Gazeteci ve Akademik Dalkavuklar: Gerçeği Değil, Birilerinin İstediğini Satmak ve Pazarlamak

Okuma Süresi:

3–4 dakika
❤️

Gazetecilik ve akademi, demokrasinin ve toplumsal vicdanın yapıtaşları olarak kabul edilir. Bu iki meslek, gerçeği aramak, kamuoyunu bilgilendirmek ve sorgulayıcı düşünceyi beslemekle yükümlüdür. Ancak son yıllarda bu alanların büyük bir kısmı, düşünsel cesaretten uzak, konforlu pozisyonlarını korumaya odaklı, itaatkâr figürlerin istilasına uğramıştır. Bu figürler, halkın değil, iktidarın veya sponsorların taleplerine göre konuşan, yazan ve yayınlayan “dalkavuklar” haline gelmiştir (Zizek, 2008).

Baudrillard (1991), medyanın ve akademinin, gerçeği değil, sistemin yeniden ürettiği simülasyonları sunduğuna dikkat çeker. Bu bağlamda, gazetecilik ve akademi, iktidar ilişkilerinin güçlendirilmesi için işlevselleştirilmekte, doğru bilgi ve özgür düşünce sıklıkla ikinci plana atılmaktadır.

  1. Ahlaki Erozyonun Temelleri
    Kapitalist sistemin medyayı ve akademiyi metalaştırması, bu alanlarda özgür düşüncenin ve etik sorumluluğun yerini kariyerist pragmatizme bırakmasına neden olmuştur. McChesney (2004), medya endüstrisinin yalnızca bilgi üretmeyip, aynı zamanda ideolojik bir yöneticiliğe dönüştüğünü vurgulamaktadır. Medyada tiraj ve reyting kaygısı, akademide ise fon ve yayın baskısı, özünde aynı sonucu doğurmuştur: Gerçek, yalnızca satılabildiği ölçüde önemlidir. Gerçeği dillendirmek değil, alıcısı olan kurguyu pazarlamak makbul hale gelmiştir. Bu durum, iktidarın çıkarlarına hizmet eden bir “dalkavukluk” düzeni yaratır. Tuchman (1978), medyanın haberleri biçimlendirme biçimini “gerçeğin inşası” olarak tanımlar ve bu süreçte medya profesyonellerinin, sıradan vatandaşın erişebileceği objektif bilgi yerine, başkalarının gündemini destekleyen bir anlatıyı dayattığını ileri sürer.
  2. Gazeteciliğin Dezenformasyonla Sınavı
    Modern medya düzeni, habercilikten çok algı yönetimiyle ilgilenmektedir. Dalkavuk gazeteciler, siyasi iktidarların veya medya patronlarının çıkarlarına hizmet eden söylemleri, hakikatmiş gibi sunmakta, toplumun bilgi edinme hakkını sistematik biçimde gasbetmektedir (Chomsky & Herman, 1988). Eleştirel gazetecilik marjinalleştirilmiş, bunun yerine “saray muhabirliği” ve “resmi açıklama aktarıcılığı” yükselmiştir. Bu durum, medyanın bilgi sağlama işlevinden uzaklaşarak ideolojik bir araca dönüşmesine yol açmıştır.

McChesney (2004) de medya sahipliğinin merkezileşmesinin, yalnızca belirli grupların çıkarlarını yansıtan bir bilgi akışını pekiştirdiğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda, medya daha az sayıda aktörün çıkarlarını besleyen, tek sesli bir yapıya dönüşmektedir.

  1. Akademinin Çöküşü: Yayınla, Yüksel, Sus
    Üniversiteler, özgür düşüncenin değil, biat kültürünün yeniden üretildiği kurumlara dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Özellikle sosyal bilimlerde, iktidar ilişkilerine dokunmayan, eleştirel olmayan, steril ve bürokratik yayınlar teşvik edilmekte, gerçek anlamda sorgulayıcı akademisyenler sistem dışına itilmekte ya da susturulmaktadır (Yalçın, 2021). Akademik dalkavukluk, sadece söylemsel değil, yapısal bir norm haline gelmiştir.

Zuboff (2019), akademik ortamların giderek daha fazla ticari kaygılarla şekillendiğini ve gerçek bilginin genellikle finansal ve kurumsal çıkarlarla uyumlu hale getirildiğini belirtir. Bu durum, bilgi üretiminin özgürlükten çok, piyasa ve güç odaklarının ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesine yol açmaktadır.

  1. Dalkavukluğun Sonuçları
    Bu ahlaki ve entelektüel çöküş, toplumun hakikate ulaşma imkanını tahrip ederken, düşünsel çeşitliliği de daraltmaktadır. Halk, manipüle edilen bilgiyle yönlendirilirken, akademik bilginin meşruiyeti sorgulanır hale gelmektedir. Baudrillard (1991), medya ve akademinin, simülasyon üretme süreçlerinde “gerçek” ile olan bağlarını kaybettiklerini savunur. Bu durum, toplumsal algıyı şekillendiren bir “hakikat sonrası” toplumunun inşasına yol açmaktadır. Nihayetinde gazeteci ve akademik dalkavuklar, sadece kendi mesleklerinin itibarını değil, toplumsal aklın bütünlüğünü de zedelemektedir.

Sonuç:
Gerçekle kurduğu bağ zayıflayan medya ve akademi, sadece kendi ahlaki meşruiyetlerini değil, toplumun özgür düşünce temelini de kaybetmektedir. Gazeteci ve akademik dalkavukların yükseldiği bir düzen, sorgulama yerine itaatin, özgürlük yerine manipülasyonun hüküm sürdüğü bir geleceğe işaret eder. Bu nedenle, mesleki etik değerlerin yeniden inşası ve düşünsel cesaretin teşviki, bir tercih değil, zorunluluktur (Foucault, 1980). Medyanın ve akademinin özgürleşmesi için, yalnızca gerçeği yansıtan ve sorgulayıcı bir dilin yeniden yaygınlaştırılması gerekmektedir.

Kaynakça
• Baudrillard, J. (1991). Simülakrlar ve Simülasyon. İstanbul: Doğu Batı Yayınları.
• Chomsky, N., & Herman, E. S. (1988). Manufacturing Consent: The Political Economy of the Mass Media. New York: Pantheon Books.
• Foucault, M. (1980). Power/Knowledge: Selected Interviews and Other Writings, 1972–1977. New York: Pantheon Books.
• McChesney, R. W. (2004). The Problem of the Media: U.S. Communication Politics in the 21st Century. New York: Monthly Review Press.
• Özgür, M. (2019). “Akademide Neoliberal Dönüşüm ve Bilgi Üretiminin Ticarileşmesi”. Toplum ve Bilim, 147, 103–122.
• Taş, H. (2020). “İktidar, Medya ve Hakikat Sonrası Çağ”. Sosyoloji Dergisi, 44(2), 145–162.
• Tuchman, G. (1978). Making News: A Study in the Construction of Reality. New York: Free Press.
• Yalçın, F. (2021). “Türkiye’de Medya ve Sansür Mekanizmaları: Yeni Dönem Eski Baskılar”. İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, 52, 56–75.
• Zizek, S. (2008). Şiddet: Altı Yanlışlı Düşünce. İstanbul: Metis Yayınları.
• Zuboff, S. (2019). The Age of Surveillance Capitalism: The Fight for a Human Future at the New Frontier of Power. New York: PublicAffairs.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar