İsrail ile gelinen nokta ortada. Türkiye sarpa saran ilişkilere çıkar yol bulmak için bir süredir Tel Aviv ile görüşmenin yollarını arıyor. Geçen hafta Washington’da olan Ehud Barak ile bir araya gelinmesi için bir girişimde bulunuldu ancak Barak son anda caydı. Önceki gün Brüksel’de Ahmet Davutoğlu ve Ben-Eliezer arasındaki gizli görüşme bu girişimlerin sonucu. Dışişleri ‘talep İsrail’den geldi’ diyor ama güvendiğim kaynaklardan da teyit ettirdiğime göre işin aslı tam tersi.
***
İsrail görüşme isteğini kabul etti yalnızca. Bu kabulün sebebi geri adım ya da özür olasılığı değil. Tek bir sebep var Brüksel’de masaya oturulmasının arkasında: ABD’ye 7 Temmuz öncesi jest yapmak. 7 Temmuz’da İsrail Başbakanı Netanyahu ABD’de Obama ile görüşecek. Bu görüşme İran konusunda sertleşme ve ilişkilerin pekiştirilmesi için bulunmaz fırsat. İki tarafın da önemli çıkarları var birbirlerinden. O nedenle şu sıra birbirlerinin suyuna gidiyorlar.
İsrail, Türkiye ile masaya oturarak ‘ben diyaloğa açığım’ mesajı veriyor. Böylece Washington üzerindeki ‘İsrail’i uzlaşmaya ikna et’ baskısı azalmış oluyor.
***
Gönül ‘İsrail dize geldi’ demek isterdi ama maalesef öyle değil. Brüksel’deki toplantıda İsrail Türkiye’nin taleplerine olumlu cevap vermedi. Üstelik dün Başbakan Netanyahu çıktı ve ‘Dışişleri Bakanı Lieberman’ın haberi olmadan böyle bir görüşme yapılması hataydı’ dedi.
***
İsrail ile aramızda esen rüzgarlarda bir ılınma yok…
ABD Obama
Gelelİm ABD ile aramızda esen rüzgarlara… Washington, yalnızca Beyaz Saray, düzenli caddeler ve temiz binalardan oluşan bir şehir değil. Onu dünyanın güç merkezi yapan özellik içindeki ilişkiler ağı. Bu ağ gücün birden fazla elde toplandığı bir ağ. Türkiye dış politikası son dönemde bu ağı okumamakta ısrar ediyor.
***
Birkaç gündür Obama-Erdoğan ikilisinin G-20 Zirvesi sırasında Toronto’da yaptığı görüşmenin başarısından bahsediliyor. ‘PKK için işbirliği’ deniyor, ABD’nin İsrail’e baskı kuracağı ileri sürülüyor… Bunların hiçbiri gerçekçi değil. Şayet karşılıklı nezaket ve iyi dileklerle sınırlı bir ‘başarı’ tanımlaması varsa, eyvallah. Bu yoruma itirazımız olmaz. Ama Türkiye-ABD ilişkilerinde gelinen noktayı anlamak için daha fazlasına bakmak şart…
***
ABD’nin başkenti tek elden yönetilmez. Bizdeki gibi başbakanın ya da parti başkanının çizgisi geri kalanı temsil etmez. Yani ABD Başkanı ile iyi geçinmek her zaman ABD yönetimi ile iyi geçinmek demek değildir. Şu sıralar yapılan hata tam da burada: Obama ile kurulan diyalog Washington-Türkiye ilişkisi ile bir tutuluyor. Halbuki ABD yönetimi farklı kanatlar üzerinden yürüyor: Bir yanda Obama diğer yanda Hillary Clinton, çoğu kez birbirine zıt politikalar içinde.
***
Türkiye’nin İran konusunda ABD’nin tutarsızlığını anlamaması bu ikiliği görmemesinden kaynaklanıyor. Obama baştan beri İran ile diyalog konusunda Türkiye’yi destekledi ama Washington demek sadece Obama demek değil ki! Başbakan Erdoğan geçen nisanda Washington’da ABD Başkanı ile görüşüp, arabuluculuk konusunda onay alırken Ahmet Davutoğlu, Clinton ile tam ters havada bir görüşme yapıyordu örneğin.
CLINTON CUMHURİYETİ
Dışişleri Bakanı Clinton İran’a karşı sertlikten yana. Bizim politikamıza tamamen ters bir politika yürütüyor. İyi ama Clintonlar bize dost değil miydi, diye soruyorsanız cevap açık. Politikada duygu değil, çıkar işler. Çıkarlar şu sıra İsrail’e yakınlaşmasını gerektiriyor. Neden mi?
***
Washington’da ara seçim havasına girildi. 4 ay sonra kongre ve temsilciler meclisinin bir kısmı yenilenecek. Yahudi lobisi Cumhuriyetçilere kayabilir. Bunu önlemek için var gücüyle onlara yakın duruyor Clinton. Üstelik bir de Türkiye’ye karşı öfkeli. Ermenistan sınırının açılmaması onu Kafkaslar’da zor durumda bıraktı. Önümüzdeki günlerde Azerbaycan ve Ermenistan ziyaretine çıkacak ve orada bu öfke yine canlanacak.
***
Gelelim Obama’ya…
***
Obama başta Türkiye’nin soyunacağı aktif role büyük destek verdi. Hatta İran konusunda mektup yazdı. Ancak son dönemde kendisine meydan okuyan dışişleri bakanına inat baştaki çizgisinde ısrar edeceğine giderek Clinton’ın çizgisine yaklaşıyor. Çünkü o da ara seçim telaşında. Şayet Yahudi lobisinin gönlünü kazanamazsa Cumhuriyetçilerin eline büyük bir koz geçecek.
***
Şimdi tüm bunları alt alta koyup gerçekçi olalım: Obama ve Erdoğan’ın Toronto’da yaptığı gelişme güler yüzlü geçmiş olabilir ama maalesef o görüşmeden bizim lehimize somut sonuç çıkmayacak. 7 Temmuz’da Washington’a gelecek Netanyahu’ya ‘özür dile’ baskısı tabii ki yapmayacak Obama. Kendi derdinde olduğu için en güçlü Yahudi lobisi AIPEC’i yanına almak için uğraşacak. PKK konusunda ise zaten yıllardır aynı sözler veriliyor ama sonuç ortada…
Nagehan Alçı [email protected]


Bir yanıt yazın