İRAN TÜRKLERİ – 84

Okuma Süresi:

3–4 dakika
❤️

Köroğlu Hikâyelerinin Rusça yayımlanması üzerine 1956 yılında ünlü Rus halkbilimci N. G. Çernışévski, “Sovréménik” dergisinin 10. sayısında “İran’ın kuzeyindeki göçebe hayat süren Tatar (Türk) kabileleri Köroğlu’nun romantik hayatı hakkında olan hatıralarını özel bir muhabbetle koruyup saklamaktadırlar. Köroğlu onların millî kahramanları aynı zaman millî şairleridir.” diye yamaktadır Efendiyev
1992: 351).

Hodzko, 1856 yılında “Kavkaz” gazetesi, No: 21’de kendi neşri için yazdığı ön sözde hikâyenin nerede, kimler arasında ve hangi dilde yaşamakta olduğu hakkında “Köroğlu’nun meydana getirdiği her bir olay bir hikâye hâline gelmiştir. Bu hikâyeler Za-Kafkasya Müslümanları ve Kuzey İran göçebe Türk tayfaları arasında
muhafaza edilmiştir.” diye yamaktadır. Hodzko aynı yazının devamında ise “Asya’da ve genellikle Doğu’da öyle bir köşe bulunmaz ki, orada ‘Köroğlu’ adı meşhur olmasın. Siz onu Besarabya’da, Moldavya’da bile duyabilirsiniz. Bu Köroğlu’nun
yalnız dağlar efesi olmayıp, belirli tarihî rol oynamış olduğunu da göstermiyor mu?

Her hâlde onun Asya’daki şöhreti Homer’in Yunanistan’daki şöhreti kadar büyüktür.” diye yazmıştır (Tehmasib 1960: I/465-484).

Köroğlu’nun hayatı etrafında oluşan bu destan ve hikâyeler; âşıklar ve hikâye anlatıcıları tarafından anlatılagelmiştir. Tabiî ki bu destan ve hikâyeler devrin siyasî ve sosyal olaylarından da etkilenerek halkın genel beklenti ve beğenilerine uygun hâle gelmişlerdir. Başka bir sözle Köroğlu destan ve hikâyeleri zamanla halkın ortak
malı olmuştur.

Elbette ki destanlar tarih değildir. Ancak her bir destanın da devrinin tarihi ile bir şekilde ilgili olması mümkündür. Tehmasib’in (1960: I/468) ifadesi ile Köroğlu destanı “16. asrın sonu ile 17. asrın ilk yarısında Azerbaycan’daki genel siyasî, sosyal durumla paralellik arz eden bir eser olduğu çok açıkça görülmektedir. Lâkin bu demek değildir ki eser, sadece bu hadiselerin tasvirinden ibarettir.

‘Köroğlu’ her şeyden önce bediî bir eserdir. Halkın ortak yaratıcılığının ürünüdür.” Bu hususta Seferli (1992: 20) de aynı görüştedir. O da şöyle der: “Bu halk destanları günün zarurî talepleri ve halkın manevî ihtiyaçlarından meydana gelmiş, devrin sosyal ve edebî hayatı ile yakından ilgili olan eşsiz örneklerdir. Bu eserlerin 16. ve 17. yüzyıllarda oluşması ve geniş bir şekilde yayılması da bununla ilgilidir.”

Köroğlu destanları, devrin baskı zulüm ve haksızlıklarına karşı halk vicdanının haklı tepkisinin tezahürü ve bu tezahürün bediî ifadesidir. Ayrıca Köroğlu hikâyeleri bir kahramanlık destanıdır. Köroğlu’nun kahramanlık mücadelesi şöhret için, ün yapmak için yapılan bir kahramanlık mücadelesi değildir. Onun kahramanlık mücadelesi, iç sömürücü güçlere karşı verilen bir kahramanlık mücadelesidir.

Köroğlu destanlarının en eski varyantlarında Köroğlu’nun Teke-Türkmen oymağından olduğu da söylenmektedir. Hatta Ayvaz’ın da aynı boydan olduğu ifade edilmektedir. Âşık Cünûn’a “Âşıġ bize Teke-Türkman déyerler.” der. Bilindiği gibi Teke-Türkmen Türk oymağı Azerbaycan’ın en eski sakinlerindendir. Şah İsmail’in
iktidara gelmesinde bu oymak büyük rol oynamıştır.

Köroğlu eposunda “Dede Korkut” hikâyelerinin tesiri çoktur. Köroğlu’nun “Bağdat Seferi” kolu ile “Uşun Koca Oğlu Seyrek” boyu arasında konu benzerliği görülür. “Bamsı Beyrek” boyu ile Köroğlu’nun “Tokat Seferi” kolu arasında da yine çok benzerlik vardır. Özbeklerde Köroğlu kolunun sayısı 43, Taciklerde “Ġurġulu”
50 (On tanesi toplanmıştır. Bu on kol yedi bin mısradır.), Kazak “Göroğlu”su 62 koldur. Azerbaycan’da ise 17 koldur.

İran Türkleri arasında üç büyük destanın canlı olarak yaşadığı görülmektedir.

Biri Dede Korkut Hikâyeleri, ikincisi Aslı ile Kerem hikâyesi ve üçüncüsü Köroğlu Destanları’dır.

Mehemmed Hüseyin Tehmasib’in “Köroğlu Destanları” Muhammed Kerimî Bağban tarafından Arap alfabesine aktarılarak İran’da yayımlanmıştır (Kerimî 1384).

2.2.1.6. İran Yazılı Türk Edebiyatı

Türk birliğini bozmak için, Türk dilini, Türk tarihini, Türk kültürünü tahrif etmeyi amaç edinen Rus, İngiliz, Fransız gibi emperyalist milletler, devamlı Türk devlet ve topluluklarının dil, edebiyat, tarih, kültür ve sanat değerleri arasında farklılık, karışıklık, uyuşmazlık meydana getirmeye çalışmışlardır. Türk devlet ve topluluklarından birinde, dilde sadeleşme hareketini desteklerken, bir diğerinde eski Türkçenin devam ettirilmesi hareketini desteklemişlerdir. Türk topluluklarının birinde latin alfabesini, birinde Arap alfabesini bir diğerinde Kiril alfabesini kullandırmayı yeğlemişlerdir. Türk tayfalarının aynı kökten gelmedikleri, edebiyat ve dillerinin, kültür ve medeniyetlerinin aynı olmadığını yaymak için Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Bulgaristan, İran’da Füruğîleri, Kesrevîleri görevlendirmişler ve zengin akçeli büyük çalışmalar yapmışlardır. Bu durumu göremeyen basiretsiz “Türk aydınları” da yıllarca bu tuzaklarda debelenip durmuşlardır.

Türkiye’de, Rusya’da, Bulgaristan’da ve İran’da bu tuzakları vaktinde
görüp tepki gösterenler ise “pantürkist”, “panturanist” suçlaması ile ezilmişlerdir. Bu siyasetin bir uygulaması olarak Ruslar ve Farslar Azerbaycan ve İran Türklerinin Türk olmadıklarını, sonradan Türkçeyi öğrenen halklar olduğunu bu sebeple de edebiyatlarının geçmişinin olmadığını, onların edebiyatlarının 13. yüzyılda Hasanoğlu ve onun şiirleri ile başladığını kabul ettirmeye çalışmışlardır.

Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar