TÜRKİYE’DE KİM KİMDİR?

Okuma Süresi:

4–6 dakika
❤️

Türk Milleti, dünya tarihine yön veren milletler içerisinde ilk sırada yer alır. Dünyada, Türkler kadar geniş bir alanda hâkimiyet kurmuş olan ikinci bir millet gösterilemez.

Bunun yanında 4.000 yıllık Türk tarihinde bu millet, dışarıdan ve içeriden birçok ihanetle de karşılaşmıştır. Bu ihanetler bazen Türk’ü savaşla alt edemeyeceğini anlayan Çin İmparatorlarının baştan çıkarıcı ajan/casus prensesleriyle, bazen taht kavgalarıyla kardeşin kardeşe kırdırılmasıyla, bazen haince tuzağa düşürülmekle, bazen de Roma ve Bizans entrikalarıyla ortaya çıkmıştır.

Bütün bu ihanetlere, entrikalara, iç ve dış işbirlikçilere rağmen Türk Milleti, şanlı tarihi boyunca 16 imparatorluk ve çok sayıda devlet kurmuştur. Birinci Dünya Savaşında Avrupa’nın büyük güçleri, Türk’ü boğmak için pençelerini boğazına geçirmiş ve Türklüğü yeryüzünden tamamen silmek istemişti. Varlık yokluk savaşı verdiği bu amansız günlerde Türk Milleti, sinesinden çıkardığı Ulu Önder Atatürk liderliğinde, tüm dünyaya bitmediğini, bitirilemeyeceğini bir kez daha haykırmış, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuştur.

Türk’ün iflah olmaz düşmanları yakın tarihinde de onu rahat bırakmamış, ülkesini, dirliğini, birliğini bozmak için O’nu sağ-sol, Alevi-Sünni, laik-dinci, Türk-Kürt-Laz-Çerkez diye kamplara bölmek istemiştir. Şer odakları, bu planlarında başarılı olabilmek için yüzlerce yıldır yürüttükleri plan ve projeleri çerçevesinde hem sağ hem sol, hem Alevi hem Sünni, hem laik hem dinci, hem Türk hem Kürt her yere sızmış, bu toplumsal kesimleri sürekli birbiri ile vuruşturmuştur. Aslında ne Alevi’nin içine sızan Alevi idi, ne de Sünni’nin içine sızan Sünni idi. Ne Türk’ün içine sızıp ona Liderlik yapan Türk’tü, ne de Kürt’ün içine girip ona Önderlik yapan Kürt’tü.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekasına kastetmeye çalışan bu işbirlikçilerin kökenlerine, soylarına inildiğinde bunların hiçbirinin gerçek anlamda Türk, Kürt, Alevi ve Sünni olmadığı görülmektedir. Haince ve sinsice uygulamaya koydukları oyunları bir bir bozulan bu şer odakları, en son kozlarını Türk Milleti’ni can damarından yakalayacak şekilde “Din” üzerinden hazırladılar.

Bu son ve büyük oyun, Türk Milleti’nin en önemli özelliklerinden biri olan dindarlığı üzerinden kurgulandı. 4.000 yıllık tarihi boyunca birçok badireler atlatmış olan Türk Milleti’nin bugüne kadar hiç karşılaşmadığı hainlikte hazırlanan bu plan, toplumsal şartlar da dikkate alınarak en uygun zemin olarak görülen “Siyasal İslam” çatısı altında olgunlaştırıldı.

Bu amaçla büyük oyun kurucularının da desteğiyle, dini özgürlükler ve ekonomik alanda topluma yalancı bir rahatlık yaşatıldı. Bundan sonra halkın gözünü boyayan Türk ve Türklük düşmanı yapı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekasına kastedecek hamlelerine başladı.

Bu çerçevede;

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üniter yapısını bozacak adımlar atılmış, vatan toprakları bir oldu bitti ile PKK’ya peşkeş çekilecek hale getirilmiştir.

İçi boş hamasi söylemler ve yanlış politikalarla Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası arenadaki saygınlığı yerle bir edilmiş ve yalnızlaştırılmıştır. Türk Devleti’nin dosta güven, düşmana korku veren imajı yerle bir olmuştur.

Suriye’de radikal terör örgütleri ile işbirliği yapılarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti, terörü destekleyen ülke suçlamasıyla karşı karşıya bırakılmıştır.

Devletin en mahrem sırları ortalığa saçılmış, sınırlarımız yolgeçen hanına dönmüş, yabancı istihbarat örgütleri elini kolunu sallayarak ülkede cirit atar hale gelmiş ve devletimiz 29 yaşındaki bir İranlı’nın elinde oyuncak haline getirilmiştir. Dünya devletlerinin gözünde itibarımız ayaklar altına alınmıştır.

Bütün bunları bu Yüce Millete yapanlar kimlerdi? Çalışmanın çıkış noktası, bu soruya cevap bulmaktı. Ancak bu, hiç de kolay olmadı. Başlangıç noktası olarak kamuoyunun ismini çok bilmediği, ama perde arkasında işi yönlendiren, ekibin beyni konumundaki bir isimden yola çıktım.

Karşıma çıkan tablo dehşet vericiydi. Kendini topluma çok muhafazakâr ve dindar olarak lanse eden ve çevresinde bu şekilde kabul görmüş bir isim, birçok bilgi ve belge ile ben bir Kriptoyum diye adeta haykırıyordu. Ancak o kadar iyi rol yapmıştı, kendisini kabullendirmişti ki, kimse onun kripto olabileceğini aklına bile getiremiyordu.

Peki, niçin bu insanlar gizlenme gereği duyuyorlardı? Bunun ardında asırlardır izlenmiş olan politikaların getirdiği bir tecrübe yatıyordu. O da gizli düşmanlığın açıktan düşmanlığa nazaran daha etkili oluşu ve beklenmedik bir anda çöküşü getirebilmesiydi. İlerleyen sayfalarda değineceğimiz gibi, İskitler’den Hunlar’a, Hunlar’dan Göktürkler’e birçok Türk devletinin başına gelenler bunun somut örnekleriydi.

Açıktan düşmanlık Türkler’in birliğine katkı sağlayabileceği gibi, milli dinamizmini korumak isteyen devletler ve büyük güçlerin kendilerine düşman yaratma çalışmaları bu gerçeği
ters bir mantıkla doğrulamaktadır. Bu nedenle bu gruplar düşmanlıklarını kendilerini hiç farkettirmeden halkın sosyal dinamiklerine en uygun karakterlere bürünerek sürdürmeye çalışmışlardır.

Bu başlangıç noktasından sonra çalışmalarım, araştırmalarım adım adım ilerledi, farklı şahıslar üzerine odaklandım. Şahıslara odaklanırken Türk Milleti’ne karşı söylemleri, faaliyetleri, sergiledikleri tavırlar benim için belirleyici unsur oldu. Yani kişileri “Sosyal Soyağaçları-Şecerelerine” göre belirledim. Şahısların “Sosyal Şecereleri” ile “Köken, Soy Şecerelerinin” örtüştüğünü, birbirini tamamladığını iki artı iki dört eder netliğinde gördüm.

Anladım ki bu kadro, kendi kendine değil, ancak bir “Komuta Merkezi” tarafından özel olarak seçilebilirdi.

Anladım ki, Türk Milleti tarihinin en büyük kırılma noktasının eşiğine gelmiş, Türkiye Cumhuriyeti Devleti içeriden büyük bir kuşatma altına alınmış, devletin tüm karar verici organları sinsice ele geçirilmiş ve devletin bekası hiç olmadığı kadar tehlikeye girmiştir.
Anladım ki, bu gidişe dur denilmezse, devletin Türk karakteri yok edilecek, Türklük sadece devletimin adı olan “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” ifadesinde kalacak. Tabi o da değişmezse.

İşte, bu nedenle Kahraman Kürşat’tan aldığım ışıkla milletimin bekası için tüm zorluklara katlanarak, imkânsızlıkları mümkün kılarak ve herşeyi göze alarak bu kitabı yazmaya karar
verdim.

Çalışmamda şahısların “Sosyal Şecerelerinden” hareketle “Soy-Köken Şecerelerini” inceledim. Bu incelemede şahısların atalarının dayandığı coğrafyanın, köylerin, beldelerin ve ilçelerin “demografik, etnik yapılarını” ortaya koydum. Bazı yerleşim yerlerinin Ermeni,
Süryani, Keldani gibi etnik kökenlere mensup vatandaşlarımızın yaşadığı bölgeler olduğunu gördüm. Bu bilgileri değerlendirirken sadece yerleşim yerlerinin etnik yapısını değil, şahısların
dedelerinin, ninelerin kökenleri, atalarının isimleri ve ulaşabildiğim tarihi bilgiler, gazeteler, kitaplar, dergiler ve hatıraları bir bütün olarak değerlendirdim. Sadece yerleşim yerlerinden
hareketle hiç kimseyi belli bir etnik kökene mensup olarak değerlendirmedim.

Bir köyün Ermeni Köyü olduğunu söylerken asla orada şu an yaşayan herkes Ermeni’dir demek istemedim.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi kişilerin dedelerinin, ninelerin kökenlerini, atalarının isimlerini ve ulaşabildiğim tarihi bilgileri, belgeleri, gazete, kitap, dergi ve hatıraları bir bütün olarak değerlendirdim.

Burada şunu da belirtmeliyim ki kişinin doğumu sırasında tercih edemediği etnik kökeninden dolayı aşağılanmasına, suçlanmasına şiddetle karşıyım. Ermeni, Yahudi, Süryani, Bagratuni, Yezidi ve Keldani her türlü etnik kökenden gelen bireyler, bu vatanın eşit haklara sahip yurttaşlarıdır. Ancak, kendilerini değişik maskeler arkasında saklayarak milletimizi kandıran, toplumu kutuplaştıran, milli birlik ve bütünlüğümüzü dinamitleyen kripto şahısların ortaya çıkarılması da milli bir görevdir.

Eminim ki, bu kripto kişilerin deşifre edilmesinden bu vatanın evlatları olan Ermeni, Yahudi, Süryani, Bagratuni, Yezidi ve Keldani gibi farklı etnik kökenden gelen insanlarımız da mutlu olacaktır.

Oğuz Hakan GÖKTÜRK -TÜRKİYE’DE KİM KİMDİR?

https://www.amazon.de/-/en/Turkiyede-Kim-Kimdir-H-Goktur/dp/0692337806



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar