DEM Parti Belediyeleri ve Yapısal Sorunlar
DEM Parti ve onun selefi konumundaki HDP, özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde kazandığı belediyeler aracılığıyla yerel yönetimlerde önemli bir temsil gücüne ulaşmıştır. 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında DEM Parti, onu büyükşehir, onu il, altmışı ilçe ve yirmi üçü belde olmak üzere toplam yüz üç belediyenin yönetimini üstlenmiştir. Ancak bu belediyelerin önemli bir kısmı, seçimlerin hemen ardından başlayan ve giderek yoğunlaşan bir adli ve idari müdahale dalgasıyla karşı karşıya kalmıştır. BBC Türkçe’nin derlediği verilere göre 2024 yerel seçimlerinden sonraki süreçte tutuklanan veya görevden uzaklaştırılan belediye başkanlarından on biri DEM Partili’dir ve bu durum, partinin yerel yönetimlerdeki varlığını doğrudan hedef alan sistematik bir müdahalenin göstergesi olarak değerlendirilmektedir.
DEM Parti belediyelerine yönelik operasyonlar, iki temel gerekçe etrafında şekillenmektedir. Bunlardan ilki, belediye kaynaklarının terör örgütü PKK/KCK’ya aktarılmasına ilişkin iddialardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu ve AYM tarafından kabul edilen HDP’nin kapatılmasına ilişkin iddianamede, HDP’li belediyelerin “belediye kaynaklarını terör örgütüne aktardığı, çukur eylemleri ve Kobani olayları sırasında eylemcilere lojistik destek verdikleri” detaylı biçimde anlatılmıştır. İkinci gerekçe ise ihaleye fesat karıştırma, rüşvet ve usulsüz finansman gibi mali suçlardır. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen bir soruşturmada, HDP ve DBP’li belediyeler tarafından düzenlenen ihalelerin takibini yapan şüphelilerin, ihalelerin büyük çoğunluğunu usulsüz biçimde belirli bir inşaat şirketine aldırdığı ve alınan her ihaleden terör örgütü PKK’ya belli oranda para aktardığı tespit edilmiştir.
Mali boyutun ötesinde, bu belediyelerdeki yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları, aynı zamanda toplumsal güvenin aşınması ve yerel demokrasinin işleyişi açısından da ciddi sonuçlar doğurmaktadır. İçişleri Bakanlığı verilerine göre, 2024 yılında belediyelerle ilgili olarak yapılan 1.701 şikayet başvurusundan yalnızca 176’sına soruşturma izni verilmiş ve bunlardan onu HDP üyeleriyle ilgili olarak kaydedilmiştir. 2026 yılı itibarıyla ise toplam 1.298 belediyeye soruşturma izni verilmiş, bunların 18’i DEM Partili belediyeler olmuştur. Bu tablo, DEM Parti belediyelerine yönelik soruşturmaların seçici bir biçimde yürütüldüğü ve siyasi bir operasyon niteliği taşıdığı yönündeki eleştirileri güçlendirmektedir.
Terör Finansmanı İddialarının Hukuki ve Delil Boyutu
DEM Parti belediyelerine yönelik en ağır suçlama, belediye kaynaklarının sistematik olarak terör örgütü PKK/KCK’ya aktarılmasıdır. Bu iddialar, yalnızca siyasi bir söylem olarak kalmamış, çok sayıda yargı kararı ve iddianameyle hukuki zemine de taşınmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı ve Anayasa Mahkemesi’nce kabul edilen 844 sayfalık HDP iddianamesinde, “HDP’nin siyasi parti tabelası altında parti binalarının örgüt hücresi haline getirildiği ve partinin terör örgütü eylemlerinin odağı haline geldiği” ifade edilmiştir. İddianamede ayrıca, HDP’li belediyelerin terör örgütü PKK ile olan ilişkisini anlatan onlarca gizli tanık ifadesine yer verilmiştir.
Terör finansmanına ilişkin en somut delillerden biri, Van’ın Erciş ilçesinde görev yapan HDP’li Belediye Başkanı Yıldız Çetin hakkındaki iddianamede ortaya konmuştur. Van Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan ve Van 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen iddianamede, Çetin’in belediyenin imkanlarını kullanarak terör örgütüyle bağlantılı kişilere inşaat malzemelerinden oluşan ayni yardımda bulunduğu ve teröristleri evinde barındırdığı kaydedilmiştir. Aynı iddianamede Çetin hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 15 yıla kadar hapis cezası talep edilmiştir.
Bir diğer çarpıcı örnek, Van’ın Muradiye ilçesinde görev yapan HDP’li Belediye Başkanı Yılmaz Şalan’a ilişkindir. İçişleri Bakanlığı’nın kararıyla 2019 yılında görevinden uzaklaştırılan Şalan hakkında ifade veren gizli tanık, Şalan’ın belediye bütçesinden satın aldığı yüklü miktardaki gıda ve erzakın büyük bir kısmını Tendürek Dağı kırsalında faaliyet gösteren terör örgütü mensuplarına gönderdiğini ve belediyenin garajında bulunan akaryakıt deposundan teröristlere akaryakıt sevk ettiğini iddia etmiştir. Bu ifadeler, belediye kaynaklarının terör örgütüne aktarılmasının münferit bir vaka olmadığını, aksine sistematik bir yapılanmanın parçası olduğunu göstermektedir.
Diyarbakır’da yürütülen bir başka soruşturma ise, belediye ihaleleri üzerinden terör örgütüne finansman sağlama mekanizmasını gözler önüne sermiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, inşaat firması sahiplerinin HDP ve DBP’li belediyeler tarafından düzenlenen ihalelerin takibini yaptığı ve ihale komisyonlarında iş birliği yapılan kişilerle irtibat kurarak ihalelerin büyük çoğunluğunu usulsüz biçimde aldığı, ardından her ihaleden terör örgütü PKK’ya belli oranda para aktardığı belirtilmiştir. Gizli tanık ifadelerine dayanılarak hazırlanan iddianamede, sanıkların KCK sözleşmesindeki maddelere göre hareket ettiği ve örgüte finansman desteği sağladığı kaydedilmiştir.
Kayyım Atamaları ve Halkın Malının Gaspı
DEM Parti belediyelerine yönelik en tartışmalı uygulama, seçilmiş belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılarak yerlerine merkezi hükümet tarafından kayyım atanmasıdır. Bu uygulama, hukuki gerekçelerin ötesinde, siyasi bir operasyon ve seçmen iradesinin gaspı olarak değerlendirilmektedir. 2024-2025 döneminde, DEM Partili belediyelere yönelik kayyım atamaları sistematik bir nitelik kazanmıştır. Sürecin ilk adımı 3 Haziran 2024’te Hakkari Belediyesi’ne yönelik olarak atılmış; DEM Partili Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış görevden uzaklaştırılarak yerine Hakkari Valisi Ali Çelik kayyım olarak atanmıştır.
2024 yılının Kasım ayında ise kayyım atamaları dalga halinde yaygınlaşmıştır. 4 Kasım 2024’te DEM Partili Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük ve Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan eş zamanlı olarak görevden alınmış ve yerlerine kayyım atanmıştır. Ahmet Türk’ün görevden alınmasına gerekçe olarak Kobani davasında 10 yıl hapis cezası alması gösterilmiştir. Aynı ay içerisinde, 22 Kasım 2024’te Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak ve Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün de görevden alınarak belediyelerine kayyım atanmasıyla süreç devam etmiştir.
Kayyım atamaları yalnızca büyükşehir ve il belediyeleriyle sınırlı kalmamış, ilçe belediyelerini de kapsamıştır. 24 Şubat 2025’te DEM Partili Kars’ın Kağızman Belediyesi’ne kayyım atanmış, böylece uygulamanın coğrafi kapsamı daha da genişlemiştir. Bu atamaların ortak özelliği, seçilmiş belediye başkanlarının yerine vali veya vali yardımcılarının atanması ve belediye meclislerinin işlevsiz hale getirilmesidir.
Kayyım atamalarına ilişkin bir diğer tartışma konusu, atanan kayyımların yönetimindeki belediyelerin mali performansıdır. DEM Parti’nin yayımladığı raporlara göre, kayyım atanan belediyelerde ciddi mali usulsüzlükler tespit edilmiştir. Örneğin, Sayıştay raporlarına göre, kayyım yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi’nde kamu kaynaklarının usulsüz kullanıldığı ve Kamu İhale Kanunu’na aykırı ihaleler gerçekleştirildiği belirlenmiştir. Benzer şekilde, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nde kayyım yönetimi döneminde on ayrı başlıkta usulsüzlük tespit edilmiştir. Bu durum, kayyım atamalarının yolsuzlukla mücadele gerekçesinin ötesinde, belediye kaynaklarının merkezi hükümetin kontrolüne geçirilmesine hizmet ettiği yönündeki eleştirileri desteklemektedir.
Belediye Bütçelerinde Usulsüzlükler ve Rüşvet Ağları
DEM Parti belediyelerindeki mali usulsüzlükler, yalnızca terör finansmanı iddialarıyla sınırlı kalmayıp, doğrudan yolsuzluk ve rüşvet mekanizmalarını da içermektedir. Bu belediyelerdeki mali suistimaller, belediye bütçelerinin siyasi amaçlarla kullanılmasından ihaleye fesat karıştırmaya kadar geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. HDP’nin kapatılmasına ilişkin iddianamede, Van’ın Muradiye ilçesinde görev yapan belediye başkanının, seçilir seçilmez belediye çalışanlarının aylıklarında 500 TL kesinti yaptığı, ancak şikayetler üzerine bu kesintileri iki ay sonra geri ödediği iddiası yer almıştır. Bu tür uygulamalar, belediye bütçelerinin nasıl keyfi biçimde yönetildiğini göstermektedir.
Belediye kaynaklarının usulsüz kullanımına ilişkin en sistematik deliller, belediye ihalelerindeki usulsüzlükler üzerinden ortaya çıkmaktadır. Diyarbakır merkezli soruşturmada ortaya çıkarıldığı üzere, HDP ve DBP’li belediyeler tarafından düzenlenen ihalelerde, belirli firmaların kayırıldığı ve bu firmalar aracılığıyla terör örgütüne finansman sağlandığı tespit edilmiştir. Bu mekanizma, belediye ihale sisteminin bir tür “paravan” olarak kullanıldığına işaret etmektedir. İhaleler, kamu hizmeti sunmaktan ziyade, belirli kişi ve gruplara kaynak aktarmanın ve bu kaynakların bir kısmını örgütsel amaçlarla kullanmanın aracı haline gelmiştir.
DEM Parti belediyelerine yönelik yolsuzluk iddialarının bir diğer boyutu, personel alımlarındaki usulsüzlüklerdir. Belediye kadrolarına yapılan atamalarda liyakat yerine siyasi ve örgütsel sadakatin esas alındığı, belediyelerin istihdam büroları gibi çalıştırıldığı yönündeki iddialar, çok sayıda soruşturma dosyasında yer almaktadır. HDP iddianamesinde, belediyelerde işe alınan kişilerin örgütsel bağlantılarına göre belirlendiği ve belediye kadrolarının örgütsel yapılanmanın bir parçası olarak kullanıldığı belirtilmiştir.
Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer örneği, yolsuzluk iddialarının siyasi boyutunu gözler önüne sermektedir. CHP’li olmasına rağmen DEM Parti ile ittifak içinde seçilen ve terör örgütü bağlantısı iddiasıyla tutuklanan Özer hakkında Mayıs 2025’te rüşvet soruşturması da açılmış, ancak beş ay sonra takipsizlik kararı verilmiştir. Özer’in tahliye edilmesi ve rüşvet soruşturmasının takipsizlikle sonuçlanması, yolsuzluk iddialarının siyasi amaçlarla gündeme getirildiği yönündeki tartışmaları alevlendirmiştir.
Parti Yapılanması ve Belediye Kaynaklarının Kullanımı
DEM Parti belediyelerindeki mali usulsüzlüklerin en önemli boyutlarından biri, belediye kaynaklarının doğrudan parti örgütlenmesi ve siyasi faaliyetler için kullanılmasıdır. HDP iddianamesinde, belediye binalarının ve lojistik imkanlarının parti faaliyetleri için kullanıldığı, belediye araçlarının parti etkinliklerinde kullanılmak üzere tahsis edildiği ve belediye personelinin parti çalışmalarında görevlendirildiği yönünde çok sayıda delil sunulmuştur. Bu uygulamalar, kamu kaynaklarının siyasi partiler tarafından kullanılmasını yasaklayan mevzuata açıkça aykırıdır.
Belediye kaynaklarının parti amaçlarıyla kullanımı, özellikle 2014 Kobani olayları ve 2015-2016 hendek-barikat eylemleri sırasında yoğunlaşmıştır. HDP’nin kapatılması istemiyle hazırlanan iddianamede, HDP’li belediyelerin “çukur eylemleri ve Kobani olayları sırasında eylemcilere lojistik destek verdikleri” ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Derik eski Belediye Başkanı Mülkiye Esmez’in “Hendek-Barikat” eylemlerinde faal şekilde yer aldığı iddianamede yer almıştır. Bu durum, belediyelerin yalnızca mali kaynak aktarımı için değil, aynı zamanda doğrudan örgütsel eylemlerin lojistik üssü olarak kullanıldığını göstermektedir.
Belediye kaynaklarının parti amaçlarıyla kullanımına ilişkin bir diğer örnek, belediye ihalelerinden elde edilen komisyonların parti finansmanına aktarılmasıdır. Diyarbakır merkezli soruşturmada ortaya konduğu üzere, belediye ihalelerini alan firmalar, elde ettikleri kazancın bir kısmını yalnızca terör örgütüne değil, aynı zamanda parti yapılanmasına da aktarmaktadır. Bu mekanizma, belediye ihale sisteminin bir tür “siyasi vergilendirme” aracına dönüştürüldüğünü ve parti finansmanının belediye kaynakları üzerinden sağlandığını ortaya koymaktadır.
Parti yapılanması ile belediye kaynakları arasındaki ilişki, personel istihdamı boyutunda da kendini göstermektedir. Belediyelerde işe alınan personelin, partiye sadakat ve örgütsel bağlılık kriterlerine göre belirlendiği, belediye kadrolarının partiye eleman yetiştirme ve istihdam sağlama aracı olarak kullanıldığı iddiaları, çok sayıda soruşturma dosyasında yer almaktadır. Bu uygulamalar, belediyelerin kamu hizmeti sunan kurumlar olmaktan çıkarak, partinin insan kaynağı deposu haline geldiğine işaret etmektedir.
Yargının İşleyişi ve Seçici Adalet Tartışması
DEM Parti belediyelerine yönelik operasyonların en tartışmalı boyutu, yargı süreçlerinin işleyişine ilişkindir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP’ye ilişkin hazırladığı iddianamede, HDP’nin “terör örgütü PKK’nın partisi” olduğu ifade edilmiş ve partinin kapatılması talep edilmiştir. AYM’nin bu iddianameyi kabul etmesi, hukuki sürecin siyasi boyutunu gözler önüne sermektedir. Buna karşın, DEM Parti yöneticileri, partilerine yönelik operasyonların siyasi olduğunu ve belediyelerindeki yolsuzluk iddialarının abartıldığını savunmaktadır. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “AKP’li 472 belediyeye soruşturma açıldığı halde hiçbirine kayyım atanmazken, DEM Partili belediyelere sistematik olarak kayyım atanmasının çifte standart olduğunu” ifade etmiştir.
DEM Parti belediyelerine yönelik operasyonlar ile diğer partilere mensup belediyeler arasındaki asimetri, yargının siyasallaştığı yönündeki tartışmaları güçlendirmektedir. İçişleri Bakanlığı verilerine göre, belediyelere yönelik soruşturma izinlerinde AK Partili belediyeler sayıca en fazla soruşturma izni verilen grup olmasına rağmen, kayyım atamalarının neredeyse tamamı DEM Partili belediyelere yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. Bu durum, soruşturma ve kayyım atama süreçlerinin birbirinden bağımsız ve siyasi saiklerle yürütüldüğüne dair güçlü bir kanıt oluşturmaktadır.
Sonuç
DEM Parti belediyelerindeki yolsuzluk, rüşvet ve terör finansmanı iddiaları, Türkiye’de yerel yönetimlerin karşı karşıya olduğu en karmaşık ve tartışmalı meselelerden birini oluşturmaktadır. Yargı kararlarına yansıyan deliller, bazı DEM Partili belediyelerde belediye kaynaklarının sistematik olarak terör örgütüne aktarıldığını, ihalelerin usulsüz biçimde yönlendirildiğini ve belediye bütçelerinin siyasi amaçlarla kullanıldığını ortaya koymaktadır. Buna karşın, soruşturma süreçlerindeki asimetri, kayyım atamalarının seçici niteliği ve siyasi iktidarın yargı üzerindeki etkisi, bu operasyonların yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi bir müdahale olduğu yönündeki eleştirileri güçlendirmektedir.
Kalıcı bir çözüm, belediyelerdeki yolsuzluk ve usulsüzlüklerin partiler üstü bir anlayışla soruşturulmasını, kayyım atamalarının ancak kesinleşmiş yargı kararlarına dayanarak ve geçici bir tedbir olarak uygulanmasını ve belediye başkanlarının görevden alınmasının anayasal güvencelere bağlanmasını gerektirmektedir. Aksi takdirde, yargı eliyle yürütülen operasyonlar, yalnızca belediye başkanlarını değil, aynı zamanda milyonlarca seçmenin iradesini de hedef alan bir siyasi mühendislik aracına dönüşme riski taşımaktadır.
Kaynakça
AA. (2020, 28 Ocak). Görevden uzaklaştırılan HDP’li belediye başkanı teröristleri evinde barındırmış. https://www.aa.com.tr
AA. (2024, 21 Kasım). İçişleri Bakanı Yerlikaya: 1701 şikayetin 176’sına soruşturma izni verildi. https://www.aa.com.tr
BBC Türkçe. (2025, 15 Şubat). 2024’teki yerel seçimden bu yana kaç belediye başkanı tutuklandı? https://www.bbc.com/turkce
Ekonomim. (2026, 29 Mart). Bakan Çiftçi: En fazla soruşturma izni verilen belediyeler AK Partili. https://www.ekonomim.com
Medya Urfa. (2017, 7 Aralık). Usulsüz ihalelerle PKK’ya para aktarmışlar. https://www.medyaurfa.com
Sözcü. (2021, 23 Haziran). Gizli tanık ifadeleri HDP iddianamesinde. https://www.sozcu.com.tr
TRT Haber. (2021, 19 Mart). Yargıtay iddianamesi: HDP, PKK’nın partisidir. https://www.trthaber.com




Bir yanıt yazın