Sefa Yürükel
Haber bülteni gibi görünen ama aslında tiyatro sahnesi olan ülke manzarası
Manşet Cumhuriyeti’ne Hoş Geldiniz
Eskiden düşmanla savaş cephede olurdu, şimdi televizyon ekranında oluyor.
Bir ülkenin düşmanını övmek yasak ama her gün manşetlere taşımak serbest!
“Son dakika!” diye kırmızı kutular, flaşlar, yorumlar…
Sanki terör örgütü değil de Nobel Barış Ödülü almış biri konuşuyor.
Medya “biz sadece haber yapıyoruz” diyor ama yaptığı şey haber değil, hikâye.
Ve o hikâyenin başrolünde çoğu zaman devlet değil, devletin “terörle mücadele ediyoruz” dediği örgüt var.
Haber mi Veriyorsun, Reklam mı Yapıyorsun?
Bir zamanlar “PKK açıklama yaptı” haberi, iki satır geçilirdi.
Şimdi fonda müzik, alt yazıda “yeni dönem”, ekranda harita, yorum masasında beş kişi…
Terör örgütü neredeyse özel yayın hakkı almış gibi.
Ekranda başlık:
“PKK Türkiye dışına çekiliyor.”
Ve hemen ardından yorum geliyor:
“Bu, barışa giden yolda bir umut olabilir mi?”
Kusura bakmayın ama bu artık haber değil , dizinin yeni sezonu.
Sanki ülke, travmasını “prime time” kuşağında yeniden yaşıyor.
Kanun Var, Ama Uygulama Tatilde
Türk Ceza Kanunu açık:
“Terör örgütünü övmek, propagandasını yapmak suçtur.”
Ama kimse “biz övmüyoruz, haber yapıyoruz” diyor.
Tamam da kardeşim, her gün aynı örgütü, aynı sözlerle, aynı başlıklarla verirsen,
bu artık haber değil, PR çalışması olur.
Bazen övmek, alkışlamak değildir;
sürekli konuşmaktır.
Ve şu an Türkiye’de, bu konuşmanın en güçlü mikrofonu medyanın elinde.
Siyaset: Oyunun Sessiz Ortağı
İktidar da muhalefet de sahnede.
Biri “olumlu gelişme” diyor, diğeri “samimiyetsiz ama önemli adım” diyor.
Yani herkes aynı tiyatroda farklı rolü oynuyor.
Niye mi? Çünkü bu konular ekmeğine yağ sürüyor.
Her “çekilme” haberi çıktığında millet bir süre ekonomi, işsizlik, yoksulluk konuşmayı bırakıyor.
“Barış süreci” demek, “zam süreci”ni unutturuyor.
“Çekilen terörist” manşeti, “çekilen döviz rezervinden” daha az can yakıyor.
Tiyatro Devam Ediyor: 14. Sezon
Dekor belli: dağ.
Işıklar yanıyor, kamera dönüyor, sahne hazır.
Örgüt çıkıyor ve replik geliyor:
“Çekiliyoruz.”
Seyirci alkışlıyor, medya coşkuyla veriyor, siyaset yoruma başlıyor.
Sonra perde kapanıyor, ertesi gün aynı haber, aynı cümle.
Yıllardır aynı oyun, sadece fonda yeni müzik.
Bu artık “haber” değil; bu ülkenin en uzun süren dizisi.
Bedava Reklam: Mikrofon Sizden, Algı Bizden
Bir düşünün:
Bir örgüt açıklama yapıyor, medya manşete taşıyor, siyaset üstüne yorum yapıyor.
Hiç kimse para almıyor, ama ortaya milyon dolarlık reklam etkisi çıkıyor.
Buna “bedava propaganda” denir.
Ve ne yazık ki bu propaganda, dağdan değil, ana haber bültenlerinden yapılıyor.
Sorulacak tek soru var:
Biz terörle mücadele mi ediyoruz, yoksa onun gündemini mi pazarlıyoruz?
Gazeteci Olmak: Mikrofonu Tutmak Değil, Kime Tutturduğunu Bilmektir
Gazeteci, sadece “kim ne dedi”yi yazmaz;
“neden dedi, kime dedi, ne amaçla dedi”yi sorar.
Ama bizde gazetecilik, sorgulamak yerine “yorumlamak” olmuş.
Ekranlarda “tarafsız masa” var ama aslında herkes taraf.
Gerçek habercilik, susması gerekeni parlatmamak,
“barış” kelimesinin arkasına saklanan algıyı deşifre etmektir.
Sonuç: Herkes Rolünü Oynuyor
Bugün tablo net:
Terör örgütü açıklama yapıyor,
medya “son dakika” veriyor,
siyaset yorum yapıyor,
halk izliyor.
Ve herkes “ben görevimi yaptım” diyor.
Ama ortada tek bir görev eksik: hakikati anlatmak.
Barış kelimesiyle reyting yapılmaz.
Gerçeği gizleyip “umut satmak”, toplumu kandırmaktır.
Son Söz: Bu Tiyatroya Bilet Kesmek İstemeyenlere
Gerçek habercilik cesaret ister.
Ama bizde herkes sahnede, kimse perde arkasına bakmıyor.
Her açıklamada aynı cümle:
“Çekiliyoruz.”
Evet, çekiliyorlar …?!
ama gerçekte çekilen tek şey var:
Bu ülkede dürüst gazetecilik.




Bir yanıt yazın