İRAN TÜRKLERİ – 106

Okuma Süresi:

3–4 dakika
❤️

İbrahim Zakir (1892 – 1971), 1941-1945 yıllarında İran’da başlatılan
bağımsızlık ve hürriyet hareketlerinde aktif rol almış, vatan için fedailer grubunun başkanı olmuş, Tebriz’de Aralık 1945’te kurulan Pişeverî hükümetinin kabinesinde görev almıştır.

Zakir, çağdaş İran Türk şiirinin önemli temsilcilerinden biridir. Bediî
çalışmalarına gençliğinde başlayan Zakir’e “Molla Nesreddin” mecmuasının çok büyük etkisi olmuştur. İlk şiirlerini 1915 yılında doğduğu şehir Erdebil’de yazmıştır (Sabir 1960: 73). 1916 yılında yazdığı “Mene Ne” adlı satirik şiirleri ile özgün sanat yolunu belirlemiştir.

Zakir, M. Alekber Sabir ve Mirza Ali Mu’ciz, satira okulunun önemli
takipçilerindendir. Onun satirik şiirlerinde feodalizme, sömürüye, gerici kuramcılığa, haksızlığa karşı mücadele vardır. Halkın saadeti, mutluluğu için gayret vardır (Ekberov ve dğr. 1988: 31). Aralık 1946’da İran Azerbaycanı Muhtar Hükûmeti yıkıldıktan sonra Zakir de Bakü’ye sığınmak zorunda kalmıştır. Ömrünün son 25 yılını Bakü’de geçiren Zakir, 1958 yılında “Azerbaycan Yazıçılar Birliği”nin
üyesi olmuştur. Bu zaman içerisinde onun sanatı ve edebî çalışmaları daha yüksek bir seviye kazanmıştır (Ehmedov 1995: 216).

1971 günü Bakü’de vefat eden şairin eserlerinin ekserisi Bakü’de yayımlanmış ve kaçak olarak İran’a sokulmuştur. Bunlardan bazılarının adları şöyledir: Menim Andım (1950), Zefer Güneşi (1951), Mübariz Gencler (1955), Şérler (1956), Savalan ┬etiresi (1961), Meni Susdurmayacaġ (1967).

Millî Hükümet Dönemi İran Türk Edebiyatının önemli temsilcilerinden biri de Cafer Mehmetzâde Kâşif (1894-1945)’tir. Güney Azerbaycanı’nın Mamağan kasabasında çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Uzun süre Tiflis’te kalmış. 1945’te İran Azerbaycanı’nda başlayan bağımsızlık hareketlerine katılmış ve kalemi ile destek vermiştir. Şiirlerinin halk üzerindeki etkisi yüzünden Tahran hükûmetinin cellâtları tarafından vahşice öldürülmüştür (Ekberov ve dğr. 1988: 46) Gaşem Caferi (1901-1989), İran Türk edebiyatına aynı zamanda İran Türkleri
siyasî hareketlerine önemli katkıda bulunmuş şair/âşıklardandır.

Dede Korkut saz, söz, şiir geleneğinin yaşandığı Güney Azerbaycanlı bir ailede dünyaya gelmiştir. 13 yaşında Kuzey Azerbaycan’a giderek 20 yıl kalmış, âşıklık geleneği ile birlikte
Rusça ve Ermenice öğrenmiştir.

1945 İran Türkleri Bağımsızlık Hareketi’ne katılmış, bu hareket 1946 yılında kanlı bir şekilde yıkıldıktan sonra Gaşem dağa çıkmış ve yıllarca Mişov dağında kaçak olarak yaşamıştır (Vehid1369/1990: 218 vd.) Ömrünü dağlarda, yaylalarda ve köylerde halkın arasında geçiren Gaşem, İran Türklerinin gönlünde taht kurmuştur.

Geride “Él Meni Atmaz” ve “Veten Bülbülüyem, Él Âşığıyam” adlı iki kitap bırakmıştır.

Bu dönemin şair-yazarlarından, yani hem 1918 hem de 1945 İran Türkleri bağımsızlık harketlerine katılan ancak 1946’da Şah güçleri tarafıdan hayatına son verilen Türkçü şairlerden biri de Muhammet Ali Hilâl Nasirî (1903-1946?)’dir.

Tebriz’de dünyaya gelen Nasirî, edebiyata ve basına olan ilgi ve sevgisi sebebiyle uzun süre kitapçılık yapmıştır. Kitap ve dergi neşretmek bu yolla da halkın uyanışına katkıda bulunmak onun ülküsü olmuştur.

Hilâl Nasirî, Tebriz’de Şeyh Muhammed Hiyabanî bağımsızlık hareketi başladığında partinin 13. teşkilatının kâtibi olmuştur. Dil, edebiyat ve tiyatro sahalarında önemli çalışmalar yapmıştır “Sitare-yi Azerbaycan” (Azerbaycan Yıldızı) gazetesini, “Hophopnâme”, “Divan-i Lâhûtî”, 35 bin kelimeden ibaret
“Farsça-Fransızca Lügat” gibi kitapları yayımlamıştır. Aynı zamanda, “Mirze Tağı Han Emir-i Kebir”, “Nejad-i Beşer”, “Ana Dili” piyeslerini yazıp Tebriz’de sahneye koymayı başarmıştır. Şair, eserlerinin ekserisini 1941-1945 yılları arasında yazmıştır (Kafkasyalı 2002: IV/366).

Hilâl Nasirî’nin hayatı 1946 yılına kadar izlenebilmektedir. Daha sonraki yıllarda ne olduğu hakkında bilgi yoktur. Yaygın kanaate göre Aralık 1946’da Pişeverî Hükümeti’nin yıkılmasını müteakip Şah güçleri tarafından öldürülmüştür (Ekberov ve dğr. 1988: 102).

Şunu da burada kaydetmek gerekir ki, halktan veya tahsilli insanlardan bazıları, İngiliz İntelligence’ının, Rus gizli teşkilatı Ohranka’nın, KGB’nin veya Amerika CIA’sının yapacaklarını önceden anlayamadıklarından veya ehvenişer olarak gördüklerinden bu fırsatçı örgütlerin istekleri doğrultusunda veya onların güdümünde hareket edebilmişlerdir. Bilhassa Ruslar’ın İran’a komünizmi
yerleştirme siyasetine vasıta olmuşlardır. Diğer yandan bazen ortak düşman karşısında diğer düşmanla birlikte olabilmişlerdir. Bütün bunları devrin edebiyatında, tarihinde, düşüncelerinde görmek mümkündür. Onlarca şiirde, makalede, nutukta bu yanılmaları bu yanlış izleri bulabilmekteyiz. Şah rejiminin yaptığı zulüm, keyfilik ve haksızlıklar da bunun üzerine eklenince, Fatih’in orduları tarafından kuşatılan ve düşmek üzere olan İstanbul’un yerli halkının “Konstantinopolis’te kardinal külâhı görmektense Osmanlı sarığını tercih ederiz.” dediği gibi İran Türkleri için de Ruslar tercih unsuru olmuştur. Mir Mehdi E’timad, Hilâl Nasirî, Mir Mehdi Çavuşî, Âşık Hüseyin Cavan, İsmail Caferpur, Hekime
Billurî, Söhrab Tahir, Kemalî, Musa Tahir gibi nice milliyetçi vatanperver şair ve yazar “Lenin” için onun sistemi için methiyeler yazmışlardır. Kurtuluşu “halklara özgürlük” sloganıyla yola çıkan sosyalist sistemde görmüşlerdir. Başka bir ifade ile Lenin’in komünist yönetimini İran’ın Şah yönetimine tercih etmişlerdir. Kurtuluşu sosyalizmde gören bu tip fikir adamlarından biri de şüphesiz ki Dr. Eranî’dir (Kafkasyalı 2002: III/42) -IV/487).

Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar