saldırı helikopterleri
    • CH-53 ağır nakliye helikopterleri
    • zırhlı araçlar
    • yedek parçalar
    • bakım paketleri

    teslim edilmiş veya finansmanı sağlanmıştır. (anews.com.tr)


    Lojistik Ölçek

    • 800’den fazla nakliye uçağı
    • 140’tan fazla gemi
    • yaklaşık 90.000 ton askeri malzeme

    ABD’den İsrail’e ulaştırılmıştır. (CFR)


    Kamuya Açıklanan En Büyük Paketler

    PaketDeğer
    Nisan 2024 ek yardım paketi8,7 milyar $
    2025 başında bildirilen büyük silah satışı8 milyar $
    Stok yenileme ve drawdown programları4,4 milyar $+
    Iron Dome / David’s Sling takviyesi4 milyar $+

    (CFR)

    Sonuç

    • En az 21,7 milyar dolar
    • 90.000 ton civarında askeri malzeme
    • 14.000’den fazla 2000 lb bomba
    • 6.500’den fazla 500 lb bomba
    • 3.000’den fazla Hellfire
    • on binlerce topçu ve tank mühimmatı
    • milyarlarca dolarlık füze savunma desteği

    olarak görünmektedir. Ancak araştırmacılar ve Kongre uzmanları, gizli veya parça parça yapılan sevkiyatlar nedeniyle gerçek rakamların bundan daha yüksek olabileceğini özellikle belirtmektedir. (The Associated Press)

  • En’âm Suresi – 59 ayet

    En’âm Suresi – 59 ayet

    En’âm Suresi – 59 ayet

    Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez.
    O, karada ve denizde ne varsa bilir;
    O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez.
    O, yerin karanlıklarındaki tek bir taneyi bile bilir.
    Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.

    https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/En%27%C3%A2m-suresi/846/57-59-ayet-tefsiri

    Evet, Allah dilemezse bir yaprak bile düşmez.

    Her şey doğrudan onun kontrolü altındadır.

    Dünyanın şeklini, dönüşünü bizzat, doğrudan kontrol altında tutuyor.

    Galaksileri, kümeleri, nötron yıldızlarını, kuasarları, karadelikleri falan da.

    Atomlarda elektronların dönüşlerini de tek tek kontrol altında tutuyor.

    Eksponansiyel sayılarla ifade edilebilecek kuark altı bütün partiküllerin, ve sicimlerin de hareketlerini, titreşimlerini tek tek kontrol ediyor.

    Onun rızası olmadan bir elektron bile kımıldayamaz ki, yapraklar zaten kımıldayamıyor.

    Bu çok makul.

    Sonuçta kadir-i mutlak.

    Bu insanoğlunun üretebildiği en verimli açıklama.

    Haa bir ek yapayım.

    Menzilcilere göre Allah bu işte yardım alıyormuş.

    Malum evren çok büyük, çok karmaşık, kontrol edilmesi gereken nesneler, enerjiler vb. zor iş.

    İşte bu evrenin çalışması ve düzeninin sağlanmasında ermişler, veliler, evliyalar ve keramet sahibi insanlar yardımcı oluyormuş.

    Allahın yardıma muhtaç olması da ilginç.

    Ve Allah da bu zor işteki yardımlarından dolayı bu kişilere kerametler veriyormuş.

    — Misal zamanda yolculuk,

    — mekanda yolculuk,

    — ölüyü diriltme,

    — diriyi öldürme (düşünerek),

    — ölmüş ruhlarla,

    — eski peygamberler konuşabilme,

    — meleklerle ve en önemlisi ALLAH ile hapa hap konuşabilme,

    — gaipten haber getirme,

    — geleceği bilmek

    — sorular sorabilmek falan.

    Adeta sarıklı bir Dr. Strange.

    Bu keramet sahibin onbinlerce evliyanın her dönemde bir başı varmış.

    Kutbu yani.

    Bu yüzyılın son kutbu, ölen Gavsı Sani Şeyh Seyyid Abdülbaki(ks) Erol Hazretleri (k.s-Kudduse sırruhu) idi.

    O öldü, fetret devri başladı.

    Evlatları kutb olma konusunda rekabete girdiler.

    Henüz son kutb belli değil.

    Maalesef evren başıboş kaldı.

    Hayırlısı olsun, hamdolsun, inşallah.

  • Millet Müslümanlığı, başörtüsünü, namazı terk ediyor

    Millet Müslümanlığı, başörtüsünü, namazı terk ediyor

    “Bu toplum aziz millet olmaktan çıktı, dindarlık herkesin kaçtığı bir noktaya geldi.
    Millet Müslümanlığı bıraktı, başörtüsünü terk ediyor, namazı terk ediyor.”
    Bülent Arınç

    Bülent Arınç durumdan rahatsız.
    Ama ben çok mutlu oldum.
    Demek ki, Türk halkının önemli biri bölümü AKP vesilesiyle hidayete ulaşmış.
    En azından AKP’nin topluma bu şekilde hayrı dokunmuş.

    Din, inanç, iman nedir?
    Bilmediğini, anlamadığını, aklının almadığını, sana çok karmaşık, çok mükemmel, çok küçük, çok büyük, çok güzel geleni totondan uydurduğun bir masala bağlamaktır.
    Bir şeyi ya bilirsiniz, ya bilmezsiniz.
    Bilmiyorsanız inanabilirsiniz.
    İnanıyorsanız da bilmiyorsunuz demektir.

    Din gerçeküstü tezlerdir.
    Hiç bir deneyim ve gözleme dayanmaz.

    Bilimsel tezlerden farklı  olarak, bilinen gerçeklere, insan ve evrenin doğasına ilişkin sayısız içsel ve dışsal çelişkiler barındırır.
    Safsata yumağıdır.
    Sözlük anlamıyla HATALI ÇIKARIM’lar yumağıdır.

    İnsanın bilinmezlik, ölüm gibi kaygıları sebebiyle her zaman var olmuştur.
    Ancak bu tarihsellik dinin gerçekliğinin kanıtı değildir.
    Yalnızca insanın zaaflarının kanıtıdır.

    Kaldı ki, bilmediğini uydurmak inanılmaz ama gerçek Yapay Zeka’nın da önemli bir sorunu.
    YZ cevabını bilmediği sorulara cevaplar uyduruyor.
    Öyle ki, bilim adamları YZ’nin hayal, rüya, halusinasyon gördüğünü söylüyorlar.
    Var olmayan referansların açıklaması bu.

    Bu durumun açıklaması insandaki açıklamayla aynı.
    YZ’da tıpkı insan gibi cevap üretmek üzerine yapılandırılmış.
    Yani fıtratında bilmiyorum, yetersiz veri demekten ziyade cevap uydurma zaafı var.

    Gecenin karanlığında bir ateşin etrafında, meçhulden gelen inlemeler, uğultular, gürültüler olduğunda hiç bir insan bilmiyorum cevabıyla yetinemiyor.
    Yalan, yanlış da olsa rahatlatıcı cevap uydurmanın verdiği konfor o an gerçeklerden çok daha önemli.
    O nedenle kamlar, şamanlar, rahipler ve diğerleri hep vardı, hep olacak.
    Çünkü insanlığın büyük bölümü rahatlatıcı, pembe yalanları tercih ediyor.———————->>>>>

    Hoş olmayan bir gerçekliği ortaya çıkaran kırmızı hap YA DA keyif veren bir bilgisizlikte kalmak için mavi hap…

    Saygılar 

    Oraj POYRAZ 

    L2fSIJNoA0xfSNxA 

    1️⃣ İslam Dünyası

    Genel:

    • Âlim (Alim) – Dinî ilimlerde otorite kişi
    • Ulemâ – Âlimler topluluğu
    • Fakih – Fıkıh âlimi
    • Müfessir – Tefsir âlimi
    • Muhaddis – Hadis âlimi
    • Müctehid – İçtihat yapabilen yüksek seviye âlim
    • Şeyhülislam – Osmanlı’da en üst dinî otorite
    • Müftü – Fetva veren âlim
    • Kadı – Şer‘î hâkim
    • Hafız – Kur’an’ı ezberleyen
    • İmam – Cemaat önderi
    • Hatip – Hutbe okuyan

    Şiî Gelenek:

    • Molla
    • Ayetullah
    • Ayetullah el-Uzma (Büyük Ayetullah / Merce-i Taklit)
    • Hüccetü’l-İslam
    • Marja-i Taklid (Merci-i Taklit) – Taklit edilen en üst dinî merci

    2️⃣ Yahudilik

    • Rabi (Rabbi) – Din âlimi, öğretmen
    • Haham – Türkçede yaygın karşılığı
    • Dayan – Dinî yargıç
    • Gaon – Orta Çağ’da büyük din otoritesi
    • Sofer – Tevrat kâtibi
    • Kohen – Harun soyundan gelen din görevlisi
    • Levi – Levili din görevlisi
    • Posek – Halaha konusunda fetva veren haham
    • Tanna / Amora – Talmud dönemi âlimleri için tarihsel unvanlar

    3️⃣ Hristiyanlık

    Katoliklik

    • Papaz (Priest)
    • Rahip (Monk / Friar)
    • Piskopos (Bishop)
    • Başpiskopos (Archbishop)
    • Kardinal
    • Papa
    • Teolog (Theologian) – Akademik ilahiyatçı
    • Aziz (Saint) – Sonradan kutsallaştırılmış ilahiyatçılar

    Ortodoksluk

    • Patrik
    • Metropolit
    • Piskopos
    • Rahip
    • Hegümen / Arhimandrit – Manastır başrahipleri

    Protestanlık

    • Pastör
    • Reverend (Sayın Rahip)
    • Presbyter (Elder / İhtiyar)
    • Teolog
    • Doktor of Divinity (İlahiyat Doktoru)

    4️⃣ Hinduizm

    • Brahmin – Din adamı sınıfı
    • Purohit – Tapınak rahibi
    • Pandit – Kutsal metinler uzmanı âlim
    • Acharya – Öğretici guru
    • Guru – Manevi öğretmen
    • Shankaracharya – Advaita geleneğinde en yüksek otorite
    • Sadhu / Swami – Derviş benzeri gezgin din adamları

    5️⃣ Budizm

    • Bhikkhu – Keşiş (erkek)
    • Bhikkhuni – Rahibe (kadın)
    • Lama – Tibet geleneğinde ruhani öğretmen
    • Dalai Lama – Tibet Budizmi’nde en yüksek ruhani lider
    • Roshi – Zen ustası
    • Sensei – Öğretmen
    • Ajahn – Tayland geleneğinde üstat keşiş
    • Abbot (Başrahip)

    6️⃣ Taoizm & Konfüçyanizm

    Taoizm

    • Daoshi – Taoist rahip
    • Zhenren – “Hakiki insan” (manevi ermiş)
    • Fashi – Ritüel uzmanı

    Konfüçyanizm

    • Ru (Bilgin) – Konfüçyüsçü ilahiyatçı-bilge
    • Shengren – Kutsal bilge (Konfüçyüs gibi)

    7️⃣ Zerdüştlük (Mazdeizm)

    • Magi (Mecusi) – Antik Pers rahip sınıfı
    • Mobed – Zerdüşt rahibi
    • Dastur – Başrahip

    8️⃣ Antik ve Pagan Dinleri

    Antik Yunan – Roma

    • Hierophant – Gizem kültü başrahibi
    • Pontifex – Roma rahibi
    • Augur – Kehanet rahibi
    • Flamen – Belirli tanrılara adanmış rahip

    Kuzey Avrupa Paganizmi

    • Gothi – İskandinav rahibi
    • Völva – Kehanetçi kadın rahibe
    • Druid – Kelt din adamı

    Şamanizm

    • Şaman / Kam
    • Oyun / Baksı (Türk-Moğol gelenekleri)

    9️⃣ Uzak Doğu & Yerel Dinler

    • Kannushi – Şinto tapınak rahibi
    • Miko – Şinto rahibesi
    • Bonze – Japon Budist rahibi
    • Ojibwa Midewiwin Şifacısı
    • African Traditional Religion Priest (Yerel rahiplik unvanları kabileye göre değişir)

    10️⃣ Yeni ve Senkretik Dinler

    • Scientology Auditor
    • Mormon Bishop / Elder
    • Bahâî Ruhani Mahfili Üyesi (resmî ruhban yok ama dinî yönetici var)
    • Rastafari Elder
    • Yehova Şahitleri İhtiyarlar Meclisi Üyesi

    Özet Tablo (Kısa Görünüm)

    Dinİlahiyatçı / Din Âlimi Unvanları
    İslamÂlim, Müftü, Fakih, Ayetullah
    YahudilikRabi, Haham, Dayan
    HristiyanlıkTeolog, Papaz, Piskopos
    HinduizmBrahmin, Guru, Pandit
    BudizmLama, Bhikkhu, Roshi
    ZerdüştlükMobed, Magi
    PaganDruid, Gothi, Hierophant
    ŞintoKannushi
    ŞamanizmŞaman, Kam

    Bülent Arınç: “Bu toplum aziz millet olmaktan çıktı, dindarlık herkesin kaçtığı bir noktaya geldi.
    Millet Müslümanlığı bıraktı, başörtüsünü terk ediyor, namazı terk ediyor.”