Holokost’un Gölgesinde Bir Soykırım: İsrail’in Gazze Soykırımı ve Tarihi İhaneti

Okuma Süresi:

3–4 dakika
❤️

Tarih, bazen acı bir ironiyle yazılır. 20. yüzyılın en büyük trajedisi olan Holokost’ta (Soykırım) katledilen Yahudi halkının hayatta kalanları ve onların torunları tarafından kurulan İsrail devleti, bugün Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) bir başka halka karşı soykırım yapmakla suçlanıyor. Bu sadece bir hukuki iddia değil; aynı zamanda tarihin, kurbanların anısına ve “bir daha asla” ilkesine ihanet eden bir sınamadır. İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırılarını Holokost mağduriyeti üzerinden meşrulaştırma çabası, hem tarihi gerçekleri çarpıtmak hem de insanlık suçlarına bir kılıf bulmak anlamına gelmektedir.

Holokost Mağduriyetinin Tüccarlığı

Siyonist ideolojinin ve onun pratiği olan İsrail devlet politikasının en güçlü propaganda araçlarından biri, Holokost’un yarattığı derin travmayı bir dokunulmazlık zırhına dönüştürmektir. “Antisemitizm” suçlaması, İsrail’in eylemlerini eleştiren herkese karşı kullanılan bir kalkan haline gelmiştir. Oysa bir devletin askeri politikasını eleştirmek, hele ki bu politika sivilleri hedef alıyorsa, antisemitizm değil, insanlık görevidir.

Holokost, benzersiz bir vahşettir ve öyle kalmalıdır. Ancak bu benzersizlik, İsrail’e bugün işlediği fiiller için bir dokunulmazlık sağlamaz. Tam tersine, Holokost’un anısı, Yahudi halkını ve tüm insanlığı soykırımın, etnik temizliğin ve insanlık dışı uygulamaların her türlüsüne karşı uyanık olmaya çağırır. İsrail yönetiminin, bu anıyı istismar ederek Gazze’de yaptıklarını örtbas etmeye çalışması, Holokost kurbanlarına yapılabilecek en büyük saygısızlıktır. Tıpkı talep metninizde belirttiğiniz gibi, geçmişteki Holokost’un savunulacak bir tarafı yoktur ama bugün Filistinlilere yapılanın da savunulacak bir tarafı yoktur. Bu iki gerçek birbirini asla iptal etmez.

Uluslararası Mahkemelerde Tecelli Eden Gerçek: Soykırım Davası

İsrail’in Gazze’de yaptıklarının “soykırım” olarak adlandırılması, sadece siyasi bir retorik değil, aynı zamanda uluslararası hukukta ciddi bir karşılığı olan bir suçlamadır. Güney Afrika’nın Aralık 2023’te Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) İsrail aleyhine açtığı dava, bu gerçeğin tescil edilmesi yolunda tarihi bir adımdır.

Mahkemenin Ocak 2024’te aldığı ihtiyati tedbir kararı, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarının Soykırım Sözleşmesi kapsamında “makul” bir soykırım riski oluşturduğunu kabul etmiştir. Mahkeme, İsrail’e, önlem alması, insani yardımı engellememesi ve soykırım eylemlerini cezalandırması yönünde bağlayıcı emirler vermiştir. Bu karar, İsrail’in “meşru müdafaa” söyleminin uluslararası hukuk nezdinde ne kadar zayıf olduğunu göstermiştir. Çünkü işgal altındaki bir toprakta, işgalci gücün meşru müdafaa hakkı olduğu iddiası, uluslararası hukukun temel prensipleriyle çelişmektedir.

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han’ın, aralarında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın da bulunduğu liderler hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işledikleri gerekçesiyle tutuklama emri başvurusu, bu hukuki sürecin bir diğer kritik ayağıdır. Açlığı bir savaş silahı olarak kullanmak, sivilleri hedef almak ve insani yardımı engellemek, bu başvuruya gerekçe gösterilen suçlamalar arasındadır.

Savunulamaz Olanı Savunmak: İsrail’in Çıkmazı

İsrail’in tüm bu suçlamalar karşısındaki savunması, yaşananların vahametini değiştiremez. 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırıları, kınanması gereken bir eylemdir. Ancak hiçbir eylem, bir halkı toplu halde cezalandırmayı, hastaneleri vurmayı, sivillerin açlıktan ölmesine göz yummayı ve uluslararası hukuku sistematik olarak ihlal etmeyi meşru kılamaz.

İsrail, tarihinin en büyük ahlaki ve hukuki krizlerinden birini yaşamaktadır. Kendi kuruluş felsefesinin temelindeki “mağduriyet” anlatısı, Filistinlilerin yaşadığı felaketin boyutları karşısında anlamını yitirmektedir. Gazze’de yıkılan her ev, öldürülen her çocuk, İsrail’in uluslararası toplumdaki meşruiyetini biraz daha aşındırmaktadır.

Holokost, insanlığa soykırımın sonuçlarını göstermiştir. Bugün İsrail’in Filistinlilere yaptıkları, Holokost’un anısını değil, tam tersine onun derslerini hiçe saydığını göstermektedir. Uluslararası mahkemelerdeki davalar, sadece İsrail’i yargılamakla kalmayacak, aynı zamanda “bir daha asla” sözünün sadece bazıları için mi yoksa tüm insanlık için mi olduğunu da test edecektir. Tarih, bugün Gazze’de olanları unutmayacak ve bu suçun failleri, nasıl bir kılıf bulurlarsa bulsunlar, er ya da geç hesap vereceklerdir.

Kaynakça

· Birleşmiş Milletler. (1948). Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi.
· Uluslararası Adalet Divanı (UAD). (2024, 26 Ocak). Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail Devleti Aleyhine Açtığı Davada İhtiyati Tedbir Kararı.
· Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM). (2024, 20 Mayıs). Başsavcı Kerim Han’ın İsrail ve Hamas Liderleri Hakkında Tutuklama Emri Başvurusu Hakkında Açıklaması.
· Al Jazeera. (2024). ICJ Genocide Case: What South Africa Argued and Israel Rebutted. (UAD davasındaki tarafların argümanlarını özetleyen haber analizleri).
· The Guardian. (2024). International Court of Justice Ruling on Gaza: Key Takeaways. (UAD kararının hukuki ve siyasi sonuçlarını değerlendiren makaleler).
· İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) & Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International). (2023-2024). Gazze’deki İnsani Durum ve Savaş Suçlarına Dair Raporlar. (Bölgedeki insan hakları ihlallerini belgeleyen raporlar).



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar