İRAN TÜRKLERİ – 24

Okuma Süresi:

2–4 dakika
❤️

Safevî devletinin kuruluş yıllarında sadece Antalya’dan 15 bin atlı hâlinde çoluk çocuklarıyla birlikte İran’a giden ve orada Tekelü adıyla önemli rol oynayan Türk boyu bunun tipik örneğidir. Sümer’in (1957: 445) tespitlerine göre Anadolu’dan İran’a Türk göçü Doğu Anadolu’da Türk nüfusun azalmasına sebep olacak boyuta ulaşmıştır.

7 yaşında şeyhliğe, 12 yaşında şahlığa getirilen Şah İsmail’e, Anadolu’dan gelen binlerce Türkün yardımı ile kurduğu bu devletin güçlü kalması ve kendisine tabi olan Türklerin geri dönmemeleri için Şiî mezhebinin devlet mezhebî haline getirilmesi, aynı zamanda Şiîliği sistemleştirmek ve yaygınlaştırmak gerektiği, bunun için de Bahreyn, Şam ve Lübnan’dan Şiî din adamları getirilmesi teklif edilir. Şeyh Nureddin Ali bin Abdulal Amili Kerkî (Muhakkik-i Sani adıyla tanınmaktadır) (öl. Necef 1562) Şah İsmail’in yanına gelir ve onunla görüşür. Sürekli Safevî ülkesinde kalmayan Kerkî’ye Şah İsmail her yıl 70 bin dinar gönderir. Bu zat Şah Tahmasb döneminde yeniden İran’a gelir ve Şeyh’ül İslam unvanı alarak Şiîliği tebliğ için görev alır. O kadar nüfuza sahip olur ki onun mührü ve imzası olmadan Şah Tahmasb ferman yayımlayamaz. Hatta Şah Tehmasb bir fermanla “İmam-ı Zaman” yani “Veli-yi Esr”in naibi olduğunu ilan eder. Kerkî, Şiî mezhebinin kurucusu kabul edilir.

Şiaların namaz kılarken secde mahaline koydukları ve alınlarını onun üzerine dokundurdukları toprak mühür onun kurgusudur. Hatta Kerkî, Sünnîlerle ayrılığı derinleştirmek için mihrabı ve kıbleyi bile değiştirmeye kalkışmıştır. Horasan ve Irak-ı Acem vilayetlerinde kıblenin Meşhed’e yönelik olmasını uygulamaya koymuştur.

Fakat zamanın Şiî âlimlerinden Şeyh Hüseyin Amilî bunu reddeder ve bu hususta “Tuhfet’ül Ehlü’l İman Fi Gıblet-i Erak-ı Acem ve Horasan” adlı bir kitap yazar (Mirehmedî 1369/1991: 68 vd.). Devleti kuran ve devam ettiren Türk boyları, İran’ın Fars halkı ile karışıp kaynaşmayarak varlığını zamanımıza kadar devam ettirmişlerdir. Safevî Türkleri, bütün devirlerde kendilerini İran’ın aslî unsurları ve asil topluluğu saymışlar, devletin temelini teşkil ettiklerine inanmışlar ve Türk adını iftiharla taşımışlardır. Bu Türk unsuru, zamanımıza kadar millî kültürünü devam ettirmiş ve Anadolu Türkleri ile münasebetlerini kesmemiştir.

Hatta Hazar ötesi Türkmenleri ile de ilişkilerini devam ettirmiştir (Sümer 1992: 202).

Şah İsmail’in genç yaşta ölümünden sonra Safevî tahtına on yaşında bulunan en büyük oğlu Tahmasb getirilir. Tahmasb, henüz iki yaşında iken Horasan valiliğine gönderilmiş ve altı yıl orada kalmıştır. Beş yaşındaki kardeşi Sam Mirza Horasan’a vali tayin edilince babasının yanına dönmüştür (1522). Şah İsmail ölünce Safevî tahtına oturmuştur (1524). Saltanatının ilk yılları, devleti kuran Türk beyleri arasındaki ihtilaf, rekabet ve çatışmalarla geçer. Doğu’dan Özbeklerin baskı ve işgalleri devam eder. Bazı kabile beylerinin Osmanlı Devleti’ne, bazı Osmanlı kabilelerinin de Safevî Devleti’ne iltica etmeleri iki kardeş devlet arasında savaşlara sebep olur. Kanunî’nin Irakeyn ve Tebriz seferleri bu cümledendir (Hammer 1992: III/125). Ancak, Mayıs 1555’te iki ülke arasında imzalanan Amasya Barış Antlaşması, İran Türklüğüne çok fayda sağlar. Bu antlaşma ile Osmanlı Türk Devleti, Safevî Türk Devletinin varlığını kabul etmiş ve bu devleti ortadan kaldırmak fikrine son vermiştir (Sümer 1992: 68).

Diğer yandan babasına ve kardeşi Selim’e başkaldıran Kanunî’nin küçük oğlu Bayezid’in 12 bin kişilik ordusu ile Şah Tahmasb’a sığınması (1559) (Hammer 1992: III/435), Kanunî’nin ısrarlı isteği üzerine Tahmasb’ın Şehzade Bayezid’i dört oğlu ile birlikte boğdurtması hadisesi, Osmanlı- Safevî ilişkilerini farklı boyutlara taşımıştır (Turan Ş. 1997: 112-135; Kütükoğlu 1979: 647; Uzunçarşılı 1975: II/407). Tahmasb, bu olaydan çok faydalanmıştır. Kendisine sığınan Osmanlı şehzadesini pazarlık konusu yaparak hem maddî kazanç elde etmiş hem de Osmanlı Devleti ile barışı sürdürmüştür. 53 yıl saltanat süren Tahmasb’ın, barışçı, akıllı ve âdil siyaseti sayesinde İran’da ziraî ve iktisadî hayat canlanmış, imar hareketi başlamış, ülkenin nüfusu artmıştır (Sümer 1992: 69)

Şah Tahmasb, veliahd tayini hususunda kabile beyleri arasında çıkan ihtilaf dolayısıyla 15 Mayıs 1576 günü öldürülür (Kütükoğlu 1979: 646). Uzunçarşılı (1973: III/55), Şah Tahmasb’ın, kendinden olma oğlu Haydar’ın tahta geçmesini isteyen Gürcü eşi tarafından zehirlenerek öldürüldüğünü yazar.

Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar