Üç Tüyün Laneti: Karakterimizi Ne Korur?

Okuma Süresi:

2–3 dakika
❤️

Üç Tüyün Laneti: Karakterimizi Ne Korur?

İnsanlık tarihinin en büyük dramı, daima bir avuç ‘kötü’ insanın eylemlerinde değil, ‘iyi’ addedilenlerin zamanla yoldan çıkışında yatar.
Neden mi? Çünkü kötülük, kendini gizlemez; ama iyiliğin yozlaşması, sessiz ve derinden gelir. Bu yozlaşmanın kökenini ise Erdal Demirkıran’ın o çarpıcı benzetmesiyle anlatmak en doğrusu:

​”Şeytan, uyuyakaldı bir gün. Rüzgâr sert esti. Üç tüy düştü şeytandan dünyaya. Biri paraya yapıştı, diğeri mevkiye, öteki de ihtirasa.”

​İşte bu üç tüy… İnsanın vicdanına yapışan, karakterin DNA’sını bozan o kirli, hafif ve sinsi bulaşıcılar. Para, mevki ve ihtiras. Her biri tek başına masum gibi görünebilir; zira para bir araç, mevki bir sorumluluk, ihtiras ise bir hedeftir.
Ancak bu üçü, şeytanın uykusunda bile serbest bıraktığı bir zehir olup, bir araya geldiklerinde insanın ruhunu ele geçirir.

​Geminin dümenine yapışan bu “üç tüy”, insana yeryüzünün kurallarını, ahlakın sınırlarını unutturur. O tüyün rüzgârıyla kendini büyük bir nehrin mütevazı kaptanı sanmak yerine, tüm okyanusların ve zamanın yegâne tanrısı zannetme yanılsamasına kapılır. Artık nehrin kıyısındaki sağlam toprak, yani edep, ahlak ve tevazu, onun için sadece geçmişte kalmış anlamsız bir manzara yığınıdır.

​Peki, bu lanetli üç tüyün pençesine düşenlere karşı tavrımız ne olmalı?
​Öncelikle, kendimizi bu zehirden korumak esastır. Bulaşmamak için edeple uzak durmak, taviz vermemek, kirlenmiş alanlara girerken manevi bir maske takmak zorundayız.
İkinci olarak, eğer bir kurtuluş ihtimali varsa, yani o tüyün ağırlığı altında ezilen ama ruhunun bir köşesi feryat edenlere dürüstlüğümüzle, samimiyetimizle el uzatmalıyız. Bu, zorlu ve yıpratıcı bir görevdir.

​Ancak ne olursa olsun, en büyük sığınağımız ve tek Kurtarıcı Zırhımız, Gerçek Dostluk’tur.
​Gerçek dost, ikbalimiz yükseldiğinde bizi alkışlayan değil, nefsimiz azgınlaştığında bizi uyandırandır. O, sırtımızı sıvazlayan bir yandaş değil, gerektiğinde canımızı yaksa da bizi yola getiren, sözünü dinleten bir rehberdir. Ve bu zırhın en kritik parçası, bizim tavrımızdır: Biz de o dostun sözünü kalpten dinleyen, haddini bilen olmalıyız. Zira, en zor şey, güçlüyken uyarı dinleyebilme erdemine sahip olmaktır.

​Bu dostluk, sadece duygusal bir bağ değil, bir manevi kalkan, bir koruyucu zırhtır. Bizi ihtirasın kayalıklarından, mevkinin sarhoşluğundan ve paranın körlüğünden uzak tutar.

​Zaman nehrinde gemisini selametle yürüten, o üç tüyün gölgesine teslim olmayıp, söz dinleyen ve söz dinleten bir dosta sahip olmanın kıymetini idrak edenlere bin selam olsun.

​Okuyucu, unutma! Şeytanın uykusundan düşen o üç tüy, daima çevremizde dolaşıyor. Aman ha, gölgeleri üzerinize düşmesin!

RAFET ULUTÜRK -BULTÜRK GENEL BAŞKANI / TURKİSHFORUM – ABDULLAH TÜRER YENER



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar