Zeynelabidin Merağayî, “İbrahim Bey’in Seyahatnâmesi” adlı romanının 1. cildini 1896 yılında Yalta’da yazar, Kahire’de imzasız olarak yayımlatır.
Romanının ikinci cildini de yine imzasız olarak 1905 yılında Kalküta’da yayımlar. Zeynelabidin, romanının üçüncü cildini, adını, imzasını ve kısa bir öz geçmişini de ekleyerek 1909 yılında İstanbul’da yayımlatır.
Eserin üç cildi de Farsça yazılmıştır.
“İbrahim Bey’in Seyahatnâmesi”, yayımlandığı günden itibaren hem İran’da hem de İran dışında büyük ilgi görmüş ve haklı bir üne kavuşmuştur. Kısa sürede birinci cildi birçok dile tercüme edilmiştir.
Romanın birinci cildi ilk defa 1911 yılında Mikâyılov tarafından Azerbaycan Türkçesi’ne tercüme edilmiş ve Bakü’de neşredilmiştir (Menafi ve dğr. 1981: 260) Daha sonra Hamid Memmedzâde, üç ciltlik bu romanı bir bütün halinde tercüme etmiştir (Kafkasyalı 2002: III/404).
Mirza Hasan Rüşdiyye35 (1851-1944), ilk defa İran’da Türklerin kendi ana dillerinde yani Azerbaycan Türkçesi ile öğrenim görmeleri için faaliyet gösterir.
1887 yılında Tebriz’de “Debistan” adlı Avrupaî tarzda bir okul açar. Bununla da İran’da Türk millî medeniyetinin korunup gelişmesine büyük katkıda bulunur (Sumbatzâde ve dğr.1985: 224) Rüşdiyye
öğrenciler için “Veten Dili” adlı Türkçe ve Farsça bir ders kitabı da yazmıştır (Heyet 1998: II/274). Genç yaşında Rusça ve Fransızca öğrenen Mirza Ağa Tebrizî (öl. 1915), bir müddet İstanbul, Halep ve diğer bazı ülkelerde büyükelçilik temsilciliği görevlerinde bulunur. Mirza Ağa, dış ülkelerden döndükten sonra İran’ın çeşitli eyaletlerinde hâkimlik ve öğretmenlik yapar. Bu görevleri esnasında “Risale-yi E{lâġiyye” (Ahlâk Kitabı) adlı değerli bir eser yazar. Bu eser ders kitabı olarak Azerbaycan eğitim öğretim tarihinde çok önemli bir yere sahip olmuştur. İran’da ilk orijinal dram eseri olan “Eşref ┬an’ın Maceraları” adlı eseri yazar. O, bu eseri ile
İran feodal toplumunun garipliklerini, devlet idarelerindeki adaletsizliği, satılmışlığı, rüşvetçiliği, zulüm ve zorbalığı anlatır (Sumbatzâde ve dğr. 1985: 277).
Mirza Ağa, devlet işlerinden uzaklaşıp Fransız Büyükelçiliği’nde tercüman olarak çalıştığı günlerde “Erebistan Hakimi Eşref ┬an’ın Sergüzeşti” (1870-1871), “Zaman ┬an’ın Bürucürd’de Hakimliyi”, “┬al{ali Ağa Haşım’ın Éşġbazlığı” ve “Şahġulu Mirze’nin Kirmanşah’da Sergüzeşti” adlı komedileri yazar. Bu piyeslerde
İran halkının içinde bulunduğu çileli hayatı konu alır. Devrin basınında sık sık yer almış ve ayrıca kitap halinde defalarca yayımlanmıştır. Bu eserler Azerbaycan Türkçesi’ne çevrilerek Bakü’de “Élm” neşriyatı tarafından yayımlanmıştır.
Mirza Ağa, “Meşrutiyet İnkılâbı” zamanında: “Heşeretü’l-Erz”, “İstiklâl” ve “Nâle-yi Millet” adında üç gazetenin muharrirliğini de yapmıştır. Bunun için ona “Mirza Ağa Nâle” diye de hitap etmişlerdir. Mirza Ağa, İran Türklerinin bağımsızlığını amaçlayan “Millî Encümen”de de çalışmıştır.
1912 yılında Çar Rusyası’nın orduları Tebriz’i işgal ettiğinde o, bir grup inkılâpçı arkadaşıyla birlikte, Tebriz’i terketmek zorunda kalarak İstanbul’a gider.
Üç yıl İstanbul’da yaşar ve 1915’te İstanbul’da vefat eder (Menafi ve dğr. 1981: 301; Kafkasyalı 2002: III/444).
19. yüzyılın başlarında, çeşitli iç ve dış güçlerin menfaat ve intikam hırslarının tesiri ile din ve mezhep çatışmalarına dayalı onlarca hadise meydana gelmiş, binlece insan ölmüştür. Bu dinî kaynaklı olayları İngiltere, Fransa ve Rusya gibi emperyalis devletler ya doğrudan doğruya kendi elemanları vasıtasıyla yaptırmış ya da
işbirlikçileri olan şah yönetimine yaptırmıştır. Deli Petro’nun (Pyotr Velikiy Alekseyeviç, 1672-1725) vasiyetini ilke telakki eden Rus yöneticileri başta olmak üzere Fransızlar, İngilizler ve diğer emperyalist güçler Müslümanların birliğini bozmak için çeşitli mezhepler, ekoller türetip, bu inanç gruplarını çatıştırmayı
devletlerinin varlığı ve bekası için vazgeçilmez unsur görmüşlerdir.
Şeyh Ahmet Ahsaî ve Seyyid Kâzım Reştî gibi bazı müçtehid kabul edilen din adamları vasıtasıyla Seyid Ali Muhammed “Bab” ilân edilmiş, bununla da Babîlik hareketi aynı zamanda şiddetli çatışmalar başlamıştır. 19. yüzyıl, isyanların, işgallerin, keşmekeşliğin ve din istismarcılarının hâkim olduğu bir yüzyıl olmuştur.
Bütün bu keşmekeşlik içinde pek çok İran Türk şairi İran halkının meselelerini ve şahların aymazlıklarını konu alarak şiir yazmıştır.
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.




Bir yanıt yazın