Geçtiğimiz günlerde Türkiye siyaset sahnesinde yeni bir “aydınlanma” yaşandı. Her konuda fikri olan, ama en çok da “kimse sormasa da konuşurum” kulvarında açık ara önde giden “ siyaset palyaçosu “Savcı Sayan, kamuoyuyla çarpıcı bir öneri paylaştı: Cumhurbaşkanı Yardımcısı Alevi olsun!
Ne büyük cüret! Ne modernlik! Ne muazzam bir “birlik ve beraberlik” hamlesi! Tabii bu öneriyi duyan bazı çevrelerin aklına hemen geldi: “Acaba Lübnan’da mıyız? Yoksa Suriye mi olduk? Ya da bir sabah uyandığımızda kendimizi Irak Anayasası’nın etnik-kotalı labirentinde mi bulacağız?” Zira bir ülkede herhangi bir devlet makamına getirilecek kişinin mezhebi üzerinden siyaset üretmek, hangi çağdaş demokrasiye yaraşır, tartışılır.
Ama bir dakika. Bu öneri aslında “temsil eşitliği” maskesiyle gelen bir siyasi mühendislik projesinin sinsi bir satır arası olabilir mi? Hani şu “böl, kimliklendir, kategorize et, yönlendir” mantığıyla çalışan klasik emperyal yöntemlerden biri? O hâlde oturup hep birlikte düşünelim: Aleviler neden bu projenin taşeronu olmayı kabul etsin?
Cumhuriyetin Kızıl Elması: Aleviler
Bir kere şunu açıkça belirtelim: Aleviler bu ülkenin asli kurucularıdır. Yani öyle “temsil edilmeye muhtaç azınlık” muamelesi yapmak hem gerçeklere, hem tarihe, hem de Atatürk’ün kurduğu laik cumhuriyetin ruhuna aykırıdır. Aleviler, Anadolu’nun en net modernleşme damarlarından biridir. Osmanlı’nın “marjinal” diye ötelenen toplulukları, Cumhuriyetle birlikte bu toprakların merkezine yerleşti. Laikliğin, çağdaşlığın, bilimin, eğitimin savunucusu oldular.
Unutanlara hatırlatalım: TBMM’nin ilk döneminde Atatürk’ün hemen ardından ikinci başkanlık koltuğuna oturan isim Cemalettin Çelebi’ydi. Bir Bektaşi – Alevi önderiydi. Cumhuriyetin harcında Alevi inancı, kültürü, emeği, kanı vardır. Şimdi kalkıp bu topluluğu “mezhepsel kontenjan”la temsil etmeye kalkmak neyin nesidir?
Bu, “modern temsiliyet” değil, düpedüz mezhepsel indirgemeciliktir. Üstelik laikliğe de, eşit yurttaşlığa da aykırıdır. Aleviler, kimliklerinin bir “temsil pozisyonu pazarlığı”na alet edilmesine razı olmaz. Çünkü onlar, devletin tepesinde bir Alevi olmasıyla değil; devletin tüm vatandaşlara eşit davranmasıyla ilgilenir. Dertleri vitrin değil, sistemdir.
Mezhep Kotası: Emperyal Paket İçin Bir Kullanım Kılavuzu
Haydi biraz daha açalım bu meseleyi. Diyelim ki öneri kabul edildi. Alevi bir Cumhurbaşkanı Yardımcısı geldi. Sonra? Sünni bir Tarım Bakanı, Kürt bir Ulaştırma Bakanı, Çerkes bir İçişleri Bakanı, Laz bir Kültür Bakanı, Arap bir Sağlık Bakanı diye devam mı edeceğiz?
Ve sonunda her basın toplantısı, bir kimlik defilesine mi dönecek? “Şimdi sözü sayın Arap Bakanımıza bırakıyorum, ardından Zaza Bakan konuşacak” diyerek yönetilecek bir ülkenin neye benzediğini görmek istiyorsanız, Lübnan’a bir bilet alın. Belki uçak bile gerekmez, zaten aynı yere sürükleniyoruz!
Aleviler Ne İstiyor?
Aleviler devletin vitrininde yer almak değil, devletin eşitlik ilkesinde var olmak istiyor. 1921’den bu yana laiklik için mücadele etmiş bir inanç topluluğuna, 2025 yılında hâlâ “sizi şöyle bir köşeye koyalım da gönlünüz olsun” demek, hakaretin rafine halidir. Oysa Aleviler çok net: Onlar Diyanet’in kaldırılmasını, Cem Evlerinin ibadethane sayılmasını, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, kamusal alanda inançsızlığın da bir seçenek olarak tanınmasını istiyor.
Yani temsil değil, eşitlik!
Sonuç: Alevilik, Bir Makamın Kapısını Çalmak Değil, Bir Vicdanın Yoludur
Savcı Sayan’ın önerisi “iyi niyetli mi”, yoksa gündem değiştirmeye dönük bir siyasi mühendislik numarası mı yada TC karşı suikastmi , orasını zaman gösterecek. Ama bildiğimiz bir şey var: Aleviler ne bu ülkenin misafiri, ne de vitrin süsüdür. Onlar ev sahibidir. Cumhuriyetin tapusunda imzası olan kurucu iradedir.
Ve ev sahibi, kimsenin sadakasını istemez. Alevilere kimse Atatürk’ün , Cemalettin Çelebilerin ve Diyap Ağaların kurduğu üniter, laik ve demokratik modern Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk Milletine asla suikast yaptıramaz.




Bir yanıt yazın