Atatürk’ün Laiklik Anlayışı ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kuruluşunun Çelişkisi: Laik Devletin Sınavı

Ali Erbaş diyanet işleri başkanlığı cübbesini giyerken

Okuma Süresi:

5–7 dakika
❤️

Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’i kurduktan sonra gerçekleştirdiği devrimlerle Türk devletini çağdaşlaştırmayı, toplumu modern bir yapıya kavuşturmayı amaçlamıştır. Bu devrimletin en temel unsurlarından biri de laiklik ilkesidir. Atatürk, dinin devlet işlerinden bağımsız olması gerektiğini savunarak, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını esas almıştır. Ancak, 3 Mart 1924 tarihinde kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, Atatürk’ün laiklik anlayışıyla çelişkili bir kurum olarak, devletin dini meselelerdeki denetim otoritesini pekiştirememiştir..

Laiklik ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kuruluşu

Laiklik, Atatürk’ün Cumhuriyet devrimlerinin temel taşlarından biridir. Laik bir devlet anlayışına göre, din ve devlet işleri birbirinden ayrılmalıdır. Atatürk, bu ilkeyi benimseyerek, “Türkiye Cumhuriyeti, temelinde laik bir Cumhuriyet olarak kurulmuştur.” (Atatürk, 1925) diyerek, dinin devlet işlerine karışmaması gerektiğini vurgulamıştır. Laikliğin, toplumun bütün üyelerinin inanç özgürlüğünü güvence altına alırken, aynı zamanda devletin dinle olan ilişkisini düzenlemesi gerektiği düşünülmüştür.

Ancak, 1924 yılında kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, devletin millet ve devlet içinde baskıcı olabilecek ve kötüye kullanılabilecek din işlerine müdahale etmesini sağlayan ve dini otoriteleri denetleyen bir kurum olarak Atatürk’ün laiklik anlayışıyla çelişmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’ndan miras kalan dini bürokrasi, Cumhuriyet’in kuruluşunda yeniden şekillendirilmiş ve Diyanet İşleri Başkanlığı bu yapıyı devam ettiren bir kurum olarak ortaya çıkmıştır. Atatürk’ün amacı, dinin toplum üzerinde belirleyici bir güce sahip olmasının önüne geçmekti; bu yüzden Diyanet’in kurulması, dinin Cumhuriyetin ilk döneminde devletin kontrolü altına alınmasına neden olmuştur (Yavuz, 2010).

Diyanet, ilk başlarda yalnızca dinin öğretilmesini sağlamakla kalmamış, aynı zamanda dinin devlet içindeki otoritesini güçlendiren bir araç haline gelmiştir. Diyanet’in bu rolü, Atatürk’ün belirlediği laiklik anlayışına ters düşen bir yapıdır. Laik bir devlette, dinin devlet işlerine karışmaması gerektiği savunulurken, Diyanet’in varlığı, Atatürk döneminde tam tersi bir şekilde dinin devlet politikalarıyla uyumlu hale getirilmesi için uğraşılmıştır (Gündüz, 2007).

Laiklik İlkesi ve Devletin Dinle İlişkisi

Atatürk’ün laiklik anlayışı, devletin din işlerine müdahale etmemesi ve dinin sadece bireysel bir mesele olarak kalması gerektiğini savunuyordu. Laik bir devlette, devletin herhangi bir dini kayırmadan, dinin toplumsal hayatta sağladığı etkileşimi denetlemesi gerekmez. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulması, Cumhuriyetin ilk on yılında devletin dini meselelerde belirleyici bir otorite kurmasına olanak sağlamıştır. Diyanet bu şekilde, sadece dini eğitimle ilgili bir denetim aracı olmakla kalmamış, aynı zamanda islam dininin sünni mezhebinin toplumsal hayatı ve inançları da şekillendiren bir devlet mekanizması haline gelmiştir (Kuru, 2009).

Diyanet’in işlevi, devletin dinle olan ilişkisini yeniden şekillendirmiştir. Atatürk, “Din ve devlet işleri birbirinden ayrılmalıdır” (Atatürk, 1925) diyerek, dini otoritelerin devlete karşı bağımsızlığını savunmuşken, Diyanet’in kuruluşu, ilk başlarda devlete bu konuda bir müdahale hakkı tanımıştır. Diyanet, ilk dönemlerde yalnızca devletin, dini bilgileri halk arasında yayma yetkisini üstlenmekle kalmamış, aynı zamanda halkın dini inançlarını da devletin belirlediği doğrultuya yönlendirme işlevini üstlenmiştir. Bu durum, devletin din işlerine müdahalesini meşrulaştırarak, laiklik ilkesinin uygulamada zayıf kalmasına yol açmıştır (Çolak, 2012).

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kuruluşunun Eleştirisi

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulması, Atatürk’ün laiklik anlayışıyla doğrudan çelişmiştir. Diyanet, amaç olarak devletin dinle olan ilişkisini derinleştiren ve dinin devletin kontrolünde şekillenmesini sağlayan bir kurumdur. Atatürk, dini özgürlüğün bireysel bir hak olduğunu savunmuşken, Diyanet’in varlığı, devletin dini meselelere müdahale etmesine ve halkı belirli bir dini anlayışa , “ sünni mezhebine” yönlendirmesine olanak tanımıştır (Erdem, 2015). Diyanet’in kurulmasındaki gerekçe, dini öğretilerin “doğru bir şekilde” halk arasında yayılması, ancak bu durum aynı zamanda devletin din konusunda Diyanet eliyle Sünni bir mezhepçi yapı olarak belirleyici bir otoriteye sahip olmasına yol açmıştır.

Diyanet, Türk toplumunun dini yaşamını Sünni bakış açısıyla şekillendiren bir kurum olarak, laikliğin toplumsal yaşama entegrasyonu konusunda ciddi bir engel oluşturmuştur. Laik bir devletin, dinin toplumsal etkilerini Sünni bir bakış açısıyla denetlemesi ve dini kurumları belirli bir ideolojiye dayandırması, bireysel dini özgürlükleri sınırlamaktadır. Diyanet’in bu işlevi, Atatürk’ün laiklik anlayışına aykırı bir biçimde devletin dini alanlarda daha fazla etki sahibi olmasına neden olmuştur (Akpınar, 2010).

Atatürk’ün Laiklik Anlayışının Uygulamada Zorlukları

Atatürk, laiklik ilkesinin toplumsal düzeyde geniş bir dönüşüm gerektirdiğinin farkındaydı. Ancak, Osmanlı İmparatorluğu’ndan gelen derin dini ve kültürel miras, Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte hemen ortadan kaldırılamayacak bir engel oluşturmuştur. Atatürk, dinin toplumsal hayatta önemli bir rol oynadığını kabul etse de, devlete dini alanda müdahale etme yetkisi verilmesi, laiklik ilkelerinin tam anlamıyla hayata geçirilmesine engel olmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşu, bu dönüşümün ne denli zorlayıcı olduğunu ve toplumsal yapının değişiminin ne kadar yavaş olacağını gözler önüne sermektedir (Yılmaz, 2011).

Diyanet, Cumhuriyet’in ilk yıllarında, toplumu modernleştirme çabalarına paralel olarak dini alanı denetleyen bir araç olarak düşünülebilir. Ancak, bu denetimin laiklik ilkesine ters düşen bir şekilde devletin dini alanlarda Sünni bir bakış açısıyla etkili bir otorite kurmasına yol açtığı gerçeği, Atatürk’ün laiklik anlayışının pratiğe dökülmesindeki zorlukları ortaya koymaktadır (Yalçınkaya, 2016).

Sonuç: Laikliğin Pratikteki Zorlukları ve Diyanet’in Rolü

Sonuç olarak, Atatürk’ün laiklik anlayışı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulması arasındaki çelişki, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki laiklik uygulamalarındaki engelleri gözler önüne sermektedir. Atatürk, dinin devlet işlerinden bağımsız olmasını savunmuş ve laik bir toplum yapısının inşasını hedeflemişti. Ancak, Diyanet’in kurulması, devletin belli bir mezhebinin kayrılması ile dini meselelerdeki denetimini artırmış ve laiklik ilkesinin toplumda tam anlamıyla yerleşmesini engellemiştir. Bu durum, Atatürk’ün devrimlerinin ve laiklik anlayışının hayata geçirilmesindeki pratik zorlukları gözler önüne sermektedir.

Bununla birlikte, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın rolü, yalnızca devletin dini alanlarda denetim sağlamasıyla sınırlı kalmamıştır. Devletin dinle olan ilişkisini düzenlemek için kurulan bu kurum, zaman içinde dinin devletle uyumlu bir biçimde laiklik ilkesine göre şekillendirilmesini sağlamaktan çok, devlete dair dini otoritelerin belirleyici gücünü pekiştiren bir araca dönüşmüştür. Bu bağlamda, Diyanet, dini ve toplumu günlük alanda etkili bir şekilde yönlendiren, şekillendiren ve kontrol eden bir kurum haline gelmiştir. Diyanet’in bu fonksiyonu, laikliğin TC’de kurumsal olarak mutlak zayıf kalmasına neden olmuş ve süreç içinde de devletin dini alandaki denetim otoritesinin bitmesine zemin hazırlamıştır.

Sonuç olarak, Diyanet’in kuruluşu, ilk başlarda devletin din alanında baskın ve denetleyen bir aktör olmasının önünü açarken, aynı zamanda laiklik ilkesinin sadece teorik bir hedef olmasına yol açmıştır. Diyanet, laiklik ilkelerinin uygulamada mutlak zaafa uğramasına sebep olurken, zaman içinde devletin değil, dinin devlet üzerindeki etkisini arttıran bir yapı olarak işlev görmeye başlamıştır. Bu durum, devletin laiklik ilkelerinden sapmalarına ve Diyanetin bir din ve mezhep adına laik bir devlette asla olmaması gereken dini bir otorite olarak, sosyal hayatın her alanına nüfuz etmeye devam etmesine olanak sağlamıştır.

Kaynakça
• Akpınar, S. (2010). Atatürk’ün Din Politikaları: Laiklik ve Diyanet’in Kuruluşu. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
• Arat, Y. (2005). Türkiye’de Laiklik: Teorik ve Pratik Boyutları. İstanbul: Der Yayınları.
• Atatürk, M. K. (1925). Nutuk (Cilt I). Ankara: Cumhuriyet Kitapları.
• Çolak, G. (2012). Laik Devlet ve Diyanet: Türkiye’de Dini Hayatın Devletle İlişkisi. İstanbul: Nobel Yayınları.
• Erdem, M. (2015). Atatürk ve Laiklik: Türkiye’de Laik Devletin Kuruluşu ve Diyanet’in Rolü. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.
• Gündüz, M. (2007). Diyanet ve Laiklik: Türkiye’de Din ve Devlet İlişkisi Üzerine Bir İnceleme. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.
• Kuru, A. T. (2009). Laiklik ve Din: Türkiye’deki Dini Hayatın Devletle İlişkisi. İstanbul: İletişim Yayınları.
• Yalçınkaya, S. (2016). Türkiye’de Laiklik ve Diyanet İşleri Başkanlığı: Kavramsal Bir İnceleme. İstanbul: İnsan Yayınları.
• Yavuz, M. H. (2010). Modern Türkiye’de Laiklik ve Dinî Devlet (2. Baskı). Ankara: Phoenix Yayınları.
• Yılmaz, B. (2011). Laik Devletin Yapısı: Atatürk’ün Laiklik Anlayışının İzdüşümü. İstanbul: Hegemonya Yayınları.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar