Gazze Soykırımı ve Yahudiler

Gazze. çocuklar ve tank

Okuma Süresi:

4–7 dakika
❤️

Gazze Soykırımında Netanyahu ve Yahudiler

İsrail’in köklü gazetelerinden Haaretz’de Nir Hasson imzalı manşetten verilen yazı “BM Raporlarına Göre Gazze’de Yetersiz Beslenme Sorunu Yaşayan Çocukların Sayısında Keskin Artış” başlığını taşımaktadır. Siyonizmin sesi yanında liberal özellikleriyle de bilinen Haaretz’deki bu yazı, Gazze Soykırımını hafife alsa da önde gelen bir Yahudi medya organı olarak vahşeti gündemine alabilmesi önemlidir. Yazıda Gazze’de kötü beslenme ve açlık tehlikesiyle karşı karşıya olan çocuklar hakkında BM raporlarından rakamlar nakledilmektedir. Genellikle Yahudi kökenli yorumcular bu gerçeğin İsrail’i zor durumda bırakacak bir süreç olduğunu yazmaktadırlar.

“Soykırım” pek kullanılmamakla birlikte “Filistin’de beslenme sorunu” benzeri başlıklı haberler Siyonizmin sesi durumundaki başta New York Times, Washington Post olmak üzere küresel etkiye sahip medya organlarında daha sık görülmeye başlandı.

İsrail’deki bazı grupların hükümeti “Gazze’de soykırım suçu işlemekle suçladığı” haberler ve yorumlar da artmaktadır. İsrailli yazar David Grossman, Gazze’deki açlık ve yıkım öyle bir aşamaya geldi ki bunun adı ancak “soykırım”dır, konulu bir makale yazdı. Bu yazıdaki önemli tespitleri İsrail parlamentosunda okuyan muhalif milletvekili Ofer Cassif, yaka paça kürsüden indirilerek susturuldu. Belirtmek gerekirki meclisin yarısı Netanyahu muhalifi olduğu halde Cassif’in kürsüden indirilerek susturulmasına sessiz kalındı. Muhalefet cephesi dahi sükut ederek Netanyahu zulmünün eleştirilmesine karşı çıktı. Halbuki Ortadoğu’nun tek demokrasisi olduğu iddia edilen bu ülke parlamentosunda Cassif’e, varsa yanıldığı hususlarda cevap verme imkanı vardı.

Başta ABD olmak üzere batılı ülkelerde Filistin lehine gösterilerde Yahudiler de ön saflarda görülebilmektedir. Bütün bunlara karşın Netanyahu’nun önemli ölçüde siyasi geleceğini kurtarmak, yolsuzluklarına sis perdesi stratejisine dayalı vahşeti karşısında İsrail ve dünya Yahudilerinin sesi oldukça zayıf kalmaktadır. Soykırıma dur diyen üniversitelerin cezalandırılması da Siyonist lobinin eseridir. Bütün bunlara karşın “Gazze’yi işgal planı” da kabul edilmiş ve Yahudi kamuoyu bunu memnuniyetle karşılamıştır. İki yıldır Gazze yerle bir edilirken hangi plan uygulanıyordu sorsunun cevabı ise İsrail ordusunun kesin başarısızlığı olup ayrı bir konudur.

Gazze Soykırımı, tarihin en kapsamlı soykırımlarından olmayabilir. Ancak iletişim imkanları sayesinde bu soykırım, dünyanın en yoğun izlediği ve bilgi sahibi olduğu, buna karşın kamuoyunun en fazla (yaşananların ciddiyetine göre) ilgisiz kaldığı örnek durumundadır. Filistin’de Müslümanlara yönelik soykırım kapsamındaki zulümler İttihat ve Terakki Yönetimi döneminde başlamış, İngiliz mandasında şiddetlenmiş, İsrail’in kurulmasından sonra zirveye çıkmıştır. Bununla beraber dünya kamuoyu, bu coğrafyada her gün binlerce Müslümanın kurşuna dizildiğini, yüzlerce köyde sağ kalanın bulunmadığını çok sonra öğrenebilmiştir. 7 Ekim 2023’ten sonra yaşananlardan günü gününe haberdar olunmakta, Siyonist medyanın ve güç odaklarının bütün çarpıtmalarına karşın vahşet kamuoyundan saklanamamaktadır.

Yaklaşık bir asırdır Filistin’deki uygulanan soykırım, bazı yönleriyle tarihin en uzun süreli örneklerinden olabilir. Bununla beraber Xi Jinping iktidarıyla şiddetlenen, 2017’den beri her türlü teknik, biyolojik, psikolojik yöntemlerin de uygulandığı Doğu Türkistan’daki soykırımın çok daha kapsamlı, etkili ve kalıcı olduğu görülmektedir. Doğu Türkistan’da soykırım kapsamındaki öldürme, sakat bırakma, doğumları engelleme, çocukları/bebekleri Çinlileştirme yanında yaygın bir şekilde zorla ağır işlerde çalıştırma, işkence ve kadınlara tecavüz, tecavüzden doğan çocuklar Çinlileştirilirken anneleri ölüme terketme gibi başka coğrafyalarda görülmeyen vahşetler sistematik bir şekilde uygulanmaktadır. Müslümanların böbrek, kalp, göz sıvısı gibi organlarını zorla alarak pazarlama, organları alınanları ölüme veya körlüğe mahkum etme gibi çeşit çeşit işkence, sakatlama ve öldürme koleksiyonları bulunmaktadır. Çin’in işkence kamplarından sağ çıkanların da bir deri – bir kemik kaldığı görülmektedir. Bununla beraber Gazze’de açlıktan ve susuzluktan ölenlerin, susuzluktan böbrekleri çürüyenlerin ve sakat kalanların oransal olarak daha fazla olduğu tahmin edilmektedir. Nitekim Grossman’ın ifadesine göre 7 Ekim 2023’ten sonra İsrail saldırısı altındaki Gazze’de toplam can kaybı 60 bin 933 olduğu halde açlıktan ölenlerin sayısıysa 180 bin ve bunların yüzde 93’ü çocuk. Bu rakamlarda mesela kalıcı sakatlananlar yer almamaktadır.

Doğu Türkistan’da yaşananlar, bir şekilde naklen muhtemelen on binlerce çalışanın videolarından sızanlardan, bizzat kamplardan kurtulanların beyanlarından, hatta Çin resmi belgelerinin ifadelerinden öğrenilebilmektedir. En önemlisi 10 yıla yaklaşan bu vahşet iddialarına karşın Doğu Türkistan coğrafyasına giriş-çıkış mümkün olmamaktadır. “Urumçi’ye gitttim, soykırım görmedim” diyen diplomatımıza hangi kampları ziyaret ettiğini, hangi şehirleri, köyleri gezdiğini sorduk. Diplomatik kısıtlılığı bahane eden ekselansları, diplomatların gezi serbestliğinden haberdar olmadığını da ifşa etti. Gazze’de olanlardan ise günü gününe haberdar olma imkanları son derece önemli olduğu halde, bir kısmına temas edilen bu veri akışı Filistinlilere zulmü normalleştirmek, sıradanlaştırmak, hatta meşruiyet kazandırmak stratejine mi dayandığından şüphelenmekteyim. Buna karşın Siyonist lobinin güçlü olduğu batılı ülkelerde Filistin lehine alınan kararlar bu şüphemi kısmen gidermektedir.

İsrail’in Filistinlilere yönelik zulmü sadece Gazze’de değil, Batı Şeria’da ve Kudüs-ü Şerif çevresinde de tırmanarak devam etmektedir. Hapishanelerde onbinlerin maruz kaldığı işkenceler, birçok bakımdan Doğu Türkistan kamplarındakine benzemektedir. Netanyahu’nun çatışmaları tırmandırma ve genişletme stratejisi çerçevesinde, Arz-ı Mev’ud iddiasıyla diğer coğrafyalara da saldırılar düzenlenmektedir. Sorun, bu şiddet ve soykırım sadece Netanyahu’nun veya onun koalisyon ortaklarının mı eseri, yoksa bütün Yahudilerin bu vahşette hissesi var mı?

Özellikle Müslüman Arap yöneticilerinin lafta kalan kınamaları dışında İsrail’e dokunacak bir çıkışta bulunmamalarının sebebini Netanyahu daha başta açıklamıştı: “Koltuklarınızı bize borçlusunuz!” Bu yöneticiler listesinde, yanı başındakilerin çoğu öldürüldüğü halde halen minderini koruyan İran gerçek liderinin de bulunması mümkündür. Zaten şimdiye kadar yaşanan sözde İran-İsrail savaş oyunlarındaki sahneler bunu göstermektedir. Türk cumhuriyetlerinin Doğu Türkistan için olduğu gibi Gazze Soykırımı karşısındaki sessizliği ürkütücüdür. Petrolünü Türkiye üzerinden İsrail’e satan Azerbaycan’ın ikna edilmesi, böylece Ankara’nın da vurucu adımlar atması, uluslararası hukuktan doğan soykırım kapsamındaki yetkilerin kullanılması gerekmektedir. Azerbaycanlı kardeşlerimizin “Hocalı katliamı yapılırken Araplar neredeydi?” mantığının bu coğrafyadaki devletlerin kuruluş süreci ile siyaset, etik veya insanlık açısından geçerliliği yoktur. Çünkü bu coğrafyada yönetcileri seçenler ve yerinde tutanlar halkın kendisi değildir. Çeyrek asırdan fazla Karabağ işgal altında iken İsrail’in veya Siyonist lobinin sonuç alacak bir çıkışı olmamış, bilakis hemen her konuda Ermeni ve Rum lobisi ile işbirliği içinde olmuştur.

Hristiyan batılı ülkelerde yönetimleri zora sokan protestolar, İsrailli turistleri Yunan adasına dahi almayan veya gemiyi limana yaklaştırmayan örnekler son derece önemlidir. Siyonist lobinin güçlü olduğu ülkelerden Fransa’nın Filistin’i tanıma sürecine girmesinde, kamuoyu baskısı önemlidir.

Filistinlilere karşı yıllardır süren vahşetten elbette bütün Yahudiler sorumlu değildir. Ancak 7 Ekim’den sonra şiddetlenen soykırım sürecinde Netanyahu’ya desteğin arttığı önemli bir gerçektir. 7 Ekim’den önce İsrail’de Netanyahu karşıtı gösteriler gittikçe yoğunlaşmaktaydı. Zaman zaman yenileri görülmektedir. Gösterilerin hedefindeki Netanyahu’nun suçu, diğer yolsuzluklar yanında rehinelerin serbest bırakılması için gerekli girişimlerde bulunmamasıdır. Gazze’nin yerle bir edilmesi, onbinlerin öldürülmesi, çocukların açlıktan erimesi Yahudilerin pek gündeminde değil. Grossman benzeri çıkışta bulunanlar ile bunları destekleyenler, binde bir oranının altında gibi. Bu vahşete isyan sesini yükseltebilenler oldukça azınlıkta kalıp genel siyaseti/kamuoyunu etkileyecek düzeyde değil. Aynı şekilde ABD medyasının ve ekonomisinin önemli bir kısmına sahip Yahudi lobisi ve Siyonist Kilise demek olan Evanjelistler de Gazze Soykırımını desteklemektedir. Kabinede kabul edilen Netanyahu’nun son Gazze planı ise bütün Yahudilerin ateş hattına gireceğinin ilanıdır.

[email protected]

twitter.com/alaeddinyalcink



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Ekrem avatarı
    Ekrem

    1975 yılında, Filistine okul yoluyla gittik.
    Tabi bizim için çok değişik bir ortam olduğu için, sağ, sola daha dikkatli baktık. Lise 1 talebesiyiz.

    Aradan en azıdan 45-50 sene geçti, halen Filistinlilerin yaşantıları aynı.
    Kadınlar çocuk makinası, en azından her kadında 9 çocuk var.Halkın çoğunluğu ticaretle uğraşıyordu. Bir şey almaya korkuyorduk, her yerde bizi Türk diye kazıkkladılar. Fakir Filistinliler çok fakir ortamda, çok çocukla yaşıyordu. Filistinin zenginleri acaip zengin, aynen Avrupalılar gibi yaşıyorlar. Hıristiyan olan Filistinlilerde çok modern. Halkın çalışacağı bir iş alanı benim gözüme çarpmadı. Pazar, alış veriş yerleri var. Köylüler zeytin ve limon sattıklarını gördüm.
    Extra izin ve vize ile Tel Aviv geçtik, kadınların birtane çocuğu var, hemen hemen hepsi çalışıyor. Sanki orda kadınlarda askerdi. Üniversite ve kütüphaneleri gördük, ibadet yerlerini gördük. Aslında yaşam şarları aynı Türkler gibi. Yiyecek ve içecek de çok titizler.Sanki ordaki halk çok eğitimli gibi gözüküyordu.Halk modern ve şehirleri, çevreleri çok çok temiz. Bir devlet kütüphanesine girdik ağzına kadar dolu, ilime bilime çok düşkün insanlar. Arada göze çarpan ortodoks Yahudileri siyah giyimli.
    Filistin tarafında, kadınlar dışarda yemek yapıyor, bulaşık yıkıyor, evlerin damlarının üzerinde yatıyorlar.Yahudi tarafında halk daha sivil, daha görgülü, her yer pırıl, pırıl. Filistin tarafı ile Yahudi tarafı arasında 300 yıl var. O kadar farklı. Filistin çok çok geri kalmış.
    Şunuda unutmayalım, Nazi olayları yüzünden, Almanya dan israile savaş kan parası milyarlar akıyor.. Sonra Yahudilerin dünyaya bakış açısı çok değişik.
    Dünyada banka sektörü, borsa, Dyamant daha bir sürü önemli sektörler yahudilerin elinde. Çok çok çalışkan bir millet. Filistinliler sadece çocuk yapmasını biliyor!

    Sonra sağlık sistemi yahudiler de çok güzel seçilmiş. Emekli konusunda da.
    Devlet halkını koruyor..
    Filistinin başına gelenler den kendi suçu.Hep yardımı dışardan bekliyorlar.

  2. alaeddin yalçınkaya avatarı
    alaeddin yalçınkaya

    Bizzat gidip görmeniz önemlidir. Ancak gördüğünüz setin arkasındaki gerçeklerden habersizsiniz. Filistinlilerin okuyabileceği okul, çalışabileceği iş, katkıda bulunabileceği bir üretim alanı var da onlar bunu değerlendirmiyor mu????
    Filistinli birçok öğrencim oldu, günü gününe gelişmelerden haberdar oluyoruz. Yurtdışında da birçoklarıyla tanıştık. Sokaklarda sadece limon satabilenlerin kardeşleri Türkiye’de veya batılı ülkelerde fırsat, imkan bulabildiklerinde çok daha yoğun şekilde çalışıyorlar, üretiyorlar, akademik araştırmalar yapabiliyorlar…

  3. Anonim avatarı
    Anonim

    Filistinlilerin elinde şansı vardı, 1945 önce fakat Fransızların, onun bunun oyununa geldiler.

    Bugünler de Türkiyeye’ de aynı oyunu oynamak isteyenler var . BOP adı altında

  4. Ekrem avatarı
    Ekrem

    Sayın Prof. Yalçınkaya, kimse Filistinde , kimsenin elini kolunu bağlamıyor. Bugüne kadar yanlış politikacılar yüzünden ülkeleri bu hale düştü. Sorumluluk yok.
    Almanya 1945′ de savaştan çıktı, hemen hemen erkek yok denilecek kadar azdı. O Alman kadınları, çoluk, çocuk, yaşlı , yaz, kış , o dağ gibi bina yıkıntılarını, tek, tek arı gibi seçip, o artıklarla, imkanlarla tekrar şehirleri eski haline getirdiler. Bu çalışkanlık, milliyetçilik, Vatan sevgisi müslüman ülkelerinde yok. Sadece Endonezya, Malezya nın halkı o yönden çalışkan.

    Biz Türkler, gidin çocuk parklarına, her yer kuru çekirdek kabuğu, siğara izmariti, plastik torbalar, plastik şişeler, yiyecek artıkları.

    Neden bu kadar cevre pisliğini İsrailde, Hollanda’ da, ingilterede, Almanyada, isveç, Norveç, isviçre’ de göremiyoruzda, islam ülkelerinde görüyoruz?

    Bence bu sorumluluktan ve eğitimle ilgili. Bütün problemlerin kaynağıda burada yatıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar