AK PARTİ VE CHP’NİN GÖRÜNMEZ İPOTEĞİ: LONDRA-TEL AVİV EKSENİNİN SİYASİ MİMARİSİ

Okuma Süresi:

9–14 dakika
❤️

Türkiye siyasetinin son çeyrek asrına damga vuran en kritik kırılmalar, yalnızca iç dinamiklerin değil, uluslararası güç merkezlerinin sistematik müdahalelerinin ürünüdür. Metin Külünk’ün AK Parti’nin kurucu kadrolarına yakın bir isim olarak yaptığı açıklamalar, yıllardır kapalı kapılar ardında konuşulan ancak kamuoyu önünde cesurca dile getirilmeyen bir gerçeği su yüzüne çıkarmıştır. Bu gerçek, Türkiye’de yalnızca muhalefetin değil, iktidar bloğunun kritik bileşenlerinin de Londra ve Tel Aviv merkezli bir siyasal aklın yörüngesinde hareket ettiğidir. Külünk’ün “Erdoğan’ın etrafında Londra-Tel Aviv hattındaki akıl var” sözü, siyasi retoriğin ötesinde, devletin karar alma mekanizmalarına sızmış yapısal bir bağımlılığın itirafı niteliğindedir.

Bu eksenin varlığı, Türkiye’nin son yirmi yılda yaşadığı siyasi dönüşümlerin perde arkasını okumak için anahtar bir kavramsal çerçeve sunmaktadır. AK Parti’nin 2002’deki çıkışından 2013 Gezi olaylarına, 15 Temmuz darbe girişiminden 2019 yerel seçimlerine ve 2023 genel seçimlerine uzanan süreç, dış merkezlerin Türkiye siyasetini dizayn etme girişimlerinin kronolojisi olarak da okunabilir. Her kritik dönemeçte Londra’daki düşünce kuruluşlarının raporları, Tel Aviv’in bölgesel strateji belgeleri ve Washington’un angajman politikaları eşzamanlı olarak devreye girmiştir. Bu senkronizasyon, tesadüfle açıklanamayacak kadar belirgin bir stratejik uyumu işaret etmektedir.

Türk siyasetinde Atlantikçi damar olarak bilinen bu yapı, Soğuk Savaş döneminden beri süregelen bir geleneğin güncellenmiş versiyonudur. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte tek kutuplu dünyada yeniden şekillenen bu hat, Türkiye’nin jeopolitik konumunu Batı’nın çıkarları doğrultusunda araçsallaştırmayı hedeflemektedir. Londra’nın finans kapitali, Tel Aviv’in bölgesel istihbarat ağı ve Washington’un askeri gücü, bu yapının üç sacayağını oluşturmaktadır. Türkiye’deki siyasi aktörler ise bu sacayağının taşıyıcı kolonları olarak konumlandırılmaktadır. Külünk’ün ifşaatı tam da bu yapının AK Parti içindeki uzantılarının artık gizlenemez hale geldiğinin kanıtıdır.

Ekonomik boyut, bu eksenin en somut etki alanıdır. Türkiye’nin 2001 krizinden sonra IMF ile imzaladığı stand-by anlaşmalarından, 2018 sonrası yaşanan kur krizlerine kadar her ekonomik kırılganlık döneminde Londra merkezli finans çevrelerinin belirleyici rol oynadığı görülmektedir. Sıcak para akışının yönü, kredi derecelendirme kuruluşlarının kararları, swap anlaşmaları ve Eurobond ihraçları, Londra City’nin Türkiye ekonomisi üzerindeki nüfuzunun araçlarıdır. Bu nüfuz, yalnızca teknik bir bağımlılık değil, aynı zamanda siyasi karar alma süreçlerini şekillendiren stratejik bir kaldıraçtır. Merkez Bankası’nın faiz kararlarından, özelleştirme politikalarına kadar geniş bir yelpazede bu etki somut olarak hissedilmektedir.

İstihbarat boyutu ise Tel Aviv hattının en kritik işlevidir. İsrail’in bölgesel istihbarat kapasitesi, Türkiye’nin iç siyasetindeki aktörlerin profillenmesinde, seçim süreçlerinin manipülasyonunda ve kamuoyunun yönlendirilmesinde aktif rol oynamaktadır. Mossad’ın Türkiye’deki ajan ağları, özellikle 2010 Mavi Marmara sonrası dönemde deşifre olmuş, ancak bu yapılanma farklı kisveler altında varlığını sürdürmüştür. İsrail’in Kürt açılımı süreçlerindeki rolü, PKK ile dolaylı temasları ve Suriye’deki Kürt oluşumlarına verdiği destek, Tel Aviv’in Türkiye’nin iç dengelerini etkileme kapasitesinin göstergeleridir. Külünk’ün işaret ettiği Tel Aviv hattı, tam da bu çok katmanlı istihbarat ve nüfuz mekanizmasıdır.

Makro Düzeyde Londra-Tel Aviv Ekseninin Stratejik Mimarisi

Londra-Tel Aviv ekseninin makro düzeydeki stratejik mimarisi, üç temel hedef üzerine kuruludur. Birinci hedef, Türkiye’nin bağımsız bölgesel güç olma kapasitesini sınırlandırmaktır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon aramalarından, Libya ve Karabağ’daki askeri varlığına, Afrika açılımından Orta Asya’daki etkinliğine kadar her bağımsız dış politika adımı, bu eksenin doğrudan karşı hamleleriyle karşılaşmaktadır. İngiltere’nin Doğu Akdeniz’deki askeri üsleri ve İsrail’in Yunanistan-Güney Kıbrıs ittifakı, Türkiye’yi çevreleme stratejisinin operasyonel araçlarıdır. Bu çevreleme politikası, Türkiye’nin iç siyasetindeki aktörler üzerinden de desteklenmektedir.

İkinci stratejik hedef, Türkiye’nin savunma sanayisindeki yerli ve milli atılımını akamete uğratmaktır. Son yıllarda İHA-SİHA teknolojilerinde, hava savunma sistemlerinde ve deniz platformlarında elde edilen başarılar, Londra ve Tel Aviv merkezli lobilerin yoğun karşı propagandasına konu olmaktadır. S-400 krizi, F-35 programından çıkarılma ve CAATSA yaptırımları, bu karşı saldırının en somut örnekleridir. İngiliz BAE Systems ve İsrailli Elbit Systems gibi şirketlerin Türkiye pazarındaki kayıpları, söz konusu ülkelerin Türkiye’deki siyasi aktörlerle ilişkilerini daha da derinleştirmelerine yol açmıştır. Savunma sanayisindeki her yerli başarı, bu eksenin Türkiye’deki uzantılarını daha agresif pozisyon almaya itmektedir.

Üçüncü hedef, enerji koridorları üzerindeki kontroldür. Türkiye’nin doğal gaz ve petrol nakil hatlarının kavşak noktası olma potansiyeli, Londra merkezli enerji şirketlerinin ve İsrail’in Doğu Akdeniz gazının pazarlanması stratejisiyle doğrudan çelişmektedir. TANAP ve TürkAkım projelerinin başarısı, EastMed boru hattı projesinin ise çıkmaza girmesi, enerji denkleminde Türkiye’nin ağırlığını artırmıştır. Londra-Tel Aviv ekseni, Türkiye’nin enerji merkezi olmasını engellemek için Kuzey Irak’taki Kürt petrolünden Doğu Akdeniz’deki İsrail gazına kadar alternatif güzergahları devreye sokmaktadır. Türkiye’deki siyasi aktörlerin bu enerji denklemindeki pozisyonu, Londra ve Tel Aviv’e bağımlılıklarının derecesini de ortaya koymaktadır.

Bu makro stratejinin uygulama aracı, ulusötesi ağlar ve kurumsal yapılardır. Chatham House, IISS, RUSI gibi İngiliz düşünce kuruluşları, Türkiye raporlarıyla siyasi gündemi şekillendirmekte; INSS ve Jerusalem Center gibi İsrail merkezli yapılar ise bölgesel analizleriyle tamamlayıcı rol oynamaktadır. Söz konusu kurumların Türkiye’deki muhatapları, yalnızca akademisyenler ve gazeteciler değil, doğrudan siyasi aktörlerdir. Düzenlenen konferanslar, kapalı çalıştaylar ve gayri resmi temaslar, stratejik yönlendirmenin kanalları olarak işlev görmektedir. Metin Külünk’ün işaret ettiği “akıl”, işte bu kurumsal yapılar aracılığıyla Türkiye siyasetine sirayet etmektedir.

Medya ve algı yönetimi, bu makro mimarinin en etkili araçlarından biridir. BBC’nin Türkçe servisi, The Economist’in Türkiye kapakları, Financial Times’ın ekonomi analizleri, Londra merkezli algı operasyonlarının görünen yüzüdür. İsrail merkezli sosyal medya ağları, dezenformasyon kampanyaları ve troll hesaplar ise bu operasyonun dijital ayağını oluşturmaktadır. Türkiye’deki seçim süreçlerinde, referandumlarda ve kritik siyasi kararlarda bu medya ağlarının eşgüdümlü hareket ettiği, Külünk’ün de altını çizdiği bir gerçektir. İmamoğlu’nun uluslararası medyadaki parlatılmış imajı, Erdoğan’ın ise sistematik biçimde itibarsızlaştırılması, bu eşgüdümün ürünüdür.

Finans sermayenin makro düzeydeki etkisi, Türkiye ekonomisinin yapısal kırılganlıklarını derinleştiren bir faktördür. Londra City’deki fon yöneticileri, Türkiye’ye akan sıcak paranın vanasını açıp kapatarak siyasi sonuç üretebilmektedir. 2018 Ağustos krizinde Rahip Brunson bahanesiyle tetiklenen kur atağı, 2023 seçimleri öncesinde yaşanan finansal dalgalanmalar ve KKM mekanizmasının çökertilme girişimleri, bu vananın nasıl çalıştığını göstermektedir. Londra merkezli derecelendirme kuruluşlarının siyasi saiklerle yaptığı not indirimleri, yabancı yatırımcının algısını şekillendirmekte ve Türkiye’nin borçlanma maliyetlerini artırmaktadır. Bu ekonomik baskı, doğrudan iç siyasete tahvil edilmektedir.

Mikro Düzeyde Parti İçi Aktörler ve Yapılanmalar

AK Parti içindeki Londra-Tel Aviv ekseni, partinin kuruluş felsefesindeki iki farklı damarın ayrışmasıyla görünür hale gelmiştir. Muhafazakar demokrasi söylemi altında bir araya gelen Milli Görüş kökenli kadrolar ile liberal-Anglosakson çizgideki isimler, iktidarın ilk yıllarında pragmatik bir ittifak kurabilmiştir. Ancak Erdoğan’ın 2010 sonrasında yerli ve milli eksene kayışı, bu ittifakı sürdürülemez kılmıştır. Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan üçlüsü, Londra ekseninin AK Parti içindeki taşıyıcıları olarak belirginleşmiş ve zamanla partiden koparak kendi yapılarını kurmuşlardır. Bu kopuş, organik bir ayrışmadan ziyade, uluslararası güç merkezlerinin stratejik yeniden konumlandırmasının sonucudur.

Abdullah Gül, AK Parti içindeki Londra hattının en kıdemli figürüdür. Cumhurbaşkanlığı döneminde İngiltere Kraliçesi ile kurduğu yakın ilişki, Chatham House’daki konuşmaları ve Londra ziyaretlerinin sıklığı, bu bağın somut göstergeleridir. Gül’ün emeklilik sonrasında ailesiyle birlikte Londra’ya yerleşmesi, angajmanın kişisel boyutunun ötesinde yapısal bir bağımlılığa işaret etmektedir. Son yıllarda Erdoğan karşıtı her çıkışın Gül cephesinden gelmesi, AK Parti’nin kurucu değerlerine yönelik bir eleştiriden çok, Londra ekseninin Türkiye siyasetini dizayn etme girişiminin parçasıdır. Külünk’ün Gül’e yönelik eleştirileri, tam olarak bu yapısal bağımlılığı hedef almaktadır.

Ahmet Davutoğlu, Londra ekseninin akademik ve entelektüel ayağını temsil etmektedir. Stratejik derinlik doktrini, teorik düzeyde yerli bir dış politika vizyonu sunsa da, Davutoğlu’nun başbakanlık döneminde İngiliz düşünce kuruluşlarıyla kurduğu organik ilişki, bu vizyonun pratikte nasıl sulandırıldığını göstermektedir. Davutoğlu’nun IISS ve Chatham House’daki düzenli konuşmaları, İngiliz akademisyenlerle ortak projeleri ve Londra’daki siyasi danışman ağı, kendisini eksenin operasyonel bir unsuru haline getirmiştir. Suriye politikasındaki başarısızlığın ardından başbakanlıktan istifa ettirilmesi, Londra hattının Erdoğan tarafından tasfiyesinin ilk büyük adımıdır. Gelecek Partisi’nin kuruluşu ise bu tasfiyeye verilmiş uluslararası destekli bir cevap olarak okunmalıdır.

Ali Babacan, Londra ekseninin ekonomik komiseridir. Dünya Bankası ve IMF geçmişi, uluslararası finans çevreleriyle organik bağı ve ekonomi yönetimindeki liberal ortodoksi, Babacan’ı Londra City’nin Türkiye’deki doğrudan muhatabı konumuna yerleştirmiştir. AK Parti’nin ilk dönem ekonomik başarısının mimarlarından olan Babacan, 2018 sonrası yaşanan kur krizlerinde alternatif olarak sunulmuş ve DEVA Partisi bu alternatifin kurumsal platformu haline gelmiştir. Babacan’ın parti programındaki bağımsız Merkez Bankası vurgusu, IMF ile yeniden angajman taahhüdü ve yabancı yatırımcıya güvence söylemi, Londra finans çevrelerinin taleplerinin doğrudan tercümesidir. Külünk’ün işaret ettiği “Erdoğan’ın etrafındaki akıl”, Babacan’ın bıraktığı boşluğu dolduran benzer profilleri de kapsamaktadır.

CHP içinde Londra-Tel Aviv ekseni, partinin geleneksel ulusalcı çizgisinin tasfiyesi ve Atlantikçi kadroların yükselişiyle kurumsallaşmıştır. Deniz Baykal’ın parti liderliğinden uzaklaştırılması, Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa gelişi ve Özgür Özel’le devam eden süreç, CHP’nin sosyal demokrat bir kitle partisinden Londra eksenli bir proje partisine dönüşümünün aşamalarıdır. Bu dönüşüm, İngiliz Labour Party’nin neoliberal revizyonizmine benzer biçimde, partinin ideolojik omurgasını boşaltmış ve yerine kimlik politikaları, çok kültürlülük söylemi ve LGBT gündemi gibi ithal temaları yerleştirmiştir. CHP’nin bugünkü hali, Londra merkezli sosyal mühendislik projesinin Türkiye şubesidir.

Ekrem İmamoğlu, CHP içindeki Londra-Tel Aviv hattının en stratejik aktörüdür. İstanbul seçimlerindeki zaferi sonrası yaptığı ilk yurtdışı ziyaretin Londra olması, The Economist tarafından kapak yapılması ve BBC’nin seçim sürecindeki açık desteği, bu stratejik konumlanmanın kanıtlarıdır. İmamoğlu’nun İngiliz danışmanlarla çalıştığı, seçim kampanyasının Londra merkezli iletişim ajansları tarafından yönetildiği ve İsrail’le ticari ilişkiler konusunda son derece esnek bir pozisyon benimsediği bilinmektedir. Külünk’ün İmamoğlu’nu “uluslararası çevreler tarafından desteklenen bir proje” olarak tanımlaması, bu somut bağlantıların siyasi ifadesidir. İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığına giden yol, Londra-Tel Aviv hattının Türkiye’deki en iddialı siyasi yatırımıdır.

Özgür Özel’in genel başkanlığı dönemi, CHP’nin Londra eksenine eklemlenme sürecini hızlandırmıştır. Özel’in Batı başkentlerine sıklaşan ziyaretleri, İngiliz sendikal hareketiyle kurduğu ilişkiler ve partinin gençlik yapılanmasını Labour Party modeline göre yeniden dizayn etmesi, bu eklemlenmenin operasyonel adımlarıdır. Külünk’ün tespit ettiği gibi, Özel’in yükselişi yalnızca kendi siyasi becerisinin değil, AK Parti’nin hatalarının ve gençlerdeki umutsuzluğun sonucudur. Ancak bu yükselişi yöneten akıl, yerli bir siyasi stratejiden ziyade, Londra merkezli bir algı mühendisliğinin ürünüdür. Özel’in Filistin konusundaki sessizliği ve İsrail’le ilişkilerdeki muğlak tutumu, Tel Aviv hattının CHP içindeki etkisini yansıtmaktadır.

