AMERİKAN ASKERLERİNE FES?

Okuma Süresi:

3–4 dakika
❤️
untitled

AMERİKAN ASKERLERİNE FES?

HÜSEYİN MÜMTAZ

Durup dururken bu da şimdi nereden çıktı?” demeyin.

Haber şu;

“Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye’ye Montrö Sözleşmesi’ni hatırlatarak, Boğazlar’dan geçerek Karadeniz’e açılan Amerikan savaş gemilerinin bölgede bulunma sürelerinin anlaşmaya aykırı şekilde uzatıldığını iddia etti.

Lavrov, Kazakistan Dışişleri Bakanı Yerlan İdrisov ile Moskova’daki görüşmelerinin ardından düzenlediği basın toplantısında Türkiye’yi Montrö Sözleşmesi’ni hatırlatarak uyardı.

Lavrov, ‘Son dönemde Türkiye Boğazları üzerinden Karadeniz’e açılan Amerikan savaş gemilerinin burada bulunma sürelerinin anlaşmalara aykırı biçimde birkaç defa uzatıldığına şahit olduk. ABD tarafına olduğu gibi Boğazlar’ın sahibi Türkiye’ye de altına imza attığı Montrö Anlaşması şartlarına sadık kalmasını tavsiye ediyoruz’ dedi.

Rus Dışişleri Bakanı, ‘Karadeniz’e kıyısı bulunmayan ülkelerin burada savaş gemisi bulundurma süreleri ve tonajları anlaşmayla belirlenmiştir. Anlaşmaya riayet edilmesini bekliyoruz’ diye konuştu”.

Bilindiği gibi “1936 Montrö Anlaşması”na göre Karadeniz’de kıyısı olmayan ülkeler için toplam 15.020 ton ve en fazla 21 gün sınırlaması vardır.

Cevap da şu;

“Türkiye’nin Karadeniz’e açılan ABD savaş gemilerine Montrö Anlaşması’na aykırı olarak anlaşmada belirlenmiş süreden daha fazla kalma hakkı tanıdığı iddialarına Ankara tepki gösterdi.

Yetkililer, Rusya’nın iddiasının hiçbir şekilde doğru olmadığını, geçişlerin ve Karadeniz’de kalışların tamamen Montrö Anlaşması’na uygun olarak yapıldığını söylediler. Bu arada Hürriyet’in edindiği bilgiye göre Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ABD’de olması nedeniyle saat farkından dolayı, Türkiye’nin resmi açıklaması gecikti. Rusya’nın iddialarına yanıt niteliğindeki resmi açıklamanın hazırlanmak üzere olduğu ve konuyla ilgili Dışişleri’nin açıklamasının kısa süre içinde kamuoyuna iletileceği öğrenildi”.

Bu haberler 3 Nisan tarihlidir ve aradan 24 saat geçmiştir.

24 saat geçmiş ama “saat farkından dolayı” geciken resmi açıklama halen, bir türlü yapılamamıştır.

Rusya ile Türkiye arasında “saat farkı” yoktur.

Dâvutoğlu’nun, “saat farkı” olan Amerika’da bulunuyor olması; TC Dışişleri Bakanlığı’nın da Amerika’da olduğu sonucunu doğurmaz.

Doğurmamalıdır.

Dumanla yahut güvercin kanadı ile haberleşilmemektedir bu çağda..

Verilecek cevap varsa “çat” diye verilir.

Türk Dışişleri; dünyada “imparatorluk hariciyesi”nden neş’et eden birkaç dışişlerinden biridir. Ve bunun değeri asla küçümsenemeyecek ağırlıktadır.

“Osmanlı bakıyyesi” lâfını ağızlarından düşürmeyenlerin bunun gerçekten gerektiği noktada hiç farkında olmaması, ısrarla bunu görmezden gelmeleri de son derece düşündürücüdür.

Çözüm?

Korkarım geçmişte yaptığımız gibi olacak..

1914 Ağustos’unda; İngiliz ve Fransız donanmalarından kaçan iki Alman “sefain-i harbiyesi”, Goben ve Breslau, Osmanlı’ya sığınıp; “satın alındıkları ifade edilip” Yavuz (1996’da Yunan kayalıklarında karaya oturan TCG YAVUZ’la karıştırmayın) ve Midilli adlarını aldıktan sonra Osmanlı bayrağı çekilmemiş, Alaman mürettebata da fes giydirilmemiş miydi?

Bu tarihî “kılıfına uydurma” metodu acaba Karadeniz’de öngörülen süreyi geçiren Amerikan gemileri için de uygulanabilir mi?

Fakat ben mürettebatın bu sefer o kadar kolay fes giyeceğinden şüpheliyim.

“Malûm olay”dan sonra Türk Hariciyesi’nin ikinci çaresizliği de yine ne yazık ki Süleyman Şah türbesi konusunda yaşandı.

Çakırözer’e göre rivayet o ki şu sıralar NATO’da “diplomatlar” sızan kayıtlarla ilgili özellikle iki senaryoyu değerlendiriyormuş:

1. Suriye tarafından Türk topraklarına birkaç roket atılması senaryosu: Türkiye’ye yönelik doğrudan bir saldırı halinde 5. maddenin hayata geçmesi gerekiyor. Diplomatlar, ülkelerini bir anda Suriye ile savaşın içine sokacak böyle bir senaryonun, Türk güvenlik ve istihbarat birimlerinin üst düzey yetkililerince “bu kadar rahatlıkta tartışılıyor olmasına” çok şaşırdıklarını ve kaygı duyduklarını belirtiyorlarmış.

2. Süleyman Şah Türbesi’ne saldırı senaryosu: Türkiye’nin toprağı sayılan Suriye içindeki Süleyman Şah Türbesi’ne Şam rejimi ya da El Kaide tarafından bir saldırı düzenlenmesi halinde bunun 5. madde kapsamında olup olmayacağı da NATO koridorlarında tartışılır hale gelmiş ve,

“Bu senaryo sızdığından bu yana, bunun olası sonuçları NATO koridorlarında hem askerler hem de siviller arasında konuşuluyor. Varılan sonuç şu: Türbeye yapılacak bir saldırı nedeniyle Türkiye ile Suriye savaşa girerse, NATO’nun ortak savunma ilkesi devreye girmeyecek” diyorlarmış.

Türkiye’nin eski NATO Daimi Temsilciliği görevini de yürütmüş olan emekli Büyükelçi Ümit Pamir’in konu ile ilgili değerlendirmesi de şöyleymiş:

“Doğrudur, hukuken, Türkiye’nin yurtdışındaki tek toprak parçası olan Suriye sınırları içindeki Süleyman Şah Türbesi’ne yapılacak bir saldırı NATO’nun ‘ortak savunma’ ilkesini harekete geçirmez. Çünkü Türkiye NATO’ya üye olurken o türbeyi kendi toprağımız olarak kayıtlara geçirtmedi.”

Buyur burdan yak..

Afganistan, Kosova, Somali…. NATO toprağı olarak kayıtlara geçirilmiş miydi de NATO kılığında ABD-BM bizden asker istemişti?

Yahu ne kadar uluslararası bir problem haline gel(tiril)di şu türbe?

NOT; Yazıya son noktayı koyduğum saat 17.24 itibariyle Dışişleri daha “saat farkı”nı kapatabilmiş değildi.. 4 Nisan 2014

57’İNCİ ALAY HER YERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar