Kiṣisel çıkarcı yönetimler, iktidarlarını ancak baskı ve zulm ile sürdürebilirler, kendilerine karṣı bir çoḡunluḡun oluṣmasını önlemek için de özellikle basın-yayın kanallarını elde tutarlar.
Ezilen çoḡunluk buna eskiden „hiciv“ denilen, ilk bakıṣta politik olmayan eleṣtiriler „mizah“ üreterek cevap verir. Aziz Nesin gibi bir mizah ustası, boṣuna Türkiye’nin 1950 lerinde ortaya çıkmamıṣtır.
Dün karṣılaṣtıḡım Trabzon’lu bir arkadaṣım, Türkiye’ye gidip geldikten sonra kendi ürettiḡi bir fıkra anlattı.
Trabzonlu birisi ölmüṣ, azrâil onu „sırat köprüsü“nün baṣına getirmiṣ:
„Bu köprüden karṣıya geçeksin. Karṣıya varırsan orası cennettir, ama düṣersen kendini ateṣte bulursun. Hadi yürü!“
Adam köprüye yaklaṣınca, oradaki bir kulübeden çıkan zebani durdurmuṣ: „Önce bilet alacaksın!“
Adamın parası pulu yokmuṣ, cevap vermiṣ: „Ha ben fakirlikten, açlıktan oldüm, param olsa pazara, hasta olsam hastaneye ciderdum. Bende para yok ki cetireyum.“
Azrail de ṣaṣkın, tanrıya sormuṣ: „ Ne yapayım bu kulunu?“ Tanrının yeme içme kira derdi yok, cevap vermiṣ:“Al geri götür, yaṣasın varsın.“
Türkiye’de fakirlik bu yüzden artıyormuṣ, AKP, RTE yüzünden deḡil!




Bir yanıt yazın