“Yaldızlı Saraydan Yaldızsız Sofraya: Milletin Direnişi, Şalgamla Turp Arasında Ezilmez”

Okuma Süresi:

2–3 dakika
❤️

Bir köy kadını oturmuş kapısının önüne,
Elinde tülbent, dudağında suskunluk.
Ama gözlerinde öfke:
“Bu milletin sırtından yükselen saraya, biz gölge etmeyiz.
Ama unutma, o sarayın temeli bizim alın terimizdir.”

Sarayın camları kuş geçirmiyor belki,
Ama halkın penceresinden artık umut da geçmiyor.
Kiminin ocağında ekmek pişmiyor,
Kiminin sofrasında çorba kokusu bile yok.
Sen hâlâ market arabasını “bolluk sembolü” diye pazarlıyorsun,
Millet ise sepetin dibine bakıyor:
“İndirimli hayat yok mu bu raflarda?”

Bir zamanlar “Ben bu milletin hizmetkârıyım” dedin,
Şimdi millet senin merdivenlerini çıkamıyor.
Asansörlü bir iktidarın peşinden,
Basamak basamak düşüyor halkın onuru.

Yol dedin, yaptın.
Köprü dedin, diktin.
Ama insanın yolunu unuttun,
Vicdanla halk arasında bir köprü kuramadın.
Binalar yükseldi, fiyatlar uçtu,
Ama milletin boynu hep eğri kaldı.
Hani omurgalı siyaset nerede?
Eğilen yine halk oldu,
Sen değil.

Köylü tarlasına değil, pazara bile gidemiyor artık.
Mazot olmuş fıkra, gübre lüks.
“İthal tarım” dedin,
Domatesin yurduna vize koydun.
Ama o domatesi yetiştiren elleri görmedin:
Çatlamış avuçlar, yırtık lastik ayakkabılar.
Biraz da oralara bak be reis.
Sarayın camından görünen Türkiye değil burası.

Şalgamla gelen propaganda,
Turp gibi söküldü halkın aklından.
Bir zamanlar miting meydanlarında alkış tutan kalabalıklar,
Şimdi fısıldaşıyor pazarda:
“Geçinemiyoruz, ama susuyoruz. Çünkü konuşmak lüks oldu.”

Basın hür mü?
Ancak sarayın balkonuna kadar.
Oradan sonrası yasak bölge.
Bir kameranın merceği,
Gerçeği değil, izin verilen kadarını gösteriyor.
Halkın gözleri bağlı,
Ama kulakları hâlâ sağır değil:
Duymaya devam ediyor bu gürültüyü.

Bir zamanlar seni sevenler bile artık şöyle diyor:
“Biz seni yol yaptın diye sevdik,
Ama o yolları sadece senin konvoyun kullanınca,
İşin rengi değişti.”

Sen milletin aklıyla oynamaya kalktın,
Ama bu millet her darbeden bir akıl devşirmiştir.
Susmuşsa, korkudan değil;
Sabırdan.
Ve bil ki sabır taşı da çatlar.

Milletin cebine bak:
Emekli ayın sonunu göremiyor,
Öğrenci KYK borcunu yazıya dökemiyor.
İşçi hâlâ mesaiyle geçinemiyor,
Ama sen sarayda çay servisiyle şov yapıyorsun.
Şovun bittiği yer:
Bakkal defterinin sayfası.
Oraya yazılan borçlar,
Senin seçim vaatlerinden daha gerçektir.

Bir memleket düşün ki,
Asgari ücretle yaşamak mucize,
Ama yandaşla zenginleşmek sıradan.
Bir ülke düşün ki,
Yargı “bağımlı” olmuş,
Hakikat yeraltına çekilmiş.
Ve sen hâlâ “milletin iradesi” diyorsun.
İrade buzdolabında yer bulamıyor artık.

Son olarak şunu yaz köşene:
Bu halk, belki bir gün sustu.
Ama unutma,
Türk milleti yeri geldi mi susar susar,
Sonra sandıkla konuşur.
Ve o gün geldiğinde,
Şalgam da, turp da çürür.
Sarayların kapısı aralanır,
Halk yeniden çıkar meydana:
“Bu memleket bizim.
Ve biz senden büyüğüz.”

Sefa Yürükel
Oslo/ Norveç
Nisan 2025



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar