Kuzey Atlantik İttifakı, kurulduğu 1949 yılından itibaren kamuoyuna ortak savunma ve demokratik değerlerin bekçisi olarak takdim edilmiştir. Ancak bu parlak vitrinin arkasında, özellikle Türkiye özelinde, son derece karanlık bir operasyonel sicil yatmaktadır. NATO’nun Türkiye’deki varlığı, egemen bir devletin güvenliğine katkı sunmaktan ziyade, ülkenin iç işlerine müdahale eden, siyasi rejimini hedef alan, terörü himaye eden ve Türk milletinin kanını akıtan yapısal bir tahakküm aracına dönüşmüştür. Soğuk Savaş döneminde inşa edilen Gladio benzeri gizli yapılanmalar, NATO’nun Türkiye’deki görünmez eli olarak faaliyet göstermiş; demokratik yollarla iktidara gelmiş hükümetlerin devrilmesinde, faili meçhul cinayetlerin işlenmesinde ve toplumsal kaosun körüklenmesinde merkezi rol oynamıştır. Eş zamanlı olarak, PKK başta olmak üzere Türkiye’yi hedef alan terör örgütlerine sağlanan lojistik, finansal ve siyasi destek, ittifakın gerçek yüzünü göstermektedir. Bütün bu süreçlerin nihai amacı, Türkiye’yi zayıf, bağımlı ve bölgesel olarak yalnızlaşmış bir ülke olarak tutmak olmuştur.
NATO Destekli Darbe Girişimleri ve Siyasi Mühendislik
Türkiye’nin çok partili hayata geçişinden itibaren maruz kaldığı askeri darbeler ve darbe girişimleri, büyük ölçüde Atlantik ötesi planlamanın izlerini taşımaktadır. 27 Mayıs 1960 darbesi, ne kadar özgürlük ve demokrasi adı altında yapılsada nihayetinde Türkiye’nin bağımsız dış politika arayışlarını cezalandıran ( Menderes’in- Sovyetler ile ilişki arayışı) ve NATO merkezli güvenlik bürokrasisini tahkim eden bir müdahale olarak kayıtlara geçmiştir. 12 Mart 1971 muhtırası ve 12 Eylül 1980 darbesi ise, Soğuk Savaş’ın sertleştiği dönemlerde Türkiye’nin Atlantik ekseninden kaymasını engellemek için devreye sokulmuş siyasi mühendislik operasyonlarıdır. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, bu zincirin en güncel halkası olarak, NATO’nun karargâh ve komuta kademelerinde yuvalanmış unsurların Türk demokrasisine kastettiği bir ihanet olarak tarihe geçmiştir. Bütün bu müdahalelerin ortak paydası, iktidarı devrilen hükümetlerin millî ve bağımsız politika hatlarını benimsemiş olmasıdır. NATO, Türkiye’de demokrasiyi korumak şöyle dursun, on yıllar boyunca demokrasinin en büyük düşmanı olan darbeci zihniyeti himaye etmiş, eğitmiş ve gerektiğinde sahaya sürmüştür.
Gladyo Yapılanması ve Faili Meçhullerin Anatomisi
NATO’nun Soğuk Savaş boyunca Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde kurduğu “stay-behind” gizli ordularının Türkiye ayağı, derin devlet olarak bilinen ve sayısız faili meçhul cinayete imza atan yapılanmanın omurgasını oluşturmuştur. Kontrgerilla adıyla bilinen bu oluşum, NATO’nun komünizme karşı yürüttüğü psikolojik savaşın bir parçası olarak kurgulanmış, ancak zamanla milliyetçi, muhafazakâr, solcu, sağcı, Kemalist, devrimci, ülkücü, Alevi, sunni fark etmeksizin Türkiye’ye ve Türk milletine sadık bütün kesimleri hedef alan bir terör aygıtına dönüşmüştür. 1970’li yıllarda yaşanan toplumsal kaos, katliamlar ve provokasyonlar, bu NATO bağlantılı yapının eseridir. Kahramanmaraş, Çorum, Sivas, Malatya ve daha nice şehirde Türk milletinin evlatları, mandacı uşaklarıyla iş birliği içindeki bu karanlık şebekenin kışkırttığı olaylarda hayatlarını kaybetmiştir. Mumcu, Üçok, Kışlalı, Bitlis, Kozinoğlu, Yazıcıoğlu, Aksoy, Emeç, İpekçi …1977 -1 Mayısı vb gibi olaylar ve katliamlar, Gladyo’nun Türkiye’deki faaliyetleri, ittifak dayanışmasının ve ortak savunma idealinin değil, Türk milletine yönelik sistematik bir yıldırma, bölme ve teslim alma stratejisinin tezahürüdür. Bu stratejinin ardındaki temel saik, Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak yükselmesini engellemek ve ülkeyi NATO’nun çizdiği sınırlar içinde tutmaktır.
Terör Örgütlerine Verilen Destek ve Kanlı Sonuçlar
NATO’nun Türkiye’ye yönelik en ağır ihaneti, bölücü terör örgütü PKK ve uzantılarına sağlanan dolaylı ve dolaysız destek olmuştur. İttifakın kimi Avrupalı üyeleri, on yıllar boyunca PKK’nın finansman, propaganda, eleman devşirme ve lojistik faaliyetlerine göz yummakla kalmamış, aktif biçimde kolaylaştırıcılık yapmıştır. Suriye’nin kuzeyinde PKK’nın türevi olan PYD ve YPG yapılanmalarına verilen açık askeri ve siyasi destek, NATO’nun terörle mücadele söyleminin tamamen aldatmaca olduğunu kanıtlamıştır. NATO mensubu ülkelerin terör örgütüne sağladığı silahlar, eğitimler ve istihbarat desteği, binlerce Türk vatandaşının, askerinin, polisinin ve masum sivilin ölümünde doğrudan pay sahibidir. Türk milletinin vergileriyle finanse edilen NATO altyapısı, aynı milletin evlatlarını katleden bir terör örgütünün dolaylı olarak ayakta kalmasına hizmet etmiştir. Bu ihanet, sıradan bir diplomatik uyuşmazlık değil, müttefik maskesi altında yürütülen kanlı bir düşmanlık halidir. Türk milletinin döktüğü her damla kanda, bu desteği veren NATO odaklarının sorumluluğu bulunmaktadır.
Komşularla Düşman Etme ve Bölgesel Yalnızlaştırma Stratejisi
NATO üyeliği, Türkiye’yi yalnızca içeride zayıflatmakla kalmamış, aynı zamanda dış politikada da tarihsel derinliği ve coğrafi avantajlarıyla çelişen bir yalnızlaşmaya sürüklemiştir. İttifakın tehdit tanımları, Türkiye’yi komşularıyla organik bağları olan bir bölgesel güç olmaktan çıkarıp, Batı’nın Doğu’ya karşı ileri karakolu haline getirmiştir. Soğuk Savaş boyunca Sovyetler Birliği ile, sonrasında ise İran, Irak, Suriye ve Rusya ile ilişkiler, NATO’nun belirlediği düşmanlık eksenleri üzerinden şekillenmiş; Türkiye’nin millî çıkarları ittifakın stratejik tercihlerine feda edilmiştir. Yunanistan ile yaşanan gerilimlerde NATO, eşit mesafede durmak yerine çoğu zaman Atina’nın yanında saf tutmuş; Kıbrıs meselesinde Türk tezlerini desteklemek bir yana, Türkiye’ye ambargo uygulamaktan çekinmemiştir. Komşularla sıfır sorun politikası gibi bağımsız diplomatik açılımlar, NATO merkezli güvenlik bürokrasisi tarafından kuşkuyla karşılanmış ve zaman zaman sabote edilmiştir. Bugün gelinen noktada, Türkiye’nin bölgesindeki yalnızlığı büyük ölçüde NATO’nun dayattığı bu sıfır toplamlı ve düşmanca stratejik kültürün eseridir.
Sonuç
NATO, Türkiye için bir güvenlik şemsiyesi değil, egemenliğine kastetmiş bir darbe aygıtı, milletinin kanını akıtan bir terör sponsoru, Gladyo eliyle faili meçhuller işleyen bir karanlık şebeke ve bölgesinde yalnızlaştıran bir düşmanlık mimarıdır. İttifakın Türkiye’deki sicili, dostluk ve müttefiklik söylemleriyle asla örtüşmeyen, yoğun bir ihanet ve düşmanlık kaydıdır. Darbe girişimlerinden terör örgütlerine verilen desteğe, faili meçhul cinayetlerden komşularla kurgulanan suni gerilimlere kadar uzanan bu karanlık miras, Türk milletinin hafızasına kazınmıştır. Artık bu bağımlılık ve ihanet zincirini kırmak, NATO’dan çıkarak tam bağımsız bir güvenlik ve dış politika hattı inşa etmek tarihi bir mecburiyettir. Türk milletinin döktüğü kanın hesabı sorulmalı, bu hesap verilmeden hiçbir sözde müttefiklik ilişkisi meşru kabul edilmemelidir. Bağımsız Türkiye, kendi güvenliğini kendi aklı, kendi silahı ve kendi evlatlarıyla sağlayacak güce ve kararlılığa fazlasıyla sahiptir.
Kaynakça
Ganser, D. (2005). NATO’s Secret Armies: Operation Gladio and Terrorism in Western Europe. Londra: Frank Cass.
Birand, M. A. (1984). 12 Eylül: Saat 04.00. İstanbul: Karacan Yayınları.
Özdağ, Ü. (2008). PKK ve Terör: Cumhuriyetin Yılmaz Bekçileri. Ankara: Kripto Kitaplar.
Jacoby, T. (2008). Understanding Conflict and Violence: Theoretical and Interdisciplinary Approaches. Londra: Routledge.
Bodansky, Y. (1999). Bin Laden: The Man Who Declared War on America. New York: Forum.
Kurubaş, E. (2004). Soğuk Savaş Sonrası Türk-Amerikan İlişkileri. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.
Ümit, A. (2017). “15 Temmuz Darbe Girişiminin Uluslararası Boyutları.” Güvenlik Stratejileri Dergisi, 13(26), 85-112.
Balcı, A. (2013). Türk Dış Politikası: İlkeler, Aktörler ve Uygulamalar. İstanbul: Alfa Yayınları.



Bir yanıt yazın