Tarihin neredeyse her döneminde yönetici olan ya da yönetici olmayı arzulayan insanlarda ortak bazı eğilimler görülür: ölçüsüz hırs, kendini dokunulmaz sanma, başkalarını küçümseme ve en tehlikelisi de kendi iktidarının kalıcı olduğuna inanma yanılgısı. Bu sadece tek bir ülkeye, tek bir ideolojiye ya da tek bir döneme özgü değildir. İsimler değişir, yüzler değişir, bayraklar ve sloganlar değişir; fakat iktidarın insan ruhunda açtığı yaralar neredeyse aynı kalır.
Epstein’lardan Clinton’lara, Bush’lardan Obama’lara, Macron’lardan Sarkozy’lere, Erdoğan’lardan Netanyahu’lara, Rothschild’lerden Bill Gates’e, Zelenskyy’lerden Trump’a, Elon Musk’a, Larry Ellison’a, Jeff Bezos’a, Mark Zuckerberg’e kadar uzanan bu liste aslında tek tek bireylerden çok bir zihniyeti temsil eder. Bu zihniyet, gücü eline geçirdiğinde kendini Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi sanan, insanları rakam, piyon ya da “yan etki” olarak gören bir bakış açısıdır.
Güç Sarhoşluğu ve Ahlaki Çürüme
İktidar, özellikle de denetlenmeyen iktidar, çoğu zaman insanın içindeki en karanlık yönleri açığa çıkarır. Başlangıçta “hizmet”, “reform”, “adalet” gibi kavramlarla yola çıkanlar, zamanla bu kelimeleri yalnızca propaganda aracı olarak kullanmaya başlar. Çünkü iktidar uzadıkça empati azalır; alkış çoğaldıkça gerçeklik bozulur.
Bu noktada bir tür delilik baş gösterir. Bu delilik, akıl hastalığı değil; kendini her şeyin merkezinde görme hastalığıdır. Lider ya da güçlü iş insanı, artık hata yapabileceğini düşünmez. Eleştiriyi düşmanlık sayar. Karşısındaki milyonları, kendi büyük planlarının önemsiz ayrıntıları olarak görür. İşte hadsizlik burada başlar: İnsan hayatı üzerinde sınırsız tasarruf hakkı olduğunu sanmak.
İnsanları Küçümseme Kültürü
Güç sahiplerinin ortak özelliklerinden biri de “üstten bakma” refleksidir. Halk, onlar için ya oy deposudur ya da yönetilmesi gereken cahil bir kalabalık. Küresel ölçekte bakıldığında ise ülkeler, halklar ve coğrafyalar “çıkar alanı”, “stratejik bölge” ya da “kayıp kabul edilebilir zarar” olarak tanımlanır.
Bu küçümseme yalnızca söylemde kalmaz; savaşlarda, ekonomik krizlerde, sömürü düzenlerinde somutlaşır. Bir masada verilen karar, başka bir coğrafyada açlık, göç, yıkım ve ölüm olarak geri döner. Fakat iktidar sahipleri çoğu zaman bu sonuçları görmez ya da görmek istemez. Çünkü saraylar, ofisler, özel jetler ve servetler, gerçekliği filtreler.
“Hep Böyle Gidecek” Yanılgısı
Belki de iktidarın en büyük yanılgısı şudur: Bu düzenin sonsuz olduğu inancı. Oysa tarih, bu inancın mezarlığıdır. Bir zamanlar dünyayı titreten imparatorluklar, bugün müzelerde sergilenen kalıntılardan ibaret. Kendini yenilmez sanan krallar, diktatörler, oligarklar; hepsi zamanın dişleri arasında öğütülüp gitmiştir.
“Bu dünya kimseye baki değil” sözü, sadece ahlaki bir öğüt değil, tarihsel bir gerçektir. Ve özellikle kötülük veya açgözlülük üzerine kurulu iktidarlar için bu geçicilik çok daha sert yaşanır. Çünkü korku ve kibir üzerine inşa edilen her yapı, er ya da geç kendi ağırlığı altında çöker.




Bir yanıt yazın