
CHP’li Uşak Belediye Başkanı, bir takım yolsuzluk iddialarıyla gözaltına alındı.
Olay bununla sınırlı kalsaydı, bir şeyler söylemek kolaydı.
“Dur bakalım, arkasından ne çıkacak” der geçerdik.
Daha önceki örneklerden bildiğimiz o refleksle, temkinli bir mesafe koyardık kendimizle haberin arasına.
Ama bu kez öyle olmadı.
Bir deyiş vardır:
“Puşt puşluğunu, kış kışlığını yapar.”
Tam da öyle oldu.
Puşt puşluğunu yaptı.
Belediye başkanı, yolsuzluk iddiasıyla gözaltına alındı…
Ama nerede?
Ankara’da bir otel odasında.
Yanında, belediyede çalışan genç bir kadınla.
Kapı açılıyor.
Polis kamerası açık.
Görüntüler anında kayda alınıyor.
Ve hiç gecikmeden, yandaş medyaya servis ediliyor.
Kapıyı açan bir belediye başkanı…
Belinde bir havlu…
Üzeri çıplak…
İçeride genç bir kadın.
İşte insanın sesini kesen o görüntü.
Ne söylenebilir ki?
“Yolsuzluk iddiaları mesnetsiz” desen…
“Delil yok” desen…
Kim dinler? Kim inanır?
Bu ülkede artık hakikat, görüntünün gölgesinde kalıyor.
Ülke bir ateş çemberinden geçerken,
muhalefet tarihimizde görülmemiş bir baskı altındayken,
adalet tartışılır hale gelmişken…
Bir belediye başkanının,
bütün bu tablonun ortasında,
kendi küçük dünyasının peşine düşmesi…
Asıl yıkıcı olan belki de bu.
Çünkü bazı hatalar vardır,
sadece sahibini yakmaz.
Bir davayı yakar.
Bir iddiayı zedeler.
Bir umudu törpüler.
Bu noktada, Özgür Özel’in yaptığı özür elbette değerlidir.
Ama özür, ancak aynı hatalar tekrarlanmadığında anlam kazanır.
Yoksa her özür, bir sonraki hatanın önsözüne dönüşür.
İnsan sormadan edemiyor:
Yaptığı şeyin ağırlığının farkında mı?
Yoksa hâlâ bunun sadece “özel hayat” olduğunu mu sanıyor?

Bir yanıt yazın