Türkiye’de Yükselen Anti-Emperyalist ve Anti-Siyonist Dalga: Yerli İşbirlikçi Yapıların Siyasal ve İdeolojik Meşruiyet Krizi

Okuma Süresi:

3–5 dakika
❤️

Türkiye’de anti-emperyalizm, geçici bir siyasal tutumdan ziyade tarihsel bir düşünsel ve toplumsal damar olarak şekillenmiştir. Osmanlı’nın son döneminden itibaren kapitülasyonlar, dış borçlar ve yarı-sömürge ilişkiler, emperyalizme karşı güçlü bir kolektif hafıza yaratmıştır (Ahmad, 1993). Cumhuriyet’in kuruluş süreci de bu hafızayı anti-emperyalist bir siyasal söylemle kurumsallaştırmıştır.

Soğuk Savaş döneminde Türkiye’nin NATO’ya eklemlenmesi, bu anti-emperyalist mirasla ciddi bir gerilim yaratmıştır. Bu gerilim, 1960’lı ve 1970’li yıllarda öğrenci hareketleri, sendikalar ve sol siyasal örgütlenmeler aracılığıyla açık bir anti-emperyalist hatta dönüşmüştür (Zürcher, 2004).

2000’li yıllarla birlikte Türkiye, küresel neoliberal düzenle daha derin bir entegrasyon sürecine girmiş; bu süreçte emperyalist merkezlerle uyumlu hareket eden siyasal, ekonomik ve bürokratik elitler güç kazanmıştır. Bu elitler, çoğu zaman “istikrar”, “güvenlik” ve “kalkınma” söylemleriyle meşrulaştırılmıştır.

Ancak Filistin meselesinin küresel ölçekte yeniden merkezileşmesi ve İsrail’in politikalarının teşhiri, Türkiye’de anti-siyonist bilinci güçlendirmiş; bu bilinç, anti-emperyalist tarihsel mirasla birleşmiştir. Bu birleşme, yerli işbirlikçi yapıların daha açık biçimde sorgulanmasına zemin hazırlamıştır.

Türkiye’de Emperyalizm ve Yerli İşbirlikçilik İlişkisi

Bağımlılık kuramına göre Türkiye, uzun süre merkez kapitalist ülkelerle asimetrik ilişkiler içinde gelişmiştir (Frank, 1967). Bu ilişkiler yalnızca dış politikada değil, iç sınıfsal yapı üzerinden de yeniden üretilmiştir. Büyük sermaye grupları, finans çevreleri ve bazı siyasal elitler bu sürecin taşıyıcısı olmuştur.

Yerli işbirlikçilik Türkiye’de yalnızca ekonomik bir konum değil, aynı zamanda ideolojik bir tercihtir. Batılılaşma, modernleşme ve güvenlik söylemleri, çoğu zaman emperyalist merkezlerle uyumu meşrulaştıran araçlar olarak kullanılmıştır.

Medya, akademi ve bürokrasi alanlarında üretilen söylemler, bu işbirliğinin toplumsal rıza zeminini oluşturmuştur. Emperyalist politikalar “zorunlu gerçekçilik” ya da “alternatifsizlik” olarak sunulmuştur.

Ancak bu yapı, ekonomik krizler, dış politika çelişkileri ve bölgesel savaşların yarattığı yıkımlarla birlikte ciddi bir meşruiyet aşınmasına uğramıştır. Özellikle Orta Doğu’daki çatışmalar, Türkiye’nin emperyalist sistem içindeki konumunu daha görünür kılmıştır.

Bu görünürlük, yerli işbirlikçi yapıların sorgulanmasını hızlandırmıştır.

Anti-Siyonizmin Türkiye’de Anti-Emperyalist Bilinci Derinleştirmesi

Filistin meselesi, Türkiye’de uzun süredir toplumsal bir duyarlılığa sahiptir. Ancak son yıllarda İsrail’in politikalarının küresel ölçekte teşhir edilmesi, bu duyarlılığı daha sistematik bir anti-siyonist bilince dönüştürmüştür (Pappé, 2014).

Bu anti-siyonist bilinç, İsrail’i tekil bir aktör olarak değil, emperyalist düzenin bölgesel bir aparatı olarak ele almaktadır. Bu yaklaşım, Türkiye’deki anti-emperyalist düşünceyle güçlü bir teorik örtüşme yaratmıştır.

Bu örtüşme, yerli işbirlikçi yapıların İsrail, ABD ve Batılı güçlerle olan ilişkilerini daha görünür kılmıştır. Normalleşme süreçleri, askeri anlaşmalar ve ekonomik işbirlikleri, toplumsal düzeyde daha sert eleştirilerle karşılanmaya başlamıştır.

Özellikle genç kuşaklar, Filistin meselesini Türkiye’nin dış politika tercihleriyle birlikte düşünmekte; anti-siyonist tutumu anti-emperyalist bir siyasal kimliğin parçası hâline getirmektedir.

Bu durum, yerli işbirlikçilerin ideolojik savunma alanını daraltmaktadır.

Yerli İşbirlikçi Elitlerde Meşruiyet ve Hegemonya Krizi

Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramı, Türkiye’de yaşanan dönüşümü anlamak için elverişlidir. Yerli işbirlikçi elitler, uzun süre rıza üretimi yoluyla konumlarını koruyabilmiştir (Gramsci, 1971).

Ancak ekonomik eşitsizliklerin artması, demokratik gerileme ve dış politikadaki tutarsızlıklar, bu rızanın çözülmesine yol açmıştır. Emperyalist merkezlerle kurulan ilişkiler, artık “koruyucu” değil “yük” olarak algılanmaktadır.

Anti-emperyalist ve anti-siyonist dalga, bu algıyı hızlandırarak yerli işbirlikçilerin temsil kapasitesini zayıflatmaktadır. Toplumsal muhalefet, sorunların kaynağını daha yapısal düzeyde tartışmaya başlamıştır.

Bu süreçte medya ve entelektüel alan da dönüşmektedir. Alternatif yayınlar, bağımsız akademik çalışmalar ve dijital platformlar, hegemonik anlatıları sorgulayan yeni bir kamusal alan yaratmaktadır.

Sonuç olarak yerli işbirlikçi elitler, yalnızca siyasal iktidar değil, ideolojik liderlik de kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.

Türkiye’de Anti-Emperyalist Dayanışmanın Dönüştürücü Potansiyeli

Türkiye’de anti-emperyalist dayanışma, sendikalar, öğrenci hareketleri, meslek örgütleri ve sivil toplum yapıları üzerinden yeniden canlanmaktadır. Bu dayanışma, geçmişten farklı olarak daha küresel bir perspektife sahiptir.

Filistin ile kurulan bağlar, Latin Amerika ve Afrika deneyimleriyle birleşerek enternasyonalist bir ufuk yaratmaktadır. Bu ufuk, yerli işbirlikçi yapıları ulusal sınırlar içinde gizlenemez hâle getirmektedir.

Bu dayanışma biçimi, şiddet dışı, siyasal ve kültürel mücadele kanalları üzerinden işlemektedir. Meşruiyet kaybı, bu yapıların en zayıf noktası hâline gelmektedir.

Ortaya çıkan potansiyel, kısa vadeli iktidar değişimlerinden ziyade uzun vadeli bir hegemonya dönüşümüne işaret etmektedir.

Türkiye’deki anti-emperyalist ve anti-siyonist dalga, bu nedenle tarihsel bir yeniden konumlanma süreci olarak okunmalıdır.

Sonuç

Türkiye’de yükselen anti-emperyalist ve anti-siyonist dalga, emperyalist merkezlerle yapısal ilişkiler kurmuş yerli işbirlikçi elitlerin siyasal ve ideolojik meşruiyetini ciddi biçimde aşındırmaktadır. Bu süreç, şiddet içermeyen, toplumsal rızanın çözülmesine dayalı bir dönüşüm potansiyeli taşımaktadır. Bu potansiyelin kalıcı ve demokratik bir siyasal yeniden yapılanmaya evrilebilmesi, eleştirel düşüncenin sürekliliği ve evrensel adalet perspektifinin korunmasına bağlıdır.

Kaynakça

Ahmad, F. (1993). The Making of Modern Turkey. Routledge.
Frank, A. G. (1967). Capitalism and Underdevelopment in Latin America. Monthly Review Press.
Gramsci, A. (1971). Selections from the Prison Notebooks. International Publishers.
Pappé, I. (2014). The Idea of Israel. Verso.
Zürcher, E. J. (2004). Turkey: A Modern History. I.B. Tauris.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar