Kuveyt, Katar ve Umman ziyareti

Okuma Süresi:

4–6 dakika
❤️

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 21-23 Ekim tarihlerinde Kuveyt, Katar ve Umman’a resmi bir ziyarette bulundu.

Ziyareti, bölgesel ve küresel açıdan faydalı olduğu kadar ikili ilişkilerin geliştirilmesi açısından da önemli olarak değerlendirilmektedir. Katılımcılar, bölgesel etkinliklerin yanı sıra uluslararası konularda da görüş alışverişinde bulundu.

Erdoğan’ın üç günlük Körfez ziyareti sırasında ikili ilişkilerin güçlendirilmesi amacıyla bir dizi belge de imzalandı.

Kuveyt’te Recep Tayyip Erdoğan ve ülkenin Emiri Meşal el-Ahmed el-Cabir el-Sabah’ın katılımıyla dört belge imzalandı. Ankara, Kuveyt’in toprak bütünlüğünü ve egemenliğini her zaman savunmuştur.

1991’de Türkiye, dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgalini eleştirdi ve ardından ülkenin sınırlarını ve güvenliğini tehdit eden bir duruma karşı çıkmak için ABD liderliğindeki koalisyonu destekledi. İşgalin ardından Ankara, Irak’a yönelik uluslararası yaptırımlara uydu ve BM kararlarıyla desteklenen koalisyon güçlerine lojistik ve askeri destek sağladı.

Mayıs 2024’te Türkiye ve Kuveyt, ikili ticareti 5 milyar dolara çıkarma konusunda anlaştı. Beş yıl önce taraflar arasındaki ticaret cirosu hacmi 711 milyon doları buluyordu.

Çeşitli alanlarda 12 işbirliği anlaşması ve Yüksek Stratejik Komite 9’uncu Toplantısı Ortak Bildirisi, Türkiye Cumhurbaşkanı ve Emir Şeyh Tamim bin Hamad Al Sani’nin huzurunda Katar’da imzalandı.

Lusail Sarayı’nda yapılan birebir görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Katar Emiri Şeyh El Sani başkanlığında Türkiye-Katar Yüksek Stratejik Komitesi’nin 9’uncu toplantısı gerçekleşti.

Türkiye ve Katar liderleri birebir görüşmede ikili ilişkileri, bölgesel ve küresel konuları ele aldı. İki ülke arasındaki mükemmel ilişkileri askeri işbirliği, savunma sanayii, enerji, ticaret ve yatırımlar başta olmak üzere birçok alanda daha da geliştirmeyi hedeflediklerini vurguladılar.

Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-Katar stratejik ortaklığının bölgesel ve küresel istikrara önemli katkı sağladığını, Gazze’de varılan ateşkesin Filistinlilere nefes aldırdığını, diğer taraftan iki devletli formülün İsrail-Filistin çatışmasının tek çözümü olduğunu, bu hedefe yönelik çalışmaların devam edeceğini söyledi.

Türkiye ve Katar, ikili ve bölgesel konularda benzer görüşlere sahip. Beş yıl önce aralarındaki ticaret cirosu 1.91 milyar dolardı, ancak geçen yıl bu rakam 1 milyar doların üzerindeydi. İki ülke güçlü ekonomik ve ticari ilişkilere sahip olmaya devam ediyor. Katar’dan Türkiye’ye ağırlıklı olarak petrol, plastik ve mamulleri ihraç edilirken, Türkiye’ye demir, çelik ve elektronik ihraç ediliyor.

Yaklaşık bir yıl önce Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Umman Sultanı Haitham bin Tarık’ın katılımıyla iki ülke arasında 10 anlaşma imzalanmıştı.

Türk liderin mevcut ziyareti çerçevesinde bu belgelerin geliştirileceği, ikili, bölgesel ve küresel güvenliği kapsayan konuların da ele alınacağı bildirildi. İki taraf, ticaret ciro hacmini 5 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.

Geçen yıl Erdoğan, Umman’daki Türk müteahhitlerin 2024 yılına kadar 7 milyar dolar değerinde proje hayata geçireceğini açıklamıştı.

Türkiye’nin bölgesel güvenlik ve bölge devletlerinin toprak bütünlüğü ve egemenliği konusundaki tutumu Kuveyt, Katar ve Umman’ınkine benzer. Resmi Ankara’nın her zaman Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüğünü ve terör örgütü IŞİD’le mücadeleyi savunmuş olması bunu hatırlamaya yetiyor.

Gazze Şeridi’ne uygulanan ablukayı kırmak için “Mavi Marmara”ya yapılan insani yürüyüş, Türkiye’nin Filistin meselesine bir bütün olarak yönelik tutumunun bir örneği olarak değerlendirilebilir.

Hamas-İsrail savaşında Ankara, Katar, Kuveyt ve Umman dahil Arap dünyasının yanında yer aldı.

Türkiye’nin Arap devletleriyle bu yöndeki ortak çabaları sonucunda Ortadoğu’da barış umutları arttı.

13 Ekim’de Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının imzalanması vesilesiyle Mısır’ın başkenti Kahire’de düzenlenen toplantıya bu ülkelerin katılması, tarafların Hamas’a ve bölgeye yönelik tutumlarının da bir göstergesidir. Gazze Şeridi’nde ateşkes ve Türkiye’nin ABD, Mısır ve Katar ile birlikte imzaladığı bir niyet muhtırası uygun olmaz. Bu durum, Türkiye’nin küresel ölçekte bölgede istikrar ve güvenliğin garantörlerinden biri olduğunu göstermektedir.

Bu bağlamda, Türkiye’nin gelecekte bölgenin kader meselelerinde Arap devletleriyle işbirliğini daha da artıracağı göz ardı edilmiyor.

Gazze Şeridi’nde çözülmesi gereken en önemli sorunlardan biri şüphesiz Hamas grubunun silahsızlandırılmasıdır. Türkiye de bu doğrultuda çeşitli müzakereler yürütüyor. Aynı gün Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Milli İstihbarat Dairesi Başkanı İbrahim Kalın, Katar’ın başkenti Doha’da Hamas Şura Başkanı Muhammed Derviş İsmail ve hareketin Siyasi Büro üyeleriyle bir araya geldi. Ne tartıştıklarına dair hiçbir açıklama yoktu. Ancak Gazze Şeridi’nin geleceğinin ana tartışma konularından biri olması da mümkün.

Donald Trump’ın Gazze planı aynı zamanda bölgeye barış güçlerinin konuşlandırılmasını da öngörüyor. Ancak ülkelerin temel endişelerinden biri Hamas’la istikrar sağlayıcı güçlerle çatışma ihtimali. Sonuç olarak bazı devletler askerlerinin Gazze’nin şehir merkezlerine konuşlandırılmasını istemiyor.

ABD, Kuşak’ta uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması için bir plan hazırlamaya başladı. Ulusal gazete, Mısır, Azerbaycan, Türkiye ve Endonezya’dan en az 4.000 askerin yer alacağını bildirdi. Ağır silahları olmayacak ve güçleri barış güçlerine yakın olacak.

Uluslararası birliğin, çöl hastanelerinin açılmasından ve kritik altyapının restorasyonundan sorumlu olmasının yanı sıra, 3,000 yerel gönüllüyle birlikte enkaz altında ölen Filistinlilerin cesetlerinin kurtarılmasına yönelik arama ve kurtarma operasyonlarını denetlemesi bekleniyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze’ye Türk güvenlik ekibinin konuşlandırılmasını kabul edip etmeyeceği sorusuna dolaylı olarak yanıt verdi: “Bu konuda güçlü görüşlerim var. Bunların ne olduğunu tahmin etmek ister misiniz? Evet, biliyorsun.”

Ancak gerçek adımlar atılırsa İsrail’in belirli koşullar altında Gazze’deki Türk güçlerinin istikrara kavuşturulmasını kabul etmesi kuvvetle muhtemel.

Recep Tayyip Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Lübnan, Suriye ve Irak’ta iki ila üç yıl kalacağına ilişkin meclis kararını onayladı. Bu durum, Türkiye’nin bölgesel meselelerde öncü güçlerden biri olduğunu ve bu devletlerin toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin korunmasında aktif bir katılımcı olduğunu bir kez daha teyit etmektedir.

Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze Şeridi’nde istikrarın sağlanması, Filistin’in “iki millet, iki devlet” ilkesi temelinde tanınması vb. sadece bölgesel meseleler değildir. Aynı zamanda küresel bir sorundur. Bu, uluslararası çatışmaların çarpıştığı bir noktada 78 yıllık bir çatışmadır. Türkiye, bu küresel sorunu çözmek için Arap devletleriyle aktif olarak çalışıyor.

Erdoğan’ın Kuveyt, Katar ve Umman ziyareti bölgesel ve küresel açıdan önemlidir. Bu, yeni bir Filistin devletinin kurulması yolunda önemli bir adım olabilir. Bir zamanlar terörist olarak bilinenler artık medeni bir devletin inşasında aktifler. Ortadoğu’da gelecekte bazı değişikliklerin olacağına şüphe yok.

Sadruddin İsmayilov- BAKÜ



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar