Ekrem İmamoğlu, Avrupa Günü’nde bir mesaj göndermiş. Ama mesaj, adeta bir diplomatik romanın karışık bölümleri gibi: Lozan’ı anıyor, barıştan dem vuruyor, ama işin içinde öyle bir kimlik siyaseti var ki, “Türk vatandaşı” kavramı adeta tarihin tozlu raflarına kaldırılmış. Eşit yurttaşlık dedikçe, bir çeşit “kimlik koleksiyonu” yapıyor; herkes kendi ayrı kutusunda, Türkiye ise bir mağara sakini gibi unutulmuş. Gerçekten bu yeni moda mı, yoksa batının sevdiği bir oyun mu?
Bu mesajın en trajikomik kısmı ise “silahlar sustu ama barış gelmedi” nutku. İmamoğlu, silahların susmasıyla barışın gelmediğini ısrarla söylüyor; sanki sosyal adalet, demokratik düzen, temel haklar falan tiyatro dekorundan ibaretmiş gibi. Gerçekten mi, barış sadece silahların susmasıyla olmazmış? O zaman bari bariyerleri yıkacağına, biraz da “barışa nasıl ulaşılmaz” dersi veriyor. Yani kendi kendine “Bakın, bugün barış yok ama yarın ne olur bilemeyiz” deyip, milletin kafasını karıştırmakta üstüne yok!
Avrupa’ya teşekkür kısmı ise tam bir diplomatik şov. “Dayanışma için sağ olun” diyor ama Avrupa’nın o dayanışması ne kadar gerçek, ne kadar geçici orası muamma. Hani derler ya, “Dost kara günde belli olur” diye… Avrupa’nın dostluğu, bir çıkar ilişkisine dönüşmüş durumda. İmamoğlu’nun “Yanımdasınız değil misiniz?” diye sorması, aslında çaresizliğin ve dışa bağımlılığın itirafı gibi. Yani “Avrupa beni desteklerse ben varım” demek, siyasi bağımsızlıkla pek bağdaşmıyor.
Millet ise bu olan biteni izliyor; gülü seviyor ama dikenine tahammül edemiyor. Kimlik meselesini abartan siyasetçiler, halkın birlik duygusunu dinamitlemekten başka işe yaramıyor. İmamoğlu’nun “eşit yurttaşlık” adı altındaki kimlik vurgusu, bölücülüğe açılan kapı gibi. Bu da siyasi yalnızlığın habercisi. Kimse kimliğini siyasetin önüne geçirmeyi sevmez; çünkü eninde sonunda kimlik değil, vatandaşlık ve ortak değerler birleştirir.
Atatürk’ü ağzına almak ise ayrı bir trajedi. Atatürk’ü kullananlar çoğaldı, ama onun mirasına sahip çıkanlar azaldı. İmamoğlu, Atatürk’ü sadece siyasi bir simge olarak görüyor; gerçek mirasını değil. Oysa Atatürk, milletin birliği ve devletin bölünmez bütünlüğü için mücadele etti. Bu miras, kimlik politikalarıyla oynamak değil, milleti tek yumruk yapmaktır.
Sonra şu mesajların arkası… İmamoğlu, Avrupa’ya göz kırparken aslında kendi halkına sırtını dönüyor gibi. Siyasi duruşunu güçlendirmeye çalışıyor ama milletin gerçek sorunlarından kaçıyor. Dışarıdan alkış toplamak, içeride sorunları örtbas etmekle mümkün değil. Halk bunu görüyor, unutmasın!
Son paragrafta şunu söyleyelim: Demokrasi, kimlik koleksiyonu yapmak değil, milletin birliğinde buluşmaktır. İmamoğlu’nun Avrupa balkonundan verdiği mesaj, eğer milletin kalbine dokunmuyorsa sadece boş bir yankıdır. Oysa gerçek siyaset, milleti bölmek değil, birleştirmektir. Yoksa bu ‘yedek gül’ çabası, tarihin çöplüğüne düşmekten kurtulamaz.




Bir yanıt yazın