“Türkiye pahalı ülke” algısı üzerimize yapıştı kaldı. Bu beladan bir türlü kurtulamadık. Avrupa ve Amerika’da bir yatak ücreti 400-500 bin avro iken Türkiye’de 1000 avroya satılıyor. Nasıl pahalı ülke oluyoruz? Her şey dahil Sistemde de yarı fiyata satış yapılıyor.
Turizm profesyoneli ve girişimci Arif Güneş, kaleme aldığı değerlendirmede sektörün gerçek gündemine dikkat çekiyor. Güneş’e göre, hızla değişen küresel dengeler, teknoloji ve tüketici alışkanlıkları turizmde oyunun kurallarını kökten değiştirirken; Türkiye’de tartışmaların hâlâ yasaklar ve kısıtlamalar ekseninde ilerlemesi asıl meseleleri gölgede bırakıyor. Arif Güneş, Türkiye turizminin geleceğinin yasaklarda değil, yeni dünya düzenini doğru okuyup bu dönüşümde doğru konumlanmakta yattığını vurguluyor.
Turizm sektörü bugün çok hızlı bir dönüşümün içinde. Teknoloji, tüketici davranışları, küresel rekabet ve jeopolitik dengeler artık oyunun kurallarını yeniden yazıyor.
Bu ortamda, Türkiye’de zaman zaman yabancı OTA’lar üzerinden yürüyen ve TÜRSAB odağında şekillenen “yasaklama” tartışmalarını izliyoruz. Ancak dürüst olmak gerekirse; sektörümüzün bugün karşı karşıya olduğu en büyük sorun bu değil.
Asıl mesele; dünyanın nereye gittiğini ne kadar doğru okuduğumuz ve Türkiye’yi bu yeni seyahat düzeninde nasıl konumlandırdığımızdır.
OTA’lar bugün küresel seyahat ekosisteminin ayrılmaz bir parçası. Yok sayılmaları mümkün değil, yasaklanmaları ise sürdürülebilir bir çözüm değil.
Doğru yaklaşım şudur:
- Eşit rekabet şartları
- Şeffaf kurallar
- Net ve adil vergilendirme
Eğer bir hizmet Türkiye’de veriliyorsa, bir katma değer Türkiye’de oluşuyorsa, bu gelirin karşılığı da hizmetin üretildiği ülkede kalmalıdır.
Bu yaklaşım; yerel acenteyi korur, devleti güçlendirir, sektörü ise uzun vadede ayakta tutar.
Yurtdışında yaşayan ve Avrupa pazarını yakından takip eden bir turizmci olarak çok net bir gözlemim var:
Özellikle yıllardır ilk tercihi Türkiye olan Avrupa’da yaşayan misafir profili; bugün seyahat planı yaparken artık ciddi şekilde alternatiflere bakıyor.
En çok öne çıkan destinasyonlar ise:
- İspanya
- Fransa
- İtalya
- Hırvatistan
- Yunanistan
Bu ülkeler; fiyat–performans dengesi, hizmet kalitesi, ulaşım kolaylığı ve destinasyon pazarlamasıyla Türkiye’ye gerçek alternatifler olarak konumlanıyor.
Bu tabloyu görmezden gelmek, “müşteri zaten gelir” varsayımıyla hareket etmek, önümüzdeki yıllar için ciddi bir risk barındırıyor.
2026’ya yaklaşırken turizm artık yalnızca oda satmak ya da tur düzenlemek değildir.
Yeni turizm;
- Veri okur
- Algı yönetir
- Deneyim tasarlar
- Global marka inşa eder
Bugün kazanan destinasyonlar;
- Dijitalde görünür olanlar
- Hikâyesini doğru anlatanlar
- Büyük etkinliklerle dünyaya seslenenlerdir
MICE projeleri, spor organizasyonları, kültür & sanat etkinlikleri artık yan gelir değil, doğrudan stratejik kaldıraçtır.
Yapay zekâ artık “gelecek” değil, bugünün gerçeği.
- Seyahat planlaması kişiselleşiyor
- Fiyatlama anlık veriye göre değişiyor
- Pazarlama mikro hedeflemeye dönüşüyor
- Operasyonlar hızlanıyor ve otomatikleşiyor
2026 ve sonrası; “neresi ucuz?” sorusunun değil, “neresi anlamlı ve güvenilir?” sorusunun yılı olacak.
Türkiye’nin potansiyeli çok büyük. Ama bu potansiyel;
Yasaklarla, içe kapanmayla, kısa vadeli reflekslerle
Vizyonla, teknolojiyle, küresel rekabeti anlayarak
Gerçeğe dönüşür.
Yeni turizm düzeninde kazananlar:
- Kapananlar değil, uyum sağlayanlar
- Korkanlar değil, strateji kuranlar
- Tepki verenler değil, oyunu okuyanlar olacak.
Gelecek her zaman daha güçlü geliyor. Ve bu kez gerçekten hazırlıklı olmak gerekiyor.




Bir yanıt yazın