TEDRİSAT İÇİN STK

Okuma Süresi:

3–4 dakika
❤️

Cumhuriyetimizin kazanımlarını burada sıralamaya hiç niyetim yok bu gün. Çünkü öyle kazanımlar elde ettik ki , genç Cumhuriyetimizin en büyük hazinesi bu kazanımlardır. Mustafa Kemal harp okulundan mezun olup , teğmen çıktıktan sonra , ihtimal bazı devletlerin Devlet-i Osmaniye’ye tavsiyesi ile Mustafa Kemal hep İstanbul’un dışında tutulmaya çalışılmış. Önce Şam’a Askeri Ateşe olarak gönderilir. 

Daha sonra Trablus’a gönderilir. İtalyan’ lara karşı yaptığı  savaşta gösterdiği başarı sonrası, Derne Komutanlığına atanır. Daha sonra Sofya’ya  Ateşe Militer  olarak tayin olur. 1914 senesinde Çanakkale Savaşına Yarbay olarak General Sanders’ in yanına gönderilir. Çanakkale müdafaasında yarattığı mucizelerden sonra ,  1915 senesinde Miralay, yani Albaylığa, bir sene sonra 1916 senesinde Tuğgeneralliğe yükselir. 

Mustafa Kemal Atatürk’ün 1902 senesinde teğmen olarak başlayan askeri macera maratonu , 1916 senesinde General olması ile son bulur.  14 sene içinde 6 rütbe tamamlayan bir askeri dehanın, İstanbul ‘da kalmasının, yabancı uluslar tarafından sakıncalı olduğu  kabul edildiğini  düşünmekteyim. Onların telkinleri ile hep Payitaht ‘tan uzak tutulmuş olsa gerek, Mustafa Kemal Paşa.  

Bir başka yönüne bakalım. Askeri elbisesini bırakıp Samsun’a çıkması ile bir başka serüven başlar Mustafa Kemal Paşaiçin. Sonrasını sizlerde benden daha fazlasını bilirsiniz, eminim buna. Kurtuluş savaşı , İtilaf devletlerinin Anadolu’yu istila etmesi, sonrasında 26 Ağustos ta başlayan taarruz 9 Eylülde İzmir de son bulması.   23 Nisan 1920 Genç Cumhuriyetin temelleri Ankara, Ulus’taki eski binada kurulmasını takip eder. 

9 eylül 1922 İzmir’in kurtarılması ile, genç Cumhuriyetimizin uluslar arası platformlarda isminin geçmeye başlaması, Osmanlının yok olan  küllerinden bir ulus devletin doğuşu takip etmiş, sonrası. Devamlı harp eden harap ve bitap düşmüş  fakir, yoksul bir halkın, nasıl ayağa kalmasının sürecini 2 genç adam el ele verip planlar yapmış. Hani bazıları diyordu ki ‘ İKİ AYYAŞIN YAPTIĞI ANAYASA ‘,  evet o iki kurmayın yaptırdığı anayasa ile bu ülke 10 yılda mucizeler yaratarak vatan sevgisi dolu bir nesil yarattılar. 

Bayrağına, vatan toprağına sımsıkı bağlı, özünden kopmayan, ‘ MUASSIR MEDENİYELER’ hedefli bir ulus devlet yaratıldı. Sanayi yatırımları, barajları,  fabrikalar, 7200 km demir ağlarla örüldü yurdum dört bir yanı. Limalar , barajlar, enerji santralları takip etti bu yatırımları. 

En önemlisi bütün bu hamleler içinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk  bir konuyu hassasiyetle ele aldı.  I inci Maarif Kongresi, 16 Temmuz 1921 tarihinde Heyet-i İlmiye adı ile, Ankara da toplandı . Daha sonraları Hasan Ali Yücel’in başkanlık yaptığı 1939 yılında, Milli Eğitim Şurası  adı ile çok önemli kararlar alındı.  Aslında 3 Mart 1924 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen ( 430 sayılı ) Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitimin tek elden yönetilmesi, Meclis tarafından  kabul edilmişti. 

Bu nedenle artık medreseler, tarikatlar, cemaatler gibi yasal dayanağı olmayan bütün topluluklar bu kanunla bir nizam altına alınmaları sağlandı. Bu arada gizli yeraltı faaliyetlerinin, kanuna rağmen devam ettiğini yazmakta, o tarihteki yayınlanan gazeteler.  

Son yirmi beş senede, o gazetelerde yazılanların doğruluğu çıktı ortaya. Siyasi otoritenin, oy bahçesi olarak kullanmaya çalıştığı ve hatta cemaat ve tarikatları Tevhid-i Tedrisat’tan koparma çabalarında mesafe kat ettiğini, basında okumaktayız. Ulus Devletin manevi değerlerini çürütmeye yönelik olan bu tür TEDRİSAT lar , ülkemizin menfaatleri yerine cemaat ve tarikat menfaatlerine yönelik, öncelik tanıdığını bilmekteyiz. 

İşte bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk, bu kesimler tarafından sevilmez, hatta nefret edilir. Ellerindeki maddi menfaatlerin  kısıtlanmasına karşı çıkarlar. Kendi bağnaz  ideolojileri yolunda çocuk yetiştirmek için organize olan bu toplulukların, din konusunda neye inandıklarına şüphe ile bakmaktayım. Böyle cemaatler ve tarikatların ana gayesi, kendi yetiştirdikleri cemaat mensuplarını devletin kademelerine yerleştirip , çıkar sağlamak olduğunu düşünmekteyim. Tıpkı bir süre önce GÜLEN cemaatinin yapmaya çalıştığı, devlete sızma senaryosu gibi. Bu senaryo sonlandı mı diye sorarsanız , cevabı  bulmak biraz zor, hani araştırmakta yarar var. 

Okullarda ramazan ayında davullu zurnalı ‘ramazan programları ‘ yaptırmak için Milli Eğitim Bakanlığı, Cemaatlerle işbirliği yaptığını açıkça ilan etti. Bu cemaatleri STK olarak adlandırdığını da ifade etmekten geri kalmadı. Kendi tanımladığı bu STK larla dini eğitim konusunda, Milli Eğitim Bakanlığı ile beraber çalışılacağını ifade etti ekranlardan, Kararname Profesörü Bakan.  

Geçtiğimiz son birkaç senedir, okullarda şiddetin kol gezdiğini gazete ve ekranlardan izlemekteyiz. 37 olayda öldürülen 17 öğretmen ve talebelerin  bir ülke için utanç verici olması,  okul talebelerinin kurdukları şiddet çeteleri, çetelerin okul içinde ve dışında bıçaklı, tabancalı çatışmaları, okul önlerinde uyuşturucu pazarlanması, gibi konulara bigane kalan yönetim, varsa yoksa oy için, neredeyse vatanı satacaklar. Bizim geleceğimiz olan bu çocukları iyi yetiştirmek gerek. Yoksa Çocukları okula göndermek ile çocukların sorunlarına çare bulamazsınız. Milli  Eğitim Bakanı eğitimden gelmediği için, bu çok önemli sorunları çözümleyemez, Eğitim Özel İlgi ve Alaka ister, bilhassa sorunları çözmek için AKIL ister,  diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına. 



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar