MESCİD-İ AKSÂ’DAN MAKSAT SÜLEYMAN MABEDİ OLABİLİR Mİ?

Okuma Süresi:

5–8 dakika
❤️

Genel kabul görmüş İslami kanaate göre; İsrâ ve Miraç olayları M.S.621 yılında vuku bulmuştur. 5 vakit namaz da Miraç sırasında farz kılınmıştır. 

Tarihi kaynaklara göre ise; Hicret M.622 yılında gerçekleşmiş, peygamber M. 632 yılında vefat etmiştir. Kudüs, ikinci İslam halifesi Ömer döneminde olmak üzere; M. 637 yılında fethedilmiş, Mescid-i Aksa’nın ilk(el) hali yine Halife Ömer’in emriyle M. 638 yılında yapılmıştır. 

Bugünkü halinin temeli ise 685-705 yılları arasında iktidarda kalan 5. Emevi Halifesi Abdülmelik b. Mervan tarafından atılmış ve inşaatı 705-715 yılları arasında iktidarda olan oğlu 6. Emevi Halifesi Velit b. Abdülmelik tarafından tamamlanmıştır. 

Hakkında yazılan yazılardan anlaşılıyor ki; Mescid-i Aksâ da tıpkı Kâbe gibi tarih içinde, başta depremler olmak üzere çeşitli sebeplerle birkaç kere yıkılmış ve herhalde Emevi Halifesi Abdülmelik Mervan’ın yaptırdığı plana sadık kalmak kaydıyla birkaç kere yeniden yapılmıştır. Unutulmasın ki; bugünkü Kâbe de tarihte birkaç kere yıkılmış ve üstelik Kureyş müşriklerinin attığı temele bağlı kalınarak birkaç kere yeniden yapılmıştır. Hz. Peygamberin gençliğinde yaptığı Kâbe Hakemliği olayı, işte Kureyşlilerin Kâbe’yi yeniden inşa ettikleri bir sırada gerçekleşmiştir. 

Hacca ve Umre’ye gidenler görmüş olacaklar ki; Kâbe’nin “Hicr-i İsmail” denilen cephesinde, ana yapıdan ayrı olarak (yaklaşık 3 m. mesafede) yarım daire şeklinde “Hatim” adı verilen 1.31-1.32 m. yüksekliğinde, 1.55 m. kalınlığında bir duvar vardır. Bu duvar Kâbe’nin ana yapısından kabul edilir ve İbrahim döneminde Kâbe’nin bu duvarı kapsayacak genişlikte olduğuna inanılır. Hatim, kelime olarak “son” ve “bitim” gibi anlamlara gelmektedir ki; bu terim bahse konu duvar için kullanıldığında mekân/yapı olarak “Kâbe’nin Sonu/Kâbe’nin Bitimi” demek oluyor.   

Yani bu durumda Kureyş müşrikleri, Kâbe’nin, Hicr-i İsmail cephesindeki duvarını bir miktar içeri çekmişler, ana yapıyı küçültmüşler demektir. Sonraki onarımlarda da nedense Kureyş’in planı uygulanmıştır. Hatim denilen duvar, Kâbe’nin ana yapısından kabul edildiği için, Tavaf adı verilen ve Kâbe’nin etrafında dolanarak yapılan ibadet, bu duvarın dışından dolanarak icra edilir.(1)     

Bir kaynakta Mescid-i Aksa’nın yeniden inşası ve onarımları hakkında şu bilgiler verilmektedir: “Mescid-i Aksa, 746 yılında meydana gelen bir deprem sonrası yıkıldı. İkinci Abbasi halifesi Mansur 754 yılında tekrar Mescid-i Aksa’yı inşa etti. Oğlu Mehdi ise 780 yılında Mescid-i Aksa’yı tekrar inşa etti. 1033 yılında meydana gelen depremle beraber Mescid-i Aksa ağır hasar aldı. 1035 yılında ise Fatimi Devleti’nin ikinci halifesi Zahir Mescid-i Aksa’yı onararak tekrar inşa etti ve bugünkü halini kazandırdı.”(2) 

Ayrıca belirtelim ki; Kur’an, “Gerçek şu ki; insanlar için yapılmış olan ilk ev, âlemlere bir hidayet ve bir bereket kaynağı olan Mekke’deki evdir.”diyerek, dünyada mabet olarak yapılan ilk yapının Mekke’deki Kâbe olduğunu haber vermektedir(3). 

DİB yayını olan “Kur’an Yolu” isimli tefsirde yukarıdaki ayetin tefsiri yapılırken şöyle denilmektedir: “Bu âyet Kâbe’nin, mâbed olarak yeryüzünde yapılmış ilk bina olduğunu ve tarih boyunca saygınlığını koruduğunu ifade ettiği gibi önceki âyette geçen ‘Hanîf olan İbrâhim’in dinine uyunuz’ emrinin de gerekçesini açıklar mahiyettedir. Çünkü bu bina insanların hidayeti ve putperestliğin yıkılıp tevhid inancının yerleşmesi için gönderilmiş olan dinin (hanîf olan İbrâhim’in dini) sembolüdür. ‘Mekke’deki ev’den maksat Kâbe’dir. Bu ve başka birçok âyette Kâbe hakkında ‘ev’ anlamına gelen beyt kelimesi kullanıldığından bu yapı Beytullah diye de anılır ki Türkçe’de ‘Allah’ın evi’ anlamına gelmektedir”(4) 

Sahabe arasında doğruluğu, dürüstlüğü ve açık sözlülüğü ile ünlü olan, rivayete göre Peygamberin “Yeryüzünde Ebû Zer’den daha doğru sözlü kimse yoktur… Bu sebeple yalnız yaşayıp yalnız ölecektir” diyerek övdüğü ve sırf bu sebeple, iktidarına karşı yöneltmiş olduğu haklı tenkitler sebebiyle Emevi Halifesi Muaviye’nin gazabına uğrayan ve zulüm gören Ebû Zerr el-Gifârî kaynak gösterilerek rivayet edilen bir hadiste Ebu Zer şeyle der: “Ya Rasûlallah! Yeryüzünde ilk kurulan mescit hangisidir?” dedim. “Mescid-i Haram’dır” buyurdu. “Sonra hangisidir?” diye sordum. O, “Mescid-i Aksa’dır” buyurdu. “Bunların arasında ne kadar zaman vardır?” dedim. “Kırk yıl vardır” buyurdu.(5) 

Peygamberin bu hadisinin en azından “Mescid-i Haram” ile ilgili bölümünün uydurma olduğu düşünülemez. Çünkü Âl-i İmrân Suresi’nin 96. ayetiyle birebir örtüşmektedir. Ancak hadisin Mescid-i Aksâ ile ilgili ikinci bölümünün Peygambere ait olduğu kuşkuludur. Çünkü orada tarih verilmektedir ki; Kur’an, Peygamberlerin gaibi bilmediklerini söyler bize.(6) Kâbe’nin ve Mescid-i Aksa’nın ne zaman yapıldıkları ve aralarında ne kadar süre olduğu bilgisi ise Peygamber için herhalde gaib bilgidir, yani bilinemezdir. 

Okuma-yazma bilmediği iddia edilen bir peygamberin, Yahudi tarihini ve Tevrat kaynaklı kaynakları okuyup, bu mabetlerin yapıldığı tarihleri bilmesi de akla uygun gelmiyor ki; Tevrat ve onu mehaz alan kaynaklarda Kâbe ve Mescid-i Haram hakkında bilgi var mı doğrusu bilmiyorum. 

Bazı yayınlarda “Tevrat’ta (Eski Ahit) Kâbe’den doğrudan, ismiyle bahsedilmez. Yahudi inanç metinlerinde İbrahim peygamberin Mekke ile bağlantısı veya Kâbe’nin inşası yer almaz; Yahudilikte kutsal merkez Kudüs’teki Tapınak’tır. Bazı İslami yorumlarda Baka vadisi (Mezmur 84) Mekke ile ilişkilendirilse de, Tevrat metninde açık bir Kâbe tasviri bulunmamaktadır.”(7) şeklinde bilgiler verilmekle, bize kalırsa; yukarıda metni verilen Ebu Zer Hadisi’nin Mescid-i Aksa ile ilgili ikinci bölümünün uydurma olma ihtimali çok yüksektir. Hadisin Müslim’de olması, ikinci bölümünün uydurma olmadığını göstermez.   

Bu tarihi bilgiler dikkate alındığında; Mescid-i Aksâ’nın ilk kıblemiz olması, akla, dine ve tarih bilimine aykırıdır. Böyle bir kabul, bir peygamber olan İbrahim’in yaptığı dini yapı yerine, bir Kureyşli olan ve muhtemelen Emevi milliyetçiliğinin yücelttiği Halife Ömer’in yaptırdığı dini yapıyı ikame etmek anlamına gelir. 

Eğer rivayetin aslı; “Peygamber Medine’ye hicret ettikten sonra siyaset icabı tıpkı Yahudiler gibi Kudüs’deki Süleyman Mabedi’ne yönelerek namaz kılmıştır ve kıble ayeti, Kıblenin Süleyman Mabedi’nden, içinde Kâbe’nin de bulunduğu Mekke’deki Mescid-i Haram’a çevrilmesiyle alakalıdır” şeklindeyse doğru ve akla uygun bir hal alır. Esasen “Mescid-i Aksâ” tabiri, özel bir isim olmayıp, “En uzaktaki mescit” anlamına gelen bir tabirdir ki; o gün için Kâbe’ye en uzak Mescid Süleyman Mabedi’dir. 

Kaynaklarda Yahudilerin de namaza benzer bir ibadetleri olduğu, bu ibadetin genelde ayakta sallanarak yapılmasına karşılık, yani İslam’daki gibi yapılandırılmış tam rüku ve secde ritüelleri genellikle olmamakla birlikte özellikle Yom Kipur gibi özel bayramlarda veya Yemen/Etiyopya Yahudiliği gibi bazı geleneklerde, Tevrat okumaları sırasında yere kapanarak tam secde veya diz çökme (rükû benzeri) hareketleri uygulanabildiğine ilişkin bilgiler vardır kaynaklarda(8) Bu durumda Süleyman Mabedi’ne “Mescid” demek fazla yanlış olmayacaktır. 

Yani Kur’an’da İsrâ Suresi’nin ilk ayetinde geçen “Mescid-i Aksâ” tabirinin, hangi mescidi kastettiği kesin değildir. Kim bilir belki de Süleyman Mabedi’ni kastediyordur! Zaten 685-715 yıllarında Süleyman Mabedi’nin yıkıntıları üzerinde inşaat edilen Mescide, Emevilerin, sırf kutsiyet kazandırmak maksadıyla İsrâ süresinde geçen tabiri kasten isim olarak verdikleri şeklinde iddialar da vardır. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk bu görüştedir mesela. Bu görüşü yabana atmamak gerekir. 

İslam inancına göre; Musa, Davut ve Süleyman gibi İsrailoğullarının, aynı zamanda kendi kralları kabul ettikleri isimleri, peygamber olarak kabul edip, onlardan Süleyman’ın yaptırdığı mabedi kutsal kabul etmemek de akla ve İslam inancına uygun düşmez. Hz. İbrahim, namazını herhalde olmayan Mescid-i Aksâ’ya ve hatta Süleyman Mabedi’ne karşı değil, kendi yaptığı/yaptırdığı mabede karşı veya kendi yaptığı/yaptırdığı mabedin içinde kılıyor olmalıydı. Çünkü Kur’an İbrahim’in “Rabbim! Beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; rabbimiz, duamı kabul et!”(9) şeklinde dua ettiğinden bahisle, İbrahim’in de namaz kıldığını haber vermektedir bize.   

Demek oluyor ki; namaz ibadeti İbrahim’den beri bilinen bir ibadetti ve onun dinine tabi olanlar da herhalde onun kıldığı gibi namaz kılıyorlardı ki; kaynaklar peygamberlik gelmezden önce Hz. Muhammed’in de İbrahim’in tevhid dini olan Hanif dinine mensup olduğunu söylerler. Yani namaz ilk kez 621 yılında Miraç’ta ortaya çıkmış bir ibadet değildir. 

Şu halde diyelim ki; Hz. Muhammed, İbrahim’in dinine mensup olarak zaten kıldığı namazı kılmaya devam etmiş, belki Miraç olayından sonra ashabına da kılmaları gerektiğini söylemiştir. Namaz ibadeti zaten Haniflerce yerine getirilen bir ibadet iken, Miraç olayı ile birlikte Müslümanlara da farz kılınmıştır demek istiyoruz. Esasen, aynı ibadet İslam’dan çok daha eski olan Zerdüştlük, Yahudilik ve Hıristiyanlığın bazı mezheplerinde de var olan bir ibadettir. 

Ezcümle; bu yazı, sakın ola Süleyman Mabedi’ni kutsama yazısı olarak anlaşılmasın. Bu yazı bir tez ve iddia da değildir. Yazının başlığının, konunun uzmanlarına yöneltilmiş bir soru ve içeriğinin de bu soruya cevap vereceklere tutulmuş bir ışık olarak kabul edilmesi gerekir… 

27.03.2026

_______

1- Daha geniş bilgi için bkz. https://www.islamveihsan.com/hatim-nedir.htm

2-https://www.yenisafak.com/mescid-i-aksa-ne-zaman-yapildi-kim-yapti-h-4569055 Karşılaştırma için bkz. https://tr.wikipedia.org/wiki/Mescid-i_Aksa

3-Kur’an-ı Kerim, Âli- İmrân, 2/96

4-https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C3%82l-i%20%C4%B0mr%C3%A2n-suresi/389/96-ayet-tefsiri

5- Sahîh-i Müslim, Mesâcid-2.

6- Bkz. Kur’an-ı Kerim, En’âm/50; Neml/65-66

7- https://www.bilimveyaratilisagaci.com/2021/05/tevratta-kabe-geciyor-mu-hac-hz-ismail/

8-Ayrıntılı bilgi için bkz. Prof. Dr. Şahin Gündüz, “Namaz ve Yahudilikteki Günlük İbadet” başlıklı makalesi,

 https://avesis.istanbul.edu.tr/yayin/a8d1ab9e-448a-474f-b208-c64e2cb70631/namaz-ve-yahudilikteki-gunluk-ibadet

9- Kur’an-ı Kerim, İbrahim,14/40

FOTO: Süleyman Mabedi Dijital Görüntüsü



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar