KIRK YILLIK ŞAPKA
Hüseyin MÜMTAZ
“Topçu” muydu, çifte kavrulmuş “Özerlat” mıydı bilmiyorum ama o orta şekerli kahveyi içeli kırk yıl olmuş.
Kırk yıllık o kahvenin hatırına beni birkaç “tayka” dinlemen lâzım ey Kıbrıs Türkü..
40 yıl sonra Türkiye’de çoğu cahillerin yaptığı gibi, şu an içinde bulunduğun hayat standardını asla tartışmıyorum.
Rum’la kıyaslıyorum, onun birkaç yıldır içinde bulunduğu ekonomik durum hiç iç açıcı olmasa da en az onun kadar yahut ondan daha iyi bir ortalama tutturman gerektiğine inanıyorum.
Kötüyle değil, daha iyiyle mukayese edilmezse ilerleme olmaz ki.
Devletin var, bayrağın var, sınırların var.
Ama neden hayatından memnun değilsin..
Haklısın, insan tabiatıdır; hep daha iyisini istiyorsun..
Arabası olmayan aile yok, yarısında iki tane var. Memnun değilsin.
Kira vermiyor, kendi evinde oturuyorsun, memnun değilsin.
Her bayram ve tatil günü yoğunluktan kapılar tıkanıyor, güneye akıyorsun, yüzbinlerce Euro harcıyorsun, memnun değilsin.
Rum kimliği, pasaportu alıyorsun; o pasaportla çocuğunu AB’de okutuyorsun, çocuğuna harçlığını güneyin bankalarından yolluyor, güneyin telefon operatörlerinin sim kartını kullanıyor, Avrupa’ya Larnaka’dan uçuyorsun; memnun değilsin.
Devlet dairelerindeki çalışma koşulları çok rahat, memur istediği zaman çalışıyor, istemediği zaman vatandaşın yüzüne bile bakmıyor. Kimin kaçta girip, kaçta çıktığı belli değil, haklı olarak memnun değilsin..
Memur’un gündüz 15.30’da mesaisi bitiyor, Aralık’ta da 13’üncü maaşı alıyor. Ama o da memnun değil.
Sağlık sistemi berbat.. Maaşından kesildiği halde doktora ilaca para veriyorsun. Eczanelerin açık olduğu saate denk gelirsen paranla ilaç bulabiliyorsun.. Tabii memnun değilsin.
Her kademede atamalar asla liyakate göre değil, siyasilerin kartvizitine göre yapılıyor. Onun için her bahar yeni bir seçim icat ediliyor, herkes ucundan kıyısından “siyasi” olmak istiyor..
Bütün çocuklar “masterlik” yapıyor, doktora yapıyor; herkes “üst düzey tahsil alınca” temizlik işçisi, garson, akaryakıt pompa görevlisi bulunmuyor, mecburen Hatay’dan geliyor; onlardan da memnun değilsin.
İşinden memnun değilsin, maaşından memnun değilsin, Rum’dan kalan kira vermediğin evinden memnun değilsin ama artık Akdeniz’in en güzel tatil adası, hattâ Türkiye turları bile kesmiyor seni, dünya turlarına çıkıyorsun..
Yine memnun değilsin.
Akrabalık ilişkileri dolayısı ile doğal olarak yılın üçte birini Avustralya, İngiltere’de, Yeni Zelanda’da geçiriyorsun.
Memnun değilsin..
Bitiyor bekle lütfen, bir fincan kahve ne kadar sürede içilir ki, iki yudumum, iki çift lâfım daha kaldı.
Türkiyeliler-Kıbrıslılar lafını sevmiyorum; aslı 1571-1974 göçmenleridir.
Kaynak aynıdır, ikisinin birbirinden farkı yoktur.
Ey Kıbrıs Türkü!
Saydığım, sayamadığım bütün bu sorunların temelinde 1974 sonrası göçmenleri ile “anavatan”ı görüyorsun..
Hep onlar bozdu, onlar gelmese çok daha iyi olacaktı.. Kurtardılar ama yeter, gitsinler artık..
Elini vicdanına koy lütfen..
Tam 40 yıldır; azınlıkta kaldığını, 1974’den sonra gelen(yerleşik)lerin artık çoğunluğu teşkil ettiğini iddia ediyorsun ya…
40 yılda kaç tane “yerleşik” milletvekili, bakan, başbakan hatırlıyorsun?
Memnun değilsin ama seçim icat edip ha bire “azınlıktan” muhtar, belediye başkanı, milletvekili, bakan, başbakan, Cumhurbaşkanı seçiyor, kendini “kendin” idare ediyorsun.
Ben bildim bileli sen kendi kendini yönetiyorsun.
Kimse sana bu kırık yılda listeye şunu koy, bunu bakan yap, başbakanı da böyle ata dedi mi?
Dedi de sen dinledin mi?
“Yöneten”lerden kimin tek bir şeye olsun itiraz ettiğini, protesto edip seçime girmediğini, istifa ettiğini duydun?
Denktaş hariç..
Herkes herşeyi “gabullandı”, başka mutfaklarda pişirilen yemeği tekrar ısıtıp sana servis yaptı.
Mutfaktaki şef(ler)in, garsonların hiç mi kusuru yok?
Kahve her zamanki gibi çok güzeldi.. Ellerine sağlık..
Ama lütfen kırk yıllık şapkanı artık başından çıkar, önüne koy da ona anlat bakalım derdini..
Hak verirse bana da söylersin.. 21 Temmuz 2014
(NOT; Bütün bu olumsuzluklara rağmen 20 Temmuz’un kırkıncı yılında bayram coşkusuna katılmak için Girne’yi ellerinde bayraklarla doldurman; 19 Temmuz akşamı da Şafak Nöbetine böyle büyük ilgi göstermen her türlü beklentinin üzerindeydi.. Türkiye’de çoktandır böyle coşku görmemiştik. Minnettarlık hislerimin kabulünü….)
57’İNCİ ALAY HER YERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ






Bir yanıt yazın