Ekranda Çubuk Sallayanlar, Hayatı Taşıyanlar: Türkiye’nin Siyasi TV Soytarıları ve Susturulan Halk

Okuma Süresi:

3–4 dakika
❤️

Türkiye’de televizyon ekranları artık haber verme aracı olmaktan çok, profesyonel bir bağırma arenasına dönüştü. Her akşam aynı dekor, aynı fonda akan “son dakika” bantları, aynı öfkeli yüzler, aynı ezber cümleler…

Bir yanda iktidar adına konuşan ekran savaşçıları.
Öte yanda muhalefet adına öfkelenen stüdyo şövalyeleri.

Ortada ise elinde teleskopik çubukla dev ekranlara saldıran “uzmanlar”.

Haritalar açılıyor.
Grafikler dönüyor.
Oklar çiziliyor.
Yüzdeler uçuşuyor.

Sanki ülke yönetilmiyor da sürekli bilgisayar oyunu oynanıyor.

Fakat ekranın dışında başka bir Türkiye var.

Sabahın altısında servise yetişmeye çalışan işçiler.
Ay sonunu hesap makinesiyle geçirmeye çalışan aileler.
Diplomasını alıp kurye olan gençler.
Çocuğunun beslenme çantasını eksiltmemeye çalışan anneler.
Kirasını ödeyince geriye sadece sessizlik kalan milyonlar…

Ama televizyon ekranlarında bu insanlar neredeyse hiç yok.

Çünkü Türkiye’de televizyon siyaseti halkı anlamak için değil, halkın yerine konuşmak için kurulmuş bir tiyatroya dönüştü.

ÇUBUKLU UZMANLAR CUMHURİYETİ

Bu uzman tipi Türkiye’ye özgü bir televizyon canlısıdır.

Elinde çubuk olmadan yaşayamaz.
Harita göstermeden konuşamaz.
“Jeopolitik denklem” demeden program bitiremez.

Bir tanesi çıkar ve şöyle der:

. “Türkiye burada küresel paradigmayı bozdu.”

Tam o sırada milyonlarca insan markette peynirin fiyatına bakıp geri bırakıyordur.

Ama ekrandaki uzman için gerçek hayat diye bir şey yoktur.
Onun dünyasında her şey stratejidir.
Her kriz “operasyondur”.
Her eleştiri “algıdır”.
Her sorun “dış güçlerin oyunu”dur.

Elektrik faturası mı arttı?
Küresel saldırı.

İşsizlik mi yükseldi?
Ekonomik savaş.

Gençler neden gidiyor?
“Batı özendiriyor.”

Bu insanlar ülkeyi anlatmıyor aslında.
Ülkenin üstüne sis yayıyorlar.

Çünkü gerçek ne kadar görünür olursa, ekran gösterisi o kadar bozuluyor.

İKTİDARIN EKRAN MEMURLARI

İktidar yanlısı ekran figürlerinin en büyük özelliği, hiçbir koşulda gerçeklikle bağ kurma zorunluluğu hissetmemeleridir.

Ekonomi kötüleşir:
“Dış güçler.”

Hayat pahalanır:
“Geçici süreç.”

İnsanlar umutsuzlaşır:
“Muhalefet algısı.”

Onlara göre ülkede hiçbir şey gerçekten kötü değildir.
Sadece millet yeterince motive değildir.

Bir kısmı sürekli bağırır.
Çünkü bağırmanın bilgi yerine geçtiğini öğrenmişlerdir.

Diğer kısmı sürekli tehdit hissi üretir.

Ülke sanki her gece yedi farklı darbeyi aynı anda atlatıyormuş gibi konuşurlar.

Oysa halkın derdi çok daha basittir:
Geçinmek.
Güvende hissetmek.
Çocuk yetiştirmek.
Yarınından korkmamak.

Ama bu basit gerçekler reyting getirmez.

MUHALEFETİN STÜDYO DEVRİMCİLERİ

Muhalif ekranların hali de çoğu zaman farklı değildir.

Sürekli “toplum kırıldı” denir.
Sürekli “bu son seçim” havası yaratılır.
Sürekli grafikler gösterilir.

Sanki insanlar açlık değil de veri analizi yaşıyor.

Bir uzman ekrana eğilip şöyle konuşur:

. “Kararsız seçmende yüzde 2,4’lük dramatik kırılma var.”

O sırada bir genç iş görüşmesinden çıkıp eve nasıl döneceğini hesaplıyordur.

Muhalefetin ekran dili çoğu zaman gerçek insanların hayatına değil, birbirini izleyen küçük şehirli politik kabilelere hitap eder.

Halktan söz edilir ama halka pek temas edilmez.

İnsanların öfkesi bile çoğu zaman estetik bir televizyon dekoruna çevrilir.

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK ENDÜSTRİSİ: GÜRÜLTÜ

Bugün Türkiye’de en büyük üretimlerden biri gürültüdür.

Herkes konuşur.
Kimse dinlemez.

Televizyonlarda sürekli kavga vardır çünkü kavga reyting getirir.
Sakinlik getirmez.
Düşünce getirmez.
Hakikat hiç getirmez.

Bu yüzden ekranlarda en çok yükselen insanlar genellikle en çok bağıranlardır.

Çünkü bu düzende bilgi değil performans ödüllendirilir.

Bir uzman yanlış çıkar.
Ertesi gün yine ekrandadır.

Bir yorumcu yıllarca aynı cümleleri tekrar eder.
Yine “duayen” diye tanıtılır.

Çünkü televizyon hafızası yoktur.
Sadece gündemi vardır.

SUSTURULAN HALK

Asıl trajedi burada başlıyor.

Bu ülkede herkes halk adına konuşuyor.
Ama halkın kendisi giderek daha az konuşuyor.

Çünkü yoruldu.

Çünkü her akşam aynı tiyatroyu izlemekten bıktı.

Çünkü ekranda kendisini görmüyor.

Kendi hayatını duymuyor.
Kendi korkularını işitmiyor.
Kendi gerçekliğini bulamıyor.

Onun yerine sürekli birbirine bağıran profesyonel karakterler görüyor.

Ve bir süre sonra televizyon artık bilgi kaynağı olmaktan çıkıyor.
Sinir bozucu bir arka plan sesine dönüşüyor.

Program sonunda sunucu yine aynı cümleyi kuruyor:

. “Çok değerli değerlendirmeler oldu.”

Hayır.

Yine aynı insanlar konuştu.
Yine aynı roller oynandı.
Yine halk adına ahkâm kesildi.

Ama hayatı gerçekten taşıyan insanlar…
Bir kez daha yalnızca seyirci olarak bırakıldı.

Çünkü Türkiye’de ekranlarda en az görünen şey gerçeğin kendisi.

En çok görünen şey ise,
gerçekten en uzak olanlar.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar