AKP’li Belediyelerde Yolsuzlukların Örtbas Edilmesi ve Siyasi Mafya Olgusu: Melih Gökçek Dönemi Üzerinden Yapısal Bir Analiz

Okuma Süresi:

8–12 dakika
❤️

Türkiye’de belediyeler, özellikle son yirmi üç yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı döneminde, kamu hizmeti sunan kurumlar olmaktan çıkarak siyasi patronaj ağlarının merkezine dönüşmüştür. Yolsuzluk iddialarının sistematik biçimde örtbas edilmesi, ihale süreçlerinin manipüle edilmesi ve belediye kaynaklarının siyasi sadakat karşılığında dağıtılması, yerel yönetimleri birer “siyasi mafya” aygıtına dönüştüren başlıca dinamikler olarak öne çıkmaktadır. Çalışma, bu yapısal sorunu, 1994-2017 yılları arasında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış olan Melih Gökçek dönemi üzerinden analiz etmektedir. Gökçek dönemi, hakkında yüzlerce yolsuzluk dosyası birikmesine rağmen büyük ölçüde sonuçsuz kalan soruşturmalar, Sayıştay raporlarına yansıyan usulsüzlükler ve belediye iştirakleri üzerinden yürütülen kayıt dışı finansman mekanizmaları ile yolsuzlukların örtbas edilmesi ve siyasi mafya olgusunun en somut örneklerinden birini teşkil etmektedir. Analiz, sorunun bireysel aktörlerden ziyade kurumsal denetim mekanizmalarının işlevsizleşmesi, yargının siyasallaşması ve merkezi iktidarın yerel yönetimler üzerindeki vesayetinden kaynaklanan yapısal bir nitelik taşıdığını ortaya koymaktadır.

Yerel Yönetimlerde Yolsuzluk ve Siyasi Mafya

Türkiye’de belediyeler, sahip oldukları bütçe büyüklüğü, imar yetkileri ve ihale hacmi itibarıyla, siyasi rant dağıtımının en yoğun yaşandığı alanlardan biridir. AKP’nin 2002’de iktidara gelmesiyle başlayan süreçte belediyeler, parti-devlet bütünleşmesine paralel olarak yolsuzluk mekanizmalarının kurumsallaştığı yapılar haline gelmiştir. İçişleri Bakanlığı verilerine göre, 2024 yılı itibarıyla belediyelerle ilgili olarak yapılan 1701 şikayet başvurusundan yalnızca 176’sına soruşturma izni verilmiştir. Bu izinlerin 59’u AK Parti, 58’i CHP, 21’i MHP ve 10’u HDP üyeleriyle ilgili olarak kaydedilmiştir. Ancak, İçişleri Bakanı’nın 2026 yılında yaptığı açıklamaya göre, toplamda 1298 defa belediyeler hakkında soruşturma izni verilmiş, bunların 591’i AK Partili belediyeler olmuştur. Buna karşın, AKP’li büyükşehir belediye başkanlarına yönelik tek bir soruşturma izni dahi verilmemiş olması, yolsuzluk soruşturmalarının seçici bir biçimde yürütüldüğüne dair güçlü bir kanıt sunmaktadır.

Belediyelerdeki yolsuzluk ve mafyatik yapılanma, yalnızca mali kayıplarla sınırlı kalmamış, aynı zamanda demokratik meşruiyeti de derinden sarsmıştır. İhalelerin kısımlara bölünerek aynı tedarikçilere verilmesi, belediye şirketleri üzerinden kayıt dışı istihdam politikalarının yürütülmesi ve kamu taşınmazlarının siyasi yandaşlara tahsis edilmesi, bu yapısal çürümenin temel göstergeleridir. Transparency International’ın Yolsuzluk Algı Endeksi’nde Türkiye’nin 2013 yılından bu yana 16 puan kaybederek 2024’te 34 puana, 2025’te ise 31 puana gerilemesi, yerel yönetimlerdeki sistematik usulsüzlüklerin uluslararası ölçekte de tescillendiğini göstermektedir.

Siyasi mafya kavramı, kamu kaynaklarının siyasal sadakat karşılığında dağıtılmasını aşan, belediye yönetimlerinin organize suç örgütleriyle iç içe geçtiği, ihale ve rüşvet mekanizmalarının siyasi partilerin finansmanıyla bütünleştiği çok katmanlı bir yapıyı ifade etmektedir. Bu yapıda belediye başkanı, yalnızca bir kamu yöneticisi değil, aynı zamanda bir siyasi patronaj ağının merkezindeki aktör olarak konumlanmakta; ihale kazanan müteahhitlerin siyasi kampanyalara bağış yapması, seçim dönemlerinde partiye finansman sağlaması ve yerel düzeyde oy bağımlılığı oluşturması yoluyla siyasi mafya ağları beslenmektedir. Bu çalışma, AKP’li belediyelerdeki yolsuzlukların örtbas edilmesi ve siyasi mafya olgusunu, Melih Gökçek’in Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemi üzerinden somutlaştırarak analiz etmeyi amaçlamaktadır.

Yolsuzlukların Örtbas Edilmesinde Kurumsal Mekanizmalar

AKP’li belediyelerdeki yolsuzluk iddialarının örtbas edilmesinde en kritik mekanizma, İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma izni yetkisidir. 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca, belediye başkanları hakkında cezai soruşturma açılabilmesi için İçişleri Bakanlığı’nın izni gerekmektedir. Bu idari vesayet mekanizması, özellikle AKP’li belediyelere yönelik şikayetlerin büyük ölçüde sonuçsuz kalmasına yol açmıştır. 2024 yılında belediyelerle ilgili 1701 şikayetten yalnızca 176’sına soruşturma izni verilmesi, bu mekanizmanın ne denli etkili bir filtre işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır.

Soruşturma izni sürecindeki asimetri, AKP’li büyükşehir belediyeleri söz konusu olduğunda daha da belirgin hale gelmektedir. 2026 yılı itibarıyla AKP’li büyükşehir belediye başkanları hakkında tek bir soruşturma izni dahi verilmemiş olması, bu makamdaki isimlerin dokunulmaz bir konumda olduğunu göstermektedir. Buna karşın, aynı dönemde CHP’li belediyelere yönelik soruşturmaların yoğunluğu, yargının siyasi bir sopa olarak kullanıldığına dair güçlü bir algı oluşturmuştur. 2026 yılı itibarıyla CHP’li 6’sı büyükşehir olmak üzere 26 belediye başkanı hakkında işlem yapılmış, bunlardan 24’ü tutuklanmış ve 15’i aşkın belediye başkanı AKP’ye geçmek zorunda kalmıştır. Bu tablo, soruşturma izni mekanizmasının, muhalefete karşı bir kalkan, iktidar partisine karşı ise bir kılıç işlevi gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır.

Örtbas mekanizmalarının bir diğer boyutu, Sayıştay raporlarının gereğinin yerine getirilmemesidir. Sayıştay Başkanlığı’nın denetim raporlarında tespit edilen usulsüzlükler, çoğu zaman yaptırımsız kalmakta ve kamuoyunun gündemine yeterince yansıtılmamaktadır. Sayıştay’ın 2018 raporlarında, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Melih Gökçek döneminde katma değer vergisini düşerek mal ve hizmet alımı harcamalarını 3.3 milyar TL eksik gösterdiği tespit edilmiş, ancak bu bulgu herhangi bir hukuki süreci tetiklememiştir. Benzer şekilde, belediye şirketlerinin denetim raporlarında tespit edilen usulsüzlükler, belediye meclislerinin gündemine dahi alınmadan rafa kaldırılmaktadır. Sayıştay denetimlerinin yaptırım gücünün zayıflığı, yolsuzlukların örtbas edilmesini kolaylaştıran yapısal bir faktör olarak işlev görmektedir.

Belediye meclislerinin denetim işlevini yerine getirememesi de örtbas mekanizmalarının önemli bir parçasıdır. Özellikle büyükşehir belediyelerinde, iktidar partisinin meclis çoğunluğuna sahip olması, belediye başkanının faaliyetlerinin denetlenmesini fiilen imkansız hale getirmektedir. Meclis üyelerinin parti disiplini altında hareket etmesi, denetim komisyonlarının etkisiz kalmasına ve usulsüzlük iddialarının araştırılmadan kapanmasına yol açmaktadır. Bu durum, yerel yönetimlerdeki yatay hesap verebilirlik mekanizmalarının bütünüyle işlevsiz hale geldiğini göstermektedir.

Melih Gökçek Dönemi: Yolsuzluk ve Dokunulmazlık

Melih Gökçek, 1994-2017 yılları arasında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış ve bu süre zarfında hakkında 100’e yakın yolsuzluk ve suç dosyası birikmiştir. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın açıklamasına göre, Gökçek hakkında hazırlanan dosyalar Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim edilmiş, ancak savcılık bu dosyaları işleme koymak yerine, yasa gereği soruşturma izni için İçişleri Bakanlığı’na göndermiştir. Bu sürecin en dikkat çekici yönü, dosyaların yıllarca İçişleri Bakanlığı’nda bekletilmesi ve Gökçek’in ifadeye dahi çağrılmamış olmasıdır. Bu durum, Gökçek dönemini, yolsuzluk iddialarının sistematik biçimde örtbas edildiği bir “dokunulmazlık rejimi” olarak nitelendirmeyi mümkün kılmaktadır.

Gökçek dönemine ilişkin yolsuzluk iddialarının mali boyutu da dikkat çekicidir. 2020 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne sunulan dosyalara göre, Gökçek dönemine ait 40 ayrı yolsuzluk dosyası savcılığa iletilmiş, bu dosyalarda yaklaşık 3 milyar TL’lik usulsüzlük iddiası yer almıştır. Söz konusu dosyalar arasında, belediye iştirakleri üzerinden yürütülen ihalesiz alımlar, kamu taşınmazlarının usulsüz tahsisi ve belediye kaynaklarının siyasi amaçlarla kullanılması gibi çok sayıda başlık bulunmaktadır. Buna rağmen Gökçek hakkında bugüne kadar kapsamlı bir yargılama süreci başlatılmamış, dosyalar büyük ölçüde sonuçsuz kalmıştır.

Sayıştay raporları, Gökçek dönemindeki usulsüzlüklerin boyutunu belgeleyen en önemli kaynaklardan biridir. Sayıştay’ın 2019 yılı denetim raporlarında, Gökçek döneminde gerçekleştirilen ihalelerde mevzuata aykırılıklar tespit edilmiş, özellikle Dikmen 3. etap satışlarındaki usulsüzlükler nedeniyle Gökçek ve 10 encümen üyesi hakkında hüküm, Sayıştay tarafından seçim sonrasına bırakılmıştır. Ancak bu tespitler, Gökçek’in siyasi dokunulmazlığı karşısında yaptırımsız kalmıştır. 2024 yılında Mansur Yavaş’ın Gökçek’e açtığı davada ise Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nce beraat kararı verilmiş, ancak dosya İstinaf Mahkemesi’ne taşınmıştır. Bu durum, yargı sürecinin ne denli yavaş ve etkisiz işlediğini gözler önüne sermektedir.

Gökçek dönemi, yalnızca yolsuzluk iddialarının örtbas edilmesi açısından değil, aynı zamanda belediye kaynaklarının siyasi bir patronaj aracı olarak kullanılması bakımından da siyasi mafya olgusunun tipik bir örneğini sunmaktadır. Belediye iştirakleri üzerinden yürütülen ihalesiz alımlar, işe alımlarda liyakat yerine siyasi sadakatin esas alınması ve belediye bütçesinin siyasi kampanyaların finansmanında kullanılması, Gökçek döneminin temel yönetim pratikleri arasında yer almıştır. Sayıştay raporlarına göre, Gökçek döneminde itfaiye eri olarak belediyeye alınan kişilerin dahi siyasi kriterlere göre belirlendiği tespit edilmiştir. Bu pratikler, belediye yönetiminin bir kamu hizmeti kurumu olmaktan çıkarak, siyasi sadakat zincirlerinin örüldüğü bir patronaj aygıtına dönüştüğünü göstermektedir.

Siyasi Mafya Olgusu ve Patronaj Ağları

AKP’li belediyelerdeki siyasi mafya olgusu, yalnızca Melih Gökçek dönemine özgü bir durum olmayıp, iktidar partisinin yerel yönetimlerde inşa ettiği sistematik bir yapılanmanın parçasıdır. Bu yapılanma, belediye ihalelerinin belirli bir müteahhit grubuna verilmesi, bu müteahhitlerin siyasi kampanyalara finansman sağlaması ve belediye iştirakleri üzerinden kayıt dışı istihdam politikalarının yürütülmesi gibi çok katmanlı bir mekanizma üzerinden işlemektedir. Sayıştay raporlarında ortaya konduğu üzere, birçok AKP’li belediyede ihaleler kısımlara bölünerek aynı tedarikçilere verilmekte, Kamu İhale Yasası dolanılarak doğrudan temin yöntemi istismar edilmektedir. Bu uygulamalar, kamu kaynaklarının siyasi sadakat karşılığında dağıtıldığı bir patronaj ekonomisinin kurumsallaştığını göstermektedir.

Siyasi mafya ağlarının en önemli bileşenlerinden biri, belediye şirketleridir. Belediye şirketleri, ihale mevzuatının denetiminden kaçınmak için kullanılan araçlar olarak işlev görmekte; personel alımları, mal ve hizmet alımları bu şirketler üzerinden gerçekleştirilerek kamu ihale mevzuatının kapsamı dışında bırakılmaktadır. Ankara Büyükşehir Belediyesi örneğinde, belediye şirketi üzerinden çalışanların yıllık izinlerinin kullandırılmaması, SGK primlerinin ödenmemesi ve yüz milyonlarca liralık borç biriktirilmesi, bu şirketlerin nasıl bir kayıt dışılık alanı oluşturduğunu gözler önüne sermektedir. Belediye şirketleri aynı zamanda, başarısız siyasi projelerin maliyetlerinin gizlendiği ve belediye borçlarının ötelendiği birer kara delik işlevi de görmektedir.

Patronaj ağlarının bir diğer boyutu, ihale süreçlerinin siyasi finansman aracı olarak kullanılmasıdır. AKP’li belediyelerde ihale alan müteahhitlerin, seçim dönemlerinde partiye bağış yapmaları ya da parti etkinliklerine finansman sağlamaları, yaygın bir uygulama olarak dikkat çekmektedir. Bu mekanizma, belediye ihale sistemini bir tür “siyasi vergilendirme” aracına dönüştürmekte; ihaleyi alan müteahhit, elde ettiği kazancın bir kısmını partiye aktarmakta ve bu sayede hem mevcut ihalelerini garanti altına almakta hem de gelecekteki ihaleler için avantajlı konuma geçmektedir. Bu çıkar ağları, belediye başkanının partisiyle olan ilişkisine bağlı olarak genişlemekte ve siyasi mafya olgusunun ekonomik omurgasını oluşturmaktadır.

Siyasi mafya olgusunun bir diğer boyutu, belediye yönetimlerinin organize suç örgütleriyle kurduğu ilişkilerdir. Sedat Peker’in 2021 yılında başlayan ifşaatları, AKP’li bazı belediye yönetimlerinin suç örgütleriyle olan bağlantılarını kısmen de olsa gözler önüne sermiştir. Bu ifşaatlar, belediye ihalelerinin organize suç örgütlerine aktarılması, belediye kaynaklarının suç faaliyetlerinin finansmanında kullanılması ve belediye başkanlarının suç örgütü liderleriyle olan kişisel ilişkileri gibi çok sayıda başlığı içermektedir. Söz konusu iddialar büyük ölçüde soruşturmasız kalmış ve siyasi iktidarın koruyucu şemsiyesi altında örtbas edilmiştir.

Yargının Siyasallaşması ve Seçici Adalet

AKP’li belediyelerdeki yolsuzlukların örtbas edilmesinde en kritik rolü, siyasallaşmış bir yargı sistemi oynamaktadır. Yargının siyasallaşması, özellikle 2014 sonrası dönemde HSYK’nın (sonraki adıyla HSK’nın) yapısında yapılan değişikliklerle birlikte ivme kazanmış; savcı ve hakim atamaları liyakat yerine siyasi sadakat kriterine göre şekillenmeye başlamıştır. Bu dönüşümün en somut sonucu, muhalefet partilerine mensup belediye başkanlarına yönelik soruşturmaların hızla yürütülüp tutuklama kararlarının çıkarılabilmesi, buna karşın AKP’li belediye başkanlarına yönelik dosyaların yıllarca savcılık raflarında bekletilebilmesidir.

Seçici adalet mekanizması, özellikle CHP’li belediyelere yönelik 2024 sonrası operasyonlarla birlikte, iki katmanlı bir hukuk sisteminin varlığını açıkça ortaya koymuştur. CHP’li belediye başkanları hakkında rüşvet, irtikap ve ihaleye fesat karıştırma suçlamalarıyla hızlı bir şekilde tutuklama kararları verilirken, Melih Gökçek gibi onlarca dosyası bulunan AKP’li belediye başkanları ifadeye dahi çağrılmamıştır. Bu asimetri, yargının iktidar partisi lehine bir dokunulmazlık alanı yaratırken, muhalefete karşı bir baskı aracı olarak kullanıldığının en somut kanıtıdır. Nitekim Gökçek’in yolsuzluk dosyalarına ilişkin olarak Mansur Yavaş, “Daha bugüne kadar Sayın Gökçek ifadeye dahi çağrılmadı. Dolayısıyla böyle bir ortamda hukuktan, adaletten bahsetmek mümkün değil” sözleriyle bu duruma dikkat çekmiştir.

Yargının siyasallaşmasının bir diğer boyutu, yargı mensuplarının siyasi iktidarla kurduğu gayriresmi ilişkiler ağıdır. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) yapısındaki değişiklikler, yürütmenin yargı üzerindeki vesayetini pekiştirmiş ve savcıların siyasi iktidarın beklentileri doğrultusunda hareket etmesine zemin hazırlamıştır. Bu yapı içerisinde, AKP’li belediye başkanlarına yönelik dosyaların sümen altı edilmesi, buna karşın muhalif belediye başkanlarına yönelik dosyaların hızla işleme konulması, yargının tarafsızlık ilkesini ortadan kaldıran kurumsal bir mekanizma haline gelmiştir.

Sonuç

AKP’li belediyelerdeki yolsuzlukların örtbas edilmesi ve siyasi mafya olgusu, münferit vakaların ötesinde, kurumsal denetim mekanizmalarının işlevsizleşmesinden ve yargının siyasallaşmasından kaynaklanan yapısal bir sorundur. Melih Gökçek’in Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemi, hakkında 100’e yakın yolsuzluk dosyası birikmesine rağmen ifadeye dahi çağrılmamış olmasıyla, bu yapısal sorunun en somut örneğini teşkil etmektedir. İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma izni yetkisini siyasi bir filtre olarak kullanması, Sayıştay raporlarının yaptırımsız kalması ve belediye meclislerinin denetim işlevini yerine getirememesi, yolsuzlukların üzerinin örtülmesini sağlayan başlıca kurumsal mekanizmalardır.

Bu tablo karşısında, CHP’li belediyelere yönelik yürütülen operasyonlar ile AKP’li belediyelere yönelik dosyaların örtbas edilmesi arasındaki asimetri, yargının siyasi bir sopa olarak kullanıldığının en çarpıcı kanıtıdır. AKP’li büyükşehir belediye başkanları hakkında tek bir soruşturma izni dahi verilmemiş olmasına karşın, 2024 sonrasında CHP’li 24 belediye başkanının tutuklanması ve 15’i aşkın başkanın AKP’ye geçmeye zorlanması, seçici adalet mekanizmasının ulaştığı boyutları gözler önüne sermektedir. Kalıcı bir çözüm, yargının bağımsızlığının yeniden tesis edilmesinden, İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma izni yetkisinin kaldırılmasından ve belediye şirketlerinin bağımsız denetime tabi kılınmasından geçmektedir.

Kaynakça

BirGün. (2025, 26 Mart). Belediyelere kişiye göre hukuk işletildi: Gökçek’in yolsuzluk dosyaları tozlandı. https://www.birgun.net

Cumhuriyet. (2025, 7 Kasım). CHP’li belediyelere operasyonlar devam ederken, AKP’li belediyelerdeki usulsüzlükler görmezden geliniyor. https://www.cumhuriyet.com.tr

Deutsche Welle Türkçe. (2021, 25 Ağustos). Melih Gökçek hakkındaki dosyalar nereye takıldı? https://www.dw.com

Diken. (2026, 23 Nisan). Soruşturma izni verilen belediyelerin 677’si AK Partili, 371’i CHP’li. https://www.diken.com.tr

Evrensel. (2020). Sayıştay’dan Melih Gökçek’e seçim kıyağı. https://www.evrensel.net

KRT TV. (2021, 12 Ocak). AKP döneminde yapılan yolsuzluk dosyalarına ne oldu? https://www.krttv.com.tr

Para Analiz. (2025, 28 Mart). 3 milyar TL’lik ‘Melih Gökçek’ yolsuzluk dosyasından sonuç çıkmadı. https://www.paraanaliz.com

Sözcü. (2026, 6 Nisan). AKP’li büyükşehir belediye başkanlarına tek bir soruşturma izni yok. https://www.sozcu.com.tr

T24. (2020, 21 Aralık). Sayıştay’ın Ankara raporu: İhalesiz araç kiralama, liyakatsiz personel alımı. https://www.t24.com.tr

Transparency International. (2025). 2025 Yılı Yolsuzluk Algı Endeksi. https://seffaflik.org



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar