HİLAFET OSMANLI’YI ARAPLAŞTIRARAK BATIRDI

Okuma Süresi:

7–10 dakika
❤️

TÜRKLERİN EN BÜYÜK KABAHATİ, TARİHLERİNİ ÖĞRENMEK İSTEMEMELERİ…

BUNDAN DOLAYI TÜRK OLMAYANLARI BAŞ TACI EDEREK, BAŞ TACI EDİLENLER

TARAFINDAN KENDİLERİNİN YÖNETİLMELERİNİ HAK EDİYORLAR,MI?…

Kalın sağlıcakla

Rehan Gündoğmuş

Saygıdeğer Ağabeyim merhaba,

göndermiş olduğunuz bilgiler için teşekkür ederim.

Toplumumuzda Osmanlı konusu açıldığında hemen bir ayrışma/zıdlaşma oluşuyor. Bu olgu günümüzde milli birliğimizi tehdit eder boyutta. Halbuki tarihi olaylar insanoğlunun ders çıkarması gereken bilgileri içerir. Rahmetli Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy bundan dolayı Safahatın 7. Kitabında  anılan ders çıkarmayı çok veciz bir şekilde şöyle dile getirmiş:

Geçmişten adam hisse kaparmış…

Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

“Tarih”i  “tekerrür”  diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

MEHMET AKİF ERSOY

WhatsApp üzerinden gelen sunmuş olduğunuz aşağıdaki bilgileri yazan şahıs adını belirtmemiş, fakat değindiği hususlar hakikat. Çoğunlukla, Tarihçiler eserlerini yazarken; kronolojik sıralama ve olayların cereyan ettiği yerlerin haritalarını ya hiç, yada sınırlı miktarda yansıtıyorlar. Muhtemelen artan sahife sayısının yarattığı maliyet artışlarını küçültmeyi düşünüyorlar, fakat bir eksiklik.

Aşağıdaki bilgileri düzenleyen şahıs içeriğiyle birlikte kronolojiyi düzgün yapmış.

Osmanlı’nın birinci ve ikinci Viyana kuşatmaları, ki ikinci kuşatmada Hıristiyan koalisyonunu kurtaran Leh/Polanya’lı kralı III. Johann Sobeiski’nin yardımıyla, başarısızlığa uğrayınca  Osmanlı’da geriye çekilme/ricat başladı. Geriye çekilme, dünya harp tarihine geçen Sakarya harbinde Türk Milletinin Kahramanları tarafından durdurulmuştu. Allah hepsinden razı olsun. Özellikle İnebolu’dan gelen mühimmatı kağnıyla sefkeden bebek kundağındaki Elif yavrusunu samanların içerisine gömdüğü top mermilerinin arasında ve top mermileriyle birlikte üzerini yorganla örterek koruyan ve Kastamonu’ya sevk eden ve Askeriyinin önünde donarak şehit düşen Kahramanımız Şerife bacıyı asla hiçkimse unutmasın! Günümüzde sahip olduğumuz hürriyeti bu eşsiz Kahramanlarımıza borçluyuruz. Hepsini saygı ve minnetle yad ediyorum.

İkinci Viyana kuşatmasını başarısızlıkla sonuçlandıran Merzifonlu Sadrazam Kara Mustafa paşa Belgrad’ta boğduruldu. 26 Ocak 1699 tarihinde Ruslarla akit edilen Karlofça antlaşması, kaybedilen toprakların muazzam büyüklüğüyle hesaplandığında, bu antlaşma, anlaşma değil; Osmanlı’nın idam fermanıydı.

Doğamızdaki olayları zaman zaman TV programlarında izliyoruz. Sırtlanlar bir hayvanı parçalamak isterken önce sessizce bir sırtlan avına yanaşıyor. Avının vücudundaki bir yere dişlerini kilitliyor. Av hayvanı, sırtlanı vücudundan atmaya çalışırken, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci sırtlan avının üzerine yapışıp, her tarafını parçalıyor. Sırtlanlar avını yeme telaşı esnasında çevredeki aslanlar gelip avın üzerine çullanıyor. Sırtlanlar mecburen avlarını terk ediyor. Artık av aslanlara ait.

Doğadaki faaliyetleri, dünyamızdaki gelişmeleri takip etmeyenler, başkalarının avı olmaktan kendisini kurtaramaz!

Osmanlı imparatorluğunun yok olmasının temel sebebi dünyada olup bitenleri ciddi takip etmeyi beceremediğindendir. Takip etmesi de pek mümkün değil, zira Osmanlı’daki mevcut mektep ve öğretmenlerin yarısında fazlası azınlıklara ait. Osmanlı’daki azınlıkların toplam nüfusa oranı % 15 dahi değil. Cehalete mahkum edilmiş nüfustan dünyadaki gelişmelerin takibini beklemek ham hayaldir. Cumhuriyetimizi kurulduğu esnada okur yazar sayısı %5’i geçmiyordu. Büyük Önder bilge insan M.K. Atatürk cehaleti yenmek için çok seri bir şekilde türkçe harfler ve yazılımı üzerinde ciddi çalışmış ve uygulamaya sokmuştur. Sayın T.C. Burhan Savaş bey Milli Eğitim Bakanı yardımcısının o dönemde Öğretmenlerden talebi ve Öğretmenlere talimatını öbekle  paylaşarak bilgilendirdiği  için çok teşekkür ederim.

Bir meczubun; kızların üniversiteye gönderilmemesi gerektiği yönündeki beyanı,

Diyanet İşleri başkanının „Yobaz Laikler“ beyanı (hiçbir kurum bu beyandan dolayı soruşturma açmadı!), Türk milletinin Osmanlı’daki gibi  cehalete gömülmesinin arzu edildiğini bize anlatıyor. Kadını cahil bırakmak, tüm ülkeyi cahil bırakmaktır! Yine kısa bir müddet evvel menzil tarikatının yeni lideriyle züppeli herifin şeriat hukukuna daha çok eğilinmesi gerektiği hususundaki beyanı, bu tarikatın diğer bir mensubunun; Hamas’ın İsrail’e yaptığı gibi, ülkemizde benzer kalkışmanın yapılması gerektiği yönündeki beyanı,  Türkiye Cumhuriyeti‘nin yok olması  için verilen mücadelelerin somut delilleridir. Cumhuriyetimizi ortadan kaldıracak olanlar İÇ GÜÇLERDİR…

Osmanlı padişahı Abdümecit 19. Yy ortalarında Fransa’dan 5 milyar frank yirmi yıllık süreli borç alır ve yirmi yılda 20 milyar frank geriye öder. Alınan borç ile bugün düğün dernek işleri için kullanılan Çırağan sarayı inşa edilir.

Abdülmecit, Birleşik İngiliz Krallığının başbakanı William Eward Glatstone ile iyi ilişkiler/mütteffiklik arzusuna olum cevap alamadı.

Osmanlı bu olumsuzluğu gidermek için  Alman imparatorluğuna (bu imparatorluğu Osmanlının içindeki  Truva atı olarak niteliyorum ve Alman arşivlerinden tedarik ettiğim ciddi belgeler mevcut)  yöneldi. Almanlar’dan Askeriye uzmanları istedik, geldiler. Ama asıl misyonları iyi bir silah tüccarı gibi çalışarak  Alman sanayisinin silahlarını Osmanlı’ya pazarladılar.

Böylece Osmanlı kafeslenmişti. Sonrası hepimizin malumu. Osmanlı’nın askeriyesinin başında Almanların tayin ettiği komutanlar vardı. Baş Komutan Liman von Sanders Çanakkale’de düşmanın karaya tutunmasına çalışırken,

Büyük Önder bilge insan Mustafa Kemal Atatürk; düşmanın karaya tutunmasını engelleyerek Anafartalar Kahramanlığını hakkıyle elde etti, ki harbin ceridelerini isteyenlere gönderebilirim.

Osmanlı 19. Yy başından itibaren dağılma sürecine girmesi, Balkanlarda yaşanan bağımsızlık hareketleri sonucunda 1804’te Sırp isyanı ile başlayan gelişmeler Yunanistan ve Romanya’nın bağımsız olmalarıyla devam etti. Sırp isyanında etkin rol oynayan Rus Panslavist teorisyeni Olga Novikoff; Rusya’nın yayılmacı politikalarını Avrupa ülkelerinin başkentlerinde devlet adamlarını kazanmaya yönelik faaliyetlerde bulunurak, avrupa ülkelerinin gözlerinin açılmasını sağlamıştır.

Amerikan ve İngiliz misyonerler neşterlerini Filibe (Plovdiv)‘de yaşayan müslümanları, hıristiyanlaştırmakla başlarlar. 

19. Yy. başında (1911) Almanya’nın 1950 yıllarında avrupa hakkındaki planlarında Türkiye’nin tamamı Almanya/Deutschland olarak düşünülmüş

(Kaynak: Richard Tannenberg, Gross-Deutschland. Die Arbeit des 20. Jahrhunderts. Leipzig, 1911, S. 262)

1903 senesinde Fransa ve İngiltere „ententen cordiale (kalbi sözleşme)“yle mutabakata varır. 1907 senesinde Ruslar buna iştirak eder. Artık sırtlanların  avları Osmanlıyı yok etmek için hazırdır.

1907’de G.Kennan isimli ingiliz yazar eserinde DÜNYA HARBİ kavramını kullanır. O tarihe kadar dünya harbi kavramını bilmeyen insanlık, birinci dünya harbine yedi sene sonra şahit olur! Eğer yazar kurgulardan haberdar değil ise (ki soyadının menşei şaadetnamesinden anladığım kadarıyle haberdar) bu tanımlama müneccimliktir.

Birinci dünya harbi başlamadan evvel Yahudiler, Ermeniler ve Araplar Osmanlı’ya karşı „ententen cordiale (kalbi sözleşme)“ üzerine 1907 senesinde  mutabakata varır. Tüm bu gelişmelerden Osmanlı imparatorluğu haberdar değil, zira tedbir almadığı malum. Bu mutabak çerçevesinde güncel Filistin konusuna girmiyorum, zira ağırlık merkezini Filistin’lilerin oluşturduğu kesimin Osmanlı’nın 14 bin evladını/Atalarımızı yok ettiği tarihte kayıtlıdır. Araştırma merakı olanlar için Feridun Kandemir’in „Fahreddin Paşa’nın MEDİNE MÜDAFAASI Peygamberimizin Gölgesinde Son Türkler“ eserine müracaat edebilirler.

——– İletilen İleti ——–

HİLAFET OSMANLI’YI ARAPLAŞTIRARAK BATIRDI


Posted on November 16, 2023 by Nacikaptan

Osmanlı’ yı 1299 da, Oğuz Türklerinin Kayı Boyu kurmuştur.
Osmanlı imparatorluğu 1299 da kurulmuş, 1579 kadar 3 asır YÜKSELMİŞ….
1579 dan 1699 kadar, 1 Asır DURAKLAMIŞ.
1699 dan 1919 kadar. GERİLEMİŞ VE YIKILMIŞTIR.

Gerçekte iki farklı Osmanlı vardı.
Halifeliğe kadar olan Osmanlı…(1299-1517)
Namı diğer Türk İmparatorluğu
1517 Halifeliğin alınmasından sonraki.
Araplaşan Osmanlı İmparatorluğumuz…
Ve Araplaştıkça daha çok batan koca
Osmanlı İmparatorluğumuz…
Aslında Türkler için her şey güzel gidiyordu…
Ta ki  Halifelik sevdasına düşülene kadar…
O günkü şartlarda Halifeliği olmazsa olmaz gören
Yavuz Sultan Selim ile akıl hocası Şeyh İdris-i Bitlis-i
ve diğerleri Memlüklülerin elinden Abbasi halifeliğini
almak için Mercidabık ve Ridaniye savaşlarını tertip ederler….
Bu savaşların sonunda, kılıç zoruyla artık halifelik Türklerindir. (1517)
Ama çok büyük bir sorun çıkar, çünkü Arap dünyası halifeliğin kendilerinden
alınmasına şiddetle karşı çıkar ve Türk halifeye biat etmek istemezler…
İşte bu sorunu çözmek, Arapları, Türk halifeye bağlamak
için Arapların da kabul edeceği bir orta yol bulunur.
Bu yol Mısır’dan ve Arap diyarlarında seçilecek iki bin civarında
ulemanın, Mollanın, Ebu Suud Efendilerin İstanbul’a davet edilerek,
para, mal, mülk, arazi de verilerek kalıcı olarak yerleşmelerini sağlanır…
İmparatorluğu Araplaştırmak, diğer bir değişle…Türk İslam’ı terk edilerek,
Arap İslam’ına doğru evrilmesini, dönüştürülmesini sağlamak konusunda anlaşırlar.
Bu projeyi Araplar da destekleyince proje hayata geçer ve maalesef bundan sonra
artık imparatorlukta “bugün de kısmen olduğu gibi” Türk kelimesi yasaklanır,
“Türk’üm!” “Türkmen’im!” diyen Kızılbaş diye aşağılanır, dışlanır, kafası kesilir.
(Bu dönem sadece Kuyucu Murat Paşanın “Türk’üm” “Türkmen’im” dedikleri için
kafasını kestirip, kuyulara doldurduğu insan sayısı 158 bindir.)
Maalesef Osmanlının son 350 yılı ilk 250 yılın aksine
Türklere zulümle geçer, sıkı bir  Arap tandanslı mezhepçilik kurulur…
1603 yılına gelindiğinde artık Ehli Beyt Türk Tekkeleri yasaklanır kapatılır,
yerine Halid-i Nakşi Kürt-i Tekkeleri kurulur.
Yine bu dönem Kürtlere sayısız imtiyazlar verilir, 1839 birinci Tanzimat Fermanına kadar
Kürtler askerlikten bile muaf tutulurlar. (Kürtlere Şah İsmail diyeti ödenir…)
Yine bu dönem Türkler, saraydan, ordudan ve müesses nizamdan tasfiye edilir…
Türklerin askeri ve siyasi gücünü kırmak için bu Arap mollaların fetvalarıyla,
serdengeçti birlikleri sadece Türklerden oluşturulur ve en ön safta savaştırılır,
böylece kırdırılırlar, ganimet bile toplatmazlar…
Ganimeti de saraylardaki Arap mollalar ile işbirliği
yapan yeniçeriler kendi aralarında paylaşırlar…
Ordudan, saraydan ve müesses nizamdan yavaş yavaş tasfiye edilen, kafası kesilen,
sürgün edilen Türklerin bir kısmı bu mollalara kızar ve canını kurtarmak
için Kürtleşmeyi ana stratejik hedef olarak seçerler.
Bu aşiretler ve boyların en büyükleri Avşarlardır,
Halaçlardır, Mukri, Bayat, Beğdili, Evya, Yıvadır…
Buna tarihimizde “Ekrad Türkmanlar” denir…
Yine Kelkit’ten Hakkâri’ye kadar olan bölgede yaşayan
Akkoyunluların büyük bir kısmı İran’a gider.
(Bugün dünyanın en büyük Türk nüfusunun yaşadığı başkent Tahran’dır…)
Böylece yüzyıllarca başımızı ağrıtacak Kürt sorunu
bu politikalar sonucu gelişir ve büyür.
Osmanlı öyle bir açmaza düşmüştür ki,
ne halifelikten vazgeçebilir artık
ne de imparatorluğun kan kaybetmesini durdurabilir;
çünkü imparatorluğu kuran asli unsur
Türkmenler dışlanmıştır, mezhepçiliğe kurban edilmiştir…
Mollalar, başta matbaa olmak üzere bir sürü saçma sapan fetva verirler…
Ve sonuçta Osmanlı’ya Rönesans’ı ıskalatırlar, Rönesans’ı İngiltere kapar…
(Matbaa Osmanlı’ya ilk kez 1480’de Yahudiler ile gelir,
sonra 1527’de Ermeniler matbaaya kavuşur ve
1563’te ise Rumların matbaası vardır.
Bu meşhur mollalarımız her seferinde yeni bir fetva ile
bizimkilerin matbaaya kavuşmasını engellerler, ta ki
Batı Rönesans’ı ve aydınlanmayı yakaladıktan, yani 240 yıl sonra
1727’de İbrahim Müteferrika’nın çabaları ile matbaaya kavuşuruz;
ama bilgiye sahip olmak için artık çok geçtir…
11 Eylül 1683, Şimdi açıkça şu soru sorulmalıdır;
1299’dan 1683 Viyana Bozgunu’na kadar savaştığı tüm savaşları kazanan
bir ‘’Türk imparatorluğu’’ Osmanlı varken;
Neden son 250 yılda girdiği tüm savaşları kaybedip,
bir de kurtuluş savaşı yapmak zorunda kalmıştır?!…
(Osmanlı bu dönem; yani yaklaşık son 250 sene,
1683 Viyana Bozgunu’ndan, nihayet 1922’de Ankara,
Haymana Ovası’nda yapılan Sakarya Savaşını
kazanana kadar tüm savaşları kaybetmiştir.)
Acaba; Halifelik ve akabinde yürütülen Türk düşmanı,
Arap tipi-mezhepçi politikalara dönülmeseydi
Koca bir imparatorluk batar mıydı?
Ve yine; Yunus Emrelerin, Hacı Bektaşilerin,
Seyit Gazilerin, Ahmet Yesevilerin…
İslam’ı, İslam değil miydi?
Osmanlıyı kuran Şeyh Edebalilerin İslam’ı,
Akşemseddinlerin İslam’ı İslam değil miydi de
bu Suudlara teslim edip batırdık koca İmparatorluğu…
Bugün de aynı sürecin devam etmesi…
Tarihten hiç ders almadığımızı göstermektedir.
Pir-i Türkistanlı Ahmet Yesevi der ki:
“Din bir seçimdir, ama Türklük kaderdir!”
İşte bu yüzden
‘’Arap sevici mezhepçi” değil,
Cumhuriyet’iyiz
Türk’üz, Atatürkçüyüz .
Ne Mutlu Türküm diyene…
Bu gerçeği. Lütfen siz de olabildiğince paylaşır mısınız.

Değerli kardeşim Rehan GÜNDOĞMUŞ’A teşekkür ederim.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar