Şah Abbas, Osmanlı Ordusunun Kafkasya’yı aldığı sırada karşı gelmeyip onlara tabi olan Kazaklar, Şemseddinli ve Otuz İki oymaklarını, Osmanlı ordusu çekildikten sonra, cezalandırmak ve bazı bölgeleri emniyete almak için Karabağ ve Şirvan halkı ile birlikte 15 bin aileyi Ferahabad’a yerleştirmiştir. Kazaklar oymağını ise Fars bölgesine sürmüştür (Sümer 1992: 153 vd.).
Bugünkü Kaşkay Türklerinin bir kısmı Kazaklıların torunlarıdır. Yine Şah Abbas döneminde (1603) 2 bin hanelik Sil-süpür tayfası; 1605 yılında Erzurum ile Pasin arasında yaşayan büyük bir topluluk olan Mukaddem adlı Türk oymağı; 1623 Bağdat Seferi sırasında Gündoğmuş ve tayfası İran’a göçmüşlerdir (Sümer 1992: 154).
Selçuklu Devleti’nin yıkılışından sonra İran’da siyasî hâkimiyet küçük hanedanların eline geçmiştir. İldenizliler, Salgurlular, Yezd Atabeyliği, Büyük Loristan Atabeyliği, Küçük Loristan Atabeyliği, Harzemşahlar, Gurlular bunlardan bazılarıdır. Selçukluların mirasını paylaşamayan Harzemşahlar ile Gurlular arasındaki mücadele uzun sürmüştür. Harzemşah Muhammed yarım asır süren mücadeleden sonra İran coğrafyasının siyasî bütünlüğünü kurmayı başarmışken doğudan Moğol istilasıyla karşı karşıya kalır. Moğollar, 1218’de Harzem imparatorluğu sınırları içinde kervanlarının soyulmasını bahane ederek, güneydeki Fars Atabeyliğinin dışında – bu bölgede hayli Türkmen unsuru vardır (Sümer 1957: 435)- bütün orta ve batı İran’ı yağmalar, pek çok insanı öldürür ve ülkeyi harabeye çevirirler.
Hülâgû Han, Abbasî hilafetine son verdikten sonra İran’da siyasî birliği kurar. Böylece İran ve çevresi bir asır sürecek İlhanlı hâkimiyeti altına girer (Özgüdenli 2000: 398; Roux 2007: 291). Moğollar fethettikleri bu coğrafyaya İç Asya Türklerini bilhassa Uygur Türklerini getirirler. İbn Esir’in yazdığına göre Moğol ordusunun yarısından çoğu Türk’tür. Cuveynî ve Reşid gibi pek çok tarihçiye göre Hülâgü Han ile birlikte İran’a 2 milyon Türk gelmiştir (Heyet 2004: 11). Getirilen bu Türkler ile yerli göçebe Türkler kısa sürede kaynaşırlar. Hatta yönetimde bulunan ve sayıları az olan Moğollar bile Türkleşir (Sümer 1957: 439). Moğolların düzenli bir şekilde Türkleri askere alması ve ekonomik hayata katması ki Moğol hizmetinde bulunan yabancı toplulukların en kalabalık ve etkilisi Türkler idi, İran’da ve Orta Doğu’da Oğuzların daha da güçlenmesini sağlar.
Cengiz çağı, pek çok coğrafyada olduğu gibi İran coğrafyası ve Orta Doğunun da Türkleşmesini teyit etmiştir (Golden 2002: 243, 245; Roux 2007: 271) . Gazan Han ve Olcaytu, Ucan ve Sultaniye gibi yeni şehirler kurup önemli imar faaliyetleri yürütürler. İlhanlı Devleti’nin siyasî birliğinin sona ermesinden sonra İran’da hâkimiyet yine küçük hanedanlar arasında paylaşılır.
Çobanoğulları, Celâyirliler, İncilular, Muzafferîler, Serbedârîler, Kertler, Toga Timurlu gibi (Özgüdenli 2000: 398). Selçukluların bakiyesi olan Bayat, Döger, Çepni ve Bayındır boylarına mensup
göçebe Türkler veya Cengiz Han topluluklarıyla birlikte gelen Oğuz kökenli Türkmenler, Ortadoğu, Ermenistan, Güney Kafkasya ve Azerbaycan’da yeni devletler oluştururlar. Bunlar arasında Karakoyunlular ile Akkoyunlular büyük güce sahiptiler (Roux 2007: 320). Bütün bu bölgeyi ele geçirmek isteyen Timur, 1392 yılında Horasan’dan girerek beş yıl içerisinde Mâverâünnehir’den Akdeniz’e kadar uzanan bu coğrafyada büyük bir imparatorluk kurar. Ancak Türk ve İslâm âlemine karşı, kötü sonucu hâlâ devam eden en büyük hatayı yapar. 1402’de Ankara Savaşı’nda Yıldırım Bayezid’i esir alarak Anadolu’daki Türk birliğinin bozulmasına ve İstanbul’un alınmasının elli yıl gecikmesine sebep olmuş; biri 1391, diğeri 1395’te olmak üzere iki defa devrin en büyük Müslüman Türk devletlerinden olan Altın Ordu devletinin üzerine çok büyük tahripkâr sefer yaparak bu devleti temelinden yıkmış ve Moskova Rusyası’nın süratle yükselmesine sebep olmuştur
(Kurat 2002: 138).
Timur, Anadolu’dan galip olarak dönerken, Anadolu ve Suriye’den Şamlu, Musullu, Rumlu, Kaçar, Afşar, Zülkadr, Kovanlu, Kozanlu, Tekelü, Baharlu, Varsaklu, Begdili gibi bazı Türk boylarını Azerbaycan’a (Şimdiki Kuzey ve Güney Azerbaycan’a) getirir.
Bunların ekserisi Erdebil Safevî dergâhının Şeyhi Hoca Ali’nin etrafında kümelenir, onun ve oğlunun müritleri olurlar (Heyet 2004: 12). Altın Ordu devletinin yıkılmasının üzerinden yarım asır geçmeden Ruslar Karadeniz’e ulaşacak, Ejderhan’ı alıp Kafkasya’ya inecek ve Orta Asya’ya doğru yayılacaktır (Uzunçarşılı 1972: I/301; III/33 vd.; Özdek 1990: 249). Diğer yandan, Timur’un önünde fazla varlık gösteremeyen Akkoyunlu ve Karakoyunlu devletleri, Timur’un ölümünden sonra tekrar sahneye çıkacaklardır (Roux 2007: 320; Özgüdenli 2000: 398 vd.).
13. yüzyılın sonlarında Türkistan’dan göçüp Fırat ve Dicle nehirlerinin yukarı vadisine yerleşen Oğuz boyundan Karakoyunlular, Karakoyunlu beyi Kara Mehmet’in oğlu Kara Yusuf Bey sâyesinde 14. yüzyılın ortalarında Erzurum-Musul
arasında siyasî yapılanmaya başlarlar ve Doğu Türkmenlerinin önemli bir kısmını da etraflarına toplayarak 15. yüzyılın başlarında Azerbaycan, Irak-ı Arap ve Irak-ı Acem ve Fars eyaletlerini ellerine geçirip büyük bir imparatorluk kurarlar.
Bu önemli hadise üzerine Türkiye’nin doğu bölgelerindeki Türkmen aşiretlerinden pek çoğu, hatta Maraş bölgesindeki Ağaçeriler de dâhil İran’a göç ederler (Sümer 1957: 444; Uzunçarşılı 1988: 181) Bilhassa 1405’ten sonra, İran’a batıdan akın eden Karakoyunlu Kara Yusuf’un 1406’da Tebriz’i almak suretiyle başlattığı hareketi, haleflerinden Cihanşah (1435-1467)devam ettirir. Cihanşah devrinde, Karakoyunlu Devleti’nin sınırları Osmanlı ve Memlûk devletleri sınırlarına kadar dayanır. Başka bir ifade ile Karakoyunlular askerî ve siyasî örgütlenmeleri, iyi idarecileri ve zenginlikleri sayesinde, Doğu Anadolu, Irak, Sultaniye, Kazvin, Rey, İsfahan, Fars, Kirman bölgelerini, bütün batı İran’ı Herat’a kadar hâkimiyetleri altına alırlar.
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır




Bir yanıt yazın