EGEMENLİK İLKESİ VE TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜN AÇIK İHLALİ
Uluslararası hukukun temel taşı, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2/4 maddesinde açıkça tanımlanmıştır: Devletler, başka bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanamaz ya da güç kullanma tehdidinde bulunamaz. Grönland’a yönelik ABD açıklamaları, bu hükmün lafzına ve ruhuna doğrudan aykırıdır. “Ulusal güvenlik” gerekçesi, bu yasağı ortadan kaldıran bir istisna değildir.
Grönland, Danimarka Krallığı’nın ayrılmaz bir parçasıdır. Geniş özerklik haklarına sahip olması, onu uluslararası hukuk bakımından “sahipsiz”, “müzakereye açık” ya da “devredilebilir” bir toprak hâline getirmez. Egemenlik, pazarlık konusu değildir. ABD’nin Grönland’ı “alınabilir” ya da “kontrol edilmesi gereken” bir alan olarak tanımlaması, 19. yüzyıl sömürge hukukunun geri çağrılmasıdır.
ABD’nin askeri güç veya ekonomik baskı ihtimalini dile getirmesi, henüz fiilî bir saldırı gerçekleşmese dahi hukuken yasaklanmış tehdit kapsamına girer. Uluslararası Adalet Divanı içtihatları açıktır: Güç kullanma tehdidi, güç kullanmanın kendisi kadar hukuka aykırıdır. Bu noktada mesele niyet değil, beyanın kendisidir.
Danimarka’nın bu tehdidi açık biçimde kayda geçirmesine rağmen, NATO ve ABD müttefiklerinden gelen sessizlik, uluslararası hukukun siyasal seçicilikle uygulandığını göstermektedir. Hukuk, yalnızca zayıflar için geçerli; güçlüler için esnetilebilir hâle gelmiştir. Bu durum, kural temelli düzenin fiilen sona erdiğinin göstergesidir.
Grönland krizi bu yönüyle yalnızca bir egemenlik ihtilafı değil, uluslararası hukukun normatif çöküşüdür. Eğer bir NATO üyesinin toprağı, başka bir NATO üyesi tarafından açıkça tehdit edilebiliyorsa, artık hiçbir devletin egemenliği güvence altında değildir.
SELF-DETERMINASYONUN MANİPÜLASYONU VE GRÖNLAND HALKI
ABD söyleminde sıkça örtük biçimde kullanılan argümanlardan biri, Grönland halkının geleceğini “kendinin belirleyebileceği” iddiasıdır. Ancak self-determinasyon ilkesi, dış müdahaleyi meşrulaştıran bir araç değildir. Bir halkın kendi kaderini tayin hakkı, başka bir devletin askerî veya ekonomik baskısı altında kullanılamaz.
Birleşmiş Milletler uygulamasında self-determinasyon, zorlamadan arındırılmış, özgür ve dış müdahaleden bağımsız bir süreç gerektirir. ABD’nin “kontrol”, “güvenlik” ve “zorunluluk” söylemleri, böyle bir ortamın baştan imkânsız olduğunu göstermektedir. Baskı altında yapılan hiçbir tercih, hukuken geçerli değildir.
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen’in “Artık tehdit, baskı ve ima yok” çıkışı, bu nedenle son derece kritiktir. Bu açıklama, Grönland halkının ABD tarafından bir jeopolitik nesneye dönüştürülmesini açıkça reddetmektedir. Bu reddiye, uluslararası hukuk bakımından bağlayıcı bir siyasi iradedir.
Self-determinasyonun emperyal araç hâline getirilmesi, daha önce Irak’ta, Kosova’da ve Libya’da görülmüştür. Grönland örneği, bu doktrinin bir NATO üyesine karşı uygulanması bakımından tarihsel bir eşiği temsil etmektedir. Bu, hukukun değil, gücün konuştuğu bir düzendir.
Eğer self-determinasyon ilkesi bu şekilde çarpıtılmaya devam ederse, uluslararası sistemde hiçbir çok-etnili, özerk ya da federal yapı güvende olmayacaktır. Grönland bu anlamda bir emsal değil, tehlikeli bir kırılmadır.
NATO ANTLAŞMASI, 4. VE 5. MADDELERİN HUKUKİ İFLASI
NATO Antlaşması’nın 4. maddesi, bir üyenin güvenliği tehdit altındaysa istişare mekanizmasını zorunlu kılar. Danimarka’nın açık beyanlarına rağmen bu mekanizmanın etkili biçimde işletilmemesi, Antlaşma’nın ihlali anlamına gelir. Sessizlik, tarafsızlık değil; hukuki sorumluluktan kaçıştır.
5. madde ise daha derin bir hukuki krizi açığa çıkarmaktadır. Kolektif savunma ilkesi, bir NATO üyesinin başka bir NATO üyesini tehdit ettiği durumda fiilen askıya alınmıştır. Antlaşmanın bu senaryoyu düzenlememiş olması, bugün ABD’ye hukuki bir serbest alan yaratmaktadır.
Bu boşluk, NATO’yu bir savunma ittifakı olmaktan çıkarıp asimetrik bir güç yapısına dönüştürmektedir. Hukuk, ittifak içindeki güç dengesizliğini dengelemesi gerekirken, tam tersine bu dengesizliği meşrulaştırmaktadır.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Grönland konusunu “NATO’nun dışında tutma” çabası, hukuki değil siyasidir. Genel Sekreterin görevi, Antlaşma’yı uygulamak ve üyelerin egemenliğini savunmaktır; büyük gücü korumak değildir.
Bu noktada NATO hukuken olmasa bile fiilen çökmüştür. Çünkü bir ittifak, üyeleri arasında hukuki eşitliği sağlayamadığı anda, varlık sebebini kaybeder.
KOMUTA YAPISI, USNORTHCOM VE HUKUKUN HARİTA ÜZERİNDEN AŞILMASI
Grönland’ın NATO’nun Avrupa Komutanlığı (EUCOM) yerine ABD Kuzey Komutanlığı (USNORTHCOM) alanında tanımlanması, salt askerî bir düzenleme değildir. Bu, hukuki sonuçlar doğuran stratejik bir tercihtir. Komuta hattı, hukuki sorumluluğun da hattıdır.
Bu sınıflandırma sayesinde ABD, Grönland’ı NATO’nun kolektif savunma rejiminin dışında konumlandırabilmektedir. Böylece olası bir kriz, “ittifak içi mesele” olmaktan çıkarılıp “ABD güvenlik meselesi”ne indirgenmektedir. Bu, NATO hukukunun bilinçli olarak by-pass edilmesidir.
Uluslararası hukukta iyi niyet ilkesi esastır. Komuta yapısının bu şekilde kullanılması, iyi niyet ilkesinin açık ihlalidir. Harita üzerinden hukuk etkisizleştirilmektedir.
Bu yaklaşım, gelecekte başka NATO toprakları için de emsal oluşturabilir. Baltıklar, Kuzey Denizi, hatta Akdeniz benzer biçimde “teknik gerekçelerle” ittifak hukukunun dışına itilebilir.
Dolayısıyla Grönland meselesi, bir ada değil; hukukun coğrafya üzerinden tasfiyesi meselesidir.
GRÖNLAND VE KURAL TEMELLİ DÜZENİN SONU
Grönland krizi, ABD’nin uluslararası hukuku artık bağlayıcı değil, araçsal gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Hukuk, uyulduğu sürece değil; işine geldiği sürece vardır.
ABD’nin Danimarka toprağına yönelik en küçük askerî veya zorlayıcı adımı, yalnızca bir saldırı değil; uluslararası düzenin inkârı olacaktır. Böyle bir adım, NATO’yu hukuken olmasa bile siyaseten ve ahlaken sona erdirir.
Bu durumda Avrupa’nın önünde tek bir soru kalır: Hukukun öznesi mi olacak, nesnesi mi? Grönland’a sahip çıkmayan bir Avrupa, kendi egemenliğinden vazgeçmiş sayılır.
Yeni bir İskandinav ve Avrupa güvenlik mimarisi, bu nedenle bir tercih değil; zorunluluk hâline gelmektedir. ABD’siz bir düzen ihtimali, artık tabu değil, rasyonel bir senaryodur.
Grönland, bir ada değildir.
Grönland, uluslararası hukukun hayatta kalıp kalmayacağının testidir.
KAYNAKÇA
1. United Nations Charter
– Madde 2(4): Güç kullanma ve güç kullanma tehdidi yasağı
– Madde 51: Meşru müdafaa hakkının sınırları
2. International Court of Justice (ICJ)
Military and Paramilitary Activities in and against Nicaragua (Nicaragua v. United States), 1986
– Güç kullanma tehdidinin ve dolaylı müdahalenin hukuka aykırılığına ilişkin temel içtihat.
3. North Atlantic Treaty (Washington Treaty), 1949
– Özellikle Madde 4 (istişare) ve Madde 5 (kolektif savunma)
4. Michael Byers, International Law and the Arctic
Cambridge University Press
– Arktik bölgesinde egemenlik, askerî üsler ve büyük güç rekabeti.
5. Barry Buzan & Ole Wæver, Regions and Powers: The Structure of International Security
Cambridge University Press
– Bölgesel güvenlik kompleksleri ve hegemonya ilişkileri.
6. NATO Official Documents on Command Structure
– Allied Command Operations (EUCOM)
– U.S. Northern Command (USNORTHCOM) görev alanları ve yetki sınırları
7. Statements of NATO Secretary General Mark Rutte (2019–2025)
– Arktik güvenliği, Grönland’ın statüsü ve NATO’nun rolüne ilişkin açıklamalar
– Oval Ofis, Berlin ve Brüksel konuşmaları
8. Emmanuel Macron,
The Economist Röportajı, 2019
– “NATO’nun beyin ölümü” değerlendirmesi ve 5. maddeye ilişkin beyanlar
9. European Council & European Parliament Documents
– Avrupa Birliği Arktik Politikası
– Danimarka ve Grönland’ın toprak bütünlüğüne ilişkin açıklamalar
10. U.S. Department of Defense (Pentagon)
– Arctic Strategy Reports
– Pituffik (Thule) Uzay Üssü’nün ABD savunma mimarisindeki rolüne ilişkin belgeler
11. UN General Assembly Resolutions on Territorial Integrity and Non-Intervention
– Devletlerin egemenliği ve iç işlerine karışmama ilkesi
12. Academic and Policy Analyses on Venezuela Interventions
– “National Security” gerekçesiyle yapılan müdahalelerin uluslararası hukuk boyutuna ilişkin çalışmalar




Bir yanıt yazın