Atatürk napmış ki? – 1

Okuma Süresi:

5–8 dakika
❤️

Atatürk Napmış öyle mi?

Bu belgeler, 15-Mayıs-1919’da gerçekleşen İzmir’in İşgali’nden sadece 10 gün sonrasına aittir. İşgal sırasında orada bulunan Türk havacı subayların, bölgedeki durumu ve işgalin detaylarını raporlamak üzere İstanbul’a döndüklerini ve bu raporların resmen Genelkurmay’a sunulduğunu kanıtlamaktadır.

Bu raporlarda bahsi geçen subayların gözlemlerinin, o dönemde Anadolu’da başlayacak olan direnişin istihbarat altyapısına katkı sağladığı bilinmektedir.

Belgeler, Türk Havacılık Tarihi ve Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç dönemi (İzmir’in işgali sonrası) açısından büyük önem taşıyan tarihi bir yazışmadır.

BELGELERİN GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ:

Belge No: 2367

Gönderen Makam: Harbiye Nezareti (Savaş Bakanlığı) – Teknik Birlikler ve Hava Kuvvetleri Müfettişliği Yer ve Tarih: İstanbul (Dersaadet), Ahırkapı – 25-Mayıs-1919 Hazırlayan: Teknik Birlikler ve Hava Kuvvetleri Müfettişi Albay (Miralay) Esat Bey tarafından.

Yüce Savaş Bakanlığı Makamına (Harbiye Nezaret-i Celilesine)

İzmir hava istasyonu subaylarından olup, İzmir’in işgali sırasında İzmir ve civarında bulunmuş olan ve bu defa İstanbul’a dönmüş bulunan Yüzbaşı Mustafa ile Üsteğmen (Mülazım-ı Evvel) Nihat Efendilerin hazırladığı iki adet rapor; Bakanlık makamının görüşlerine ve incelemelerine sunulmak üzere ilişikte (ek olarak) sunulmuştur. Gereğinin yapılmasını arz ederim.

Teknik Birlikler ve Hava Kuvvetleri Müfettişi Albay (Miralay) Mahmut (İmza)

İzmir’in işgali sırasında yaşananları rapor eden bir havacı subayı olan Üsteğmen Nihat’ın tanıklık ettiği olayları içermektedir.

Belge No: 2367

İstanbul 23.5.335 (23-Mayıs-1919)

Hava Kuvvetleri (Kuva-yı Havaiye) Şubesi Müdürlüğüne

Gördüklerim (Meşhûdatım)

Bendeniz, İzmir Tayyare İstasyonu’na bağlı Dördüncü Tayyare Bölüğü havacılarındanım. 26-Nisan-1335 (1919) tarihinde İzmir’deki kapatılmış olan tayyare bölüklerinin muhasebe evraklarını müfettişliğe teslim etmekle görevlendirilerek istasyon komutanının emriyle gönderildim. Görevimin bitmesi üzerine, 13 Mayıs 335 tarihinde bölüğüme katılmak üzere İzmir’e hareket ettim. 14 Mayıs 335 tarihinde Bandırma’dan trene binerek hareket edip, ayın on beşinci günü öğle vakti Menemen İstasyonu’na ulaştım.

Menemen Mevki Komutanı olan bir binbaşı bey tarafından Menemen İstasyonu’nda nereye gideceğim soruldu; İzmir’de durumun vahim olduğu için gitmememin daha iyi olacağını söyledi. Bu sırada İzmir’den gelen, üzerinde Yunan bayrağı bulunan bir trenle Menemen İstasyonu’nda karşılaştık. Trenin içerisinde Gözlemci Üsteğmen Bahaettin Efendi’nin emir eri Manisalı Hasan’a rastladım. Kendisi büyük zorluklarla İzmir’den Rumların elinden kurtulduğunu; subaylara, askerlere ve Türk halkına çok kötü muameleler yapıldığını, hareketimi birkaç gün ertelemem gerektiğini söyledi.

Menemen İstasyonu’na indim. Menemen’de bulunan eski On İkinci Tayyare Bölüğü Komutanı Yüzbaşı Mustafa Efendi ile görüşüp, durum uygun olduğu takdirde ertesi günü İzmir’e gitmeye karar verdim. Menemen’de hükümet konağı karşısındaki kahvede otururken halktan ve memurlardan bir kısmı, Yunan askerlerinin Menemen’i işgal etmek için Çiğli İstasyonu’nu geçtiklerini söyledi. Ayrıca Menemen Kaymakamı’nın; memur, halk ve kendisiyle birlikte Yunan bayrakları ve çiçek buketleri ile istasyonda karşılamak için emir verdiğini orada konuştuğum memur söyledi.

Bunun üzerine yanımda bulunan Maltepe Subay Adayı Eğitim Merkezi subaylarından Subay Vekili Naci Efendi ile birlikte yaya olarak Menemen’den Manisa’ya gittim. İki üç gün Manisa’da kaldım. Her gün istasyona bilgi almak için gidiyordum; ancak hiç yolcu bir subaya rastlayamadım. Bazı sivillerden durumun iyileştiğini ve memurların, subayların görevlerine başlamalarına müsaade edildiğini, hatta Barış Konferansı tarafından İzmir’deki Yunan işgal kuvvetlerinin tahliyesi için emir verildiğini söylediler.

Bunun üzerine Mayıs’ın on sekizinci günü İzmir’e hareket ettim. İstasyonun içi Fransızların işgali altında bulunduğundan burada yolcu ve subaylar bir sorunla karşılaşmıyordu. Ancak istasyondan çıkar çıkmaz süngülü Yunan Efzun askerleri ile yerli Rum halkı tarafından durdurulup ellerimi yukarı kaldırmam konusunda uyarıldım. Üzerimi aradılar; yanımda bulunan paralarla birlikte tüm evrakımı ve gümüş tabakamı, saatimi aldılar. Kafama bir yumruk ve bir tüfek dipçiği vurarak istasyon karşısındaki Sadıkbey Oteli’nin altındaki kahveye hapsettiler.

Burada daha başka subay, polis, asker ve sivil halkın tutuklu olduğunu gördüm. Subay Vekili Naci Efendi ile bizi ayırdılar. Aynı hakaretlere o da maruz kaldı. Kendileri tarafından Rumca birtakım sözlerle tehdit ediliyordum. “Sakız ve Sisam’a niçin bomba atıyormuşsunuz?” diye birtakım sözler söyleyip küfrettiklerini anladım. Orada kahvenin içinde bulunanlardan bazıları bize karşı niyetlerin kötü olduğunu, mümkünse kaçmamız gerektiğini söylediler. Otelin düzenini daha önce kaldığım için biliyordum. Bitişiğinde bulunan lokantaya kahvenin içinden geçiliyordu. Kahve içindeki nöbetçi hem bize hem de diğer tutuklu olanlara nezaret ediyordu.

Subay ve askerleri burada aradıktan sonra döverek, aşağılayarak, kalpaklarını ve üniformalarını çiğneyerek bir kısmını kışlaya, bir kısmını da Averof ve Patris zırhlılarına hapsediyorlarmış. Bunun üzerine uygun bir fırsattan istifade ederek lokantanın penceresinden adı geçen Naci Efendi ile atlayarak firar edip karanlıktan faydalanarak Basmane İstasyonu’na Kemer tarafından girdik ve bir yük vagonunun içine saklandık. Sabaha karşı Bandırma’ya gidecek olan yolcular gelmeye başladılar. İsmini hatırlayamadığım bir kişi tarafından olayı anlatmam üzerine yolculardan bir sivil palto ile birer fes getirdiler. Bunları giyip yolcu vagonuna girdik, biletimizi de kendileri aldılar. Bu şekilde Bandırma’ya ulaştık. Merkez Komutanlığı tarafından işlemlerimiz yapılarak İstanbul’a geldik. Gördüklerim bundan ibarettir.

Duyduklarım (Mesmûatım)

Birçok kişiden işittiğime göre; subay ve askerler çok kötü muamelelere maruz kalmış. Esas meseleyi ayrıntılarıyla Harbiye Nezareti Levazım-ı Umumiye İkinci Şubesi’nde Tabur Katibi Mehmet Emin Efendi’den öğrendim. Kendisi de bizimle beraber geldi, şu an İstanbul’dadır. Subay ve erler, komutanlar, yüksek rütbeliler tamamen darp edilerek; kalpaklar ve üniformalar parçalanmış, birçoğu şehit ve yaralı düşmüştür.

Yunan askerlerinden daha ziyade yerli Rumlar tarafından tecavüz (saldırı) olmuş, sokaklarda bulunan halk ve subaylar, olay esnasında ya kurşun ile veya süngü ile şehit veya yaralanmış. Subaylar toplu olarak Yunan neferleri tarafından Kordon’dan vapura götürülürken, balkonlardan, pencerelerden, sokaklardan Yunan yerlileri tarafından üzerlerine ateş edilerek, bir kısmı da bu suretle yaralanmış ve şehit edilmiş. Müslüman evleri ve dükkânlarından bir kısmı, bilhassa subay evlerinden ekserisi yağma edilmiş, kışla da tamamen yağma edildiği gibi evrak namına da hiçbir şey kalmamış. İşgal günü telgraf hatları da katedilmiş (kesilmiş) ve Seydiköy ile civarındaki Rumlar, uçak hangarlarına ve civarındaki kışlaya taarruz edip uçakları parçalamışlar. Orada ele geçirilen subay ve erleri şehit etmişler. Cuma Ovası ve mücavir (komşu) mahallelerde de aynı hal vaki olmuş. Hatta Vali İzzet Bey ile Kolordu Komutanı Nadir Paşa Hazretleri de darp ve tahkir edilmiş (dövülmüş ve aşağılanmış).

Yukarıda arz ettiğim Tabur Katibi Mehmet Emin Efendi’den şehit edilen ve yaralı düşen ve kayıp olan subayların esamisini (isimlerini) aldım. Adı geçenin de fena halde darp edilip, üzerinde mevcut parası da gasp edilmiş. İzmir’de tokat, sopa yemeyen bir subay mevcut değilmiş. İzmir Uçak İstasyonu Halit Bey’in hanesinde bulunan ve istasyona bağlı bulunan Marangoz Sabri Efendi de iki gün önce İstanbul’a geldi. Kendisinden de öğrendiklerimi arz ediyorum.

Vaka günü İstasyon Komutanı Halit Bey’in hanesinde imiş. Halit Bey’in hanesindeki hizmetçi bir Rum kadını tarafından Yunan askerlerine ihbar edilmiş. Süngülü askerler ve ahali gelerek, döve döve Halit Bey’i ve hanesinde Uçakçı Behçet Efendi’yi de döverek, ailelerini de bir çok hakaretlere maruz bırakarak evden dışarıya atmışlar ve evin içerisinde mevcut bulunan eşyayı tamamen yağma etmişler. Marangoz Sabri Efendi’yi de sıkıştırarak ve paraların nerede olduğunu söylemesi için kesmek için yatırırlar, boynunda bugün kasaturanın çizgisi mevcuttur. Bizzat gördüğüm gibi Yüzbaşı Mustafa Efendi de gördü. Halit Bey’i ve Behçet Efendi’yi döverek kışlaya götürüp hapsetmişler ve marangoz Sabri’yi de dövdükten sonra hapsetmişler ve bilahare tahliye etmişler, hatta Tabur Katibi Mehmet Emin Efendi’den işittiğime göre uçakçılardan birisinin ailesinin namusuna tecavüz ettikleri gibi, dört beş yaşlarında bulunan kerimesinin (kızının) bile iffetini ihlal ettiklerini söyledi. Arkadaşlardan Osman Tayyar Efendi, İbrahim Hakkı Efendi, Zabıt Uçakçısı Sabri Efendi’nin kayıp olduğunu Mehmet Emin Efendi’den aldığım listede gördüm. Maruzatım bundan ibarettir.

İzmir 4. Bölük Uçakçısı Mülazım-ı evvel (Üsteğmen) İmza (Nihat) 1376 5.5.35 (5 Mayıs 1919)

Bahri tayyarecilerinden (deniz uçakçılarından) siyahi iki tayyareci vardır, birisinin cesedinin denizden çıkarıldığını haber aldım. Arkadaşlardan Yüzbaşı Mustafa Efendi ve Rasit Mülazım-ı evvel İhsan Efendi de beraber geldiler. Kendilerinin paraları gasp edilerek tahkikata maruz kalmışlardır. Şehit ve yaralı ve kayıp olan zabitanın (subayların) esamisini (isimlerini) yarın takdim edeceğim maruzdur.

“ATATÜRK NE YAPTI Kİ ” ÖYLE Mİ! ?

KAYNAK:

T.C. Milli Savunma Bakanlığı

Arşiv ve Askeri Tarih Daire başkanlığı

Askeri Tarih Belgeleri Dergisi

Ocak 1992 sayı: 93



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar