Büyük Türk ozanı NESÎMÎ, bir tarikata gider Türkçe konuştuğu için azgın softa tarafından rahatsız edilir. Softa, ondan Arapça yada Farsça konuşmasını ister.
Nesîmî ise bu küstahlığa şu sözlerle karşılık verir:
“Har içinde biten gonca güle minnet eylemem.
Arabî, Farisî bilmem; dile minnet eylemem.
Sırat-ı Müstakîm üzre gözetirim Rahîm’i,
İblisin talim ettiği yola minnet eylemem.”
“ARABÎ FARİSÎ BİLMEM” bir meydan okumadır.
Oysa Nesîmî Arapçayı da Farsçayı da çok iyi bilmektedir.
Buradaki ifade cehalet değil, bilinçli bir reddiyedir.
Bu söz: Diller arasında kurulan üstünlük hiyerarşisine, Medrese kibrine, Dini Arapça üzerinden tahakküm kuran softa zihniyetine açık bir istandır.
SOFTAYA DEĞİL, HAKK’A YAKINLIK
Nesîmî için Hakikat: Ulemanın diliyle değil,
Sarayın ve tarikatın onayıyla değil, halkın diliyle söylenir. Bu yüzden Türkçe onun için sadece bir dil değil,
DİRENİŞİN VE HAKİKATİN ARACIDIR.
TÜRKÇEDE ISRAR, KİMLİKTE ISRAR
Anadolu başta olmak üzere Türk yurtlarında ozanların Türkçede ısrarı, Türk kimliğinin ve kültürünün bugüne taşınmasında belirleyici olmuştur. Yunus Emre’den Ahmed Yesevî’ye uzanan bu yolun
EN KESKİN, EN BEDEL ÖDEYEN TEMSİLCİLERİNDEN BİRİ NESÎMÎ’DİR.
NESÎMÎ CANIYLA MÜHÜRLEDİ
Nesîmî:
Dil asimilasyonuna direndi,
Softa zihniyetine boyun eğmedi,
Hakikati halkın diliyle söyledi.
Ve bu duruşunu
CANIYLA MÜHÜRLEDİ.
[alıntı]




Bir yanıt yazın