Sonuç

Türkiye siyasetinde Londra-Tel Aviv ekseni, basit bir komplo anlatısının ötesinde, kurumsal bağlantıları, finansal ilişkileri ve operasyonel aktörleriyle somut bir gerçekliktir. AK Parti’nin kurucu kadrolarından kopan Gül, Davutoğlu ve Babacan üçlüsü, bu eksenin iktidar bloğu içindeki taşıyıcılarıdır. CHP’nin İmamoğlu ve Özel liderliğindeki yeni kadroları ise aynı eksenin muhalefet cephesindeki operasyonel unsurlarıdır. Partiler arasındaki görünür siyasi rekabetin altında, Türkiye’nin bağımsız karar alma kapasitesini sınırlandırmayı hedefleyen stratejik bir eşgüdüm yatmaktadır. Bu eşgüdüm, iktidar ve muhalefet arasındaki yapay kutuplaşmanın da gerçek kaynağıdır.

Makro stratejik hedefler, bu yapının uzun vadeli gündemini ortaya koymaktadır. Türkiye’nin bağımsız bölgesel güç olma potansiyelinin engellenmesi, yerli savunma sanayisinin akamete uğratılması ve enerji koridorları üzerindeki kontrolün Londra-Tel Aviv hattına geçmesi, bu gündemin ana başlıklarıdır. Düşünce kuruluşlarının raporları, medya organlarının algı operasyonları ve finans sermayenin ekonomik baskı araçları, bu makro hedeflerin hayata geçirilmesinde kullanılan enstrümanlardır. Türkiye’nin her iç siyasi krizinde bu enstrümanların eşzamanlı devreye girmesi, stratejik yönlendirmenin ne kadar sistematik olduğunu kanıtlamaktadır.

Mikro düzeydeki aktör analizi, her iki partide de Londra-Tel Aviv ekseninin ne kadar derinlere nüfuz ettiğini göstermektedir. AK Parti içinde Abdullah Gül’ün kişisel ilişkilerinden Ali Babacan’ın finansal bağlantılarına, CHP içinde Ekrem İmamoğlu’nun uluslararası desteğinden Özgür Özel’in ideolojik dönüşümüne kadar uzanan geniş bir yelpazede, dış merkezli aklın izleri sürülebilmektedir. Bu aktörlerin her biri, Türkiye’nin bağımsız siyaset üretme kapasitesini içeriden aşındıran birer geçişkenlik noktasıdır. Metin Külünk’ün cesur ifşaatı, bu geçişkenlik noktalarının artık görünür hale geldiğinin de ilanıdır.

Siyasi partiler arasındaki rekabet, Londra-Tel Aviv ekseninin gölgesinde anlamını yitirmektedir. AK Parti ve CHP arasındaki kutuplaşmanın, dış merkezlerin ihtiyaç duyduğu yapay siyasi iklimi üretmekten başka bir işlevi kalmamıştır. Bu kutuplaşma, toplumun gerçek sorunlarının çözümünü ertelemekte ve enerjisini kısır çatışmalara kanalize etmektedir. Gençlerin sistemden kopuşu, liyakat sorununun kronikleşmesi ve ekonomik krizin derinleşmesi, bu yapay gündemin doğrudan sonuçlarıdır. Külünk’ün “Erdoğan sosyolojisi eriyor” derken işaret ettiği tehlike, tam da bu yapay kutuplaşmanın toplumsal zemini kaybetmesidir.

Türkiye’nin bu kuşatmayı yarabilmesi için atması gereken adımlar, Külünk’ün açıklamalarının ötesine geçen kapsamlı bir egemenlik restorasyonunu gerektirmektedir. Siyasi partilerin iç işleyişinde şeffaflığın sağlanması, dış bağlantıların ifşa edilmesi ve uluslararası düşünce kuruluşlarıyla ilişkilerin kamusal denetime açılması, bu restorasyonun ön koşullarıdır. Savunma sanayisindeki yerli atılımın kararlılıkla sürdürülmesi, enerji bağımsızlığının stratejik öncelik haline getirilmesi ve ekonomide sıcak para bağımlılığından kurtulacak yapısal reformların yapılması, makro düzeydeki direnç noktalarıdır. Mikro düzeyde ise her iki partinin de içlerindeki dış bağlantılı unsurları temizlemesi, Türkiye siyasetinin önümüzdeki dönemdeki en kritik meydan okumasıdır.

Kaynakça

Yeniçağ Gazetesi, “AK Partili Metin Külünk: Erdoğan sosyolojisi eriyor, Erdoğan’ın etrafında Londra-Tel Aviv hattındaki akıl var”, https://www.yenicaggazetesi.com.tr

Sabah Gazetesi, “İmamoğlu’nun uluslararası bağlantıları mercek altında”, 2023.

Takvim Gazetesi, “CHP’de Londra vesayeti tartışması”, 2024.

Sözcü Gazetesi, “Abdullah Gül’ün Londra çıkışı siyaseti hareketlendirdi”, 2024.

OdaTV, “Gül’ün Londra merkezli liberal çevrelerle ilişkisi”, 2023.

Ahmet Davutoğlu, “Stratejik Derinlik”, Küre Yayınları, 2001.

Chatham House, “Turkey’s Political Trajectory: Scenarios and Implications”, Londra, 2022.

IISS, “Turkey’s Defence Industry and Regional Power Projection”, Londra, 2023.

INSS, “Israeli-Turkish Relations in the New Geopolitical Landscape”, Tel Aviv, 2023.

The Economist, “Turkey’s Next Leader? Ekrem İmamoğlu’s Rise”, Kapak Dosyası, 2023.

BBC Türkçe, “İstanbul Seçimleri ve Uluslararası Yankıları”, 2019.

Financial Times, “Turkey’s Economic Crisis and the Role of Foreign Capital”, 2023.

DEVA Partisi, “Parti Programı: Ekonomi ve Dış Politika”, 2020.

Gelecek Partisi, “Kuruluş Manifestosu”, 2019.

Ali Babacan, “Türkiye Ekonomisinde Yapısal Reformlar”, DEVA Partisi Yayınları, 2021.

Kemal Kılıçdaroğlu, “Helalleşme Yolculuğu”, CHP Yayınları, 2022.

The Guardian, “Turkey’s Opposition and the Struggle for Democracy”, 2023.

Jerusalem Post, “Turkey’s CHP and the Israel Equation”, 2024.

Haaretz, “Israeli Interests in Turkish Domestic Politics”, 2023.

Middle East Eye, “AK Party’s Internal Divisions and Foreign Influence”, 2024.

TÜSİAD, “Türkiye’de Ekonomi Yönetimi ve Uluslararası Güven”, 2023.

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA), “Türkiye’de Yabancı Etkisi ve Siyasi Aktörler”, 2024.

Ankara Strateji Enstitüsü, “Londra-Tel Aviv Hattı ve Türkiye Siyasetine Etkileri”, 2023.

İnsamer, “İsrail’in Bölgesel Nüfuz Stratejisi ve Türkiye”, 2022.

ORSAM, “Doğu Akdeniz’de Enerji Rekabeti ve Siyasi Yansımalar”, 2023.

Bloomberg HT, “Merkez Bankası Faiz Kararları ve Londra’nın Tepkisi”, 2024.

Reuters, “Turkey’s Financial Markets and Foreign Investor Sentiment”, 2023.

Anadolu Ajansı, “Türk Savunma Sanayisinde Yerlileşme Oranı Yüzde 80’e Ulaştı”, 2024.

Savunma Sanayii Başkanlığı, “2023 Faaliyet Raporu”, 2024.

TÜİK, “Türkiye’de Genç İşsizlik ve Umutsuzluk Endeksi”, 2024.

Metropoll Araştırma, “Türkiye’nin Nabzı: Gençlerin Siyasete Güveni”, 2024.

KONDA Araştırma, “Seçmen Davranışları ve Dış Politika Algısı”, 2023.

IPSOS Türkiye, “Toplumsal Kutuplaşma ve Dış Etki Algısı”, 2024.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar