Rasathaneler

Okuma Süresi:

5–7 dakika
❤️

Osmanlı Ìslâmının Bilime Hizmeti

Ístanbul’daki Tophane Rasathanesinin kuruluşu ile Avrupa’da, ve belki dünyada, ilk rasathanenin kuruluşu arasında dikkat çekici bir paralellik var.

  1. KURULUŞ hemen hemen aynı:

Danimarka:

Kral II. ci Friedrich 1576 da, Astronom Tycho Brahe’yi Müneccimbaşı yapıyor, ve onun isteği üzerine, Danimarka’nın Ven vor Landskrona adasında, inşaatı 1580 de tamamlanan Stjerneborg Rasathanesini kurduruyor. 

Osmanlı:  

3. cü Sultan Murat 1578 de, Astronom Mengüberdi Takiyüddin Efendi’yi  Müneccimbaşı yapıyor, ve onun isteği üzerine Tophane Rasathanesi inşaatı başlıyor.

  1. GELÍŞME VE SONUÇLAR çok farklı:

           Osmanlı:  

Devrin Şeyhülislam’ı Ahmet Şemsettin Efendi, Padişaha, “Gökleri incelemenin uğursuzluk getireceğini” bildiriyor ve diyor ki: “Rasattan uğursuz hükümler çıkarmaya ve göklerin esrar perdesini küstahça aralamaya ve bu işin tehlike ve sonuçlarına cüretle niyet edilmiştir. Devlet binası mamur halde iken, harap ve yıkık hâle getirmeğe çalışılması hiçbir ülkede görülmedi.”

Takiyüddin Efendi’nin bin bir emekle kurduğu ve astronomik çalışmalar yaptığı rasathane, Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa’nın askerleri tarafından 22 Ocak 1580 yılı gecesi, içindeki aletleriyle beraber topa tutularak yerle bir edildi!

Danimarka: 

Kral II. ci Friedrich 1588 de ölünceye kadar, Tycho Brahe ve matemakikçi karısı Sofie, ölçü aletleri geliştiriyorlar, ölçmeler yapıyorlar ve hepsini kayda alıyorlar. Yeni kral IV. Christian, rasathaneye finansmanı kesiyor ve Brahe’yi işten çıkarıyor.  Brahe Prag’a geri dönüyor vei 1601 de ölüyor, onun ve karısının yaptığı ölçümler ve kayıtlar sayesinde Alman matematikçi Johannes Kepler, uyduların hareketi hakkındaki, bugün de kullanılan 4 Kepler-Kanununu bulup, 1627 de “Rudolphin Tabloları” isimli eserinde yayınlıyor.

  1. KARŞILAŞTIRMA
  • 3. cü Murat Müslümandı, II.ci Friedrich hristiyandı, her ikisi de DÍNDARDI, her iki dinde de MÜNECCÍMLÍK olmadığı halde, her ikisinin de MÜNECCÍMLERÍ vardı. Her iki dinde de din ve din adamları baskısı vardı; ama farklıydı. 
  • Her iki dinin yöneticileri de, kendi güçlerini kaybetmemek için, yeni bilgi ve bilimlere karşılardı.
  • Osmanlı’da:  Sultan isterse Şeyhülislamı’ değiştirebiliyordu, elinin altındaydı.

Danimarka’da: Kral, Papa’dan korkuyordu ama onu değiştirme şansı yoktu

  1. Farklı gelişme gerekçeleri: 

Osmanlı:  

Büyük ve güçlü bir imperatorluk kurmuş, kendisine tehlike yaratacak komşuları yok. Din işlerini de kendisi yönetiyor, Sultan = Halife. Yenilenme ve bilim ihtiyacı yok. Kızıldeniz ve Hint Okyanusuna açılan, 31 gemilik donanmayı yöneten Piri Reis’i, (1516-1554) Osmanlı donanması amirali, 1554 de, 84 yaşında,  kafası kesilerek Kahire’de öldürttüyorlar. 

Avrupa: 

Küçük krallık ve prensliklerden oluşuyor. Hepsi birbirine hasım ve onlardan çok güçlü ve bağımsız bir din yönetimi, Vatikan var. Var olmaları veya üstünlük sağlamaları için bilgi, bilim ve paraya ihtiyaçları var. Vatikan’a ne kadar biat etseler de, daha Galilei’nin doğumundan (1564)  112 sene önce Íspanya Christoph Kolumbus’u (1452) Portekiz Amerigo Vespucci’yi (1499) gemilerle donatıp yola çıkarıyorlar. Amerika keşfediliyor.  

Galilei’nin 100 sene sonra açıkladığı teorilerinde bu tabii ki rol oynuyor. 

Diğer taraftan ise, Íspanya ve Portekiz’in Güney Amerika altınları ile zenginleşip güçlenmesi, Vatikan için büyük tehlikedir, cünkü onlara artık söz geçiremiyor. Parası olan ne papazı dinler ne imamı. PARANIN DÍNÍ  ÍMANI YOKTUR

Teferruatını aşağıda bulabilirsiniz:

Yıl 1578…

Devir; anası Yahudi, karısı İtalyan olan ve tahta geçtiği gece beş kardeşini birden boğduran Sultan 3. Murat devridir…

Müneccimbaşı Mustafa Çelebi’nin yerine eski Türk Beyleri ailesinden gelen Astronom Mengüberdi Takiyüddin Efendi getirilir.

Takiyüddin Efendi, geniş ufuklu ve bilimin ne olduğunu farkeden değerli bir aydındır. Görevi müneccimliktir. Yani, yıldızlara bakarak, padişaha uğurlu, uğursuz saatleri bildirmektir. Fakat o, bu görevi, zamanın en donanımlı rasathanesini kurmak ve gökleri incelemek için, önemli bir fırsat olarak değerlendirmek ister. Böyle bir rasathaneyi kurmak için padişahtan ‘irade’ alma şansı da vardır. Çünkü bir güzel rastlantıdır ki; padişahın hocası olan Sadettin Efendi ile çok iyi dosttur.

Takiyüddin Efendi, Hoca Sadettin’e sunduğu raporda şöyle der:

“Uluğ Bey Zic’nin (yıldızların sıralanmasının) yeni rasatlarla düzeltilmesi gerekir. Mevcut Zic’e göre yapılan hesap sonuçları her zaman doğru çıkmamaktadır. Bu sebeple yeni bir rasathane kurulması gereklidir”

Aynı zamanda bir tarihçi olan Hoca Sadettin Efendi, Takiyüddin’in bu isteğini yerine getirmek için durumu padişaha anlatır. Padişah, konunun önemini anlamasa da, aracı Sadettin Efendi’ye olan güveni tamdır. Padişah 3. Murat hiç tereddüt etmez ve Tophane Bayırı üzerinde yeni bir rasathane yapılması, bu rasathanenin müdürlüğüne Takiyüddin Efendi’nin getirilmesi için İstanbul Kadısı’na, (Hoca Sadettin Efendi’nin kaleminden çıktığı anlaşılan) şu hükmü gönderir:

“İstanbul Kadısı’na hüküm ki, müteveffa Lütfullah’ın vakfı olan müneccim kitapları mahmiye-i mezburede Mimar Sinan Mahallesi’nin imamı ve müezzini ellerinde olduğu ilan olunmağı alınıp, rasathaneye verilmek emredüp buyurdum ki, vardukta tehir etmeyüp müteveffa-yi mezburun ellerindedir ve eğer âhardadır her kimde ise getirip dahi bilfiil rasad hizmetinde bulunan Mevlana Takyeddin’e cümlesin teslim edilsin… fi 12 Safer 986”(3)

Başlangıç güzeldir…

Gerçekten inşaat hemen başlar ve çok kısa bir zamanda yapılan rasathane her türlü astronomi aletleriyle donatılır. Takiyüddin Efendi de hemen çalışmaya koyulur… Yaptığı rasatları bir bilim insanı olmanın titizliğiyle kaydeder.

Takiyüddin gerçek bir bilgindir. Matematik ve trigonometriye tam anlamıyla hâkimdir. Teorik ve pratik çalışmalarını bir kitapta toplar. Kitabın önsözünü dostu, tarihçi Hoca Sadettin Efendi yazar… Takiyüddin Efendi bu kitabında, rasathanede kullanılan aletlerin adlarını, görevlerini, kullanılış biçimlerini tek tek anlatır. Takiyüddin’in bir değil birkaç kitabı vardır. Kitaplarından birisi yaptığı gözlemlerin sonuçlarını topladığı Sidretu’l Münteha adlı eserdir. Yazar bu eserinde trigonometrik çizgileri tarif ve dairelerin kesişmesinden meydana gelen açı hesaplarını açıklamıştır. Bundan sonra da gözlem araçları, gözlem usulleri ile ay ve güneşin hareketlerinin gözlemi ile ilgili bilgiler vermiştir. Takiyüddin bu eserinde güneş parametrelerini üç gözlem noktası yöntemi uygulayarak hesaplamıştır. Bu yöntem, Batı dünyasında (Avrupa’da) ilk kez XVl. yüzyılda uygulandığı halde İslâm dünyasında Beyrunî (El Birunî)den beri bilinmektedir. Takiyüddin’in matematik ile ilgili eserlerinde ise ondalı kesirler hakkında bilgi verilmiş ve aynı zamanda Yunan çağında çözüme ulaştırılmaya çalışılan üç problemden biri olan Delos probleminin üç çözüm yolu üzerinde durulmuştur.(4)

O, aynı zamanda bir mucittir. Rasathanesine kendi bulduğu bir Astronomik Saat’i de ilâve eder…

Takiyüddin Efendi çalışmalarında rahattır… Gerçi devlet, zevk ve sefa âlemlerine dalmış, bu yüzden sar’a hastalığına tutulmuş bir padişahın yönetimindedir ama, Takiyüddin’in dilinden anlayan biri vardır: Hoca Sadettin Efendi! Sadettin Efendi etkilidir. Çünkü, padişahın şehzâdeliği sırasında hocası idi. Dolayısıyla Saray’da saygınlığı vardı. Biri bilgin, biri yazar…

Bu ikili, birşeyler yapmaya; müspet bilimleri yavaş yavaş zihinlerde öne çıkartmaya çalışıyordu.

Rasathanenin yıkılışı!

Ne acıdır ki, Takiyüddin’in bilim yolunda koşma çabaları çok geçmeden engellenecektir.. Bu engelleme, din adına hüküm veren Şeyhülislam’dan gelecekti!

Devrin Şeyhülislam’ı olan Kadı-zâdeliler’den(5) Ahmet Şemsettin Efendi(6) ile’nin arası iyi değildi. Şeyhülislam Efendi boş durmadı. Doğrusu, Rasathanenin kurulmasında önayak olan Hoca Sadettin Efendi’den intikam almanın yollarını da pek fazla aramadı; nihayet din adına hüküm verecek bir makamdaydı. Bırakınız fetvayı, bir mektupla bile zaten telkine yatkın olan padişahı etkileyebilirdi… Hiç vakit kaybetmeden ve Allah’tan korkmadan. Padişaha yazdığı ariza (mektup-jurnal) ile “Gökleri incelemenin uğursuzluk getireceğini” bildirdi!

Aldığı sonuç, tam istediği gibiydi; rasathane bir gecede yerle bir edildi!

Kinine dinini alet eden sözde din adamı Şeyhülislam’ın padişaha verdiği jurnal şöyleydi:

“Rasattan uğursuz hükümler çıkarmaya ve göklerin esrar perdesini küstahça bilmeye (öğrenmeğe) ve bu işin tehlike ve sonuçlarına cürete niyet edilmiştir (karar verilmiştir). Devlet binası mamur halde iken, harap ve yıkık hâle getirmeğe çalışılması hiçbir ülkede görülmedi.”(7)

İşte bu jurnal padişah katında hemen etkisini gösterdi; Takiyüddin Efendi’nin bin bir emekle kurduğu ve astronomik çalışmalar yaptığı rasathane, Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa’nın askerleri tarafından 22 Ocak 1580 yılı gecesi, içindeki aletleriyle beraber topa tutularak yerle bir edildi!

Kaynaklar:        

http://de.wikipedia.org/wiki/Tycho_Brahe

http://dibb.de/tycho-brahe-fixsternkatalog.php

     Fritz Krafft: Die bedeutendsten Astronomen. (En önemli astronomlar) Wiesbaden 2007;

Victor E. Thoren: The Lord of Uraniborg. A Biography of Tycho Brahe.  Cambridge

1990;  (Biyografi)John Robert Christianson: On Tycho’s Island. Cambridge 2000. (Tycho’nun adasında)



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Reyhan Bitlisli avatarı
    Reyhan Bitlisli

    Türkiye halen kadı, hoca lardan birtürlü kurtulamadı. 1580 den beri ülkemizde aynı zihniyet.
    Padişah denilen, dışarıya bağımlı kişilerin bütün danışmanları, hacı, hoca, Ermeni, ingiliz, Rum idi. Halifelik safsatası altında, karılarıda, yabancı idi. İslam halifesinin.

    İslamın ve hıristiyanlığın bilime verdiği zarar saymakla bitmez. Günümüzde halen bile Allah ile aldatanların sayısı oldukça yüksek.

    Gerçek Türklerin dini gökyüzüydü, inandıkları doğa ve doğa kanunlarıydı. Doğa yaşantının merkeziydi. Kimsenin Allah, Peygamberle işi gücü yoktu.

    Eğer bugün akşam evin içi aydınlıksa, elindeki telefon çalışıyorsa, A dan Z ye gidebiliyorsan, bunların hepsini doğa kanunlarına, doğa bilimine borçlusun. İslama veya başka bir dine değil.
    Din insanları aptallaştırır, yukardaki yazı en güzel örneği.

    Kıymetli Yavuz Dedegil teşekkürler.

  2. Mehmet Boz avatarı
    Mehmet Boz

    Sn Dedegil’in Osmanlı Ìslâmının Bilime Hizmeti yazısı bu alandaki bilgilerimizi tazeledi.
    Ancak Osmanlı İslam kavramı doğru mudur,doğruysa ne denli?
    Çünkü: Alman Hıristiyanlığı, İngiliz Hıristiyanlığı veya ransız Hıristiyanlığı gibi kavramlara yazılı bir metinlerde karşılaşmadım.
    Bu konuda yetkin olanlar varsa yazması yaralı olacaktır.
    Saygılarımla…

  3. M. Yavuz Dedegil avatarı
    M. Yavuz Dedegil

    Sayın Mehmet Boz Bey,

    Neden „Osmanlı Ìslâmı?“ sorunuz hakkında:

    Gerçek uygulanmasına yakından bakınca, aynı isim altındaki dinlerin ülkeden ülkeye ve aynı ülke içinde bile zamana veya yöneticiye göre çok deḡiṣtiḡini gördüḡüm için, belli bir olay ile din arasındaki iliṣkiyi, sadece dinin ismi ile iliṣkilendirmenin doḡru olmayacaḡı kanaatine vardım.

    Örneklerden birkaçı:

    – Suudi Arabistan islâmında tarikatler yasaktır, Bugünkü Türkiye islâmı neredeyse çoḡunlukla tarikatler elindedir. Suudi’lerin gözünde Türkler müslüman sayılmazlar.

    – Endonezya halkı %80 müslüman olduḡunu söyler ama kadınlar belden yukarı çıplak gezerler.

    Sukarno’dan sonra baṣa geçen Suharto, kadınlara sütyen kullanma kanununu çıtartınca, Jakarta’da kadınlar buna uymak için omuzlarında çapraz asılı sütyenlerle geziyor ve sadece iṣlek caddelerden geçerken göḡüslerine tutuyorlardı; dini sorulunca „müslüman“ olduklarını söylüyorlardı.

    – Tayland’ın Budizm’i ile komṣusu Kamboça’nın budizmi farklıdır.

    – Avrupa devletlerinin hristiyanlıkları da farklıdır. Eskiden çok tanrılı Lǎtin ve Grek kökenli ülkelerde, eski tanrıları, „aziz“, „azize“ olarak devam ederler, Ìslav, Arap veya Afrika kökenlilerin hristiyanlıklarında da eski dinlerinin izleri devam eder.

    – Benim babam, zekât (1/40) ve fitre verirdi. Sorun bakalım AKP müslümanlarına, % kaç zekât veriyorlar. Çocukluḡumda Düzce’de yaṣarken bir ara Ramazan bayramlarında alkollü likör ile çukulata ikram etmek adet olmuṣtu.

    Görüldüḡü gibi müslüman=müslüman, hristiyan=hristiyan deḡil, hepsi yer ve zamanına göre deḡiṣiyor. O yüzden „Osmanlı Ìslâmı“ nı kullanmayı tercih ettim. Bu güne ait olsaydı „AKP islâmı“ derdim, yani zekâtı islâmın beṣ ṣartına katmayan, eṣkiyalıḡın, yalanın „mübah, soygunun „vâcip“ olduḡu „yeni islâmı“.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar