Terör Örgütü PKK’nın Kısa Tarihi, Yapısı, İç İnfazları ve Bölgesel Etkileri: Bir Terörist Yapının Anatomisi

Okuma Süresi:

20–29 dakika
❤️

PKK, 22 Kasım 1978’de Diyarbakır Lice’nin Fis köyünde, Seyfettin Zoğurlu’nun evinde Abdullah Öcalan öncülüğünde kurulmuştur. Kuruluş toplantısında 22 kişi bulunmuş ve tümü kurucu üye olmuştur. Toplantıda Abdullah Öcalan oybirliği ile Genel Sekreterliğe seçilmiştir.

PKK’nın Kuruluşu ve Gladio-MİT Bağlantısı İddiaları

  1. PKK’nın Ortaya Çıkışı:

PKK (Partiya Karkerên Kurdistanê), resmi olarak 27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde kuruldu.
Kuruluş toplantısında Abdullah Öcalan liderliğinde 22 kişilik bir çekirdek kadro yer aldı.
Bu kadro, dönemin sol örgütlerinden etkilenmiş, Marksist-Leninist bir ideoloji çerçevesinde hareket etmeyi amaçlıyordu.
Ancak PKK’nın kuruluş aşamasındaki birçok unsur, sadece ideolojik bir hareket olmadığını, bölgesel ve uluslararası güçlerin de yönlendirmelerine açık bir yapı olduğunu gösteriyordu.
Özellikle örgütün “bağımsızlık” söylemine rağmen, sistematik olarak kaos üretmesi dikkat çekicidir.

  1. Gladio ve Türkiye’deki Derin Yapılar:

İkinci Dünya Savaşı sonrası NATO ülkelerinde kurulan Gladio (Stay-Behind) organizasyonları, ülkelerin içinde görünmez paramiliter yapılar oluşturdu.
Türkiye’de bu yapı, Kontrgerilla adı altında MİT ve askerî kurumlar içerisinde faaliyet gösterdi.
Amaç, Sovyet destekli sol hareketleri bastırmak ve gerektiğinde kaos ortamı yaratmaktı.
Birçok araştırmacıya göre, PKK’nın 1970’lerin sonlarında ortaya çıkışı da bu “kontrollü kaos” stratejisinin bir parçasıydı (NATO’s Secret Armies).
Bu teoriye göre PKK, sadece bir isyan hareketi değil, bölgeyi istikrarsızlaştırıp, Türkiye içinde sürekli bir “iç tehdit” algısı yaratmak için kullanılacak bir araçtı.

  1. MİT’in Rolü ve İç İlişkiler:

İddialara göre, 1970’lerin MİT yöneticileri, Öcalan gibi kolay yönlendirilebilir ve kontrol edilebilir isimler üzerinden bir Kürt radikal hareketi yaratmayı planladılar.
Bu amaçla, Öcalan’ın üniversite yıllarında devlet destekli bazı gruplarla temas kurduğu, hatta bir dönem sıkı şekilde izlendiği bilinmektedir.
Öcalan’ın ilk eşi Kesire Yıldırım’ın, o dönemde üst düzey bir MİT yöneticisinin kızı olması da bu iddiaları güçlendiren unsurlar arasında sayılır.
Böylece PKK, hem Kürt halkı içinde bölünmeler yaratacak, hem de Türkiye’nin Batı’ya olan “terörle mücadele” bağımlılığını artıracaktı.

  1. Kontrollü Kaos ve 12 Eylül Darbesi:

PKK’nın ilk eylemlerine bakıldığında, hedeflerinin çoğunun diğer Kürt örgütleri ve solcu gruplar olduğu görülmektedir.
Bu durum, PKK’nın bağımsızlık için değil, rakip yapıların tasfiyesi için organize edildiği görüşünü desteklemektedir.
1980 Darbesi öncesinde artan şiddet ortamı, darbenin gerekçelerinden biri olarak kullanıldı.
Bazı eski istihbaratçıların açıklamalarına göre, 12 Eylül öncesinde PKK’ya “göz yumulması” özellikle kasıtlıydı (Yalçın, Gladio’nun Türk Tetikçileri, 2012).
Bu süreç, devlet içinde Gladio etkisinin, “kriz yarat, darbe yap, kontrolü artır” stratejisiyle doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir.

  1. Sonuç: Gladio’nun Uzantısı mı, Sonradan Kontrolden Çıkan mı?

PKK’nın başlangıçta Gladio-MİT tarafından kurulmasına destek verildiği iddiaları, örgütün ilk yıllarındaki yapısı ve faaliyet tarzıyla örtüşmektedir.
Ancak zamanla PKK’nın özellikle 1990’larda kendi dış destek ağlarını (ABD, İsrail, Yunanistan vb.) kurarak bağımsız bir güç haline geldiği görülmektedir.
Öcalan’ın zaman zaman yaptığı açıklamalarda “devletle çatışmaktan çok örgütü kontrol altında tutmak için mücadele ettiğini” itiraf etmesi, PKK’nın kuruluşundaki bu derin ilişkilerin ipuçlarını sunmaktadır.
Sonuçta PKK, başlangıçta kullanışlı bir araçken, zamanla kontrolden çıkan, kendi uluslararası ağlarını kuran ve bölgesel istikrarı daha büyük ölçekte tehdit eden bir yapı haline gelmiştir.

6. PKK’nın Suriye Süreci ve Bekaa Vadisi’ndeki Yapılanması (1979–1998)

PKK, kuruluşundan hemen sonra, 1979 yılında Türkiye’de baskının artması ve güvenlik kuvvetlerinin operasyonları nedeniyle, örgüt lideri Abdullah Öcalan başta olmak üzere birçok üst düzey mensubuyla birlikte Suriye’ye kaçmak zorunda kalmıştır. Bu kaçış, PKK’nın hem bölgesel destek bulması hem de uluslararası bir terör organizasyonuna dönüşmesinde temel rol oynamıştır. Suriye’nin dönemin Baas rejimi lideri Hafız Esad, Türkiye’nin Hatay meselesi ve Fırat suları üzerindeki politikaları nedeniyle Türkiye’ye karşı bir “asimetri politikası” izliyordu. Bu politik stratejinin bir parçası olarak Suriye, PKK’ya ve diğer ayrılıkçı yapılara lojistik, eğitim ve barınma desteği sağlamaya başlamıştır.

Özellikle Lübnan’ın Bekaa Vadisi, PKK’nın askeri eğitim üslerinin kurulduğu ve 1980’lerden itibaren militan yetiştirdiği bir merkez haline gelmiştir. O dönemde Suriye’nin kontrolünde olan Bekaa Vadisi, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve diğer radikal grupların da eğitim alanıydı. PKK burada, FKÖ’den savaş tecrübesi olan militanlardan gerilla savaşı eğitimi almış, ayrıca istihbarat, sabotaj ve suikast tekniklerini de öğrenmiştir. Bu dönem, PKK’nın sadece Türkiye içinde değil, uluslararası düzlemde de “profesyonel terörist” bir yapıya dönüşmesini sağlamıştır. Burada eğitim gören militanlar Türkiye’ye sızarak, başta Güneydoğu Anadolu olmak üzere birçok bölgede silahlı saldırılar gerçekleştirmiştir.

Bu süreçte PKK sadece askeri olarak değil, ideolojik olarak da radikalleşmiştir. Öcalan liderliğindeki örgüt, “Marksist-Leninist “ çizgisini daha keskin hale getirmiş ve Kürtler üzerinden “sosyalist devrim” yapma iddiasıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı topyekûn bir isyanı örgütlemeye çalışmıştır. Aynı zamanda, bu yıllarda PKK’nın finansman kaynakları da çeşitlenmiştir: özellikle uyuşturucu kaçakçılığı, Avrupa’da haraç toplama, zorla bağış alma gibi faaliyetler yoluyla örgüt ciddi bir mali güç elde etmiştir.

Suriye’nin PKK’ya sağladığı koruma kalkanı, Türkiye’nin bölgesel güvenlik politikalarını doğrudan etkileyen bir faktör haline gelmiştir. 1990’ların başında PKK, Suriye ve Lübnan üzerinden yönettiği saldırı kapasitesini artırmış ve Türkiye’nin güney sınırlarında ciddi tehdit unsuru oluşturmuştur. Bu dönemde Türkiye, uluslararası arenada Suriye’yi PKK’yı desteklemekle suçlayan diplomatik girişimlere başlamış, bu baskılar yıllar sonra 1998’de Adana Mutabakatı’na giden yolu açmıştır. Ancak bu uzun yıllar boyunca PKK, Suriye’nin himayesinde büyümüş ve Türkiye içindeki terör saldırılarını sistematik şekilde artırmıştır.

Sonuç olarak, PKK’nın kuruluşundan sonraki ilk büyük evresi, Suriye’nin sağladığı lojistik ve askeri destekle geçmiştir. Bekaa Vadisi’nde aldığı eğitimler ve uluslararası bağlantılar, örgütün hem kurumsal anlamda militarize olmasına, hem de uluslararası suç şebekeleri ile entegrasyon sağlamasına yol açmıştır. Bu dönem aynı zamanda, PKK’nın sadece Türkiye için değil, tüm Orta Doğu için tehdit teşkil eden bir yapıya evrilmesinde de kritik bir rol oynamıştır.

7. PKK’nın Avrupa’daki Yapılanması ve İsrail ile Dolaylı Bağlantıları (1980’ler–1990’lar)

1980’li yılların ortalarına gelindiğinde PKK, sadece Orta Doğu’da değil, Avrupa’da da ciddi bir örgütlenmeye yönelmiştir. İlk adımlar Almanya, Fransa ve Hollanda’da atılmıştır. Başlangıçta “Kürt kültür dernekleri” ve “mülteci destek grupları” kisvesi altında kurulan yapılar, zamanla PKK’nın hem propaganda organlarına hem de finans kaynaklarına dönüşmüştür. Avrupa’da yaşayan Kürtler içerisindeki gençler, “vatan mücadelesi” söylemleriyle örgüte kazandırılmış ve PKK, Batı Avrupa ülkelerinde ciddi bir kadro oluşturmuştur. Özellikle Almanya’da 1984 yılında kurulan NAV-DEM (önceki adıyla YEK-KOM), bu sürecin kilit taşı olmuştur.

PKK’nın Avrupa’daki yapılanmasının temel işlevi, propaganda ve finansmandı. Haraç toplama, zorla bağış adı altında Kürt iş insanlarından para alma, yasa dışı uyuşturucu ticareti ağları kurma gibi faaliyetler, örgütün Avrupa’dan yıllık milyonlarca Euro toplamasını sağladı. Birçok rapor, 1980’lerin sonu itibariyle PKK’nın Avrupa üzerinden sağladığı gelirlerin, örgütün silahlı mücadelesinin ana finans kaynağı haline geldiğini ortaya koymuştur. Örgüt, ayrıca Avrupa’daki siyasi partilerle de ilişki kurarak kendisine uluslararası meşruiyet kazandırmaya çalışmıştır. Özellikle bazı sol ve aşırı sol partiler, “Kürt halkının özgürlük mücadelesi” retoriği üzerinden PKK’ya dolaylı destek sunmuştur.

Bu süreçte İsrail ile dolaylı ilişkiler iddiası da gündeme gelmiştir. İsrail, özellikle Suriye’ye olan güvensizliği nedeniyle, PKK üzerinde istihbarat ve nüfuz sağlama girişimlerinde bulunmuştur. Bazı raporlara göre, Mossad ajanları 1980’lerin sonlarında Bekaa Vadisi’nde Filistinli kamplar üzerinden PKK’nın belirli kanatlarıyla temas kurmuştur. İsrail’in bu süreçteki amacı, Suriye içindeki grupları izlemek ve gerektiğinde yönlendirmekti. İsrail’in doğrudan PKK’ya silah veya mali destek sağladığına dair net bir kanıt bulunmasa da, dolaylı bilgi toplama ve etki yaratma çabaları ciddi bir tartışma konusu olmuştur. Ayrıca, İsrail’in Suriye’ye baskı uygulamak amacıyla PKK’nın varlığını zaman zaman “dolaylı koz” olarak kullandığı iddia edilmiştir.

PKK, Avrupa’daki varlığını artırdıkça, Avrupa ülkeleri de bu örgütün gerçek doğasını anlamaya başlamıştır. 1990’ların başlarında Almanya, PKK’yı “terör örgütü” ilan etmiş ve bazı derneklerini kapatmıştır. Ancak buna rağmen PKK, dernek isimlerini değiştirerek veya farklı sivil toplum kuruluşları kisvesi altında faaliyetlerini sürdürmeye devam etmiştir. Bu dönemde Avrupa ülkelerinin ikircikli tutumu, PKK’nın uluslararası alanda meşruiyet arayışına büyük katkı sağlamış, örgütün Avrupa’da özellikle propaganda ve finansman faaliyetlerinde ciddi bir rahatlık kazanmasına neden olmuştur.

Sonuç olarak, PKK 1980’ler ve 1990’larda Avrupa’da hem lojistik hem de propaganda ağlarını kurarak küresel ölçekte bir terör ağına dönüşmüştür. İsrail gibi aktörlerin dolaylı ilgisi, Suriye gibi düşman rejimlere karşı vekil güçler kullanma stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Bu dönem, PKK’nın hem bölgede hem de dünyada daha karmaşık, çok katmanlı bir terör yapısına evrilmesinde kritik bir evreyi temsil etmektedir.

8. 1990’lar: Türkiye İçinde PKK Terörü ve Sivil Katliamlar Dönemi

1990’lı yıllar, Türkiye için PKK terörünün en kanlı ve en yoğun yaşandığı dönem olmuştur. Örgüt, artık kırsal alanlardaki küçük eylemlerden çıkarak, şehir merkezlerine ve köylere yönelik büyük çaplı saldırılar gerçekleştirmeye başlamıştır. Bu stratejik değişim, PKK’nın hedefini sadece güvenlik güçleriyle sınırlı tutmayıp sivil halkı da doğrudan hedef alan bir yapıya dönüştürdüğünü göstermektedir. Özellikle Şemdinli, Bingöl ve Diyarbakır gibi bölgelerde sivillere yönelik toplu katliamlar, PKK’nın gerçek niyetini açıkça ortaya koymuştur: Kürt köylüler arasında örgüte destek vermeyenleri sindirmek, devlete karşı psikolojik baskı oluşturmak ve halkın arasına korku salmak.

1993 yılında Bingöl’ün Genç ilçesi civarında gerçekleştirilen ve 33 silahsız erin şehit edilmesiyle sonuçlanan saldırı, PKK’nın doğrudan Türk ordusuna yönelik en büyük meydan okumalardan biri olarak hafızalara kazınmıştır. Bu saldırıdan sonra Türkiye’de terörle mücadele konsepti değişmiş ve bölgedeki güvenlik politikaları sertleşmiştir. Aynı dönemde PKK, Kürtlerin yaladığı köylere baskınlar düzenleyerek, örgüte destek vermediği gerekçesiyle kadın, çocuk, yaşlı demeden toplu katliamlar yapmıştır. Özellikle Şırnak, Hakkâri ve Diyarbakır’ın kırsal alanlarında köylerin basılması, evlerin yakılması ve sivillerin katledilmesi sıradan hale gelmiştir. Bu süreç, PKK’nın bölgede hem Türk güvenlik güçlerine hem de Kürtlere karşı iki yönlü bir terör stratejisi uyguladığını göstermiştir.

PKK’nın köy baskınlarının en acı örneklerinden biri, 1993’te Diyarbakır’ın Lice ilçesinde yaşanmıştır. Örgüt, devletle iş birliği yaptığı iddiasıyla birçok köy halkını toplu halde infaz etmiş, köyleri yakıp yıkmıştır. Bu tür baskınlar, sadece Kürtler içinde örgüte karşı büyük bir öfke doğurmakla kalmamış, aynı zamanda bölgedeki milyonlarca insanın zorla göç ettirilmesine de yol açmıştır. PKK, özellikle “koruculuk sistemi”ni hedef alarak, devletin kurduğu köy korucularına ve ailelerine karşı acımasız bir savaş yürütmüş, bu süreçte yüzlerce korucu ve ailesi örgüt tarafından vahşice katledilmiştir.

Bu yıllarda PKK’nın infaz ettiği kişiler arasında sadece güvenlik güçleri ya da korucular yoktu; gazeteciler, öğretmenler, imamlar ve bölgedeki insanlara hizmet götüren kamu görevlileri de hedef haline gelmişti. Özellikle öğretmenler, örgüt tarafından “Türk kültürünü dayatan devlet memurları” olarak görülüyor ve sıklıkla kaçırılıyor veya öldürülüyordu. Bu bağlamda, 1993–1995 yılları arasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da onlarca öğretmenin PKK tarafından infaz edildiği belgelenmiştir. Örgütün bu stratejisi, bölgenin eğitim, sağlık ve altyapı hizmetlerinden mahrum bırakılarak devlete karşı bir nefret oluşturulması amacı taşıyordu.

Sonuç olarak, 1990’lar PKK terörünün sadece askeri hedeflere değil, doğrudan sivillere yöneldiği ve bölgedeki insanlar üzerinde toplu baskı uyguladığı bir dönem olmuştur. PKK’nın bu dönemdeki kanlı eylemleri, hem Türkiye iç siyasetini hem de güvenlik paradigmasını köklü şekilde değiştirmiştir. Türk devleti, PKK’ya karşı daha kapsamlı ve geniş çaplı askeri operasyonlar yürütmeye başlamış; bölgedeki insan desteğini kazanmak için kalkınma projeleri ve sosyal reformlara hız vermiştir. Ancak, PKK’nın sivillere yönelik sistematik katliamları, hem Kürtlerin hem de genel kamuoyunun gözünde örgütün itibarını ağır biçimde zedelemiştir.

9. PKK İçinde İç İnfazlar: Kurucu Kadronun Akıbeti ve Öcalan’ın İnfaz Siyaseti

PKK’nın tarihsel gelişimi, sadece dışarıya karşı gerçekleştirdiği terör eylemleriyle değil, aynı zamanda içindeki infazlarla da belirginleşmiştir. Abdullah Öcalan ve kurucuları arasında geçen yıllar boyunca, örgüt içinde disiplin bozukluğu ve ihanet suçlamaları, pek çok kişinin ölümüne yol açmıştır. PKK’nın kuruluşunda yer alan 22 kişilik kadro, Öcalan’ın liderliğinde birleşmiş, ancak zamanla örgüt içindeki fikir ayrılıkları ve sadakat sorunları nedeniyle birçok kişi, “hain” ilan edilerek infaz edilmiştir. PKK’nın ilk yıllarında, örgüte karşı çıkmak veya liderlikten farklı görüşler beyan etmek, ölüm cezasını getiren bir suç olarak görülmüştür.

Öcalan’ın, PKK içinde biat etmeyen ve eleştiren herkesi hain olarak yaftalaması, örgütün iç yapısını son derece otoriter bir hale getirmiştir. Bu, sadece politik bir yönetim tarzı değil, aynı zamanda PKK’nın içinde güç mücadelesine yol açan bir yapıyı da beraberinde getirmiştir. 1980’lerin sonlarından itibaren, PKK’nın yönetiminde yer alan pek çok isim, önce gözaltına alınmış, ardından Öcalan’ın emirleri doğrultusunda öldürülmüştür. Bu infazlar, çoğu zaman “ajanlık yapmak” ya da “devlete çalışmak” gibi bahanelerle meşrulaştırılmıştır. PKK içinde kurulan bu korku atmosferi, örgütün sadık bir biçimde işleyişini sürdürmesini sağlasa da, zamanla içindeki üyeler arasında büyük bir güvensizlik yaratmıştır.

Özellikle 1990’larda, PKK’nın kurucuları arasında en çok dikkat çeken infazlar, örgüt içindeki anlaşmazlıkların zirveye ulaşmasına yol açmıştır. PKK kurucularından Resul Altınok, Mehmet Cahit Şener, Abdullah Kumral, Suphi Karakuş gibi isimler, zaman içinde PKK’nın ideolojisine aykırı hareket ettikleri iddiasıyla öldürülmüşlerdir. Bu kişilerin öldürülmesinin ardında yatan gerekçeler, örgüt içindeki iktidar mücadelesi ve Öcalan’ın tek adam yönetimini sürdürme isteği olmuştur. Ancak bu infazların PKK’nın ideolojisiyle ne kadar bağdaşır olduğu ise tartışmaya açıktır, zira devrimci bir hareketin, kendi içindeki eleştirileri ölümle cezalandırması, özgürlük ve eşitlik gibi temel değerlere ters düşmektedir.

PKK’nın içinde gerçekleşen iç infazların en dramatik olanlarından biri, örgütün ilk yıllarındaki kuruculardan biri olan Sakine Cansız’ın öldürülmesidir. Cansız, PKK’nın kurucuları arasında yer almakla birlikte, bir süre sonra örgüt içindeki disiplin anlayışına karşı çıkmış ve MİT ile ilişkili olduğu iddialarıyla, örgüt tarafından infaz edilmiştir. Cansız’ın öldürülmesinin ardından, PKK içerisinde “ihanet” etiketinin ne kadar kolayca yapıştırılabildiği ve liderliğe karşı çıkanların ölümle cezalandırılabileceği, örgütün içindeki diğer üyeleri de derinden etkilemiştir. Bu tür infazlar, PKK’nın devrimci kimliğini sorgulatan, aynı zamanda örgüt üyeleri arasında korku ve itaatkâr bir yapıyı güçlendiren bir unsura dönüşmüştür.

9.1. PKK’nın Kadınlara ve Çocuklara Yönelik Cinsel Suistimalleri ve İnsan Hakları İhlalleri

PKK (Kürdistan İşçi Partisi), kuruluşundan itibaren sadece silahlı eylemleriyle değil, kendi bünyesinde ve kontrol ettiği bölgelerde kadınlara ve çocuklara yönelik ağır insan hakları ihlalleriyle de anılmıştır. Özellikle örgüt içi disiplin adı altında gerçekleştirilen infazlar, cinsel tacizler ve çocukların zorla silah altına alınması, PKK’nın uluslararası hukuk açısından birçok ciddi suç işlemesine yol açmıştır.

Örgüt içinde kadınlar, özellikle genç kızlar, hem cinsel sömürü hem de psikolojik baskının hedefi olmuştur. Örgütün kurucu lideri Abdullah Öcalan (Apo) dahil olmak üzere lider kadroların, genç kızları cinsel ilişkiye zorladığı, bu ilişkiye direnenlerin ise infaz edildiği ya da ağır cezalara maruz bırakıldığına dair çok sayıda tanık ifadesi ve eski örgüt üyelerinin anlatımları bulunmaktadır. Öcalan’ın kendisinin de, örgüt içi pozisyonunu kullanarak genç kadınlar üzerinde cinsel tahakküm kurduğu, zaman zaman hamile kalan kadınların ise sessizce “ortadan kaldırıldığı” iddia edilmiştir.

PKK’nın kadınları örgüte “özgürleşme” vaadiyle katmaya çalıştığı, ancak sonrasında onları sistematik bir baskı, cinsel sömürü ve zorunlu militanlığa maruz bıraktığı görülmektedir. Kadınların hamile kalması örgüt içerisinde bir “suç” gibi değerlendirilmiş, doğacak çocukların örgüt yapısına zarar vereceği bahanesiyle hamile kadınlar infaz edilmiştir. Bu durum, hem bireysel hakların hem de en temel yaşam hakkının ağır bir şekilde ihlali anlamına gelmektedir.

Ayrıca PKK, çocuk yaşta bireyleri silahlı kamplarda eğiterek, onları savaşçı olarak kullanmıştır. Bu çocuklar ailelerinden koparılmış, eğitim ve sağlık haklarından mahrum bırakılarak savaşın doğrudan öznesi haline getirilmiştir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre savaşta çocuk asker kullanımı açık bir savaş suçudur. PKK bu suçu sistematik bir şekilde işlemiştir.

Sonuç olarak, PKK’nın özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik uygulamaları, uluslararası toplum tarafından “insanlığa karşı suç” ve “savaş suçu” kapsamına alınabilecek niteliktedir. Cinsel şiddet, zorla hamile bırakma ve ardından infaz gibi ağır suçlar, örgütün “özgürlük” söylemiyle çelişen karanlık yüzünü ortaya koymaktadır. Bu ağır ihlallerin belgelenmesi, hem mağdurların sesinin duyurulması hem de uluslararası adalet mekanizmalarının işletilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Sonuç olarak, PKK’nın iç yapısındaki infazlar, yalnızca fiziksel öldürmeler değil, aynı zamanda örgütün psikolojik kontrol mekanizmalarını güçlendirmeyi amaçlayan bir strateji olarak işlev görmüştür. Öcalan’ın liderliği altında, her tür eleştiri ve karşı duruş, ölümle cezalandırılarak, PKK’nın iç disiplini sağlanmaya çalışılmıştır. Bu durum, hem PKK içindeki üyeler arasında büyük bir güvensizlik yaratmış hem de örgütün ideolojik duruşunun büyük ölçüde yozlaşmasına yol açmıştır. PKK’nın yıllar içinde sürdürdüğü iç infazlar, örgütün kendi üyelerine bile ne denli acımasız bir yaklaşım sergilediğini gözler önüne sermektedir.

10. Uluslararası Destek: ABD, Yunanistan, AB, İsrail’in Rolü

PKK’nın uluslararası destek alması, örgütün faaliyetlerinin boyutlarını genişletmiş ve uzun yıllar boyunca küresel düzeyde tartışmalara yol açmıştır. Başta ABD, AB ülkeleri, İsrail ve Yunanistan olmak üzere bir dizi uluslararası aktör, zaman zaman PKK’yı doğrudan ya da dolaylı yoldan desteklemiş, bu da örgütün Türkiye ile olan mücadelesini daha karmaşık bir hale getirmiştir. PKK’nın özellikle 1980’lerin sonlarından itibaren, bölgesel ve küresel aktörlerden aldığı çeşitli yardımlar, örgütün askeri kapasitesini artırmış ve Türkiye’ye karşı yürütülen terör eylemlerinde önemli bir rol oynamıştır.

ABD’nin PKK’ya olan tutumu, özellikle 1990’ların sonlarından itibaren tartışma konusu olmuştur. PKK, başlangıçta ABD’nin terörist örgüt listesinde yer alırken, özellikle 2000’li yıllarda ABD’nin Orta Doğu’daki stratejik çıkarları doğrultusunda, PKK’nın yan kollarından olan YPG ile işbirliği yapma yoluna gitmiştir. ABD, PKK’nın Suriye’deki uzantısı olan YPG’yi, “IŞİD’e karşı mücadelede” önemli bir müttefik olarak görmüş ve onlara askeri eğitim ve lojistik destek sağlamıştır. ABD’nin bu yaklaşımı, Türkiye ile olan ilişkilerini gerginleştirmiş, Türkiye PKK ve YPG’nin aynı ideolojik çizgide olduğunu vurgulayarak bu desteğin sona ermesini talep etmiştir. Ancak, bu dönemde ABD’nin PKK’ya ve YPG’ye verdiği destek, Suriye iç savaşının şekillenmesinde önemli bir faktör olmuştur.

AB ülkeleri de PKK ile ilgili tutumlarını zaman zaman değiştirmiştir. Özellikle 1990’ların başından itibaren, PKK’nın Avrupa ülkelerinde faaliyet göstermesi, örgütün finansman kaynaklarını ve lojistik altyapısını güçlendirmiştir. Almanya, Fransa, Hollanda gibi ülkeler, PKK’nın Avrupa’daki bazı aktivitelerine göz yummuş ve PKK’nın propagandasını serbestçe yapmasına imkan tanımıştır. Bu ülkelerdeki Kürt diasporası, PKK’nın faaliyetlerini sürdürmesi için önemli bir destek sağlamış, aynı zamanda bazı Avrupa ülkeleri PKK’nın terörist örgütler listesine alınmasını geciktirmiştir. Ancak, zamanla Avrupa Birliği ülkeleri PKK’yı terörist örgüt olarak kabul etmeye başlamış ve PKK’nın Avrupa’daki faaliyetlerine yönelik sıkı denetimler uygulamaya başlamıştır. Bu durum, PKK’nın Avrupa’daki etkinliğini sınırlandırmış olsa da, Avrupa’nın verdiği destek, PKK’nın mali ve lojistik açıdan güçlenmesine yol açmıştır.

İsrail’in PKK ile ilişkisi de oldukça karmaşık bir hal almıştır. Başlangıçta, İsrail’in PKK’ya verdiği doğrudan destek konusunda kesin kanıtlar bulunmamakla birlikte, bazı kaynaklar İsrail’in PKK’nın silah tedariki ve lojistik ağlarına dolaylı olarak yardımcı olduğunu öne sürmektedir. Bu destek, özellikle Orta Doğu’daki stratejik çıkarlar çerçevesinde şekillenmiştir. PKK’nın, bölgedeki diğer devletlerle olan ilişkileri zaman zaman gizlilik içinde yürütülmüş ve özellikle İsrail ile Kürtler arasındaki siyasi ilişkiler, daha sonraları medyada geniş yer bulmuştur. Ancak, İsrail’in PKK’ya verdiği desteğin, İsrail’in genel dış politikasıyla uyumlu olup olmadığı konusunda birçok soru işareti bulunmaktadır. İsrail’in, PKK’ya karşı olan tutumu, bölgedeki dengelerle bağlantılı olarak zaman zaman değişkenlik göstermiştir.

Yunanistan’ın PKK ile ilişkileri, 1980’lerin ortalarından itibaren daha belirgin hale gelmiştir. Yunanistan, PKK’nın Türkiye’ye karşı yürüttüğü mücadelesine zaman zaman dolaylı olarak destek vermiş, özellikle PKK’nın Türkiye sınırındaki faaliyetlerini kolaylaştırmak adına bölgesel olarak çeşitli fırsatlar sunmuştur. Yunanistan, PKK’yı desteklerken, aynı zamanda kendi stratejik çıkarlarını da gözetmiş ve Türkiye’ye karşı olan tarihi rekabetini bu şekilde sürdürmeyi amaçlamıştır. Bu ilişkiler, özellikle Türkiye’nin Yunanistan ile olan siyasi ve askeri ilişkilerini de etkilemiş, PKK’nın Yunanistan’daki faaliyetleri, Türkiye ile Yunanistan arasında diplomatik krizlere yol açmıştır. Yunanistan’ın PKK’ya verdiği bu destek, zaman içinde uluslararası kamuoyunda tartışmalara neden olmuş, ancak özellikle 1990’ların sonlarından itibaren Yunan hükümetinin bu desteği sonlandırmaya yönelik adımlar attığı gözlemlenmiştir.

Sonuç olarak, PKK’nın uluslararası desteği, sadece bölgesel değil küresel anlamda da etkili olmuştur. ABD, AB ülkeleri, İsrail ve Yunanistan, çeşitli dönemlerde PKK’nın stratejik hedeflerine ulaşabilmesi için önemli destekler sağlamışlardır. Ancak bu desteklerin, uzun vadede PKK’nın şiddetle ve terörle olan ilişkisinin derinleşmesine ve uluslararası alanda daha fazla tanınmasına yol açtığı unutulmamalıdır. PKK, bu desteği kullanarak hem örgütün askeri gücünü artırmış hem de uluslararası düzeyde daha fazla görünürlük kazanmıştır. Bununla birlikte, bu desteğin Türkiye ile olan diplomatik ilişkileri zedelemiş ve bölgesel güvenliği tehdit eden bir faktör haline gelmiştir.

11. PKK’nin Türkiye, Kürtler ve Bölgeye Verdiği Zararlar

PKK’nın varlığı, sadece Türkiye Cumhuriyeti için değil, aynı zamanda bölgedeki Kürt halkı ve genel olarak Orta Doğu’nun güvenliği için büyük tehditler yaratmıştır. 1980’li yıllardan itibaren, PKK’nın terör faaliyetleri, hem Türkiye’nin iç güvenliğini ciddi şekilde sarsmış hem de bölgesel istikrarı bozan bir faktör olmuştur. Özellikle PKK’nın dağa çıkardığı gençler, Kürtlerin sorunlarını çözmekten çok, onları terör eylemleriyle ilişkilendirmiş ve bölgede derin bir toplumsal bölünmeye yol açmıştır. PKK’nın askeri stratejisi, yalnızca güvenlik güçlerine değil, aynı zamanda sivil Kürtlerede büyük zararlar vermiştir.

PKK’nın terörist eylemleri, özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesinde büyük bir insani krize yol açmıştır. 1980’lerin sonlarından itibaren, PKK’nın sivil yerleşimlere yönelik saldırıları, çok sayıda sivilin hayatını kaybetmesine, binlerce ailenin evsiz kalmasına ve bölgedeki altyapının büyük ölçüde tahrip olmasına sebep olmuştur. PKK’nın öldürdüğü veya yaraladığı sivil Kürtler, toplumsal güveni ve sosyal yapıyı zedelemiş, Kürtler arasında büyük bir korku ve güvensizlik yaratmıştır. Ayrıca, PKK’nın düzenlediği bombalı saldırılar ve yol kesme eylemleri, bölgedeki ekonomik faaliyetleri durma noktasına getirmiştir. Tarım, hayvancılık ve küçük işletmeler, PKK’nın kontrol altındaki bölgelerdeki şiddet eylemleri nedeniyle büyük zararlar görmüştür.

PKK’nın uzun yıllar boyunca sürdürdüğü terör faaliyetleri, Kürtler üzerinde de derin bir psikolojik etki bırakmıştır. Özellikle, örgütün dağa çıkardığı gençler ve çocuklar, PKK’nın propagandası ve baskılarıyla silah altına alınmış ve gerilla mücadelesine katılmaya zorlanmıştır. Bu süreç, Kürt toplumunun geleceği için büyük bir kayıp yaratmış, pek çok aile için ciddi travmalara yol açmıştır. PKK’nın, çocukları ve gençleri terörist faaliyetlere çekme çabaları, bölgedeki ailelerin huzurunu ve güvenliğini sarsmış, aile yapısını zayıflatmıştır. Birçok aile, çocuklarının PKK tarafından zorla alıkonulmasından dolayı büyük acılar yaşamıştır. Bu durum, Kürtlerin PKK’ya karşı olan tutumunu da karmaşıklaştırmış, örgütün propagandasına karşı bir direniş geliştirmek isteyen ancak şiddetin yarattığı korku nedeniyle etkisiz kalan bir toplum profili ortaya çıkarmıştır.

Bununla birlikte, PKK’nın bölgedeki etkisi, Kürtlerin tarihsel olarak sahip oldukları kültürel, sosyal ve ekonomik haklarıyla doğrudan bağlantılıdır. PKK, başlangıçta “Kürtlerin haklarını savunma” iddiasıyla hareket etmiş gibi olsa da, zamanla örgütün silahlı mücadeleye odaklanması, Kürtlerin “toplumsal haklarını” elde etme amacını geriye atmıştır. Kürtlerin çeşitli talebi, PKK’nın şiddet içeren yaklaşımı yüzünden ulusal ve uluslararası alanda yeterince duyulmamış ve bölgedeki çözüm süreçleri hep kesintiye uğramıştır. PKK’nın, bölgedeki Kürt kökemlilerin haklarını savunma adına attığı adımlar yerine, terörizmi kullanarak toplumu korkutması, bölgesel çözüm için fırsatları azaltmış ve barışçıl mücadelenin önüne geçmiştir.

Öte yandan, PKK’nın Türkiye ile olan mücadelesi sadece Türk devletiyle değil, Kürtler arasındaki iç çatışmaları da derinleştirmiştir. PKK, karşısındaki en büyük engel olarak kabul ettiği Kürt liderlerine, eski PKK üyelerine ve hatta bazen kendi içindeki muhaliflerine karşı infazlar gerçekleştirmiştir. Örgüt, içindeki sapmalara karşı sert cezalar uygulamış, bu da onun baskıcı ve totaliter yapısının bir göstergesi olmuştur. PKK’nın iç infazları, örgüt içinde sadece disiplinsiz hareket edenleri değil, bazen sırf kişisel görüş ayrılıkları yüzünden öldürülenleri de kapsayarak, birçok Kürt ailesinin yaralanmasına yol açmıştır. Ayrıca, örgütün 1980’li yıllarda Kürtler arasında ayrımcılık yaparak, kendi gücünü pekiştirmeye çalışması, Kürt toplumu içinde derin yaralar açmış ve toplumun birlikteliğini zayıflatmıştır.

Son olarak, PKK’nın sadece Türkiye’yi değil, Orta Doğu genelindeki güvenliği de tehdit eden bir faktör haline geldiği söylenebilir. PKK’nın Irak ve Suriye’deki faaliyetleri, bu ülkelerdeki iç savaşlar ve bölgesel çekişmelerle birleşerek, bölgesel istikrarı daha da zorlaştırmıştır. PKK’nın bu iki ülkedeki varlığı, hem bölge halklarına hem de devletlere büyük zararlar vermiştir. Suriye’de YPG’nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatısı altında özerklik talep etmesi, Suriye’nin kuzeyinde PKK’nın etkisinin artmasına yol açmış, bu durum Türkiye’nin güvenlik kaygılarını daha da derinleştirmiştir. Bu da, Orta Doğu’nun güvenlik dengesini bozmuş ve uluslararası güçlerin bölgeye müdahalesine zemin hazırlamıştır.

12. PKK ve “Demokratik Konfederalizm” Kılıfı

PKK, 1990’ların sonlarından itibaren ideolojik olarak önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Bu dönemde Abdullah Öcalan, örgütün amacını bağımsız bir Kürt devleti kurmaktan, Kürt halkının “demokratik haklarını” savunmaya ve özellikle Türkiye’deki Kürt nüfusuna daha fazla yerel özerklik ve kültürel haklar tanınmasına yönelik bir stratejiyi benimsemeye yönlendirmiştir. Bu dönüşüm, PKK’nın en önemli ideolojik değişimlerinden biridir ve “Demokratik Konfederalizm” adı altında tanımlanmıştır. Öcalan, 1999’da tutuklanmasının ardından, özellikle Kürt halkının özgürlük mücadelesini daha geniş bir demokrasi ve eşitlik mücadelesi olarak tanımlamaya başlamıştır. Bu strateji, PKK’nın silahlı mücadelesinin biçiminden çok, daha çok yerel yönetimlerdeki siyasi hakları savunmaya yönelikti.

Demokratik Konfederalizm, Öcalan’ın geliştirdiği, merkeziyetçi olmayan bir yönetim modelidir. Bu modelde, devletin yerine demokratik komünler ve konfederal yapılar önerilmektedir. PKK, bu kılıf altında Kürt halkının, etnik kimliklerini ve kültürel haklarını savunurken, aynı zamanda Türkiye’nin merkezi devlet yapısına karşı çıkmaya devam etmektedir. Bu yeni strateji, PKK’nın silahlı eylemlerini doğrudan hedef almak yerine, yerel yönetimlerde etkili olma ve toplumsal yapıyı dönüştürme üzerine yoğunlaşmaktadır. Ancak, bu dönüşümde önemli bir çelişki mevcuttur: PKK’nın kurucusu ve lideri olan Abdullah Öcalan, bu dönüşümü yaparken hala silahlı mücadeleyi bir araç olarak kullanmaya devam etmiştir. Bu durum, Demokratik Konfederalizm’i, bir yandan barışçıl bir çözüm arayışı olarak sunarken, bir yandan da örgütün silahlı faaliyetlerinin devam ettiği bir çelişki yaratmıştır.

Bu ideolojik değişimin en önemli yönlerinden biri, PKK’nın dış desteği konusunda bir yeniden şekillenen stratejiye gitmesidir. PKK, 2000’lerden sonra, özellikle Avrupa’da daha fazla siyasi destek arayışı içine girmiştir. Avrupa’da yaşayan Kürt diasporası, PKK’nın bu yeni ideolojisinin yayılmasında önemli bir rol oynamıştır. Aynı zamanda, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri, PKK’yı terörist bir örgüt olarak görmekle birlikte, Kürtlerin demokratik haklarını savunma çabalarını zaman zaman hoş karşılamışlardır. Bu durum, PKK’nın uluslararası alandaki iki yüzlü bir strateji izlemesine yol açmıştır. Demokratik Konfederalizm, PKK’nın Batı’dan aldığı destekle birleşmiş, ancak aynı zamanda örgütün silahlı faaliyetlerine zemin hazırlamıştır.

Bununla birlikte, PKK’nın Demokratik Konfederalizm görüşü, yalnızca bir siyasi strateji olarak değil, aynı zamanda örgütün mevcut yapısındaki bazı sorunları gizleme amacı taşımaktadır. PKK’nın önde gelen liderlerinden bazıları, bu yeni stratejinin aslında Öcalan’ın liderliğini güçlendirmeye yönelik bir taktik olduğunu öne sürmüşlerdir. Demokratik Konfederalizm, çok kez yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gerektiğini savunsa da, bu modelin uygulanabilmesi için merkezi hükümetle müzakere edilmesi gerektiği gerçeği de göz ardı edilmiştir. PKK’nın bu yeni stratejisinin uygulanabilirliği, örgütün lider kadrosunun elindeki güce ve stratejilere sıkı sıkıya bağlıdır. Öcalan’ın ve PKK’nın liderlerinin halkın desteğini kazanma çabaları, örgütün uluslararası alandaki etkileşimini de büyük ölçüde etkilemiştir.

PKK’nın bu yeni stratejisi, Kürt sorununun çözümüne yönelik bazı umutları yeşertmiş olabilir, ancak bu, örgütün geçmişteki şiddetli ve terörist taktiklerinin tamamen terk edildiği anlamına gelmemektedir. PKK, hâlâ silahlı mücadeleyi ve terörü bir araç olarak kullanmaya devam etmektedir. Türkiye’nin güneydoğusunda ve çevre bölgelerde, PKK’nın faaliyetleri zaman zaman bu “demokratik” söylemin ardında sürdürülmüştür. Dolayısıyla, Demokratik Konfederalizm’in tam anlamıyla ne ölçüde uygulanabilir olduğu hala tartışmalı bir konudur. PKK’nın ideolojik dönüşümüne rağmen, örgütün şiddet içeren faaliyetleri ve terörist eylemleri devam etmektedir, bu da örgütün gerçekten ne kadar değiştiği hakkında önemli soru işaretleri bırakmaktadır.

13. Sonuç ve Değerlendirme

PKK, tarihsel olarak şiddet içeren eylemler ve terörist faaliyetlerle tanınan bir örgüt olmasına rağmen, zaman içinde ideolojik olarak bazı dönüşümler geçirmiş ve uluslararası alanda farklı destekçiler bulmuştur. Başlangıçta, “Kürtlerin bağımsızlık” mücadelesini savunan PKK, zamanla “yerel özerklik ve demokratik hakların savunulması” gibi daha geniş bir perspektife kaymıştır. Öcalan’ın geliştirdiği “Demokratik Konfederalizm “ modeli, PKK’nın şiddet içeren geçmişini aklamak ve daha geniş bir siyasi hareket olarak varlığını sürdürmek için bir strateji haline gelmiştir. Ancak, bu stratejik dönüşüme rağmen PKK’nın silahlı mücadeleyi bırakmaması, örgütün hala terörist bir yapı olarak tanınmasına neden olmuştur.

Uluslararası destekler, PKK’nın hem stratejik hem de pratik olarak güçlenmesine katkı sağlamıştır. ABD, AB, İsrail gibi devletlerin farklı stratejik çıkarları, PKK’nın dış ilişkilerinde önemli bir rol oynamıştır. Ancak bu destekler, PKK’nın küresel alanda meşruiyet kazanmasını sağlasa da, aynı zamanda Türkiye ile ilişkilerin gerilmesine yol açmıştır. Sonuç olarak, PKK’nın hem iç yapısındaki dönüşüm hem de uluslararası desteklerle olan ilişkileri, örgütün varlığını sürdürmesine ve küresel etkisini arttırmasına zemin hazırlamıştır. Bu süreçte, PKK’nın “siyasi amaçları ve şiddet içeren yöntemleri” arasındaki çelişki, hala çözülemeyen bir sorun olarak kalmaktadır.

Kaynakça

Kitaplar ve Akademik Çalışmalar:
• Ercan, S. (2017). PKK ve Kürt Meselesi: Tarihsel ve Sosyolojik Bir İnceleme. İstanbul: Alfa Yayınları.
• Çandar, C. (2012). Dağdan İniş: PKK Nasıl Silah Bırakır? İstanbul: İletişim Yayınları.
• Yalçın, S. (2012). Gladio’nun Türk Tetikçileri. İstanbul: Destek Yayınları.
• Bozarslan, H. (1996). Kürd Milliyetçiliği ve Kürd Sorunu (1919–1995). İstanbul: İletişim Yayınları.
• Ganser, D. (2005). NATO’s Secret Armies: Operation Gladio and Terrorism in Western Europe. London: Frank Cass.
• Marcus, A. (2007). Blood and Belief: The PKK and the Kurdish Fight for Independence. New York: New York University Press.
• Pope, H., & Pope, N. (1997). Turkey Unveiled: A History of Modern Turkey. New York: Overlook Press.
• Gunter, M. M. (1990). The Kurds in Turkey: A Political Dilemma. Boulder: Westview Press.
• McDowall, D. (2004). A Modern History of the Kurds. London: I.B. Tauris.
• Uslu, E. (2009). Terörizm ve PKK Gerçeği. Ankara: ASAM Yayınları.
• Barkey, H. J., & Fuller, G. E. (1998). Turkey’s Kurdish Question. Lanham: Rowman & Littlefield.
• Olson, R. (1996). The Kurdish Nationalist Movement in the 1990s: Its Impact on Turkey and the Middle East. Lexington: University Press of Kentucky.
• Jongerden, J. (2007). The Settlement Issue in Turkey and the Kurds: An Analysis of Spatial Policies, Modernity and War. Leiden: Brill Academic Publishers.

Resmi Belgeler ve Raporlar:
• Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Terörle Mücadele Raporları (1984–2024).
• T.C. Dışişleri Bakanlığı PKK Raporları (Çeşitli Yıllar).
• Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı, PKK Terör Faaliyetleri Kronolojisi (1984–2023).
• ABD Dışişleri Bakanlığı (U.S. Department of State), Country Reports on Terrorism (1990–2023).
• Europol, European Union Terrorism Situation and Trend Report (TE-SAT) (2007–2023).
• Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Raporları (PKK/YPG bağlantıları hakkında, 2015–2022).
• Human Rights Watch (HRW), Turkey/Kurdish Conflict Reports (1990–2023).
• Amnesty International, Turkey: Human Rights Violations in the Context of the Kurdish Conflict (Çeşitli Yıllar).

Haber Ajansları ve Gazeteler:
• BBC News Arşivleri: Kurdish Conflict, PKK-YPG Relations (1980–2024).
• France24 Arşivi: Kurdish Militias and Global Responses (2012–2024).
• Middle East Eye, Kurdish Affairs (2015–2024).
• Deutsche Welle Türkçe, PKK/YPG Dosyaları (2010–2024).
• Anadolu Ajansı (AA), PKK Terörü Arşiv Haberleri (1984–2024).
• Reuters News Agency, PKK and U.S. Relations Reports (2000–2024).
• Al Jazeera English, Turkey–Kurd Conflict Analysis (2000–2024).
• Yeni Şafak, PKK’nın İç Yapısı ve İnfazlar (2015–2024).
• Sabah Gazetesi Arşivleri, PKK Terör Dosyası (2010–2024).
• The Guardian, Kurdish Question Global Perspectives (1995–2024).

Özel Belgeler ve Tanıklıklar:
• İmralı Görüşme Tutanakları (2013).
• Apo’nun Ayetleri (PKK itirafçı ifadeleri derlemesi), (1999).
• Abdullah Öcalan, Bir Halkı Savunmak (2004).
• Sakine Cansız, Hayatım – PKK Anıları (2012).
• Hüseyin Yılmaz, PKK İç İnfazlar ve Ajanlaştırma Süreçleri Üzerine Bir İnceleme (2018).
• Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki Savunmaları (1999, 2004, 2012).
• İHD (İnsan Hakları Derneği) Çocukların Silah Altına Alınması Raporları (1995–2023).
• SETA Vakfı, PKK/YPG Raporu: Uluslararası Destekler ve İnfazlar (2019).

Uluslararası Araştırma Raporları ve Çalışmalar:
• RAND Corporation, Kurdish Militancy and Turkey’s Response (2017).
• Carnegie Endowment for International Peace, The Kurdish Dilemma (2020).
• International Crisis Group, Turkey’s PKK Conflict: The Unending Struggle (2012–2024).
• Chatham House, Kurdistan and Regional Geopolitics (2015).
• SIPRI (Stockholm International Peace Research Institute), Middle East Conflict Arms Transfers (2010–2023).



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. atalay konur avatarı
    atalay konur

    çözüm olcak.yalnız ap ve apoculara asla af olmayacak.yurt dışındaki apocular yurda alınmayacak.pkk ve yan uzantılarının hiç bir talebi karşılanmayacak.şartsız terörr -e son verlecek pkk lağv edilip sonlandırılacak.apocu vekiller bir daha vekil olmayacaklar.50.000 şehidimizin sorumlusu olan apoya ev hapsi bile verilemez

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar