Milli bayramlar, millet olmanın, güçlü olarak ayakta durmanın, özgür olmanın, bağımsız devlet olmanın simgeleridir.
Din ise gerçek anlamda ancak özgürlük ortamında yaşanabilir.
Dinin bir uzantısı olan dini bayramlar da ancak özgürlük ortamında yaşanır ve kutlanır.
Bugün hani perşembe gönünden başlayarak hiç sektirmeden hemen her gün “HAYIRLI CUMALAR” mesajları atıyorsunuz ya, işte bu da ancak özgür olmanın ve bağımsız bir devlete sahip olmanın sonucudur.
Ünlü şairimiz Mehmet Akif, Mustafa Kemal’in daveti üzerine İstanbul’dan Ankara’ya gelip çalışmalarda bulunmak üzere Kastamonu’ya giderken Çankırı Ulu Camii’de bir cuma vaazı verir ve vaazda o güne kadar İstanbul’da Cuma namazı kılamadığını anlatır.
Maraş savunmasında minbere çıkan Rıdvan Hoca, “Kalede Fransız bayrağı dalgalandığı sürece, yani Maraş işgal altında bulunduğu sürece Cuma namazı kılmak caiz değildir” diyerek, Cuma namazı kıldırmadan camiden çıkmak suretiyle Maraş savunmasının fitilini ateşlemiştir.
Akif ve Rıdvan Hoca’nın yaptıkları dinin gereğidir.
Çünkü din, bağımsız devletlerin hür vatandaşları için hüküm ifade eder.
Dini hükümler, köleleri, cariyeleri hatta ailesinin geçimini sağlamak için çalışmak zorunda kalan işçi, eğer patronu ibadet etmesine izin vermiyorsa onu da bağlamaz.
Çünkü meşru yoldan ailesinin geçimini sağlamak için çalışmak da ibadettir.
Çünkü Tanrı, yakınlara bakmayı emreder!
O bakımdan milli bayramların, coşku ile kutlanması bilinçli nesillerin yetişmesi bakımından çok önemlidir.
Ne yazık ki; bu milli bilinci zayıflatmak ve hatta unutturmak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Önce sağda solda yazan ve Türklüğü öne çıkaran özlü sözleri kaldırdılar.
Kurum isimlerinin önündeki T.C. ibaresini kaldırdılar.
Sırf Türklüğü ve Atatürk’ü ön plana çıkarıyor diye “ANDIMIZ” denilen metnin okullarda okunmasını yasakladılar.
Danıştay bu kararı iptal ettiği halde Danıştay’ın iptal kararını uygulamayarak Adalet sistemimizi yaraladılar, adalete olan güveni sarstılar!
Yılbaşı kutlamalarını engellemek için Fetih tarihini bile 10 gün öne çekerek “Mekke’nin Fethi Yıldönümü” diye bir şey uydurdular, onu kutlamaya başladılar.
Sırf 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı hakkını verererk kutlamamak için önce Peygamberin doğum yıldönümünü, dini hüviyetten çıkarıp neredeyse bayram olarak kutlamaya başladılar.
23 Nisan Bayramı’nın kutlandığı günü de içerecek şekilde 20 Nisan’ı takip eden haftayı “KUTLU DOĞUM HAFTASI” ilan ettiler ve bir hafta boyunca abuk faaliyetlerin altına imza attılar.
Bu tutmayınca, güya Çanakkale Kara Savaşları’nın başlama tarihi diyerek, İtilaf Devletlerinin anma ve ANZAK’ların “ŞAFAK AYİNİ” yaptıkları günlere denk gelecek şekilde akın akın Gelibolu yarımadasına seferler düzenlediler ve düzenliyorlar.
Gelin görün ki; orada da karşılarına Mustafa Kemal çıktı!
Çünkü Çanakkale deyince akla 18 Mart Deniz Zaferi, Çanakkale Kara Savaşları deyince de akla gösterdiği başarı sebebiyle Tuğgeneral rütbesini cephede alan Mustafa Kemal Paşa gelir.
Bir ara da “Kut’ül Amare Zaferi” nin yıldönümü kutlamaya kalkıştılar bunlar.
Gelin görün ki; orada da sırf Enver Paşa’nın akrabası diyerek Halil Kut Paşa’yı geri plana itip, Mustafa Kemal Paşa’nın muarızlarından Sakallı Nurettin Paşa’yı ön plana çıkardılar.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı kutlamalarını kimi zaman abuk gerekçeler yasaklıdalar, kimi zaman da en alt seviyede kutlanmasına zemin hazırladılar.
Türk Ordusu’nun gücünü Türk Milletine gösterme ve millete moral verme vasıtası olan 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı da neredeyse bir resepsiyonla geçiştirmeye başladılar.
Cumhuriyet Bayramı da öyle.
Buna karşılık, İstanbul’un fetih yıldönümünü, Malazgirt Zaferi’nin yıldönümünü coşkulu şekilde kutlamaya başladılar.
Gelin görün ki; Malazgirt Zaferi’nin şanını neredeyse Türk Milleti’nin elinden alacak şekilde abuk eylemlerin ve söylemlerin altına imza attılar.
Tamamıyla İslam’ın Zaferi olarak kutlamaya, zaferi kazanan ordunun içine Türk dışı etnik unsurları sokuşturmaya başladılar.
Bizans ordusunun içinde savaşan Uz ve Peçenek savaşçılarının, aynı dili konuşan soydaşları Selçuklu Ordusu safına geçtiklerini ve savaşın bu şekilde kazanıldığını unutturmaya çalışıyorlar.
Zira bu savaşta Alpaslan’ın ordusunda Araplar bile varmış!
Oysa o tarihte Araplar, Türk Milleti’ne düşmandır.
Çünkü 1055 yılında Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in Bağdat’a gelip Şii Fatımileri yenmesinden ve Hilafeti esaretten kurtarmasından sonra Halife’den İslam Dünyası’nın siyasal iktidarını resmen devralmasından(1060) sonra, Araplar Türk’e düşman olmuştur.
Çünkü Arap’ın gözünde Türk, mevâlidir.
Yani bir çeşit köle ve cariye.
Tarihler diyor ki; “1060 yılında Tuğrul Bey İbrahim Yinal isyanını bastırdı ve Fâtımîlerin eline geçmiş olan Bağdat’ı ele geçirdi. Abbâsî halifesi Kaim’in tekrar Bağdat’a dönmesini sağlayan Tuğrul Bey, halifenin kızı Seyyide Fâtıma el-Betül ile evlendi. Halife Kaim, Tuğrul Bey’e Ruknuʾd-Din (Dinin direği) ve Malikul-Meşrik ve Magrib (Doğu’nun ve Batı’nın Sultanı) unvanlarını verip onu Sultan ilan etti”
Araplar işte bundan dolayı Türk’e düşmandır ve bu düşmanlığın izleri, bugün hâlâ devam etmektedir.
Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmasını bile Vahdettin’e bağladılar.
Uyduruk tarihçilerinin uydurma bilgilerine dayanarak Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu hareketini örgütlemek için Vahdettin’in gönderdiği yalanını uydurdular.
Evet, Mustafa Kemal Paşa’yı ve arkadaşlarını Vahdettin göndermiştir Anadolu’ya ama bu göndermenin amacı, Anadolu’da başlayan milli direniş hareketlerini, özellikle Pontuslu Rumlarla Türkler arasında başlayan asayişsizliği bastırmak ve İngilizleri daha da kızdırmamak içindir.
Mustafa Kemal Paşa’nın gerçek niyeti anlaşılınca, saray “Geri Dön” çağrısı yapmış, Mustafa Kemal Paşa dönmeyip, Havza ve Amasya tamimlerini yayınlayınca askerlikten tart edildiği duyurulmuş o da askerlikten istifa ettiğini duyurmuştur Erzurum’dan.
Şeyhülislam hakkında İdam Fetvası yayınlamış, Padişah da İdam Fermanı çıkarmıştır.
İskilipli Mehmet Atıf Haininin başında bulunduğu “Teâli İslam Cemiyeti” nin yayınladığı bildirileri ve başta Ali Kemal olmak üzere, saray yalakası gazetecilerin Mustafa Kemal Paşa ve Kuvayı Milliye hareketi aleyhine yazdıklarını da unutmamak gerekiyor.
Özetle; bütün milli bayramlarımızı, kurbağanın suda ısınarak haşlanması gibi yavaş yavaş sulandırdılar, rayından çıkardılar, adeta ulusal bayram olmaktan çıkarıp belli bir kesimin bayramı gibi göstermek suretiyle itibarsızlaştırdılar.
Yerlerine başka başka bayramlar icat ettiler; hatta “15 Temmuz Milli Birlik ve Demokrasi Günü” diye sûni bir bayram ve resmi tatil bile ihdas ettiler.
Bayramlar olur da kahramanları olmaz mı hiç; 15 Temmuz bayramının kahramanı da Kahramankazan…
19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI’NIZ KUTLU OLSUN DOSTLARIM…
Ömer Sağlam




Bir yanıt yazın