Modern Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde bazı isimler, sadece birey değil, birer sembole dönüşür. Bu semboller, kimi zaman bir ideolojiyi, kimi zaman bir ahlaki çöküşü, kimi zaman da siyasi iktidarın arka kapılarını temsil eder. Bilal ve Erkam da işte bu türden iki “sembol” kişiliktir: Biri babasının gölgesinde ihale sıcaklığıyla pişmiş; diğeri ise zarın sesine kulak vermekten ihale kaçırmış.
“Bilal’e anlatır gibi” deyiminin çağdaş Türkiye’de kazandığı anlam, artık ne sadeliktir, ne de açıklık… Bu deyim, sistemin içine doğan ayrıcalıklı evlatların ‘anlamadan inanma’ alışkanlığını, sorgulamadan yürüyen düzeni ve “Ben devletim çünkü babam öyle” refleksini özetlemektedir.
Bir Baba İki Evlat: Biri Bilal, Biri Erkam
Bilal: İhale Duygusu Gelişmiş Bir Yavru
Bilal Erdoğan, Türkiye siyasetinin gölgeli ama etkili figürlerinden biridir. Resmi bir sıfatı olmadan gayrıresmî her yerde bulunmuş, eğitimle donatılmış gibi görünse de esasen sistemin “torpilli kullanıcı”sı olarak görev yapmıştır. Denizcilikle uğraşır ama dalgaların değil, dalgaların taşıdığı dosyaların peşindedir.
Kiminin gözünde “bir vakıf yöneticisi”, kiminin gözünde “yol gösterici”, ama çoğunluk için babasının yanında sıkça duyulan bir isim. Eh, baba Erdoğan, Bilal’e kızınca “Bunların hepsini sıfırla Bilal” diyorsa, toplum da artık açıklamaları Bilal’e anlatır gibi değil, Bilal’den gizler gibi yapmak zorunda kalır.
Erkam: Kumar Masasında Kayıp Bir “Yatırım”
Erkam Yıldırım ise, eski başbakan Binali Yıldırım’ın oğlu. Türkiye kamuoyunun karşısına gece yarısı videolarında çıktı. Kimi zaman Karayiplerde, kimi zaman Dubai’de, ama nadiren vergilendirilmiş kazancın içinde görüldü. Kumar masalarındaki samimiyeti, halkın sofrasındaki ekmeğe nasip olmadı.
Erkam, “kumar oynadı” diye eleştirilirken, kamu kaynaklarıyla oynanan çok daha büyük “oyunlar” gözden kaçırıldı. Çünkü onun zarları kadar, sistemin kaderi de havaya atılmıştı.
Bilal’e Anlatır Gibi: Sadeleştirilmiş Ahlaksızlık
“Bilal’e anlatır gibi anlat” demek, sadece bir konuyu basitleştirmek değil, bir suçu kamufle etmek anlamına da gelir artık. Halkın gözünde Bilal, sorgulamayan ve sorgulanmayan çocuğun adıdır. Babasının gölgesinde büyümüş, ama bir ağacın değil, gökdelenin gölgesidir bu.
Bu ülkede artık yolsuzluklar, etik dışılıklar, kayırmalar “Bilal’e anlatır gibi” sunuluyor: “Ama o yardım yaptı”, “ama burs verdi”, “ama vakıf kurdu”… Oysa anlatılan şey ne kadar süslenirse süslensin, ortada dönen şey, kocaman bir ahlaki enkazdır.
Erkam’a gelince; onunki artık anlatmaya bile değmez. Çünkü o, zaten anlatılması istenmeyen bir bölümün dipnotudur. Sadece ifşa olduğunda hatırlanır, ama hiçbir zaman hesap vermez. Suç değil, hata sayılır onun yaptıkları. Nasıl olsa aile soyadının garantisi vardır.
Toplumsal Hafıza: Unutanlar Ülkesi
Türkiye’de asıl sorun Bilal’ler ya da Erkam’lar değil; onları unutanlardır. Herkes her şeyi bilir ama “sıfırlanmış” hafızalarla yaşar. Skandallar yedi gün, sadakat yedi sülale sürer.
“Bilal’e anlatır gibi” yapılan açıklamalar, halkı küçümseyen değil, halkı susturmaya alışmış bir zihniyetin ürünüdür. Çünkü halk Bilal gibi anlarsa, Erkam gibi sormazsa, düzen sürer gider.
Sonuç: Herkesin Bir Bilal’i, Her Devletin Bir Erkam’ı Olur
Zaman olur, bir ülkenin kaderi, iki gencin vicdan terazisine oturur: Biri gemilere biner, biri rulet masasına. Halk ise kıyıda bekler, “acaba bu sefer dürüstlük yana düşer mi?” diye.
Ama unutmayalım: Bu hikâyede en büyük tehlike ne Bilal ne Erkam’dır. Asıl tehlike, her şey olup biterken susanlardır. Ve artık mesele “Bilal’e anlatır gibi” değil, Bilal’in bile anlayacağı kadar açık anlatmaktır.
Çünkü bazı şeyler o kadar barizdir ki, anlatmaya bile gerek kalmaz. Zar düşmüştür, oyun bitmiştir. Ama masa hâlâ devrilmemiştir.



Bir yanıt yazın