Bizim otelciler zarar da etseler bile hep dolulukla övünüyorlar. Sektör temsilcileri “Turizm artık doluluk değil, verimlilik meselesidir” diyor.
Kaliteyi korumak ve büyümek zorundayız. Rakiplerimiz hem kaliteyi koruyor hem de daha çok büyüyorlar. Türkiye’nin alt yapısı büyümeye uygun
Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin, “Turizm artık doluluk değil, verimlilik meselesidir. Dolayısıyla fotoğrafın bir tarafında güçlü bir potansiyel var; diğer tarafında ise daha rasyonel ve sürdürülebilir şekilde yönetilmesi gereken bir maliyet ve rekabet gerçekliği bulunuyor. Türk turizmi kriz yönetmeyi bilen bir sektördür” dedi.
Türk turizminin geleceğinin kaliteyi koruyarak, rekabet gücünü artırarak ve dünyayla entegre kalarak şekilleneceğine işaret eden Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin’e göre, “Yasaklamak değil, doğru modeli kurmak gerekiyor.”
Dünya turizmi pandemi sonrası toparlanma sürecinde yeniden büyüme patikasına girerken, Türkiye de bu dalgadan güçlü pay almaya çalışan ülkeler arasında yer aldı. Birleşmiş Milletler Turizm Örgütü’nün 2025 Dünya Turizm Barometresi’ne göre uluslararası turist sayısı küresel ölçekte yüzde 4 artarak 1,52 milyar kişiye ulaştı. Artan talep, Avrupa başta olmak üzere büyük destinasyonlarda hareketliliği yeniden pandemi öncesi seviyelerin üzerine taşıdı.
Türkiye’de 2024 ve 2025 verileri itibarıyla ziyaretçi sayısında güçlü bir performans sergilerken, asıl tartışma artık “Kaç turist geldi?” sorusunun ötesine geçmiş durumda. Sektör için kritik eşik artık, büyümenin nasıl daha yüksek katma değere dönüştürüleceği konusu… Ziyaretçi sayısındaki artış sürerken kişi başı harcamanın kalıcı ve sürdürülebilir biçimde yükseltilmesi, turizm politikalarının merkezine yerleşiyor.
Artan personel, enerji ve operasyon maliyetleri; finansmana erişimde yaşanan zorluklar; hızla değişen mevzuat ve regülasyon yükü; nitelikli iş gücü ihtiyacı ve küresel rekabet baskısı, turizmin yeni denklemini belirlerken, özellikle şehir otellerinde yükselen maliyetlerin fiyatlama üzerindeki etkisi kârlılık tarafını daha görünür bir tartışma haline getirmiş durumda. Turizm artık yalnızca büyüme değil, verimlilik ve sürdürülebilirlik meselesi olarak ele alınıyor.
Bu noktada da sektör temsilcileri, öngörülebilirliğin ve istikrarın altını çizerken; dijital satış kanallarından finansal düzenlemelere, renovasyon yatırımlarından misafir gizliliğine kadar geniş bir başlık setinde daha net ve uygulanabilir bir çerçeve talep ediyor. Küresel jeopolitik riskler ve talep dalgalanmaları ise planlama kabiliyetini doğrudan etkiliyor.
Türk turizmi güçlü bir potansiyele ve kriz yönetme deneyimine sahip. Ancak yeni dönemde asıl soru “Bu potansiyel nasıl daha yüksek katma değere dönüştürülecek? Rekabet gücü kaliteyi koruyarak nasıl artırılacak?” Bu soruların cevaplarını, Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin, Ekonomi Dünyası’na verdiği röportajda açıkladı. Öncelikle Türk turizminin fotoğrafını çekerek sözlerine başlayan Eresin, sektörün Türkiye’de güçlü bir dinamizme sahip olduğunu söylerken; Türkiye’ye olan talep ve ilginin devam ettiğini belirtiyor.
Ancak sektörün artık yalnızca ‘doluluk oranları’ üzerinden değerlendirilen bir dönemden çıktığını vurgulayan Eresin, “Bugün daha çok; kârlılık, maliyet baskısı, finansmana erişim, nitelikli iş gücü, kalite standardının korunması ve pazarlama–dağıtım kanallarının etkin yönetimi gibi başlıklara odaklanıyoruz. Turizm artık doluluk değil, verimlilik meselesidir. Dolayısıyla fotoğrafın bir tarafında güçlü bir potansiyel var; diğer tarafında ise daha rasyonel ve sürdürülebilir şekilde yönetilmesi gereken bir maliyet ve rekabet gerçekliği bulunuyor. Türk turizmi kriz yönetmeyi bilen bir sektördür” ifadelerini kullandı.
Sektörde önce çıkan güncel ve yapısal sorunlara ilişkin olarak da Eresin, güncel tarafta en belirgin konunun maliyetler olduğuna dikkat çekiyor. Personel, enerji ve operasyon giderlerinin hızlı şekilde yükseldiğine işaret eden Başkan Eresin, bu durumun fiyatlama baskısını artırdığına, özellikle de şehir otellerinde karlılığı zorlayabildiğine değindi.
“Yapısal tarafta ise regülasyon ve denetim süreçlerinde daha fazla netliğe ihtiyaç olduğunu görüyoruz” diyen Müberra Eresin, şöyle devam etti: “Oteller farklı kurumlar tarafından denetleniyor ve zaman zaman aynı konuda farklı yorum ve uygulamalarla karşılaşılabiliyor. Bir denetimde uygun görülen bir uygulamanın, sonraki bir denetimde farklı değerlendirilmesi sektör açısından öngörülebilirliği zorlaştırabiliyor. Sektörün sürdürülebilirliği istikrarla mümkündür. “Denetim ve raporlama süreçlerinde kişisel verilerin korunması ve misafir mahremiyetinin gözetilmesi büyük önem taşıyor. Ayrıca renovasyon ihtiyacı olan tesislerde finansmana erişim konusu da önemli. Rekabet gücünü korumak için yenileme yatırımları şart; ancak mevcut finansman koşulları bu süreci zaman zaman zorlaştırabiliyor. Mevzuatın hızla değişmesi yalnızca idari değil, uygulama aşamasında fiziki ve yapısal zorluklar da doğurabiliyor. Bu nedenle sektörle istişare içinde, uygulama kolaylığı gözetilerek ilerlenmesi büyük önem taşıyor. Risk tarafında; maliyet artışlarının devam etmesi, iç pazarda harcama gücünün zayıflaması ve talebi etkileyebilecek bazı düzenlemelerin daraltıcı etki yaratması öne çıkıyor. Turizmi doğrudan etkileyen ani ve öngörülemeyen gelişmeler de sektörün planlama kabiliyetini zorlayabiliyor. Oysa turizm, uzun vadeli strateji ve istikrar gerektiren bir alan.
Eresin’e sektörün önündeki riskleri ve fırsatları sorduğumuzda ise şu cevabı alıyoruz:
Turizmde en büyük ihtiyaç öngörülebilirliktir. Küresel ölçekte yaşanan jeopolitik gelişmeler ve komşu coğrafyalardaki belirsizlikler de doğal olarak temkinli bir atmosfer yaratıyor. Turizm sektörü bu tür dışsal risklere karşı her zaman hazırlıklı olmak zorunda. Bu süreçte hizmet kalitesinin sürdürülebilir biçimde korunması, rekabet gücümüz açısından kritik önem taşıyor.
“Kaliteyi koruyarak büyümek zorundayız. Fırsat tarafında ise Türkiye’nin çok katmanlı ve güçlü bir turizm yapısı bulunuyor. İstanbul başta olmak üzere kültür, şehir, gastronomi ve MICE alanındaki potansiyelimiz hem iş hem tatil segmentinde dengeli bir büyüme imkânı sunuyor. “Türkiye, çeşitliliğiyle rekabet avantajına sahip.”
Türkiye’de sektörün sorunlarını, önündeki riskleri ve fırsatları açık bir şekilde tarif eden Eresin, çözüm önerilerini aynı netlikte paylaşıyor. Bu noktada ‘yasakçı yaklaşıma’ itiraz eden Eresin, önerilerini şu şekilde sıralıyor:
*Turizm küresel bir sektör olduğu için dünyada başarıyla uygulanan modelleri yakından takip edip Türkiye’nin koşullarına uygun şekilde uyarlamanın önemli olduğunu düşünüyorum. Yasaklamak değil, doğru modeli kurmak gerekiyor.
*Dijital satış kanalları birçok ülkede belirli bir çerçeve içinde faaliyet gösteriyor. Bu deneyimlerden yararlanarak Türkiye’de de daha öngörülebilir ve uygulaması net bir yapı oluşturulabilir.
*Ulaşım ve mobilite alanında küresel ölçekte kullanılan sistemlerin mevzuatımıza uygun ve denetimli şekilde entegre edilmesi, ziyaretçi deneyimini güçlendirecektir.
*Düşük maliyetli havayolu şirketlerinin destinasyon erişimini artıracak adımlar da rekabet gücümüze katkı sağlayabilir.
*Finansal tarafta da bazı güncellemelerin sektöre destek olacağını düşünüyorum. Dünyadaki ödeme sistemlerinin Türkiye’de daha yaygın ve sorunsuz biçimde kullanılabilmesi, kredi kartıyla bahşiş tahsilatı gibi uygulamaların net bir çerçeveye kavuşturulması ve otellerin satış komisyonlarına ilişkin vergisel düzenlemelerin daha rasyonel bir yapıya taşınması, operasyonel süreçleri kolaylaştıracaktır.
*Bu tür düzenlemeler, turizmden elde edilecek ekonomik katkının daha da büyümesine yardımcı olacaktır.
Artan maliyetler, küresel belirsizlikler ve regülasyon baskısı turizm sektörünün gündeminde üst sıralarda yer alırken, asıl mesele ise bu riskleri nasıl yöneteceğinde. Sektör temsilcilerine göre çözüm, kısa vadeli reflekslerden çok uzun vadeli ve öngörülebilir bir politika çerçevesinde yatıyor. Planlama gerektiren, yatırım ve insan kaynağı yönetimi açısından hassas bir alan olan turizmde istikrar, rekabet gücünün temel koşulu olarak görülüyor.




Bir yanıt yazın